Drone saldırıları PKK'nın yeni stratejisi mi? Uzmanlar: Örgüt drone saldırılarını yaygınlaştırmayı ve şehirlere yaymayı planlıyor

Fotoğraf: millisavunma.com
Fotoğraf: millisavunma.com
TT

Drone saldırıları PKK'nın yeni stratejisi mi? Uzmanlar: Örgüt drone saldırılarını yaygınlaştırmayı ve şehirlere yaymayı planlıyor

Fotoğraf: millisavunma.com
Fotoğraf: millisavunma.com

Diyarbakır'da 19 Mayıs 2021 Çarşamba günü sabah 00.30 sularında 8. Ana Jet Üssü Komutanlığı'na patlayıcı yüklü maket uçak ile bir saldırı girişiminde bulunuldu.
Bu saldırıdan iki gün sonra bu sefer de Batman'da SİHA üssü olarak da bilinen İnsansız Uçak Sistemleri Üs Komutanlığı ile Şırnak'taki 23. Piyade Tümen Komutanlığı'na drone saldırıları düzenlendi.
Her üç saldırıda da dronelar vurularak düşürüldü. Saldırılarda maket uçakların da kullanıldığı öne sürüldü.
Yaşanan bu saldırılar aslında yeni değil.

İlk olarak Ağrı Doğubeyazıt'ta bulunmuştu
Edinilen bilgilere göre istihbarat birimleri, 2017 yılından itibaren PKK'nın drone saldırıları hazırlığında olduğu ihbarını aldı.
Hatta 12 Kasım 2017'te yapılan açıklamada Ağrı'nın Doğu Beyazıt ilçesinde bomba atar mühimmatı yüklenmiş bir drone ele geçirildi.
Ancak örgütün drone ve maket uçakları saldırılarda yaygın olarak kullanmaya başlaması 2020 yılında oldu.
İlk olarak 2020'nin ağustos ayında Kuzey Irak'taki askeri üslere maket uçaklarla saldırmayı deneyen örgüt aynı saldırıyı yurtiçinde ilk kez 10 Kasım 2020 günü Şırnak'ta denedi.
Ancak örgüt ilk defa geçtiğimiz günlerde Diyarbakır ve Batman gibi sınırdan daha uzak noktalarda drone ve maket uçaklarla saldırı girişiminde bulundu.
Türkiye karşıtlığıyla bilinen Amerikalı neocon yazar Michael Rubin de PKK'nın drone saldırılarına ağırlık vereceğini öne sürdü.
Peki bu saldırıların amacı ne? Örgüt neyi hedefliyor? Sözkonusu sistemleri nereden temin ediyor ve saldırılar sürer mi?
Bu soruyu uzman isimlere yönelttik.

"Model uçakların terör amaçlı kullanılması asimetrik saldırı"
21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Terörizm ve Terörizmle Mücadele Araştırmaları Merkezi Başkanı Emekli Kurmay Albay Ünal Atabay, PKK'nın model veya maket uçaklarla saldırmasının asimetrik olduğunu söyledi.
Atabay, "Terör örgütünün son dönemde saldırılarında kullanmaya çalıştığı uçan/uçurulan bu tip vasıtalar genel olarak maket uçak olarak biliniyor veya ifade ediliyor, aslında bunlar maket uçak değil model uçaktır. Yani bunların terör amaçlı kullanılması asimetrik bir saldırıdır. Diğer bir ifadeyle asimetrik gücün asimetrik bir vasıtasıdır" dedi. 

"PKK'nın model uçak ile saldırı girişimi 2003'lerde başladı"
"Model uçak/dronların temini ve ulaşımı kolay vasıtalardır" diyen Atabay, "Teknolojinin yarattığı fırsattan istifadeyle temin edilmesi ve ulaşılması kolaylaştıkça eylem tarzlarına da bunları dahil etme gayretlerini görüyoruz. Terör örgütünün aslında model uçak saldırı girişimi arayışları 2003-2004 yıllarına kadar gitmektedir. Yeni bir şey gibi ifade ediliyor olsa da 16-17 yıllık bir arayış ve gayretleri var, işte bu noktadan itibaren güvenlik güçleri de başta TSK başta olmak üzere aktif pasif karşı koyma tedbirlerini bu çerçevede geliştirmeye başlamışlardır" ifadelerini kullandı.

"Güvenlik güçleri saldırıyı önleyecek kapasiteye ulaştı"
Drone saldırılarına karşı alınan tedbirleri Atabay, şöyle anlattı:
"Nitekim gelinen noktada teknolojinin yarattığı fırsattan en üst düzeyde istifade edilerek elektronik harp, drone savar gibi sistemlerle ve diğer önleyici mekanizmalarla teçhiz edilerek saldırı girişimlerini önleyici hale geldikleri görülüyor. Kısacası güvenlik güçlerinin bu tip saldırıları en üst düzeyde önleyebilecek kapasiteye ulaştığını söylemek yerinde olacaktır."

"Etkisi yüksek, maliyeti az saldırılar"
"Örgüt neden bu saldırıları tercih ediyor?" sorusuna Atabay şu cevabı verdi:
"Terör örgütleri genel olarak bu tip vasıtalarla saldırıları; etkisi yüksek, maliyeti az ve pratik oluşu nedeniyle yönelmektedirler. Bu tarzdaki eylemler birkaç kişi ile yapılabilmektedir. Yani bu eylemlerde çok sayıda terörist unsuru kullanmadan az emek, az gayret, az risk, az maliyet ile etkili bir neticeye ulaşma arayışı vardır. Diğer tarafıyla örgüt bu tip eylemlerle, kendi tabanı üzerinde de sözde yetenek/kabiliyet gösterisiyle; güçlüyüz, ayaktayız mesajı vererek moral/motivasyon sağlayıcı tarzda psikolojik bir etki yapma peşinde olduğu söylenebilir. Aynı zamanda bu tip eylemler bir çaresizlik arayışının da ifadesidir. Diğer bir husus, terör örgütünün karadan bir saldırı ile etkili olamayacağı üs, tesis vs. yerlere bu tip vasıtalarla ulaşmaya çalıştığını söylemek mümkündür. Örgüt üzerinde güvenlik güçlerinin yarattığı etkiyi ve baskıyı gölgelemek adına da bu tür sansasyonel eylem tarzlarını seçiyorlar." 

Yurtdışından değişik kanallardan temin ediliyor
Bu vasıtaların internet üzerinden satıldığı gibi yurtdışından değişik kanallardan temin edildiğinin de anlaşıldığını kaydeden Atabay, "Ayrıca bunların parçalarını temin etmek suretiyle birleştirerek üretmeleri de mümkün. Kaldı ki Kuzey Irak'ta bazı yerlerde basit atölye tarzı yerlerde ürettikleri ve yine bunları üretebilecek yerlere sipariş ettikleri yönünde de bilgiler var. Yani bunlara kolay ulaşılabilir araçlar. Bununla birlikte gerek yurt içi gerekse uluslararası alanda terör örgütlerinin ulaşmasını engelleyici yönde bunların kontrol edilebilirliği üzerinde çalışmak, önleyici tedbirlere odaklanmak yerinde olacaktır" değerlendirmesinde bulundu.

"Sınır hattındaki drone saldırılarını şehirlere taşımaya çalışıyorlar"
Emekli Jandarma Kurmay Albay Aziz Ergen, PKK'nın SİHA'ların artmasının ardından arazide rahat hareket edemediği için riski daha az eylemlere yöneldiğini, son drone saldırılarını da bu kapsamda değerlendirmek gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
"Örgüt 2000'lerin başından itibaren uzaktan kumandalı patlatıcı kullanımına ağırlık vermişti. Şimdi de klasik eylem tarzını bırakarak istediği yerde, istediği zamanda ve istediği hedefe yönelik saldırı anlayışını benimsemiş görünüyor. Sınır hattındaki üs noktalarına yönelik dronelarla zaman zaman saldırı girişimleri oluyordu. Ancak bunu yurtiçine özellikle de 'Cepheci Teşkilat' adını verdikleri kent yapılanmaları kanalıyla şehirlere de taşımaya çalıştıkları görülüyor."

"Birinci hedefleri hava üsleri"
Ergen, bunun nedenini de şöyle açıkladı:
"Çünkü örgüte yönelik operasyonlara katılan uçakların ve helikopterlerin bulunduğu üsler genel olarak kent içlerinde veya yakınlarında. Sonuçta droneları kullanmak için özel bir piste, alana ihtiyaç yok. Küçük bir monitörden hareketlerini izleyebiliyorsun. Bunları yurtiçinden temin etmeleri de zor değil. Ortadoğu’da farklı ülkelerin güvenlik şirketleri var. Bunların kanalıyla da bu tür sistemleri temin edip, eğitimini de alabilirler."

"Benzer saldırılar yaygınlaşabilir"
Ergen, şu ana kadar ki saldırıların deneme amaçlı ve Türkiye'nin tepkisini anlamaya yönelik olduğunu öne sürerek, benzer saldırıların yaygınlaşabileceği uyarısında bulundu.

İnternetten bile sipariş edilebiliyor
Konuyla ilgili görüşünü aldığımız ancak görevi nedeniyle ismini veremediğimiz bir askeri yetkili de droneların açık pazardan temininin kolay olduğunu belirtti. 
Öncelikle saldırılarda kullanılanların maket uçak değil, drone olduğunu aktaran yetkili, "Maket uçak uçmaz çünkü, radyo kontrollü dronelar sabit kanatlı veya döner kanatlı" dedi ve şöyle devam etti:
"Alibaba gibi e-ticaret yapan firmalardan bile internet üzerinden 300-500 dolar gibi fiyatlara alınabilen dronelar var. Tabii ki daha pahalı sistemler de var. Bunların üzerine patlayıcı, havan mermisi ya da bomba atar mermisi ekleyip silahlı drone veya kamikaze drone çeviriyorlar."

DEAŞ'ı örnek aldılar
Droneların saldırı amaçlı kullanımının ilk olarak Suriye ve Irak'ta DEAŞ ve kimi radikal gruplarca başladığını öne süren yetkili, "PKK, DEAŞ ile Suriye'de çatışsa bile onlardan çok şey öğrendi ve örnek aldı" diye konuştu.

Drone savarlar ve makineli tüfeklerle düşürülüyor
Yetkili, dronelara karşı en etkili sistemlerin tek er tarafından bile kullanılabilen elektromanyetik dalgalar yayarak etkisiz hale getiren drone savarlar olduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Türkiye, drone savar üretiminde ilerleme kaydetti. Aselsan'ın ve bazı özel savunma şirketlerinin bu konuda çalışmaları mevcut. Drone tehdidine karaşı RF Jammer ve akkılı mühimmata sahip 40 mm bombaatardan oluşan drone savunma sistemi var Aselsan'ın. Drone savarlar kritik yerlerdeki birliklerde yakında yaygınlaşacak. Ayrıca hedef görüldükten sonra bu tür sistemleri uzun namlulu otomatik silahlarla hedef alarak vurmak da mümkün. Geçen günlerdeki saldırılarda duyulan ve çatışma olarak sosyal medyada lanse edilen silah sesleri de aslında bu droneları düşürmek için yapılan atışlardı."

Independent Türkçe



ABD’nin Guantanamo’daki “Küba kampı” projesi tartışma yarattı

ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)
ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)
TT

ABD’nin Guantanamo’daki “Küba kampı” projesi tartışma yarattı

ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)
ABD'nin Guantanamo'daki üssü, kurulduğu günden beri işkence ve hak ihlalleriyle tartışmaların merkezinde (Reuters)

İnsan hakları örgütleri, ABD'nin Kübalılar için Guantanamo'da "kamp" inşa etme planına tepki gösterdi.

ABD Güney Komutanlığı'nın (SOUTHCOM) başındaki Francis Donovan, 19 Mart'ta Senato'da yaptığı konuşmada, Küba'dan kitlesel bir göç yaşanması durumunda ülkeye girmeye çalışanların Guantanamo'ya yerleştirilebileceğini söylemişti.

Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde düzenlenen oturumda Donovan, Küba'daki Guantanamo Körfezi'nde yer alan ABD askeri üssünde bir "kamp" kurulacağını belirtmişti.

85 insan hakları grubu, Guardian'a gönderdikleri ortak mektupta Donald Trump yönetiminin planlarına tepki gösterdi.

"Guantanamo geçmişe ait bir kalıntı olmalıdır" denen mektupta, Beyaz Saray'dan Küba'da "insani krize yol açan ambargo ve cezai politikaları sonlandırması" istendi.

Ortak mektubu imzalayanlar arasında, 11 Eylül saldırıları ardından Guantanamo'ya gönderilen tutukluları temsil eden Anayasal Haklar Merkezi de var.

Donovan, SOUTHCOM'un "olası kitlesel göç durumunda İç Güvenlik Bakanlığı'yla koordineli hareket edeceğini" de söyledi.

Donald Trump, geçen yıl ocak ayında imzaladığı başkanlık kararnamesiyle İç Güvenlik Bakanlığı ve Pentagon'a "Guantanamo Körfezi Donanma Üssü'ndeki Göçmen Operasyon Merkezi'ni (MOC) tam kapasiteye çıkarmalarını" emretmişti. Bu kapsamda tesisin kapasitesinin 30 binin üzerine çıkarılması talimatı verilmişti.

Trump yönetimi insan hakları ihlalleriyle tartışma yaratan Guantanamo'ya Venezuelalı göçmenleri de göndermişti.

Guantanamo'daki MOC, üssün içindeki terörle ilgili gözaltı merkezinden ayrı tutuluyor. Hem Pentagon hem de İç Güvenlik Bakanlığı'nın yetki alanına giren MOC, denizde yakalanan göçmenlerin gözaltında tutulması için kullanılıyor.

ABD, Venezuela'ya 3 Ocak'ta baskın düzenleyerek ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmış, ardından Küba'yı da işgalle tehdit etmeye başlamıştı.

Trump'ın ada ülkesine petrol tedarikine tam ambargo uygulamasıyla derinleşen yakıt krizi nedeniyle çöp kamyonlarının çalışamadığı Havana'da sokaklar atıkla dolarken, halkın temel gıda malzemelerine erişimi iyice zorlaştı.

Ortak mektuba imza atan Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi'nden Michael Galant, şunları söylüyor:

Trump yönetimi Küba'dan gelebilecek göçten endişeleniyorsa çözüm basit: Ambargo ve yakıt ablukası yoluyla Küba halkını kasıtlı olarak yoksullaştırmayı bırakın.

Washington, adadaki Komünist rejime karşı baskıyı artırırken Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz Canel, liderlik görevini bırakmayacağını bildirerek "Biz, özgür ve egemen bir devlete sahibiz" demişti.

Independent Türkçe, Guardian, Truthout, Common Dreams, TeleSUR


Rusya ve Ukrayna, Paskalya ateşkesi öncesinde savaş esirlerini serbest bıraktı

Ukraynalı askerler (EPA)
Ukraynalı askerler (EPA)
TT

Rusya ve Ukrayna, Paskalya ateşkesi öncesinde savaş esirlerini serbest bıraktı

Ukraynalı askerler (EPA)
Ukraynalı askerler (EPA)

Rusya ve Ukrayna, bugün Ortodoks Paskalyası vesilesiyle savaş esirlerinin değişimi ve gece boyunca insansız hava (İHA) aracı saldırılarının ardından geçici bir ateşkese hazırlanıyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, iki taraf arasında az sayıdaki iş birliği alanından birinde, Rusya ve Ukrayna'nın karşılıklı olarak 175 savaş esiri değiştirdiğini duyurdu.

Yetkililerin açıklamasına göre, Rusya dün gece ile bu sabah arasında Ukrayna'ya en az 160 insansız hava aracı fırlattı ve ülkenin doğu ve güneyinde dört kişi öldü.

Odessa'nın güney bölgesi, en çok etkilenen yerler arasındaydı; yetkililer iki ölüm ve sivil altyapıda hasar olduğunu bildirdi.

Yetkililere göre, Ukrayna’nın İHA saldırıları, Rusya'nın güneyindeki Krasnodar bölgesinde bir petrol deposunda yangına ve konut binalarında hasara yol açtı.

Rus yetkililere göre, Ukrayna'nın doğusundaki Donetsk bölgesinin Rus işgali altındaki kesimine Ukrayna İHA’ları ile düzenlenen saldırıda iki kişi öldü.

Kremlin, bugün saat 16:00'da başlayıp yarın gün sonuna kadar sürecek, 32 saatlik geçici bir ateşkes ilan etti.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Ukrayna'nın ateşkesi sürdüreceğini ve Rusya'nın herhangi bir ihlaline "aynı şekilde" karşılık vereceğini teyit etti. X platformunda yaptığı paylaşımda şunları belirtti: "Ukrayna ateşkesi sürdürecek ve aynı şekilde karşılık verecektir. Rusya hava, kara veya deniz saldırıları düzenlemezse, biz de karşılık vermeyeceğiz."


Kaynaklar: İran’ın yeni Dini Lideri ağır yaralarla mücadele ediyor

Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)
Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)
TT

Kaynaklar: İran’ın yeni Dini Lideri ağır yaralarla mücadele ediyor

Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)
Tahran’da bir İranlı asker, Dini Lider Mücteba Hamaney ile Bender Abbas’ta öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri’nin de aralarında bulunduğu askeri liderlerin resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duruyor. (EPA)

Reuters, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in yakın çevresinden olduğu belirtilen üç kaynağa dayandırdığı haberinde, Hamaney’in savaşın başlarında babasının hayatını kaybettiği hava saldırısında yüz ve bacaklarından ağır yara aldıktan sonra hâlâ iyileşme sürecinde olduğunu bildirdi.

Kaynaklara göre, İran’ın başkenti Tahran’ın merkezindeki Bastur bölgesinde bulunan komuta kompleksine yönelik saldırıda Hamaney’in yüzünde ciddi deformasyon oluştu ve her iki bacağında ağır yaralanmalar meydana geldi.

İsimlerinin gizli kalmasını isteyen kaynaklar, 56 yaşındaki Mücteba Hamaney’in iyileşme sürecinin devam ettiğini, ancak zihinsel kapasitesini koruduğunu ifade etti.

Kaynaklar ayrıca, Hamaney’in üst düzey yetkililerle sesli konferanslar aracılığıyla toplantılara katıldığını ve ABD ile yürütülen müzakereler dahil olmak üzere kritik karar süreçlerine katkı sunduğunu aktardı.

Bu iddialar, İran’ın son yıllardaki en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğu ve aynı zamanda İslamabad’da bugün başlaması beklenen barış görüşmeleri öncesinde yönetim kapasitesine ilişkin tartışmaların arttığı bir dönemde geldi.

Reuters, söz konusu bilgileri bağımsız olarak doğrulayamadığını da not düştü.

19 Mart 2026’da Tahran’da, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in resminin yer aldığı bir afişin yanından geçen insanlar (Reuters)19 Mart 2026’da Tahran’da, İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in resminin yer aldığı bir afişin yanından geçen insanlar (Reuters)

Belirsizlik

Mücteba Hamaney’in nerede olduğu ve sağlık durumuna ilişkin belirsizlik sürerken, ülke yönetimini ne ölçüde yürütebildiğine dair soru işaretleri de devam ediyor. Saldırının ardından kendisine ait hiçbir fotoğraf, video ya da ses kaydının yayımlanmadığı belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Mücteba Hamaney, 28 Şubat’ta, savaşın ilk gününde gerçekleştirilen ve eski Dini Lider Ali Hamaney’in hayatını kaybettiği saldırıda ağır yaralandı.

İran makamları, yaralanmaların niteliğine ilişkin resmi bir açıklama yapmazken, devlet televizyonunda görev yapan bir sunucunun onu göreve getirildikten sonra ‘canbaz’ (savaşta ağır yaralanan kişi) olarak tanımladığı aktarıldı.

Söz konusu iddialar, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in 13 Mart’ta yaptığı ve Mücteba Hamaney’in yaralandığını ve muhtemelen yüzünün zarar gördüğünü söylediği açıklamayla da örtüşüyor.

ABD istihbarat kaynaklarına dayandırılan bir değerlendirmede ise Hamaney’in bir bacağını kaybetmiş olabileceği ileri sürüldü.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve İsrail makamları konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.

Ortadoğu Enstitüsü’nden analist Alex Vatanka, durumun ciddiyetinden bağımsız olarak, tecrübesiz bir yeni liderin babasının sahip olduğu mutlak otoriteyi kısa sürede kurmasının zor olduğunu belirtti. Vatanka, Mücteba Hamaney’in zamanla etkisini artırabileceğini ancak bunun yıllar alabileceğini ifade etti.

Kaynaklardan biri ise önümüzdeki bir iki ay içinde Dini Lider’in görüntülerinin kamuoyuna sunulabileceğini, ancak bunun yalnızca sağlık durumu ve güvenlik koşulları uygun olduğunda gerçekleşeceğini aktardı.

Mücteba’nın rolü

İran’ın siyasi sistemi uyarınca, Dini Lider geniş yetkilere sahiptir. Dini Lider, 88 din adamından oluşan bir kurul tarafından seçilirken, doğrudan seçilmiş cumhurbaşkanını denetler ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) başta olmak üzere kendisine paralel çalışan kurumları da yönlendirir. Bu yapı, DMO’ya önemli bir siyasi ve askerî nüfuz alanı sağlar.

İran’ın ilk Dini Lideri Ruhullah Humeyni, devrimin lideri olarak neredeyse mutlak bir otoriteye sahipti ve döneminin en etkili din adamı kabul ediliyordu. Onun halefi Ali Hamaney ise dini açıdan daha düşük bir otoriteye sahip olmasına rağmen, 1989’da liderliğe getirilmeden önce cumhurbaşkanlığı görevini yürütmüş ve ardından on yıllar boyunca özellikle DMO’nun güçlenmesinden de yararlanarak siyasi etkisini pekiştirmiştir.

grafik

Reuters’a konuşan üst düzey İranlı kaynaklar, Mücteba Hamaney’in babasıyla aynı mutlak yetki düzeyine sahip olmadığını ve savaş sürecinde stratejik kararlarda en baskın aktörün DMO olduğunu ifade etti. Kaynaklara göre DMO, Hamaney’in bu göreve gelmesine katkı sağlayan ana güçlerden biri oldu.

Reuters, İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) misyonundan Hamaney’in yaralanmalarının boyutu ve kamuoyu önüne neden çıkmadığına dair sorularına yanıt alamadığını belirtti.

Yetkililer ve süreci yakından takip eden kaynaklar, Mücteba Hamaney’in uzun yıllardır babasının ofisinde en etkili isimlerden biri olduğunu, devletin en üst kademelerinde güç kullanımı konusunda deneyim kazandığını ve DMO içindeki üst düzey isimlerle yakın ilişkiler geliştirdiğini belirtti.

Alex Vatanka ise Mücteba Hamaney’in sert çizgiyi sürdürme ihtimalinin yüksek olduğunu, ancak dünya görüşüne dair belirsizliklerin devam ettiğini ifade etti.

Habere göre Mücteba Hamaney’in kamuoyuna yönelik ilk açıklaması 12 Mart’ta yayımlandı. Bu açıklamada Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması gerektiği ve bölge ülkelerinin ABD üslerini kapatması çağrısı yer aldı.

O tarihten bu yana ofisinden kısa yazılı açıklamalar yayımlanırken, Nevruz dolayısıyla 20 Mart’ta yapılan açıklamada yeni yılı ‘direniş yılı’ olarak tanımladığı aktarıldı.

Bu süreçte İran’ın dış politika, savaş, diplomasi ve iç güvenlik konularına ilişkin pozisyonlarını ise üst düzey diğer yetkililer kamuoyuna aktarmaya devam etti.

Mizahi paylaşımlar... “Mücteba nerede?”

İran içinde Mücteba Hamaney’in ortadan kaybolması ya da kamuoyuna görünmemesi, sosyal medyada ve mesajlaşma uygulamalarındaki gruplarda geniş tartışmalara yol açtı. İnternet erişiminin zaman zaman kesintili olması nedeniyle bu tartışmaların ancak sınırlı ölçüde yayılabildiği, buna rağmen Dini Lider’in sağlık durumu ve ülkeyi kimin yönettiğine dair çok sayıda soru ve teori ortaya atıldığı bildirildi.

Sosyal medyada dolaşan içerikler arasında, boş bir koltuğun bir ışık altında gösterildiği ve “Mücteba Hamaney nerede?” ifadesinin yer aldığı mizahi paylaşımlar da bulunuyor.

Buna karşılık, hükümete destek veren bazı isimler ise liderin gözlerden uzak kalmasının güvenlik açısından zorunlu olduğunu savunuyor. Bu görüşe göre, ABD ve İsrail saldırılarının üst düzey isimleri hedef aldığı bir ortamda, kamuya açık görünürlük ciddi bir risk oluşturuyor.

Besic mensubu bir kişi de benzer bir görüşü dile getirerek, “Neden açıkça ortaya çıksın? Onu bu suçluların hedefi haline getirmek için mi?” ifadelerini kullandı.