İsrail, ekonomi ve sağlık alanları üzerinden Kudüs halkından intikam alma peşinde

Filistinliler, geçen ay Kudüs'teki yoğun gösterilerin ardından engellerin kaldırılmasını kutladılar. (EPA)
Filistinliler, geçen ay Kudüs'teki yoğun gösterilerin ardından engellerin kaldırılmasını kutladılar. (EPA)
TT

İsrail, ekonomi ve sağlık alanları üzerinden Kudüs halkından intikam alma peşinde

Filistinliler, geçen ay Kudüs'teki yoğun gösterilerin ardından engellerin kaldırılmasını kutladılar. (EPA)
Filistinliler, geçen ay Kudüs'teki yoğun gösterilerin ardından engellerin kaldırılmasını kutladılar. (EPA)

Filistinli kaynaklar, İsrailli yetkililerin Yahudileştirme projelerine ve Mescid-i Aksa'ya yönelik saldırılara karşı gösterdikleri mücadelenin intikamını almak için işgal altındaki Kudüs halkına karşı ekonomi ve sağlık alanlarında bir savaş başlattığını ve bu kampanya ile ciddi ekonomik yaptırımlar ve dükkan sahiplerine ve özel alanlara ağır vergiler dayatıldığını ifade etti.
Kaynaklar, İsrail Ulusal Sigorta Kurumu’nun bu durumu İsrail İç İstihbarat Servisi Şin-Bet’in tavsiyesi üzerine başlattığını ve kurumun bu amaçla sıradan vatandaşlara karşı da kullanıldığını kaydetti. Kaynaklar ayrıca kurumun, şehirdeki 16 siyasi aktivist ve serbest bırakılan mahkumların yanı sıra aile üyelerinden de sosyal ve sağlık güvence haklarını aldığını ve bu hakların bir dizi diğer Kudüslü mahkum ve idari tutukludan da geri alındığını açıkladı.
Kudüs'teki Esir Aileleri Komitesi Başkanı Emced Ebu Asab, işgal makamlarının işgal altındaki Kudüs'te serbest bırakılan 16 mahkum ve ailelerinin sağlık sigortalarını askıya aldığını belirtti. Kararın, serbest bırakılan Fetih Hareketi’nin Kudüs’teki Sekreteri Şadi Mutur ve serbest bırakılan iki mahkum Nasır Ebu Hudayr ve Macid el-Caabi'nin hastaneye tedavi görmeye gitmelerinin ardından tesadüfen keşfedildiği kaydedildi. Kaynaklar, sayının artmasının beklendiğini belirtti.
Asab açıklamasında, bu kararın Mescid-i Aksa Camii baskınını ve ibadet edenlere saldırıyı ve yerleşimciler için Şeyh Cerrah halkını evlerinden uzaklaştırma girişimlerini kınayan kentin tanık olduğu halk ayaklanmasının ardından iradelerini kırmak amacıyla Kudüs vatandaşlarının üzerindeki baskının ve şiddetin artırılması çerçevesinde geldiğini ifade etti. Asab, İsrail’in aldığı kararı söz konusu Kudüslülerin şehir sınırları içinde ikamet etmemeleri gerekçesine dayandırdığını, bunun da sigorta yardımı almak için bir şart olduğunu belirterek, karara dahil olanların hepsinin Kudüs ve Eski Şehir sakinleri olduğunu vurguladı. Ayrıca bazılarının işgal makamları tarafından şehirdeki evlerinde zorunlu olarak ev hapsinde tutulduklarına dikkati çekti.
Kudüs'teki yaşam koşullarının çok zor olduğunu belirten Asab, sağlık sigortasını kesme kararının, özellikle tedavi masraflarının yüksek olması nedeniyle durumu daha da kötüleştireceği uyarısında bulundu. Asab, sağlık sigortasını kesme kararının ve Kudüslülere karşı alınan diğer kararların vatandaşları bastırma ve onları yaşam meseleleri ve çeşitli sorunlarla meşgul etme girişimleri olduğunu vurguladı. Bu karara karşı çıkmak için kararda hedef alınan tutukluların itirazda bulunmak için insan hakları kurumlarına gittiklerini belirten Asab, Ortak Arap Listesi’nden Knesset (İsrail Parlamentosu) üyesi ve Knesset'te bulunan tutukluların dosyasından sorumlu Üsame es-Saadi’nin  bu karar hakkında bilgi almak için ilgililere mesajlar gönderdiğini bildirdi.
Sigorta yardımlarının, Ulusal Sigorta Kurumu'nu aylık ödemelerle finanse eden her bir vatandaşın hakkı olduğu biliniyor. Her işçi veya memur, Ulusal Sigorta Kurumu yararına maaşından önceden kesilen bir aylık meblağ ödüyor. Buna karşılık Kurum, çocuk ve yaşlılık sigortası ödeneklerini ödüyor ve sağlık sigortasını finanse ediyor.
İsrail yasaları, Kudüslüleri kapsamlı sağlık sigortası ve sosyal ödenekler karşılığında kişi başına aylık 70 dolara kadar ödeme yapmaya mecbur ediyor.
Filistin Esirler Cemiyeti Başkanı Kaddura Faris, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:
"Bu karar, işgal güçlerinin Kudüs'teki Filistin varlığı karşısında başarısızlık hissini açıklıyor. Böylece vatandaşlara karşı ırkçı uygulamalara başvurarak onları herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan mutlak temel haklardan mahrum bırakıyor ve toplu cezalandırma politikası dayatıyor. İşgal makamları, özellikle her gün artan ve çifte saldırganlıkla karşı karşıya kalan Kudüs'te mevcut çatışmanın devam etmesiyle birlikte sürekli günlük caydırma operasyonları karşısında bu tedbirlerin Filistin halkını bastırmak ve susturmak için yeterli olduğunu sanıyor.”



Sisi: Mısır, Afrika ülkelerinin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleyi reddediyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İttihadiye Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – DPA)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İttihadiye Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – DPA)
TT

Sisi: Mısır, Afrika ülkelerinin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleyi reddediyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İttihadiye Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – DPA)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İttihadiye Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – DPA)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, ülkesinin Afrika ülkelerinin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleyi reddeden ve devletlerin egemenliğine, birlik ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini savunan değişmez tutumunu yineledi. Sisi, bu ilkelerin kıtanın istikrarı açısından vazgeçilmez olduğunu söyledi.

Sisi, pazar günü Mısır’ın Yeni El Alameyn kentinde düzenlenen Afrika Birliği ile bölgesel ekonomik toplulukların 8. Yıl Ortası Koordinasyon Toplantısı’nın açılış oturumunda yaptığı konuşmada, “Mısır, ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin tek taraflı politikalar veya dar çıkarlar yerine karşılıklı saygı, iyi komşuluk, diyalog ve istişare temelinde şekillenmesi gerektiğini vurguluyor” dedi.

Sınır aşan meselelerin rekabet değil iş birliği, çatışma değil diyalog temelinde ele alınmasının önemine dikkat çeken Sisi, buna doğal kaynakların yönetimi ve kullanımı ile uluslararası hukuk çerçevesinde sınır aşan nehirlerin yönetiminin de dahil olduğunu belirtti.

Sisi, “Bugün dünyamızın ve Afrika kıtamızın kritik bir dönemden geçtiği bir süreçte bir araya geliyoruz. Jeopolitik gerilimler, çatışmalar, dış müdahaleler, terör ve aşırıcılık, sınır aşan organize suçların yanı sıra tedarik zincirlerindeki aksaklıklar, enerji ve gıda maliyetlerinin yükselmesi ve finansman maliyetlerindeki artış, ülkelerimizin tek başına başa çıkma kapasitesini aşan baskılar oluşturuyor” diye konuştu.

Sisi, “Bugün vermemiz gereken mesaj açık olmalı. Artık yalnızca tutumlarımızı koordine etmek yeterli değil. Kapasitelerimizi bütünleştirmeli ve ortak çabalarımızla kendi geleceğimizi şekillendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Su kaynakları iş birliği sınavı

Sisi, hedeflenen bütünleşmenin yalnızca ekonomik boyutla sınırlı olmadığını belirterek ortak kaynakların, özellikle de su kaynaklarının sürdürülebilir yönetiminin, ülkelerin bütünleşme ve iç içe geçmiş çıkarları iş birliği fırsatlarına dönüştürme kapasitesini sınayan gerçek bir test olduğunu söyledi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’nın Facebook hesabında yayımladığı konuşmasında Sisi, “Mısır, coğrafi konumu ve halkının ihtiyaçları nedeniyle su meselesinin öneminin farkında. Sınır aşan nehirlerin yönetiminde iş birliğinin ilgili uluslararası hukuk kurallarına, istişare ve koordinasyona, iyi komşuluk ve zarar vermeme ilkelerine dayanması gerektiğini vurguluyor” dedi.

Sisi, “Her devletin kalkınma ve doğal kaynaklarından yararlanma hakkı vardır. Ancak aynı zamanda bu hakkın, diğer ülkelere zarar vermeyecek şekilde sorumlu biçimde kullanılması gerekir. Ortak çıkarlarımız anlaşmazlıklarımızdan daha büyüktür. Niyetler samimi olduğunda, diyalog dili öne çıktığında ve herkesin yararına olacak sonuç elde etme ilkesine bağlı kaldığımızda halklarımız için refah ve kalkınma sağlayabiliriz” ifadelerini kullandı.

Ekonomik bütünleşmenin barışın pekiştirilmesinde en önemli araçlardan biri olduğunu belirten Sisi, “Ülkelerimizin ekonomileri birbirine ne kadar çok bağlanır, halklarımızın çıkarları ne kadar iç içe geçer ve sınırlar ticaret ve yatırım hareketliliğinin köprülerine dönüşürse daha istikrarlı ve müreffeh bir gelecek inşa etme kapasitemiz de o kadar artar” dedi.

Sisi, 2019 yılında Mısır’ın Afrika Birliği dönem başkanlığı sırasında yürürlüğe giren Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi’nin tamamen hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.

Bunun Afrika’nın gerçek bir ortak pazar oluşturmasının önünü açacağını belirten Sisi, böylece kıtanın büyük üretim kapasitesinden yararlanılabileceğini, kıta içi ticaret hacminin artırılabileceğini, sanayileşme ve teknoloji transferinin desteklenebileceğini ve istihdam olanaklarının genişletilebileceğini söyledi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Muhammed eş-Şinavi, toplantıya Afrika Birliği’nin bu yılki yönetim kurulunda yer alan Afrikalı liderler ile Afrika’daki bölgesel ekonomik toplulukların ve bölgesel mekanizmaların başkanlarının katıldığını belirtti.

Şinavi, toplantıda Afrika Birliği’nin 2026 yılı için belirlediği “2063 Gündemi hedeflerine ulaşmak amacıyla sürdürülebilir su arzının ve güvenli sanitasyon sistemlerinin sağlanması” ana başlığı kapsamında kaydedilen ilerlemenin ele alındığını söyledi.

Toplantıda ayrıca Afrika’daki bölgesel ekonomik topluluklar arasındaki koordinasyon ve bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik kıtasal çabalardaki son gelişmeler, Afrika Birliği’nin kurumsal gelişim sürecinin ilerletilmesi ve Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Anlaşması’nın (AfCFTA) hayata geçirilmesi konuları görüşüldü.

Mısır-Etiyopya arasında diplomatik gerilim

Mısır, perşembe akşamı Kahire’de görev yapan Etiyopyalı bir diplomatı “istenmeyen kişi” ilan ettiğini ve kendisine ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre tanıdığını açıklamıştı. Resmi MENA’nın sorumlu bir kaynağa dayandırdığı habere göre bu karar, Addis Ababa’nın Mısırlı bir diplomatı sınır dışı etmesinin ardından alındı.

Kısa süre önce ise Etiyopya ile Eritre, perşembe günü diplomatik ilişkilerini kesti. İki ülke, Etiyopya’nın kuzeyinde çatışmaların devam ettiği bir dönemde birbirlerini iç çatışmaları körüklemekle suçladı.

Addis Ababa, komşusu Eritre’yi “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi”ne destek vermekle suçladı.


Fatima ez-Zehra Mansuri... Marakeş Belediye Başkanlığı’ndan Fas Başbakanlığına

2009’da uzun yıllar Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel elitlere karşı aday oldu
2009’da uzun yıllar Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel elitlere karşı aday oldu
TT

Fatima ez-Zehra Mansuri... Marakeş Belediye Başkanlığı’ndan Fas Başbakanlığına

2009’da uzun yıllar Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel elitlere karşı aday oldu
2009’da uzun yıllar Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel elitlere karşı aday oldu

Fas’ın başkenti Rabat’taki Kraliyet Sarayı’nın sakin mermer koridorlarında yaşananlar, sıradan bir siyasi protokol töreninden çok daha fazlasını ifade ediyordu. Fatima ez-Zehra Mansuri, Fas Kralı 6. Muhammed’in huzurunda yasal yemini ederken, attığı her adım Fas kadın hareketinin onlarca yıllık mücadelesini simgeliyor ve ülke siyasetinde daha önce görülmemiş yeni bir dönemin kapısını aralıyordu.

Siyasi ve medya çevrelerinde “Demir Kadın” olarak anılan Mansuri, Fas Krallığı tarihinde hükümet başkanlığı görevine getirilen ilk kadın oldu. Mansuri, partisi Asalet ve Çağdaşlık Partisi’ni (PAM) seçimlerde öne taşıyarak parlamentoda önemli bir başarı elde etti ve ülkedeki siyasi dengelerin yeniden şekillenmesine katkıda bulundu.

Hukuk ve insan hakları alanındaki geçmişiyle öne çıkan Mansuri’nin yükselişi, tesadüfi bir gelişmenin ya da geçici siyasi düzenlemelerin sonucu olmadı. Bu süreç; zorlu seçim mücadeleleri, büyük yerel krizlerin yönetimi ve siyasi literatürde çoğunlukla erkeklerin hâkim olduğu kabul edilen bir alanda denge kurma ve müzakere etme becerisiyle şekillendi.

Avukatlık cübbesinden Marakeş Belediye Başkanlığına, oradan parti liderliğine ve nihayet yürütmenin başına uzanan kariyeri, Mansuri’yi Fas’ın yeni siyasi elitinin dikkat çekici isimlerinden biri haline getirdi.

Eğitim ve hukuk kariyeri

Fatima ez-Zehra Mansuri, 3 Ocak 1976’da Marakeş’te, kökleri Rahamena bölgesine uzanan köklü bir ailede dünyaya geldi. Babası merhum Abdurrahman Mansuri, Fas devlet yapısında etkili bir isimdi. Uzun yıllar Marakeş’te vali olarak görev yapan Abdurrahman Mansuri, daha sonra Fas’ın Birleşik Arap Emirlikleri Büyükelçiliği görevini üstlendi.

Mansuri, siyaset ve diplomasiyle iç içe bir ortamda büyüdü. Babasının çevresinde devlet yönetimi, kamu hizmeti ve siyasi karar alma süreçlerine ilişkin ilk deneyimlerini edindi.

İlk ve orta öğrenimini Marakeş’teki Fransız okullarında, özellikle köklü Victor Hugo Lisesi’nde tamamladı. Ardından hukuk eğitimi aldı. Fransa’da Montpellier Üniversitesinde ticari sözleşmeler hukuku alanında lisansüstü eğitim gören Mansuri, Rabat’taki 5. Muhammed Üniversitesinden özel hukuk diploması aldı. Daha sonra ABD’ye giderek New York’taki Pace Üniversitesinde Anglo-Sakson hukuk sistemi üzerine eğitim gördü.

Farklı hukuk sistemlerini kapsayan bu akademik geçmişin ardından Fas’a dönen Mansuri, 22 Mart 2005’te ticaret ve gayrimenkul hukuku alanında uzmanlaşan kendi hukuk bürosunu kurdu.

Mansuri iki çocuk annesidir. İş hayatındaki yoğun kariyeriyle aile sorumluluklarını birlikte yürütürken, özel hayat ile kamu görevlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini çeşitli açıklamalarında dile getirdi.

2014 yılında Forbes dergisi tarafından Afrika kıtasının en etkili 20 genç kadını arasında gösterilen Mansuri, aynı yıl genç küresel liderler listesinde de yer aldı. Halen Frankofon Belediye Başkanları Uluslararası Birliğinin üyesi ve Fas Belediye Meclisleri Başkanları Birliğinin başkan yardımcısıdır.

İlk siyasi dönüm noktası

Mansuri’nin siyasi kariyerindeki ilk önemli dönüm noktası 2009’daki yerel seçimler oldu. O dönemde yeni kurulmuş olan Asalet ve Çağdaşlık Partisi’nden aday olan Mansuri, yıllardır Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel siyasi çevrelere karşı yarıştı.

Genç avukat, deneyimli Belediye Başkanı Ömer el-Cezuli’yi geride bırakarak 33 yaşında Marakeş Belediye Başkanı seçildi ve Fas’ın büyük kentlerinden birinin belediye başkanlığı görevine gelen ilk kadın oldu.

Belediye yönetimi döneminde güçlü siyasi ve hukuki muhalefetle karşılaşan Mansuri, turizm açısından uluslararası öneme sahip ve yapısal sorunları bulunan Marakeş’in yönetim kapasitesi konusunda eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

İlk görev döneminde belediye maliyesi, temizlik, ulaşım ve aydınlatma hizmetlerine ilişkin imtiyaz sözleşmeleri ile arazi yönetimi gibi tartışmalı dosyaları gündeme aldı. Bu süreç, kendisine yerel siyasi çekişmeleri yönetme ve merkezi yönetimle müzakere konusunda deneyim kazandırdı.

Parti yönetiminden bakanlığa

Mansuri, Marakeş Belediye Başkanlığı görevine paralel olarak PAM içindeki konumunu da güçlendirdi. Partinin Ulusal Konsey Başkanlığı görevini üstlenerek, ulusal kongrenin ardından partinin ikinci önemli karar organının başına geçti. Bu dönemde parti içindeki farklı siyasi eğilimler arasındaki dengelerin korunmasında rol oynadı.

2021’deki genel ve yerel seçimlerin ardından Mansuri ikinci kez Marakeş Belediye Başkanı seçildi. Aynı dönemde Aziz Ahnuş hükümetinde Ulusal Arazi Planlama, Şehircilik, Konut ve Şehir Politikası Bakanı olarak görevlendirildi.

Bakanlığı döneminde kırsal bölgelerde yapılaşma prosedürlerinin kolaylaştırılması, şehircilik ve konut alanında ulusal diyalog sürecinin başlatılması ve doğrudan konut desteğinin hayata geçirilmesi gibi reformlara odaklandı. Bu süreçte bürokratik engeller, kurumlar arasındaki yetki karmaşası ve seçilmiş yerel yönetimlerle koordinasyon gibi sorunlarla karşılaştı.

Parti kongresi ve kolektif liderlik modeli

PAM, Şubat 2024’te parti içindeki bazı önde gelen isimleri etkileyen siyasi ve adli gelişmelerin ardından ciddi bir örgütsel kriz yaşadı.

Bouznika’da düzenlenen 5. Ulusal Kongre sırasında Mansuri, partinin bölünmesini önleyebilecek uzlaşmacı figür olarak öne çıktı. Kongrede parti genel başkanlığı sisteminin kaldırılması ve bunun yerine üç üyeden oluşan kolektif bir genel sekreterlik yapısının oluşturulmasını içeren yeni bir örgütlenme modeli benimsendi.

Mansuri, bu kolektif yapının “ulusal koordinatörü” olarak partinin sözcülüğünü ve siyasi ile seçim stratejisinin yönetimini üstlendi. Bu modelin ardından partide istikrarın yeniden sağlandığı ve sonraki seçimlere hazırlık sürecinin güçlendirildiği belirtildi.

Önündeki temel sınamalar

Fatima ez-Zehra Mansuri’nin 2031’e kadar sürmesi öngörülen yeni hükümetin başına geçmesi, ekonomik ve sosyal açıdan ağır bir gündemi beraberinde getiriyor.

Öncelikli dosyalar arasında sosyal devlet politikalarının tamamlanması bulunuyor. Bunların başında kapsamlı sağlık sigortasının yaygınlaştırılması ve düşük gelirli ailelere yönelik doğrudan sosyal yardım sisteminin geliştirilmesi geliyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu projeler, kamu maliyesinin sıkı yönetilmesini ve kaynakların sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla idari reformların yapılmasını gerektiriyor.

Sağlık ve eğitim sistemlerinin reformu da hükümetin önündeki önemli başlıklardan biri. Her iki sektörde de uzun süredir devam eden yapısal sorunlar ve dönemsel çalışan protestoları bulunuyor.

Bunun yanı sıra, ülkenin yıllardır karşı karşıya olduğu kuraklık ve artan su sıkıntısı da hükümet açısından önemli bir sınama oluşturuyor. Deniz suyunun arıtılması tesislerinin ve su transferi projelerinin hızlandırılması, ayrıca kırsal ve kentsel gençler için sürdürülebilir istihdam yaratacak yatırımların teşvik edilmesi gündemin diğer başlıkları arasında.

Hükümetin önündeki en büyük lojistik ve altyapı projelerinden biri ise Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapması için yürütülen hazırlıklar. Proje; altyapı, ulaşım, konaklama ve iletişim alanlarında büyük yatırımlar yapılmasını gerektiriyor. Hükümetin, kamu bütçesinde dengesizlik yaratmadan bu yatırımları finanse etmesi ve makroekonomik dengeleri koruması bekleniyor.

Fas siyasetinde kadınların yükselişi

Fas’ın 1956’da bağımsızlığını kazanmasından bu yana hükümet başkanlığı görevini erkekler yürüttü. Ülkenin ilk hükümet başkanı Mbarek Bekkay el-Lehbîl’den Ahmed Balafrej, Abdullah İbrahim, Ahmed Bahnini, Muhammed Benhima, Ahmed Laraki, Muhammed Karim Lamrani, Ahmed Osman, Maati Buabid, İzzeddin Irakî ve Abdullatif Filali’ye kadar uzanan siyasi çizgide kadınlar yürütmenin en üst makamında yer almadı.

1990’ların sonlarında Fas’ın siyasi açılım ve uzlaşma dönemine girmesiyle birlikte Abderrahman el-Yusufi kurumsallaşma ve siyasi uzlaşmaya dayalı bir hükümet deneyimine öncülük etti. Onu teknokrat yönetim anlayışı ve büyük ekonomik projeleriyle öne çıkan İris Jetu ve ardından Abbas el-Fasi izledi.

Sonraki dönemde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hükümetleriyle Abdülilah Benkiran ve Saadeddin el-Osmani başbakanlık görevini üstlendi. Son hükümet döneminde ise Aziz Ahnuş yatırım, ekonomik büyüme ve büyük ölçekli projelere odaklanan bir yönetim anlayışı izledi.

Mansuri’nin başbakanlık görevine getirilmesi, Fas’ın bağımsızlık sonrası siyasi tarihinde yürütmenin başına ilk kez bir kadının gereçekleştiriyor.


Taiz kentinin batısındaki Husi saldırıları püskürtüldü

Yemen hükümet güçlerinin Taiz’deki konuşlanmasından, (AFP)
Yemen hükümet güçlerinin Taiz’deki konuşlanmasından, (AFP)
TT

Taiz kentinin batısındaki Husi saldırıları püskürtüldü

Yemen hükümet güçlerinin Taiz’deki konuşlanmasından, (AFP)
Yemen hükümet güçlerinin Taiz’deki konuşlanmasından, (AFP)

Yemen hükümet güçleri, Taiz kentinin batı cephesinde Husiler tarafından eş zamanlı düzenlenen yeni saldırı dalgasını püskürttü. Saha ve askeri kaynaklara göre saatler süren çatışmaların ardından saldırganlar Cebel Han, Hadran, Medarat, Eski Havaalanı bölgelerinde geri çekilmek zorunda kaldı.

Hükümet güçleri, 24 saat içinde 257 hedefe yönelik operasyon gerçekleştirdiğini açıkladı. Operasyonlarda en az 700 Husinin öldürüldüğü, 170 askeri araç ve kapasitenin imha edildiği veya kullanılamaz hale getirildiği belirtildi.

Bu sırada Yemen güçleri, Sana’daki balistik füze fırlatma noktaları ile Sada’daki diğer Husi askeri mevzilerine yönelik hava operasyonları düzenledi.