MSB, jandarmayı geri istiyor, İçişleri, "vazgeçmem" diyor. Jandarma, neden paylaşılamıyor?

ekran görüntüsü (Youtube)
ekran görüntüsü (Youtube)
TT

MSB, jandarmayı geri istiyor, İçişleri, "vazgeçmem" diyor. Jandarma, neden paylaşılamıyor?

ekran görüntüsü (Youtube)
ekran görüntüsü (Youtube)

Korkusuz gazetesi yazarı Ahmet Takan, 25 Mayıs 2021 Salı günü kaleme aldığı bir yazıda, Milli Savunma Bakanı (MSB) Hulusi Akar'ın İçişleri Bakanlığı'na bağlı jandarma teşkilatının tekrar MSB'ye bağlanmasını talep ettiğini öne sürdü.
Takan'ın iddiasına göre Akar, bu konuda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ikna etmek üzereyken jandarmanın şu an bağlı olduğu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu devreye girdi. Soylu, detaylı anlatımlarıyla bu yönde bir karar almama konusunda Erdoğan'ı ikna etti.
2016 yılında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu 4'üncü maddesinde yapılan değişiklik ile Jandarma Genel Komutanlığı, İçişleri Bakanlığı'na bağlanmıştı.

15 Temmuz darbesinin bastırılmasında önemli rol oynadı
2021 yılı itibariyle jandarmanın 186 bin 170 personeli bulunuyor.
Bunun 5 bin 240'ı subay, 35 bin 71'i astsubay, 15 bin 390'ı uzman jandarma, 99 bin 390 uzman erbaş, 26 bin 293'ü ise er ve erbaş. Ayrıca 774 işçi ile bin 353 de yedek subay bulunuyor.
Kuruma bağlı Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı (JÖAK) timleri 15 Temmuz darbe girişiminde Jandarma Genel Komutanlığı'nın ve Genelkurmay Karargahı'nın darbeci askerlerden kurtarılmasında önemli rol oynamıştı.

JÖH'ler terörle mücadelede aktif
Jandarma bünyesinde 21 Jandarma Özel Harekat Taburu (JÖH), terörle mücadelede ve sınır ötesi harekatlarda önemli rol oynarken, çok sayıda komando taburu ve bölüğü de iç güvenliğin sağlanmasında aktif rol oynuyor.
Bilindiği gibi jandarma öteden beri İçişleri Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı (MSB) arasında paylaşılamayan bir kurum oldu.
2016 yılında MSB'den alınarak İçişleri Bakanlığı'na bağlansa bile Takan'ın iddiasına bakılırsa bu konuda halen rekabet bitmiş değil.
Peki jandarma teşkilatının önemi nedir? Bu kurumu "paylaşılamayan" kılan özellikleri neler?

1839'da kuruldu
Emekli Jandarma Kurmay Albay Aziz Ergen, önce jandarmanın tarihçesi hakkında bilgi verdi.
Ergen'in verdiği bilgilere göre jandarmanın tarihçesi kısaca şöyle: Jandarma teşkilatı, Osmanlı döneminde 1826 yılında kaldırılan Yeniçeri Ocağı'nın ardından içeride asayiş güvenliğinin sağlanması için 14 Haziran 1839 tarihinde kuruldu.
Bu tarih halen jandarmanın kuruluş günü olarak kutlanıyor.
1909 yılında Jandarma Umum Komutanlığı adını alarak Harbiye Nazırlığı'na bağlanan jandarma, I. Dünya Savaşı'nda hem iç güvenliği sağlarken hem de cephelerde savaştı.
Cumhuriyet'in ilanının ardından Jandarma Bölge Müfettişlikleri ve Jandarma Bölge Komutanlıklarının yanı sıra Seyyar Jandarma Birlikleri de kurularak sınırların denetimini de aldı.
1937 yılında cezaevleri korumasını da alan jandarmaya 1956 yılında sınır kıyı ve kara sularının korunması ve kaçakçılığın önlenmesi görevi de verildi.

Kıbrıs Barış Harekatı'nda Rum konvoyunu imha etti
Bu görevleri yerine getiren jandarmaya bağlı Nevşehir komando taburu, 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı'na katılarak çatışmalar sırasında bir Rum askeri konvoyunu imha etti.
1982 yılında Sahil Güvenlik Komutanlığı'nın kurulması ile bu görevi devreden jandarma, 1984'te PKK'nın silahlı eylemlere başlamasıyla birlikte terörle mücadelede en ağır yükü üstlenen ve en fazla şehit veren kurum oldu.

Dünyada 62 ülkede jandarma var
1998 yılında Uluslararası Jandarmalar ve Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri Birliği'ne de üye olan Türk jandarma teşkilatı, dünyadaki 62 jandarma teşkilatından biri.
2010'da Avrupa Jandarma Konseyi'ne gözlemci olan jandarma teşkilatı, 2016 yılında bir kanun hükmünde kararname ile İçişleri Bakanlığı'na bağlanana kadar TSK bünyesinde bir güçtü.
İçişleri Bakanlığı'na bağlandıktan sonra da sınır ötesi harekatlara katılmaya devam eden jandarma, 2018'de Zeytin Dalı Harekatı'nda da bulundu.
Bu bilgileri veren Ergen, ardından jandarmaya dair diğer sorularımızı yanıtlamaya başladı.

Üç kuruma farklı yönlerden bağlıydı
İçişleri Bakanlığı'na bağlanana kadar Jandarma’nın statüsü nasıldı?
Atama, sicil, ceza ödül, yönünden Genel Kurmay Başkanlığı'na, idari yönden İçişlerine, adli yönden ise Adalet Bakanlığı'na bağlıydı.

"Yıllardır çekişme sürüyordu"
İçişleri Bakanlığı ile TSK arasında geçmişte de jandarma konusunda çekişme var mıydı?

Yıllardır bu çekişme sürüyordu. İçişleri Bakanlığı, jandarmanın da emniyet gibi kendisine bağlı olmasını istiyor, "Bana bağlayın. İdari açısından bana bağlı olmasına karşın atama, sicil, ödül, cezaya karışamadığımdan teşkilat üzerinde yeterince etkili olamıyorum" diyordu.

"Siyasilerin iç işleyişe müdahale etmesi kaygısı vardı"
Askeri kanat, neden kendisine bağlı olmasını istiyordu?

Askeri kanatta eğer İçişleri Bakanlığı'na bağlarsak o zaman emniyet gibi siyasiler devamlı jandarmanın iç işleyişine müdahale eder diyordu. Örneğin bir milletvekili gelip bir emniyet müdürünün tayini konusunda talepkar olup, etkili olabilirken jandarmada bunu yapamıyordu. Çünkü 2016'ya kadar atama, sicil, ceza, disiplin yönünden askeri hiyerarşiye bağlıydı. FETÖ ayaklanmasıyla birlikte kanun değişikliği yapılarak Genelkurmay ile bağı kesilerek İçişleri'ne bağlandı.

"Jandarmayı hem iç güvenlikte hem savaşta kullanabilirsin"
Peki Jandarma’nın asıl önemi ne?

Ülkenin yüzde 93'ü jandarmanın görev sahasında. Belediye hudutları içerisinde kalan yerler polisin görev sahası iken geri kalan jandarmanın alanında. Nüfusun yaklaşık yüzde 21'i jandarma bölgelerinde yaşıyor ancak bu oran yazları kentten kırsala göçün başlamasıyla artıyor. Ancak asıl önemi şu. Jandarmayı eğitimi ve donanımı nedeniyle hem iç güvenlikte hem de bir dış savaşta kullanıp başarı sağlayabilirsin. Bu yönüyle tek güç. Böyle bir birliğin kendi yönetiminde olmasını herkes ister.

"Disiplin anlayışı emniyete göre daha çok tercih ediliyor"
Jandarmanın kendisi gibi İçişleri'ne bağlı olan emniyetten farkı nedir?

Jandarmanın temelinde askeri disiplin de var. Bu disiplin anlayışı emniyete göre daha çok tercih ediliyor. Emniyet yıllardır siyasi iradenin elinde. Siyasiler sürekli yönlendiriyor. Oysa jandarmanın subayları yakın zamana kadar harp okulunda yetişiyordu. Bu nedenle jandarmaya aynı zamanda bir "Kanun Ordusu" denir. Subay ruhuyla yetişen bir ordu olarak kanunu bir ordu olarak savunuyor. Bu da onu stratejik bir kurum haline getiriyor. Ancak bu özelliğini koruması için siyasilerin çok fazla müdahale etmemesi gerekiyor.

"Jandarmanın taraftar olmadıktan sonra bu ülkede darbe yapılamaz"
2016 öncesinde darbe riskini azaltmak için de jandarmanın İçişleri'ne bağlanması gerektiğini savunanlar vardı. Jandarmanın İçişleri'ne bağlanmasının asıl nedeni bu iddialar mıydı?

Jandarma Genel Komutanlığı ülkenin sigortasıdır. Ülkenin yüzde 93'üne hakim olan bir teşkilat darbeye taraftar olmadıktan sonra bu ülkede darbe yapılması mümkün değildir. Jandarma teşkilatı darbelere karşı da güvencedir ve darbelere karşı bir kurumdur. Bundan dolayı FETÖ, jandarmaya sızmaya çalışmış en sert çatışmalar da Jandarma Genel Komutanlığı'nda olmuştu.

"Ülkenin can damarlarını jandarma koruyor"
15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasında adı duyulan JÖAK nedir?

Açılımı Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı. Bu güç Genelkurmay'ın özel kuvvetleri gibi bir birim. En kritik görevleri yerine getiren, özel kuvvetler ayarında bir güç. Jandarma Özel Harekat yani JÖH'ler ise ağırlıklı olarak PKK'ya karşı mücadele ediyor.

Terörle mücadele ve asayiş olayları dışında jandarmanın başka kritik görevleri var mı?
Barajların, hava limanlarının, termik santrallerin, HES'lerin, nükleer tesitlerin, petrol üretim ve depolama merkezlerinin ve kritik karayollarının korunması hep jandarmanın görevi kapsamında. Aslında ülkenin can damarlarını jandarma koruyor desek yeridir.

Artık harp okullarında eğitilmiyorlar
Jandarma personeli 2016'daki değişikliğin ardından artık nerede eğitiliyor?

Jandarma subayları eskiden harp okulundan mezun olurdu. Ancak 2016'dan sonra Ankara Beytepe Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi'nde eğitiliyorlar. Tabi rütbeleri yine TSK'daki gibi ama özlük hakları bağlamında ise İçişleri Bakanlığı'na bağlılar.

Jandarma’nın kendi istihbarat birimleri de var. Bunların görevleri nedir?
Jandarma İstihbarat, sorumlu olduğu alanda emniyet gibi asayiş ve terör suçlarına yönelik bütün yasa dışı faaliyetleri takip eder ve mevzuat kapsamında teknik takip de yaparak delilden suçluya giderek adalete teslim edilmesine katkı sağlar. Resmi kıyafetle olduğu gibi sivil kıyafetle de görev yapar.

Dış istihbarat görevi de var mı?
Biliyorsunuz yapılan düzenleme ile bütün istihbarat tek elde toplandı. Jandarmanın bu kapsamda herhangi bir dış istihbarat görevi yok.

"Şu anda JİTEM diye bir şey yok"
Bir zamanlar adı çok duyulan JİTEM nedir ve halen faal mi?

1987 OHAL bölgesinde OHAL Valiliği'nin talebi ve İçişleri Bakanlığı'nın yasalar çerçevesinde onayı ile Jandarma İstihbarat Grup Komutanlıkları kuruldu. İsmi 1988'de Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Grup Komutanlığı olarak değiştirildi (Editör notu: JİTEM adı bunun kısaltılmışıydı.) 1997 yılında bazı sakıncaları görüldüğünden bu isim değiştirilerek JİT yani Jandarma İstihbarat Timleri adını aldı. Halen de jandarma komutanlıklar bünyesinde jandarma istihbarat timleri var. Şu anda JİTEM diye bir şey yok.

"Dış bir savaşta da görevlendirilebilir"
Jandarma, İçişleri’ne bağlandıktan sonra da bir dış savaş halinde görev alabilir mi?

Tabii ki. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yurtdışı görevlendirmesi yapılabilir. Ancak sınır ötesi harekat halinde TSK emir komutasına girer.

Jandarma, halen yurtdışında da görev yapıyor mu?
Evet. Afganistan Somali ve Azerbaycan'da görev yapan jandarma personeli var. Azerbaycan'da 26 kişilik bir tim var. Diğer iki ülkede ise 170 personel görev yapıyor.

En çok şarka giden tayini çıkan birim
Jandarma en çok şark tayin çıkan birim olarak biliniyor. Doğru mu?

Şayet son dönemde değişiklik olmadıysa bir jandarma subayı 5 kere şart hizmetine gider. Bu da meslek hayatının üçte birini doğu ilerinde geçirdiği anlamına geliyor.
Independent Türkçe



İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.


Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.