Iraklı Sünniler, cumhurbaşkanlığını yeniden kazanmak için harekete geçti

Anayasanın üçüncü maddesi ülkenin çok uluslu, çok dinli ve mezhepli olduğuna vurgu yapıyor.

El-Hablusi: Cumhurbaşkanının Sünni Arap olması Irak’ın yararınadır. Böylece ülke yıllardır uzak kaldığı Arap topluluğuna geri dönebilir. (AFP)
El-Hablusi: Cumhurbaşkanının Sünni Arap olması Irak’ın yararınadır. Böylece ülke yıllardır uzak kaldığı Arap topluluğuna geri dönebilir. (AFP)
TT

Iraklı Sünniler, cumhurbaşkanlığını yeniden kazanmak için harekete geçti

El-Hablusi: Cumhurbaşkanının Sünni Arap olması Irak’ın yararınadır. Böylece ülke yıllardır uzak kaldığı Arap topluluğuna geri dönebilir. (AFP)
El-Hablusi: Cumhurbaşkanının Sünni Arap olması Irak’ın yararınadır. Böylece ülke yıllardır uzak kaldığı Arap topluluğuna geri dönebilir. (AFP)

Müeyyid al-Tarafi
Irak’ta İyad Allavi liderliğindeki geçiş hükümetinde cumhurbaşkanlığı makamı Sünni Araplara tahsis edilmesine rağmen Gazi Meşal Acil el-Yaver cumhurbaşkanı olarak atanmıştı. Ancak 2005 yılındaki parlamento seçimlerinden sonra Şii ve Kürt güçleri arasında Şii Ulusal Koalisyonu Lideri Abdulaziz Hakim ile merhum Cumhurbaşkanı Celal Talabani tarafından imzalanan,  o zamanki iktidarın iki taraf arasında paylaşılması anlaşması kapsamında cumhurbaşkanlığı makamını Kürt oluşumuna devredilmesi anlaşmasına varıldı.
Görünen o ki bu gizli anlaşma, Bağdat ile Erbil arasında yaşanan bir dizi krizden sonra parlaklığını kaybetmeye başladı. Ekim 2017’de bölgedeki durum, tartışmalı alanlar hususunda askeri çatışma seviyesine ulaştı.  Şii ve Sünni Arap temsilciler söz konusu dönemde, cumhurbaşkanlığı makamının ülkenin demografik yapısında ağırlıkta olan Arap vatandaşları yansıtabilmesi için tekrar Sünni Araplara devredilmesi çağrıları yapıyorlardı.
Irak anayasasının 67’inci maddesinde, cumhurbaşkanının devletin başı, ülkenin egemenliğini temsil eden ulusun birliğinin sembolü olduğu, anayasaya uyulmasını sağlamakla, Irak’ın bağımsızlığını, egemenliğini, birliğini ve toprak bütünlüğünü anayasa hükümlerine uygun olarak korumakla sorumlu olduğu belirtiliyor. Anayasanın 68’inci maddesi de cumhurbaşkanının doğuştan Iraklı, anne-babasının Iraklı, tam yasal ehliyete sahip, 40 yaşını doldurmuş, iyi bir ün ve siyasi deneyim sahibi olmasını, dürüstlüğü, doğruluğu, adaleti ve vatanına bağlılığı ile tanınmasını, insanlık onurunu ihlal edecek suçlardan hüküm giymemesini şart koşuyor.

“Irak’ın yararına”
Irak Meclis Başkanı Muhammed el-Hablusi, geçtiğimiz günlerde televizyon kanallarına verdiği röportajlarda, Arap yetkililerin cumhurbaşkanlığı makamının Şii ve Kürt kuvvetleriyle yapılacak bir anlaşmaya uygun olarak tekrar Sünni Araplara devredilmesi için yaptıkları çalışmalar olduğunu doğruladı. El-Hablusi konuya dar şu açıklamalarda bulundu:
“Cumhurbaşkanının Sünni Arap olması, Irak’ın Araplardan büyük bir destek görmesi ve yıllardır uzak kaldığı Arap topluluğuna geri dönmesi anlamına gelir. Bu, Irak’ın yararınadır. Bu makam zaten 2003 yılı sonrası siyasi oluşumda Sünni Araplara aitti. Ancak ülkedeki iktidarı paylaşmak için yapılan siyasi ittifaklarla el değiştirdi. Irak Araptır ve cumhurbaşkanlığı makamı da Araplar tarafından temsil edilmelidir. Cumhurbaşkanlığı yerine Dışişleri Bakanlığı Kürt oluşumlara verilebilir. Meclis Başkanlığı Sünni Araplara, cumhurbaşkanlığı da Kürtlere atalarından miras kalmış değildir. Bu denklem değiştirilmelidir.”
El-Hablusi, bazı Şii liderlerin ve düşünürlerin, cumhurbaşkanlığının Sünni Araplara geçmesinin başbakanın Arap dünyası ile etkileşimini zayıflatacağı yönündeki endişelerinin yersiz olduğunu vurguladı. Bunun yanlış bir algı olduğunu belirten el-Hablusi, Sünni Arap bir cumhurbaşkanının Irak’ın başına geçmesinin ülkedeki Arap varlığını güçlendireceğini söyledi.

“Sünni hareket seçimlerde önde”
El-Hablusi, Sünni liderlerin etkin Şii gurupları cumhurbaşkanlığı makamının artık Sünnilere verilmesi konusunda anlaşmaya ikna etmek için harekete geçtiklerini söyledi. Iraklı resmi kaynaklar, Sünni oluşumun en büyük iki ittifakı olan Muhammed el-Hablusi liderliğindeki Tekaddüm ile Hamis el-Hancer komutasındaki el-Azm ittifaklarının farklı Şii gruplarlar ile bu konuda onay almak ve Sünni ittifakların adaylarının bunu elde etmesini güvence altında tutmak için bireysel istişareler gerçekleştirdiklerini aktardı.

“Irak’ı Arap çevresine döndürmek”
Arap Seçim Partisi Genel Sekreteri ve Tekaddüm ittifakı liderlerinden Abdulkerim el-Abtan, bir sonraki aşamada cumhurbaşkanı makamında Sünni oluşumdan bir ismin olmasının zaruri olduğu görüşünde. Sünni Arapların hedefinin Irak’ı tekrar Arap çevresine döndürmek olduğunu vurgulayan el-Abtan, düzenin üzerine inşa edildiği üç başkanlı sistemin (cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanı) siyasi bir gelenek olduğunu, Irak anayasasının tüm Irak vatandaşlarına cumhurbaşkanı adayı olma hakkı verdiğini, kendisinin de geçmişte bu makam için aday olduğunu kaydetti.
El-Abtan, Sünni Araplar olarak hedeflerinin cumhurbaşkanlığını kişisel olarak işgal etmek değil, Irak’ı tekrar Arap topluluğuna geri döndürmek olduğunu belirterek bunun Kürtleri dışlamak anlamına gelmediğini, ülke çıkarlarının cumhurbaşkanının Arap olması gerektirdiğini söyledi. El-Abtan, 2018 seçimlerinde Kürt oluşumdan altı kişiyle birlikte cumhurbaşkanı adaylığı için başvuru yapmıştı.
Cumhurbaşkanının yetkilerinin bir kısmının protokolden oluştuğunu ve meclis başkanının yasamada çok önemli bir rolü bulunduğunu aktaran el-Abtan, cumhurbaşkanlığı taleplerinin kişisel çıkarlar değil, Irak’ın yüce menfaatleri için olduğunu aktardı. Irak’ın yüce menfaatleri için cumhurbaşkanının tekrar Arap topluluğuna dönmesi ve komşu ülkelerle ilişkilerini uluslararası hukuk ve karşılıklı saygı temelinde inşa etmesi gerektiğini vurgulayan el-Abtan, ülke nüfusunun yüzde 85’ini Arapların oluşturmasına rağmen Arap dünyasının Irak’tan uzaklaştığına dikkat çekti. Arap toplumunun Irak’la olan ilişkilerini kesmesi sebebiyle artık bu adımı atmanın zaruri olduğuna dikkat çekti. El-Abtan Kürtlerin, Sünni Arapların cumhurbaşkanlığı makamını üstlenmek konusundaki talebinin Irak’ın yüce menfaatleri doğrultusunda olması nedeniyle bunu kabul etmelerini bekliyor.
Irak anayasasının 3’üncü maddesi, Irak’ın çok uluslu, çok dinli ve mezhepli bir ülke, Arap Birliği’nin kurucu ve etkin bir üyesi ve İslam dünyasının bir parçası olduğunu belirtiyor.

“Şii güçler birleşik bir Sünni pozisyonu bekliyor”
Şii milletvekili Abdulhadi al-Saadavi Şii liderlerin, Sünniler istediği takdirde cumhurbaşkanı makamının Sünni oluşuma iade edilmesini kabul etme ihtimalleri olduğunu söyledi. Sünnilerin cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmek için Şii liderlerin kabulünü sağlayacak birleşik bir Sünni pozisyon üzerinde anlaştıklarını aktardı. 2003’den bu yana meydana gelen iktidar paylaşımının bir siyaset geleneği olduğunu ncak anayasal bir temelinin olmadığını belirten Saadavi, Irak halkının çoğunluğunun Arap olması nedeniyle cumhurbaşkanının Kürt değil Arap olmasını gerektiğini, Şii liderlerin, Sünnilerin cumhurbaşkanlığı makamını elde etmesine karşı çıkmayacaklarını söyledi.
Pozisyon dağılımdaki bu değişime ilişkin Kürtlerin tutumu hakkında da açıklamalarda bulunan Saadavi, Kürtlerin 2020’den önceki durumlarının şu ankinden farklı olduğuna, Irak içinde karar verme yetkileri bulunmadığına inandığını söyledi. Ayrıca Kürtlerin durumunun kafa karıştırıcı olduğunu ve bölgedeki Kürtler arasında da farklılıklar bulunduğa dikkat çekti.

“Irak halkının yararına değil”
Kürdistan Yurtseverler Birliği temsilcisi Hasan Ali Ahmed de seçimlerden sonra Arap oluşumlarla cumhurbaşkanlığı makamı için anlaşmanın mümkün olduğuna inandığını söyledi. Hasan Ali Ahmed açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Üç başkanlık makamı olan cumhurbaşkanlığı, meclis başkanlığı ve başbakanlık, üç temel oluşum olan Sünniler, Şiiler ve Kürtler arasında paylaşıldı. Kürtler, Iraklı oluşumlar arasındaki ittifakın bir parçası olarak yıllarca cumhurbaşkanlığı makamını ellerinde tuttular. Sünni Arapların cumhurbaşkanlık makamını istemeleri, ülkedeki siyasi çatışmaların ve halk protestolarının ışığında Irak halkının yararına değildir. Kürt oluşumlar gibi diğer tüm oluşumlar da önümüzdeki seçimlerde cumhurbaşkanlığı makamına hak kazanabilirler. Bu konuyu yeri geldiği zaman konuşup müzakere edeceğiz.”
Ahmed’in Irak’ı çok uluslu, çok dinli ve mezhepli oluşumların ortaklığı ilkesiyle yönetilen ve Arap dünyasının bir parçası olan bir ülke olarak kabul ettiği biliniyor.
Irak anayasasına göre Irak Temsilciler Meclisi, cumhurbaşkanını üçte iki oy çoğunluğuyla seçiyor. Gerekli oy oranına ulaşılamazsa aynı adaylar arasında ikinci bir seçim turu düzenleniyor. Ardından en fazla oyu alan aday cumhurbaşkanı ilan ediliyor.

 


İsrail, Hizbullah'ın etki alanlarını "ateş altına alıyor"

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail, Hizbullah'ın etki alanlarını "ateş altına alıyor"

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)

İsrail, Beyrut'un güney banliyölerinde, güneyde ve Bekaa Vadisi'nde onlarca hava saldırısı düzenleyerek Hizbullah'ın etki alanlarını ateşe verdi; bu saldırılar sonucunda onlarca kişi öldü ve banliyölerde en az 26 bina yıkıldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan saha kaynaklarına göre, İsrail ordusu Lübnan'daki savaş çabalarını topçu ateşine çevirdi; buna karşılık, ordunun Lübnan sınırında askeri yığılması ve çeşitli noktalarda sınırlı girişlerle kara savunmasının test edilmesine rağmen, kara harekatının ivmesi azaldı.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "komuta karargahı ve on yüksek binaya" saldırıldığı belirtilerek, bu binaların "Hizbullah'a ait askeri altyapı içerdiğini ve partinin yürütme kurulu merkezini hedef aldığını" belirtti. Lübnan'da 500'den fazla hedefe yönelik saldırılar olduğunu belirten açıklamada, "Hizbullah"ın dün İsrail'e 70 roket fırlattığı ifade edildi.


Hizbullah, Lübnan-Suriye sınırında İsrail güçleriyle çatışmalar yaşandığını duyurdu

İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
TT

Hizbullah, Lübnan-Suriye sınırında İsrail güçleriyle çatışmalar yaşandığını duyurdu

İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı bugün, İsrail askerlerinin Lübnan-Suriye sınırında bir çıkarma operasyonu girişiminde bulunduğunu ve Hizbullah savaşçılarının onlarla çatışmaya girdiğini bildirdi.

Ajans, Lübnan Sağlık Bakanlığı'na atıfta bulunarak, İsrail'in Nebi Şit bölgesine düzenlediği hava saldırılarında en az 3 kişinin öldüğünü ve 16 kişinin yaralandığını belirtti.

Tahran destekli Hizbullah'ın İran dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine misilleme olarak pazartesi günü İsrail'e roket saldırısı düzenlemesinin ardından, İsrail ordusundan konuyla ilgili henüz bir açıklama gelmedi. İsrail, Lübnan'a çok sayıda hava saldırısı düzenlemiş ve kara birlikleri göndermişti.

Bu haberler doğrulanırsa, bu olay, İsrail'in Hizbullah militanı olarak tanımladığı İmad Amhaz'ın Kasım 2024'te kuzeydeki Batroun kentinden kaçırılmasından bu yana İsrail güçlerinin Lübnan'a yaptığı en derin müdahale olacaktır.

Ulusal Haber Ajansı, "İsrail'in çıkarma girişimlerini püskürtmek için Lübnan-Suriye sınırındaki doğu dağlık bölgesinde, Nebi Şit-Ham bölgesinde çatışmalar yaşandığını" bildirdi; bu bölgede Hizbullah önemli bir varlığına sahip.

Hizbullah ise yaptığı açıklamada, “düşman İsrail ordusuna ait dört helikopterin Suriye yönünden gelerek Yahfufa, el-Haribe ve Marabun beldelerinin dağlık üçgen bölgesine bir piyade birliği indirdiğini” tespit ettiklerini belirtti.

Açıklamaya göre İsrail piyade birliği daha sonra Nebi Şit kasabasının doğu mahallesine doğru ilerledi ve mezarlık bölgesine ulaştığında Hizbullah savaşçılarıyla hafif ve orta silahlarla çatışmaya girdi.

Hizbullah, çatışmanın İsrail birliğinin ortaya çıkmasının ardından daha da şiddetlendiğini, İsrail’in birliklerini bölgeden çekebilmek için savaş uçakları ve helikopterlerle yaklaşık 40 hava saldırısı yaparak yoğun bir ateş kuşağı oluşturduğunu bildirdi.

Örgüt ayrı bir açıklamada ise İsrail güçlerinin geri çekilmesi sırasında savaşçılarının roketler fırlattığını belirtti.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde ise havaya yoğun şekilde ateş açıldığı görüldü.

Şarku’l Avsat’ın Ulusal Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Nebi Şit kenti dün en az 13 İsrail hava saldırısının hedefi oldu. Lübnan Sağlık Bakanlığı saldırılarda en az 9 kişinin hayatını kaybettiğini açıklamıştı.


Petrol kralının ölümü, Irak'taki  Curf es-Sahr imparatorluğu’nu ortaya çıkardı

Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
TT

Petrol kralının ölümü, Irak'taki  Curf es-Sahr imparatorluğu’nu ortaya çıkardı

Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.

Yetkililer ve yerel kaynaklara göre, İran'la devam eden savaş bağlamında yakın zamanda gerçekleşen, Iraklı silahlı grubun üst düzey bir yöneticisine düzenlenen gizemli suikast, Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr’da faaliyet gösteren büyük bir petrol kaçakçılığı ağının ayrıntılarını gün yüzüne çıkardı.

Kaynaklara göre, “Ebu Seyf” lakabıyla bilinen ve gerçek kimliği açıklanmayan milis liderinin öldürülmesiyle sonuçlanan “büyük bir olay” yaşandı. Ebu Seyf’in, kaçak petrol ticareti, ilkel yöntemlerle rafine edilmesi ve petrol türevlerinin satışına ilişkin ticari faaliyetlerin başlıca sorumlusu olduğu değerlendiriliyor.

Kimliklerinin açıklanmamasını isteyen yetkililer, güvenlik hassasiyetleri nedeniyle konuşurken, Ebu Seyf’in Irak’ta İran’a yönelik savaşın yarattığı güvenlik gerilimi sırasında bir insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla hedef alınmış olabileceğini belirtti.

Kaynaklar, ABD veya İsrail’in bu operasyonu gerçekleştirmiş olabileceğini değerlendiriyor. Geçen hafta boyunca Irak’ın birçok bölgesi üzerinde yoğun askeri uçak hareketliliği gözlendi. Söz konusu uçuşların, savaşa fiilen katılan grup ve kişileri tespit etmeyi amaçladığı ifade ediliyor.

28 Mart 2026’dan bu yana Irak semaları; ABD ve İsrail ile İran ve Irak’taki müttefikleri arasında süren bölgesel çatışma nedeniyle İHA’lar, saldırı helikopterleri ve füze hareketliliğiyle yoğun bir askeri faaliyet alanına dönüştü.

Milis ekonomisinin kilit ismi

Kaynaklara göre Ebu Seyf, kamuoyunda fazla tanınmayan, perde arkasında faaliyet gösteren gizemli bir isimdi. Kariyerine, Iraklı Şii lider Mukteda es-Sadr’a bağlı milis gücü Mehdi Ordusu saflarında başladı. Daha sonra bazı silah arkadaşlarıyla birlikte gruptan ayrılarak bugün Irak’ta güçlü nüfuza sahip başka silahlı yapılara katıldı.

Son on yılda Ebu Seyf’in, özellikle petrol ticaretine dayanan özel operasyonların yönetiminde merkezi bir figüre dönüştüğü belirtiliyor. Kuzey ve batı Irak’taki aracılarla kurduğu ağ sayesinde, kendi milis bağlantısını gizleyerek “Irak’ın büyük gölge petrol piyasası” içinde faaliyet yürüttü.

Irak’taki paralel petrol piyasasını yakından takip eden bir kaynak, Ebu Seyf’i “İran’a yakın milislerin paralel ekonomisinin sinir merkezlerinden biri” olarak tanımladı.

Ebu Seyf, zaman içinde büyüyen ticaret ağıyla birlikte; petrolün arıtılması, yerel piyasada satılması veya Irak Kürdistan Bölgesi’ne gönderilmesi gibi faaliyetleri yöneten geniş bir sistem kurarak ülkenin “petrol krallarından biri” haline geldi.

Kaçak “Mobil Rafineriler”

Kaynaklara göre Ebu Seyf’in ağı, yıllardır yerel olarak “fırınlar” olarak bilinen mobil rafinerileri kontrol ediyordu. Bu sistemde ham petrol, ana boru hatlarına açılan kaçak deliklerden çekiliyor ve bu küçük rafinerilerde işleniyordu.

Eski bir petrol mühendisine göre bu mobil rafineriler, taşınabilir küçük rafinaj üniteleri olarak tasarlanıyor. Sistem; ısıtma tankı, küçük damıtma kuleleri, soğutma sistemi ve ayrı depolama tanklarından oluşuyor. İşlem sonucunda benzin, kerosen, dizel ve diğer petrol ürünleri elde ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu ilkel yöntem, güvenlik ve çevre standartlarından yoksun olmasına rağmen yüksek kâr sağlıyor. Ancak patlama riski taşıyor ve ciddi çevre kirliliğine yol açıyor. Üretilen yakıtın kalitesi de genellikle düşük olduğundan araç motorlarına zarar verebiliyor.

Bu tür faaliyetlerin izleri, kurulduğu bölgelerde toprak ve yeraltı sularında bıraktığı büyük siyah lekelerden anlaşılabiliyor.

Curf es-Sahr’daki ağ

Güvenlik kaynakları, mobil rafinerilerin özellikle 2014 sonrası güvenlik boşluğu yaşanan bölgelerde yaygınlaştığını belirtiyor. Bu tesisler, küçük petrol kuyularından veya ana boru hatlarından kaçak olarak çekilen ham petrolü işlemek için kullanılıyor.

Ancak Curf es-Sahr’a yıllardır gazeteciler ve araştırmacıların girişinin büyük ölçüde yasaklı olması nedeniyle sahada bağımsız doğrulama imkanı oldukça zor.

Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr, güneydeki petrol sahalarını orta ve kuzey Irak’taki rafinerilere bağlayan stratejik boru hatlarının geçtiği bölge olarak öne çıkıyor.

Bölge, 2014’te DEAŞ kontrolünden geri alınmasının ardından, Iraklı Şii milis grupların en önemli kalelerinden biri haline geldi. DEAŞ’ın çıkarılması sonrasında yaklaşık 120 bin sivil bölgeden ayrılmak zorunda kaldı.

Tarım ağırlıklı bir kasaba olan Curf es-Sahr, sonraki yıllarda milis grupların askeri ve istihbarat operasyonlarını yönettiği karmaşık bir merkez haline dönüştü. Tarım arazileri içinde mobil rafineriler, tanker filoları ve çeşitli ekipmanların gizlendiği ileri sürülüyor.

“Petrol Kralı”nın Ağı

Kaynaklar, Ebu Seyf’in ağının nasıl çalıştığını ise şöyle açıklıyor. Mobil rafinerilerde üretilen petrol ürünleri, resmi taşıma izinleri bulunmayan tankerlerle taşınıyor. Bu ürünler daha sonra özel rafinerilere veya asfalt gibi petrol türevleri kullanan tesislere satılıyor.

Normal şartlarda tankerlerin eyaletler arası kontrol noktalarından geçebilmesi için resmi belgeler taşıması gerekiyor. Ancak Ebu Seyf’in nüfuzu sayesinde bu ürünlerin güvenlik güçlerinin müdahalesi olmadan taşındığı ifade ediliyor.

Operasyonun farklı aşamalarında yer alan çok sayıda müteahhit ve aracı, bu kaçak ekonominin parçası olarak çalışıyor. Bu ağın önemli bir kısmının özellikle Irak’ın kuzey ve batı şehirlerinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor.

Son büyük anlaşma

Kaynaklara göre Ebu Seyf, öldürülmesinden yaklaşık bir ay önce son büyük anlaşmasını gerçekleştirdi. Bu anlaşma ile ağ, yaklaşık 600 bin ton petrol ürünü satarak 120 milyon dolar gelir elde etti. Bunun yaklaşık yarısı Irak iç piyasasına yapılan satışlardan oluşuyordu.

fdfbf
Iraklı milis grupları, 2014 yılında Cerf es-Sahr’da DEAŞ’e karşı askerî operasyonlar gerçekleştirdi ve binlerce sivili bölgeden ayrılmaya zorladı (Halk Seferberlik Güçleri Medyası).

Elde edilen gelirlerin nerede tutulduğu veya nasıl aklandığı bilinmiyor. Ancak petrolün boru hatlarından yasa dışı olarak elde edilmesi nedeniyle bu satışların hemen hemen tamamının “net kâr” olduğu belirtiliyor.

ABD, 2018’den itibaren Irak’taki milis grupların kaçak petrol ekonomisine odaklanmaya başladı. Washington, bu faaliyetlerle ilgili olduğu iddiasıyla birçok Iraklı iş insanına yaptırım uyguladı.

Bölgesel ağlar ve savaş bağlantısı

Kaynaklara göre Ebu Seyf’in ağı, özellikle ağır yakıt ve fuel-oil türü ürünleri bölgesel ağlara satıyordu. Bu ürünler daha sonra İran petrolüyle karıştırılarak farklı belgelerle uluslararası piyasalara gönderiliyordu.

Siyasi kaynaklar, Ebu Seyf suikastının İran’a yönelik savaşın ortasında gerçekleşmesinin, onun sadece ticari faaliyetlerle değil aynı zamanda askeri operasyonlarla da bağlantılı hale gelmesinden kaynaklanmış olabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

İddialara göre İran’daki dini liderin öldürülmesinin ardından İran Devrim Muhafızları, Irak’taki müttefik milislere, ABD ve müttefiklerine zarar verecek saldırılar düzenleme talimatı verdi.

Bu bağlamda Curf es-Sahr’dan İHA’larla düzenlenen saldırılar da planlanmış olabilir.

“Curf İmparatorluğu”

Kaynaklara göre Curf es-Sahr’da milis gruplar tarafından kurulan yapı adeta gizli bir “imparatorluk” niteliği taşıyor. Bölgede:

  • Füze ve İHA depoları
  • Yerel patlayıcı üretim ve test tesisleri
  • Mobil petrol rafinerileri
  • Komuta ve istihbarat merkezleri
  • Güçlendirilmiş hapishaneler
  • Balık çiftlikleri ve tarım arazileri

bulunuyor.

Ayrıca bölgenin, Hizbullah unsurları ve Devrim Muhafızları danışmanları için alternatif bir bölgesel merkez olarak kullanıldığı da iddia ediliyor.