Hem eski hem yeni hastalık: Silahların ‘kutsallaştırılması’

Papa Francis Irak ziyareti sırasında "Din adına düşmanlık, radikalizm ve şiddet dine ihanettir” ifadelerini kullandı

Sovyetler Birliği Subayı Kaleşnikof tarafından icat edilen makineli tüfek, savaş tüccarlarına büyük paralar kazandırdı (Reuters)
Sovyetler Birliği Subayı Kaleşnikof tarafından icat edilen makineli tüfek, savaş tüccarlarına büyük paralar kazandırdı (Reuters)
TT

Hem eski hem yeni hastalık: Silahların ‘kutsallaştırılması’

Sovyetler Birliği Subayı Kaleşnikof tarafından icat edilen makineli tüfek, savaş tüccarlarına büyük paralar kazandırdı (Reuters)
Sovyetler Birliği Subayı Kaleşnikof tarafından icat edilen makineli tüfek, savaş tüccarlarına büyük paralar kazandırdı (Reuters)

Refik Huri
Kabil'in, kardeşi Habil'i öldürmesinden bu yana insanlığa silahlardan daha fazla eşlik eden başka bir şey daha olmadı. Tıpkı, kurtuluş muharebelerinde, özgürlük devrimlerinde ve fetih savaşlarında olduğu gibi. Aynı şekilde ulusların ve halkların egemenliğinde de silahlar yer aldı.
Dünyadaki kurtuluş ve bağımsızlık devrimlerinin liderlerinden sadece biri olan Ho Chi Minh, “Zaman, düşmanı yenmek için en önemli koşuldur” derken, Sigmund Freud, “Medeniyetin kurucusu, taş atmak yerine ilk kez küfür kullanan insandır” demiştir.
Mütenebbi’nin “İnsanoğlu, ne zaman bir çubuk bulsa onu sivriltip mızrak yapar” demesi boşuna değildir. Ayrıca Mısırlı sanatçı Ümmü Gülsüm, içinde “Çok Uzun Zaman Oldu, Ey Silahım” cümlesi geçen bir parça seslendirmiştir. Ama bir silahın en kötü işlevi, ister ‘kutsal şiddet’ başlığı altında olsun, ister ‘haklı savaş’ başlığı altında olsun din adına kullanılmasıdır.
Bugünlerde bizim için en kötü olan, cennet vaadiyle kendini bir ibadethanede veya bir pazarda kendini patlatan bir intihar bombacısının, öldürmeye ve her türlü silahla vahşi terör eylemlerine izin veren fetvaların kurbanı olmamızdır.
Herakleitos, ‘savaş, her şeyin babası’ olduğunu söylerken savaş ve silahlar, silah sayısının nüfusundan daha fazla olduğu ve savaşın artık bir yaşam biçimi haline geldiği Yemen de dahil olmak üzere birçok ülkede tüm yaşananların kaynağıdır. Husiler, sanki Allah’ın onların yardımına ihtiyacı varmış gibi kendilerine ‘Ensarullah’ (Allah’ın yardımcıları) diyorlar.
Husiler Suudi Arabistan'da cinayetler, adam kaçırma ve terör eylemleri gerçekleştiriyor, sivillere karşı roketli ve bombalı eylemler düzenliyorlar. Bu yüzden Papa Francis, Irak ziyareti sırasında "Din adına yapılan düşmanlık, aşırılık ve şiddet dine ihanettir” dedi.
Papa, “The Path to Change: Thoughts on Politics and Society” (Değişim Yolu: Politika ve Toplum Üzerine Düşünceler) adlı kitapta Dominique Wolton’a verdiği röportajda, “Tanrı adına şiddet uygulamak affedilmez bir hatadır. Çünkü Tanrı hiçbir şekilde kör şiddeti haklı görmez” ifadelerini kullandı. Papa, Arjantin’de piskoposluk yaptığı yıllardan bu yana fakirlere ve zayıflara dikkat etme inancını vurgularken cinayeti meşrulaştıran tekfirci ideolojiye karşı çıkıyor.
1949 yılında Çin Devrimi’ni zafere taşıyan Mao Zedong, “Güç silahın namlusundan gelir” diyerek net bir çizgi çizmiştir.
Mao Zedong 1957'de Moskova'da Sovyet liderleriyle anlaşmazlık yaşamadan önce yaptığı bir konuşmada nükleer savaş hakkında şunları söyledi:
“Eğer en kötüsü olur ve dünya nüfusunun yarısı ölürse, diğer yarısı kalır, emperyalizm düşer ve tüm dünya komünist olur.”
Bu, Moskova’nın sevmediği bir fanteziydi. Aynı şey Sovyetler Birliği Küba’ya nükleer başlıklı füze yerleştirmesi ile başlayan Küba Füze Krizi için de geçerliydi.
Küba lideri Fidel Castro, Moskova’ya " Küba'yı vuran Kenyalılar bile olsa Amerika'yı füzelerle vurun” ifadelerini kullandı. Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi ve Brejnev döneminde Sovyetler Birliği Komünist Partisi İkinci Sekreteri Mihail Andreyeviç Suslov ise “Bu ne çılgınlıktır?” ifadelerini kullandı. Kriz bir ABD ile Sovyetler Birliği arasında yapılan bir anlaşmayla sona erdi.
Öte yandan Ürdün'den Lübnan'a, Filistinli devrimci gruplar, silahın ‘kutsallaştırılmasının’ hikayesini sloganlarla taşıdılar. Ardından bu ‘kutsallaştırma’, Kaleşnikof adlı piyade tüfeği ile devam etti. Sovyet subayı Kaleşnikof tarafından icat edilen makineli tüfek, mucidi küçük bir emekli maaşıyla yaşarken  savaş tüccarlarına büyük servetler kazandırdı. Lübnan savaşındaki tüm taraflar, Kaleşnikof ve M16 silahlarıyla gövde gösterisi yaptılar. Ardından Gazze savaşından sonra roketler kutsallaştırıldı.
Diğer yandan devrimin ürettiği din adamları cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin ve Ekim Devrimi'nin ‘yumuşak gücünden’ yoksun olmakla birlikte düşmanları, silahlarından çok daha üstün bir ‘kaba kuvvete’ ve direnmesi zor olan ‘yumuşak güce’ sahip olsalar da Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve Gazze'deki vekillerine dağıttığı füzeleri ve insansız hava araçlarıyla (İHA) gurur duymaktadırlar.
Hizbullah da silahları bir şekilde ‘kutsallaştırıyor’. Hizbullah başlangıçta “İşgal altındaki Güney Lübnan'ı özgürleştirme” sloganını kullanıyordu. Bu slogan, 2000 yılında Güney Lübnan’ın özgürleşmesinin ardından “Kudüs'ü özgürleştirme” sloganına dönüştü. Bu sloganlar pratikte, Velayet-i Fakih’in hizmetinde ve İran’ın bölgesel projesinin tamamlanmasında kullanılan bir silahtır. Denklem, “Değişmeyen tek şey silahtır. Değişen ise Lübnan'dır. Yumuşak gücü cazip yapan hiçbir şey yoktur” haline gelmiştir.
Stalin, Komünist Parti'deki yoldaşlarına karşı infaz ve suikast silahı en çok kullanan yöneticilerden biriydi. Aralarında Lenin'in ‘tek ülkede devrim’ teorisinin aksine ‘sürekli devrim’ ve ‘her yerde devrim’ çağrısı yapan Troçki de vardı. Ancak Stalin, “Cephaneliğimdeki en önemli silah, sözlüktür. Yazarlar insan ruhunun mimarlarıdır” diyerek insanlığın diğer boyutunu da ihmal etmemiştir. Silahların kutsallaştırılması, nükleer silahlardan bile kurtulamayan insanoğluna musallat olan ciddi bir hastalıktan başka bir şey değildir.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.