Etiyopya, Nahda Barajı ile Mısır ve Sudan'a zarar vermek istemediğini duyurdu

Nahda Barajı’nın Etiyopya Halk Radyosu tarafından ulaşılan 20 Temmuz 2020'ye ait görüntüsü. (AFP)
Nahda Barajı’nın Etiyopya Halk Radyosu tarafından ulaşılan 20 Temmuz 2020'ye ait görüntüsü. (AFP)
TT

Etiyopya, Nahda Barajı ile Mısır ve Sudan'a zarar vermek istemediğini duyurdu

Nahda Barajı’nın Etiyopya Halk Radyosu tarafından ulaşılan 20 Temmuz 2020'ye ait görüntüsü. (AFP)
Nahda Barajı’nın Etiyopya Halk Radyosu tarafından ulaşılan 20 Temmuz 2020'ye ait görüntüsü. (AFP)

Etiyopya, Nahda (Rönesans) Barajı ile aşağı havza ülkeleri Mısır ve Sudan'a zarar vermek istemediğini açıkladı. Kriz devm ederken Kahire de su sistemini geliştirme çabalarını sürdürüyor. Söz konusu çabalar, özellikle Addis Ababa'nın önümüzdeki temmuz ayında, yağış  mevsiminde yaklaşık 13,5 milyar metreküplük "baraj" rezervuarının ikinci dolum aşamasını gerçekleştirme yönünde açıklamalarıyla eş zamanlı geldi. Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Mevcut vizyon, ister su yolları ağında, isterse de kanal ve kanalların rehabilitasyonu ile sahada olsun ülkedeki su sisteminin kapsamlı bir şekilde geliştirilmesini amaçlamaktadır. Ayrıca su kullanımının rasyonelleştirilmesi amacıyla tarım arazilerinde modern sulama sistemlerinin uygulanması da hedefleniyor. Mısır ve Sudan, özellikle kuraklık zamanlarında barajdan kaynaklanacak olası zararı atlatmak için Mavi Nil üzerindeki Nahda Barajı”nın işletilmesine ve doldurulmasına ilişkin kuralları düzenleyen “hukuki bağlayıcı” bir anlaşma çağrısında bulunuyor. Etiyopya ise "herhangi bir anlaşmayı yasallaştırmayı kabul etmiyor.”
Etiyopya Haber Ajansı'nın aktardığına göre Etiyopya Su, Sulama ve Enerji Bakanı Seleshi Bekele konuya dair şu açıklamada bulundu:
“Nahda Barajı aşağı havzadaki ülkeler olan Mısır ve Sudan'a herhangi bir zarar vermeyecektir. Ülkemiz kendi gelişimine odaklanıyor. Bu da ülkemizi barajı inşa etmeye iten şeydir."
Mısır, Sudan ve Etiyopya, barajın işletilmesi ve doldurulması için bazı mekanizmalar üzerinde anlaşmak amacıyla yaklaşık 10 yıldır zorlu geçen ve sorunlar yaşanan müzakereler yürütüyorlar. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin başkenti Kinşasa'da nisan ayı başlarında Afrika Birliği himayesinde düzenlenen Nahda Barajı müzakerelerinin son turu başarısız oldu. Üç ülke arasındaki anlaşmazlık, Addis Ababa'nın Mısır ve Sudan'ın kategorik olarak karşı çıktığı ve ulusal su güvenliğine bir tehdit olarak gördüğü anlaşmayı göz ardı ederek "baraj" rezervuarının ikinci dolum aşamasına geçmekteki ısrarını sürdürmesi nedeniyle son haftalarda daha da arttı. Kahire, Nil Nehri'ndeki payına yüzde 90'dan fazla bağımlı olduğu için su kaynaklarında ciddi bir kıtlıktan muzdarip. Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanlığı Sözcüsü Muhammed Ghanem dün, "Mısır büyük bir su kıtlığından muzdarip ve su kaynakları da sınırlı” açıklamasında bulundu.
Mısır hükümeti, deniz suyunun tuzdan arındırılması, tarım arazilerinin modern sulamaya dönüştürülmesi ve atık suların arıtılması projeleri uygulanması da dahil olmak üzere yaklaşık 50 milyon dolarlık yatırımla 2037 yılına kadar su talebini yönetmek ve karşılamak için ulusal bir strateji uyguluyor. Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı Muhammed Abdulati, kanalların rehabilitasyonu için yürütülen ulusal projenin, alanların rehabilitasyonuna ve modern sulama sistemlerinin dönüştürülmesine yönelik atılan adımların içeriğine dair bilgi verdi:
“Geçtiğimiz yıllarda birçok kanal, bazı vatandaşların attığı evsel ve katı atıkların su yollarına girmesinden dolayı zarar gördü, içlerindeki suyun kalitesi ve insan ve hayvan sağlığı olumsuz etkilendi. Bu, Mısır devletini, kanalların rehabilitasyonu için ulusal projenin uygulanması yoluyla durumu düzeltmek amacıyla kararlı önlemler almaya sevk etti. Bakanlığın kurumları, kanalların rehabilitasyonu için ulusal projeyi uygulamak adına büyük çaba sarf ediyor. Mısır'ın çeşitli valiliklerinde uzunluğu bin 800 kilometreye varan kanalların rehabilitasyonu tamamlandı. 5 bin 347 kilometrelik bir kanalın daha rehabilite edilmesi için çalışmalar devam ediyor.”
Mısır Bakanlar Kurulu"ndan yapılan açıklamaya göre Mısır Sulama Bakanı dün, “tüm vilayetlerdeki kanalların rehabilitasyonu için tüm çalışmaların kontrolünün sıkılaştırılması” talimatını verdi.
Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib de Birleşmiş Milletler Dünya Çevre Günü kutlamalarında yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Su, gerekli kaynakların ön saflarında yer alır. Dinlerin koyduğu kanunlar, suyun ortak bir mülkiyet olmasını şart koşar. Ayrıca bir kişinin veya devletin suyu kullanarak başka ülkelere zulmetmesini yasaklar. Bu yasak, hapsetme veya kısıtlama; Cenab-ı Hakk'ın haklarından birinin gasp edilmesi demektir. Bu sahip olunmayan bir şeyin alıkonulması eylemidir.  Bu katı yasağın nedeni, Cenab-ı Hakk'ın suyu tüm formlarıyla hayatın temeli yapması, tek maliki olması ve suyu gökten yere indirerek kulları arasında ortak bir hak haline getirmesidir. Bir damlası bile kullarına ait değildir. Sahibinin mülkü üzerinde tasarruf hakkını elinde bulunduran bir mülkiyet şüphesi bulununcaya kadar onu dilediğine verir ve dilediğinden mahrum eder. Suyu alıkoymayı mübah gören (saldırgan) yerel, bölgesel ve uluslararası olarak sorumlu makamlarca engellenmeli ve insan hakları bu saldırganlıklardan ve yeryüzünün yozlaştırılmasından korunmalıdır.”



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.