Erdoğan-Biden görüşmesi: Yeni bir "milat" mı olacak, sorunlar daha da çıkmaza mı girecek?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Erdoğan-Biden görüşmesi: Yeni bir "milat" mı olacak, sorunlar daha da çıkmaza mı girecek?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden'ın uzun süreden bu yana beklenen görüşmesi 14 Haziran'da Brüksel'de yapılacak olan NATO Zirvesi'nde gerçekleşecek.
Biden, Kasım ayında seçilerek göreve başlamasının ardından ilk kez Erdoğan ile yüz yüze görüşecek.
Bu görüşme, bir süredir sorunlu bir seyir izleyen Türkiye-ABD ilişkilerinin gölgesinde gerçekleşiyor. 

Biden'ın Erdoğan ile ilgili sözleri
Biden'ın geçen yıl New York Times tarafından hazırlanan bir programda Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında sarf ettiği sözler, Türkiye'de büyük yankı uyandırdı. Biden o programda, "Bence Erdoğan'a karşı farklı bir yaklaşım izlemeliyiz. Muhalefetin liderlerini desteklediğimizi açık şekilde belirtmeliyiz. Açıkça pozisyonumuzun parlamentoda da yer edinmek isteyen Kürt nüfusun entegrasyonunu sağlamak olduğunu söylemeliyiz" dedi.
2009-2017 arasında ABD Başkanı Barack Obama'nın yardımcılığını da yapan Biden'ın bu sözleri Türkiye-ABD ilişkilerini daha da gerdi. 
Ama iki ülke arasındaki tek sorun bir sosyal medya programında söylenen sözlerden ibaret değil. 

Biden, Kasım ayında yapılan seçimde ABD'nin 46. Başkanı oldu / Fotoğraf: AFP
Sorunlar çeşitli
Suriye, S-400, Libya ve Doğu Akdeniz gibi meselelerde de ABD ile Türkiye karşı karşıya geliyor.
ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol da sözkonusu görüşmenin iki ülke arasında son yıllarda tırmanan gerilimin gölgesinde gerçekleşeceği görüşünde. 
İlişkilerin izleyeceği seyirde, ABD'nin takınacağı tavrın belirleyici olacağını ifade eden Erol, "Çünkü Türkiye'nin kazanılması için ABD'nin emek sarf etmesi gerekiyor" dedi.
Barack Obama döneminden beri Washington'un, Türkiye politikasını müttefiklik hukukuna uygun olmayan bir yaklaşım sergilediğini dile getiren Erol, "Bu durum, iki ülkeyi önce 'sözde müttefik' haline getirdi daha sonra da ABD'nin Türkiye'yi ötekileştirerek ‘hasım' olarak konumlandırabileceği izlenimini oluşturdu. Oysa Batı güvenliğinin önemli bir parçası olan Türkiye, Batı'nın doğudaki son sınırı olması, Batı'ya yönelik göç akınları karşısında uyguladığı insani diplomasi anlayışı, Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Afrika ve Avrupa açısından arz ettiği jeopolitik ve jeo-stratejik önem, sahadaki varlığı ve NATO'daki görevlerini eksiksiz yerine getirmesi sebebiyle ABD'nin vazgeçmeyi kolay kolay göze alamayacağı bir aktör" diye konuştu. 

"Görüşme yeni bir milat da olabilir sorunlar yapısal niteliğe de bürünebilir"
Türkiye'nin, yükselen Asya jeopolitiğinde doğu için de kazanılmaya çalışılan bir devlet konumunda olduğunu belirten Erol, "Washington'un bu farkındalık çerçevesinde izleyeceği politikalar sayesinde Brüksel'deki zirve, ikili ilişkilerde onarım döneminin başlangıcı, yani yeni bir milat olabilir. Aksi takdirde Ankara-Washington hattındaki çoğu konjonktürel sorunun yapısal bir niteliğe bürüneceği ve ilişkilerin çıkmaza gireceği öngörülebilir. Rasyonel düşünüldüğünde bu seçenek, özellikle de ABD'nin arzulamayacağı bir durum" ifadelerini kullandı.

"Türkiye, Soğuk Savaş'ta kuzey ve doğudan algıladığı tehdidin şimdi batı ve güneyden geldiğini düşünüyor"
"Ankara, Washington yönetiminin terör örgütü PYD başta olmak üzere Türkiye karşıtı grupları desteklemesi sebebiyle Soğuk Savaş paradigmasında kuzeyden ve doğudan algıladığı tehdidin yeni dönemde batıdan ve güneyden geldiğini düşünüyor" diyen Erol, şöyle devam etti:
"Türkiye'yi kazanmak için ABD'nin yapması gereken ilk şey, Ankara'nın jeopolitik kaygılarını anlayarak güvene dayalı bir ilişki tesis edilebilmesi için somut adımlar atmak olmalı. Lakin Biden yönetiminin 2022 bütçesinde PYD'ye 522 milyon dolar yardımda bulunmayı öngörmesi, Ankara-Washington hattındaki normalleşme arayışlarını baltalayacak bir hadise. Türkiye'nin S-400 tercihi, jeopolitik bir seçime zorlanmasının ürünü. Türkiye'nin daha önce hava savunma sistemine dair yaptığı ve Çin'in kazandığı ihaleyi iptal etmesine rağmen ABD'nin Türkiye'ye Patriot satmak istememesi bunun bir kanıtı. Bu nedenle de Washington yönetiminin Türkiye'nin kaygılarını gidermek yerine, ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) çerçevesinde yaptırım kartına başvurması ve Türkiye'yi F-35 programından çıkartması uzlaşmayı imkânsız kılmakta ve ikili münasebetlerdeki kırılganlığı arttırmakta. Buna ek olarak bahse konu olan kırılganlık, yalnızca devlet düzeyinde değil. Türk kamuoyunda da ABD'nin ilişkilerde kullandığı dile bağlı olarak Amerikan karşıtlığı her geçen gün daha da belirginleşiyor. Bu yüzden de ABD'nin hem Türk devletini hem de kamuoyunu ikna edecek bir politika ve söylem değişikliğine gitmesi Amerikan çıkarlarına uygun. Aksi takdirde ABD, Türkiye'yi kaybedecek."

"ABD'nin Türkiye politikasındaki temel yanlışı"
"Diğer taraftan ABD'nin Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) destek vermesi, FETÖ elebaşını Türkiye'ye iade etmeyerek ülkesinde barındırması ve FETÖ iddialarından oluşan Halkbank Davası'nı bir baskı unsuru olarak kullanması da ikili ilişkilerdeki hasarı arttırmaktadır" diyen Erol, "Yani Washington'un Türkiye politikasındaki temel yanlışı, Ankara'yı ikna ederek işbirliğine çekmek yerine, kendi belirlediği politikaları izlemesi konusunda hizaya getirmek istemesidir" şeklinde konuştu.
Taraflar arasında aşılması gereken mühim sorunlar olduğunu hatırlatan Erol, bu sorunların aşılamaması halinde ise krizin bir AB-NATO krizine dönüşmesinin de ihtimal dahilinde bulunduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
"Zaten başta Almanya olmak üzere bunun farkına varan ABD'nin Avrupalı müttefikleri, Türkiye'nin kazanılması gerektiğine inanıyor. Müttefiklerinin de baskısıyla Washington yönetiminde Türkiye'yle ilişkilerin normalleştirilmesi ve sorunların çözülmesi yönünde bir kanaat oluşmakta. Bu anlamda 14 Haziran 2021 tarihli zirve öncesinde hem ABD'den hem de Türkiye'den verilen mesajlar, aşılması zor olan problemlerin çözülmesi noktasında önemli bir beklentinin oluşmasını sağladı. Mevcut atmosfer, ABD'nin yapıcı adımlar atması durumunda ilişkilerde temiz bir sayfa açılabileceğine işaret ediyor."

"Zirve fırsatlar barındırıyor"
Sorunlara rağmen Türkiye'nin ABD'ye kapıları kapatmadığını da aktaran Erol, "Münasebetlerin seyrini Washington'un tavrı belirleyecek ama bu durum, Ankara'nın seçeneksiz olduğu anlamına da gelmiyor. 16 Kasım 2001 tarihli Avrasya'da İşbirliği Eylem Planı'nın imzalanmasından bu yana çok kutuplu dünya arayışını açık bir şekilde dillendiren ve son olarak Yeniden Asya Açılımı'nı hayata geçiren Türkiye gerek Rusya gerekse de Çin'le yakın münasebetler geliştirdiği çok yönlü dış politika anlayışının meyvelerini topluyor. Bu yüzden de Türkiye'yi kaybetmek, küresel üstünlük mücadelesinde ABD'ye zarar verecekti. Bu durum, Batı'nın güvenliğinde büyük bir çatlak yaratacak ve NATO'nun da işlevini önemli ölçüde yitirmesine neden olacak. Neticede Türk-Amerikan ilişkilerindeki tüm krizlere rağmen sancılı sürecin aşılabilmesi için 14 Haziran 2021 tarihinde gerçekleşecek zirve mühim fırsatları barındırıyor. ABD'nin Türkiye'ye yönelik tavrını aynı şekilde sürdürmesi halinde, Ankara'nın sıkılı yumruklarla tokalaşmayacağını söylemek mümkün" değerlendirmesinde bulundu. 

"S-400 meselesi zirvede 'liste başı' olacak"
Prof. Dr. İlter Turan ise 14 Haziran'da Erdoğan ile Biden arasında konuşulacak konular arasında S-400 meselesinin "liste başı" olacağını belirtti. 
Turan, "Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı, NATO'daki rolü, Doğu Akdeniz'deki meseleler ve Libya'daki TSK varlığının da masaya geleceğini söylemek zor değil. Türkiye'nin ABD ile ticari ilişkileri de gündeme getireceğini söyleyebiliriz" dedi. 

"Her iki lider de dış politika yapımına farklı perspektifle yaklaşıyor"
Erdoğan-Biden görüşmesinin uzun süredir beklenen ilk temas olduğunu ifade eden Turan, her iki liderin de dış politika yapımına farklı perspektiflerle yaklaştığına değinerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan dış politikayı kişisel ilişkileriyle yürütmeyi tercih eden bir isim. Biden ise daha farklı olarak devlet kurumlarını işletmeyi seçiyor ve kurumsal çerçevede hareket ediyor. Görüşmenin nasıl geçeceğini kestirmek kolay değil" diye konuştu. 

"Rusya ile Türkiye ilişkilerinin sorunlu olduğu görüldü"
"Türkiye'nin ABD ve AB ile ilişkileri iyileştirme yönünde hissettiği bazı baskılar var" diyen Turan, şunları söyledi:
"Rusya ile olduğu düşünülen ilişkilerin sorunlu olduğu görüldü. Türkiye'nin daha enek davranarak ABD ile ilişkileri yumuşatmaya çalışacağını söyleyebiliriz. Bu meselede en önemli sorun S-400 meselesi. Bunun nasıl halledilebileceğine ilişkin bir öngörüde bulunmak ise mümkün değil."
Independent Türkçe



Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Putin’e iki ülke arasındaki güçlü ilişkilerden “gurur duyduğunu” söyledi

Putin, 2019'daki görüşme sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile el sıkışıyor (AP)
Putin, 2019'daki görüşme sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile el sıkışıyor (AP)
TT

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Putin’e iki ülke arasındaki güçlü ilişkilerden “gurur duyduğunu” söyledi

Putin, 2019'daki görüşme sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile el sıkışıyor (AP)
Putin, 2019'daki görüşme sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile el sıkışıyor (AP)

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e iki ülke arasındaki güçlü ilişkilerden “gurur duyduğunu” söyledi. Kuzey Kore devlet medyasında bugün yer alan açıklamaya göre, Pyongyang'ın Rusya'nın Ukrayna savaşındaki en önemli destekçilerinden biri haline geldiği dönemde Kim, Moskova ile ilişkilerin daha da geliştirilmesini istedi.

Analistler, Rusya'nın 2022'de komşusu Ukrayna'yı işgal etmesinden sonra Kuzey Kore'nin Kremlin'in başlıca müttefiklerinden biri haline geldiğini belirtiyor. Pyongyang'ın Rusya'ya asker ve mühimmat sağladığı, bunun karşılığında ekonomik avantajlar ve askeri teknoloji elde ettiği ifade ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın Kore Merkezi Haber Ajansı KCNA’dan aktardığına göre Kim, Putin'e gönderdiği mesajında, “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ile Rusya arasında ortak mücadele tarihinin şekillendirdiği ilişkilerin geleceğine sizinle birlikte liderlik ederek, ikili ilişkiler açısından daha seçkin bir gelecek öngörebilmekten her zaman gurur duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Kuzey Kore lideri ayrıca, Rusya'nın Putin'in “bilge liderliği” altında gelişeceğine ve “toprak bütünlüğünü” koruyacağına dair “sarsılmaz bir inanca” sahip olduğunu belirtti.

Putin ise cuma günü, II. Dünya Savaşı'nın sonunda Kore'nin Japon sömürge yönetiminden kurtuluşunun yıl dönümü dolayısıyla Kim'e bir mesaj göndermişti. Rusya Devlet Başkanı mesajında iki ülke arasındaki ilişkilerin “yüksek ve eşi benzeri görülmemiş bir kapsamlı stratejik ortaklık seviyesine” ulaştığını ifade etmişti.

Putin, “Ülkelerimiz, bölgesel güvenlik ve istikrarın sağlanması amacıyla ortak çaba gösterirken bütün alanlarda etkin bir iş birliği yürütüyor” demişti.

Ukrayna'dan Kuzey Kore suçlaması

İki lider arasındaki mesajlaşma, Ukrayna'nın bu ay Moskova'yı en az 9 Ukraynalının hayatını kaybettiği ve onlarca kişinin yaralandığı bir saldırıda Kuzey Kore yapımı balistik füzeler kullanmakla suçlamasının ardından gerçekleşti.

Kiev ayrıca kısa süre önce 50 bine kadar Kuzey Kore askerinin Rusya'ya konuşlandırılmasının planlandığını öne sürdü. Ancak Ukrayna, bu iddiasını destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de bu iddia kapsamında Güney Kore'den, Rusya'nın füze saldırılarına karşı ülkesini korumak amacıyla hava savunma sistemleri sağlamasını istedi. Seul ise henüz bu talebe cevap vermedi.


Balistik füze saldırısı uyarısının ardından Kiev'de patlamalar

Kiev sakinleri, Rus füze saldırısı sırasında metro istasyonunda sığındı (AFP)
Kiev sakinleri, Rus füze saldırısı sırasında metro istasyonunda sığındı (AFP)
TT

Balistik füze saldırısı uyarısının ardından Kiev'de patlamalar

Kiev sakinleri, Rus füze saldırısı sırasında metro istasyonunda sığındı (AFP)
Kiev sakinleri, Rus füze saldırısı sırasında metro istasyonunda sığındı (AFP)

Bugün sabahın erken saatlerinde Ukrayna’nın başkentinde birkaç patlama sesi duyuldu; bu olay, Kiev yetkililerinin şehri hedef alan bir balistik füze saldırısı uyarısıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre başkentin askeri idaresi Telegram üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “balistik füzelerden kaynaklanan bir tehdit nedeniyle Kiev'de hava saldırıları olacağı” uyarısında bulunarak, vatandaşları sığınaklara gitmeye çağırdı.


Rusya ve NATO “gri bölge” savaşında

Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)
Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)
TT

Rusya ve NATO “gri bölge” savaşında

Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)
Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)

Rusya ile Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) arasındaki mücadele, Ukrayna’daki savaş alanlarının ve geleneksel askeri caydırıcılık dengelerinin ötesine geçti. Varşova’da bir ABD vatandaşına yönelik olduğu öne sürülen Rus suikast planının engellenmesi, Moskova’nın Starlink’e rakip bir uydu ağı kurma çalışmalarını hızlandırması ve Batı’nın Rusya’yı Avrupa genelinde sabotaj eylemleri ve siber saldırılar düzenlemekle suçlamasının artması, doğrudan savaş eşiğinin altında yürütülen çok boyutlu mücadelenin safhaları olarak öne çıkıyor.

Polonya güvenlik güçleri, 30 Temmuz’da Lublin yakınlarında bir tarlaya düşen mühimmatın bulunduğu bölgede inceleme yapıyor. (Reuters)
Polonya güvenlik güçleri, 30 Temmuz’da Lublin yakınlarında bir tarlaya düşen mühimmatın bulunduğu bölgede inceleme yapıyor. (Reuters)

Bu gelişmeler, asıl tehlikenin tek olaydan ziyade, kaynağı ve niyeti kısa sürede ortaya konulması zor olan operasyonların birikmesinden kaynaklandığını gösteriyor. Bu durum NATO’yu sürekli bir sınamayla karşı karşıya bırakıyor: Moskova’yı, muğlak operasyonu veya bilinçli bir provokasyonu açık çatışmaya dönüştürmeden nasıl caydırabilir?

Suikast sınırları aşıyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin güvenlik birimlerinin Varşova’da Ukrayna asıllı bir ABD vatandaşına yönelik Rusya bağlantılı bir suikast planını engellediğini açıkladı. Tusk, hedef alınan kişinin Putin rejimini “rahatsız eden” biri olduğunu belirtti.

Polonya makamları, ABD istihbaratıyla yürütülen ortak operasyonun ardından 7 Ağustos’ta, Rus istihbarat servisleri tarafından işe alındığından şüphelenilen bir Rus vatandaşını gözaltına aldı. Varşova, hedef alınan kişinin kimliğini veya faaliyetlerinin niteliğini açıklamadı. Ancak müdahalenin operasyonun gerçekleştirilmesinden hemen önceki son aşamada yapıldığını ifade etti.

Polonya’da 18 Aralık 2025’te Entegre Muharebe Komuta Sistemi’nin (IBCS) faaliyete hazır olduğunun duyurulması sırasında Patriot füze sistemleri. (Reuters)
Polonya’da 18 Aralık 2025’te Entegre Muharebe Komuta Sistemi’nin (IBCS) faaliyete hazır olduğunun duyurulması sırasında Patriot füze sistemleri. (Reuters)

Tusk, olayı Polonya’nın suçlamalarının doğru olması halinde Rusya’nın başka NATO üyesi ülkede bir ABD vatandaşını öldürmeye yönelik ilk girişimi olarak nitelendirdi. Bu durum, NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesinin otomatik olarak devreye gireceği anlamına gelmiyor. Ancak hedefin ittifakın lider ülkesi olan ABD vatandaşı olması ve eylemin NATO’nun doğu kanadının temel ülkelerinden Polonya’da gerçekleştirilmesinin planlanması, iddia edilen Rus suikast operasyonlarını daha hassas bir duruma sokuyor.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Ukrayna Cumhurbaşkanı ile birlikte. (Reuters)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Ukrayna Cumhurbaşkanı ile birlikte. (Reuters)

Varşova, olayı demiryolu hatlarına yönelik sabotajlar, siber saldırılar, kundaklamalar ve Rus devletine doğrudan bağlanması zor operasyonlarda suç şebekelerinin kullanılmasını kapsayan daha geniş bir çerçevede değerlendiriyor.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre üç Batılı istihbarat yetkilisi yaptıkları açıklamada, Kremlin karşıtları ve Ukrayna destekçilerine yönelik tasfiye girişimlerinin 2022’deki geniş çaplı işgalden beri Avrupa’da arttığını belirtti. Moskova ise kamuoyuna açık istihbarat kanıtlarının yetersizliği ve operasyonların kaynaklarını ve yöntemlerini açığa çıkarmanın güç olması nedeniyle bu tür eylemlerdeki sorumluluğu genellikle reddediyor.

Elon Musk’ın Starlink hizmetine ait bir reklam, SpaceX’in halka arzının ardından New York’taki Times Square’deki bir ekranda görülüyor. (AFP)
Elon Musk’ın Starlink hizmetine ait bir reklam, SpaceX’in halka arzının ardından New York’taki Times Square’deki bir ekranda görülüyor. (AFP)

Mücadele yörüngeye taşınıyor

Daha uzun vadeli bir diğer meydan okuma ise Rusya’nın Starlink’e egemen bir alternatif olarak geliştirdiği “Rasvet” (Şafak) adlı uydu ağı.

Reuters’ın haberine göre Ukrayna Askerî İstihbarat Başkan Yardımcısı Tümgeneral Vadim Skibitski, Moskova’nın bu ağdaki uyduları planlanandan “çok daha hızlı” bir şekilde fırlatmaya başladığını söyledi.

Mart ayında 16 uydudan oluşan bir grup fırlatıldı; bunu temmuz ayında bir başka fırlatma izledi. Ukraynalı bir yetkili, ağ kapsamında yörüngede bulunan araçların sayısını yaklaşık 40 olarak tahmin etti. Ancak fiilen çalışan uydu sayısının bunun altında olduğu değerlendiriliyor.

Polonya Başbakanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ukrayna konulu Gdansk Zirvesi’ne katılmak üzere birlikte gidiyor. (Arşiv-Reuters)
Polonya Başbakanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ukrayna konulu Gdansk Zirvesi’ne katılmak üzere birlikte gidiyor. (Arşiv-Reuters)

Rusya, 2027 yılına kadar 292 uyduya, 2035’e kadar ise 924 uyduya ulaşmayı planlıyor. Ağ şu anda uydular Ukrayna üzerinden geçerken yalnızca kesintili iletişim sağlayabiliyor. Ancak ileride uzun mesafelerde insansız hava araçlarının doğrudan kontrol edilmesine, bunların anlık olarak yönlendirilmesine ve karadaki saldırıya açık altyapıya daha az bağımlı, daha güvenli askeri iletişim sağlanmasına imkân tanıyabilir.

Projenin önemi, Kiev’in Rus güçlerinin gri piyasadan elde ettiği Starlink terminallerini devre dışı bırakması konusunda SpaceX’i ikna etmesinin ardından daha da arttı.

Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Zelenskiy’nin Varşova’ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (AP)
Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Zelenskiy’nin Varşova’ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (AP)

Moskova’nın çıkardığı ders açık: Komuta ve kontrol kapasitesi, kritik anda devre dışı bırakabilecek yabancı şirkete ait bir hizmete dayandırılamaz. Bu nedenle Rasvet yalnızca ticari bir proje değil, Rusya’nın operasyonlarını Batı’nın siyasi ve teknolojik kararlarına karşı daha dayanıklı hâle getirme girişimi olarak görülüyor.

Bununla birlikte, Rusya’nın hedefleri; büyük ölçekli fırlatma ihtiyaçları, yaptırımlar ve bazı gelişmiş bileşenlerdeki eksiklikler nedeniyle oldukça iddialı. Dolayısıyla Rasvet giderek büyüyen bir tehdit oluştursa da şu aşamada Starlink’in tam anlamıyla yerini alabilmiş değil.

Lockheed Martin tarafından üretilen geliştirilmiş Patriot PAC-3 MSE füzesinin modeli. (Reuters)
Lockheed Martin tarafından üretilen geliştirilmiş Patriot PAC-3 MSE füzesinin modeli. (Reuters)

ABD Savaş Bakanlığı Politikalardan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Elbridge Colby, Pentagon’un nükleer stratejiyi gözden geçirdiğini ve başkana Rusya veya Çin’le yaşanabilecek bölgesel bir çatışmada taktik nükleer silahların kullanımına ilişkin daha geniş seçenekler sunulmasını değerlendirdiğini açıkladı.

Ancak NATO’nun acil sınavı nükleer düzeyin altında kalıyor: İHA’ları düşük maliyetle etkisiz hâle getirecek yöntemler geliştirmek, bunların kaynağını daha hızlı belirlemek, karşılık verme kurallarını ortaklaştırmak ve havaalanları ile enerji ve iletişim ağlarını korumak.

Moskova baskı aracı olarak belirsizliğe bel bağladığı ve NATO da doğrudan çatışmaya yol açmayacak bir caydırıcılık arayışını devam ettirdiği sürece, “gri bölge savaşı” iki taraf arasındaki çatışmanın en tehlikeli biçimi olmaya aday. Resmen ilan edilmeyen bu savaş, her an kontrol altına alınması zor bir krize yol açabilir.