Yeni ABD yönetimi, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetiminin uygulamalarını eleştirmesine rağmen yeni Başkan Joe Biden’ın, göreve gelişinin ilk 100 günü içerisinde iki üst düzey yetkilisini - Savunma Bakanı Lloyd Austin ve ABD Başkanlığı İklim Özel Elçisi Kerry - Hindistan'a göndermesi ve Başkanın Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (Quadrilateral Security Dialogue/QUAD) liderler zirvesine katılımıyla Hindistan ile bağları güçlendirme politikasını sürdürüyor.
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar kısa bir süre önce ABD’ye sessiz bir ziyarette bulundu. Bu, Demokrat Başkan Joe Biden'ın Ocak ayında Beyaz Saray'a girmesinden bu yana Yeni Delhi'den en üst düzey yetkilinin yaptığı ilk ziyaret oldu. Bakan S. Jaishankar’ın ABD ziyareti beş gün sürdü. Burada Hint Bakanın, ABD Savunma Bakanı Austin, Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ve Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI) Avril Haines başta olmak üzere Biden'ın çalışma grubunun kilit isimleri ile neler görüştüğüne dair soru işaretleri oluştu. Ziyaretin büyük önem taşıdığını düşünen yorumcular, bu ziyaret sırasında Hindistan-ABD ilişkilerinin gelecekteki seyrinin temellerinin atıldığına inanıyorlar. İki taraf, QUAD Grubu için altyapının hazırlanması, ABD'nin Afganistan'dan çıkışı, Çin’in nüfuzu, Haziran ayında İngiltere'de yapılması planlanan G7 zirvesi ve diğer meselelere ilişkin ikili, bölgesel ve uluslararası ortak çıkar konularını gözden geçirdiler.
Pekin ve Washington ile Yeni Delhi arasındaki ikili ilişkiler
Eski Hint diplomat Aşok Saganhar yaptığı değerlendirmede, “Çin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının, Çin ile Hindistan arasında Ladakh bölgesinde meydana gelen askeri çatışmanın, Çin’in bölgedeki düşmanca hamlelerinin ve yine Çin’in orta menzilli nükleer füze sayısını artırmasının ardından ABD'nin Hindistan ile iş birliği güncel bir konu haline geldi. Blinken, Jaishankar ile Mayıs ayında Londra'da düzenlenen G7 Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın oturum aralarında bir araya geldi. Toplantı da birçok konu ele alınırken özellikle jeopolitik sahadaki değişikliklere odaklanıldı. Saganhar, yukarıdakilerden açıkça anlaşılacağı gibi, görüşmelerin büyük bir bölümüne Çin'in hakim olduğunun su götürmez bir gerçek olduğunu sözlerine ekledi. Saganhar’a göre buna bir de ABD’nin Hint-Pasifik koordinatörü Kurt Campbell'ın Şi Cinping liderliğindeki Çin ile iş birliği döneminin sona erdiğini söyleyen son açıklamalarından da bakılabilir. Dahası, ABD’li ve Çinli yetkililer, Hindistan Dışişleri Bakanı’nın ABD’nin yanında yer alması nedeniyle artan gerilimler arasında telefonla ticaret görüşmeleri yaptılar. Dolayısıyla her iki taraftan da herhangi bir açıklama gelmemesine rağmen Çin'in kesinlikle önemli bir konu olduğunu söyleyebiliriz.
Burada Hint Bakan Jaishankar’ın, 30 Nisan’da Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile arasında geçen gergin konuşmanın ardından ABD’ye seyahat ettiğini belirtilmeli. Görüşleri bir birinden oldukça farklı görünen iki yetkili, tartışmalı bölge Ladakh’ın bölünmesi konusunda anlaşamadı. Yine burada iki ülkenin bu yıl BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) ve Şanghay İşbirliği Örgütü (Shanghai Cooperation Organization/SCO) zirvelerine katılmalarının beklendiğini de belirtmekte fayda var.
Bu arada Hindistan Dışişleri Bakanlığı'ndan bir kaynak, iki taraf arasında Tayvan meselesinin de tartışıldığını açıkladı. Hindistan ve ABD, Tayvan'ın Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) gözlemci olarak katılma çabalarını destekliyorlar. Tayvan'ın Kovid-19’un kaynağına ilişkin devam eden soruşturmada çok önemli bir rol oynayacağına inanılıyor. Bu gelişme ABD Başkanı Biden’ın, Çin'in dışlanması amacıyla ABD’nin Hint-Pasifik bölgesindeki ittifaklarını güçlendirme çabalarına öncelik verdiğini gösterdi.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Hint siyaset analisti Rekha Chowdhary, “Burada en dikkat çekici nokta, Hint ve ABD’li yetkililerin Çin’in Avro-Avrasya bölgesinde bir dizi büyük ara bağlantı projesini içeren Kuşak ve Yol Girişimi düzeyinde olması için QUAD Grubu çerçevesinde bir altyapı planını ayrıntılı olarak tartışmış olmalarıdır. QUAD üyeleri yılsonuna kadar, benzer türde bir altyapı projesini resmi olarak duyurmak için bir araya gelebilirler. QUAD Grubu’nun birkaç ülkede altyapıyı güçlendirme planını duyurması, Çin için büyük bir darbe olabilir. Zira bu girişim, Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde halihazırda Çin ile iş birliği yapan birçok ülkeyi Çin'den ayrılarak QUAD girişimine katılmaya itebilir. Burada, Çin'in Bangladeş'i özellikle halihazırda Kuşak ve Yol Girişimi’nin bir parçası olduğundan QUAD Grubu’nun girişimlerine katılmaması konusunda uyardığını belirtmeliyiz.
QUAD Grubu ayrıca, Kovid-19 salgınıyla mücadele için üye ülkelerle birlikte Yeni Zelanda, Güney Kore ve Vietnam'ın yer aldığı QUAD + adlı bir mekanizma başlattı. Fransa, Almanya ve İngiltere, Hint-Pasifik bölgesindeki çıkarlarını zaten ortaya koydular. Fakat bölge içindeki ortaklar olarak iş birliklerinin ayrıntıları henüz açıklanmadı.
Hindistan Dışişleri Bakanı Jaishankar ABD’ye ulaşmasından birkaç saat önce Biden'ın Hint-Pasifik Koordinatörü Kurt Campbell, QUAD liderlerinin katımıyla bu sonbaharda gerçek bir zirve düzenlenmesi için planların yapıldığını duyurdu. Jaishankar’a ABD ziyaretinde eşlik eden bir diplomatik kaynak, sonbaharda bir zirve yapılmasının kararlaştırıldığını söyledi. Kaynağa göre zirve, QUAD Grubu ülkelerinin ekonomi, teknoloji, afet yardımı ve güçlü tedarik zincirleri oluşturma gibi alanlardaki yönelimini belirlemek için ayrıntılı bir gündem oluşturulacak ve tüm bunlar Hint-Pasifik bölgesindeki gelişen güvenlik durumu dikkate alınarak yapılacak.
Narendra Modi liderliğindeki Hindistan’ın uluslararası sahnedeki güçlü politikalarının arkasındaki beyin olarak kabul edilen Jaishankar, ABD yaptığı ziyarette, “Hindistan herhangi bir gruba üye olduğunda, o gruba bağlı kalabileceğinden emin oluruz, aksi takdirde en başından üye olmayız. QUAD'a karşı tavrımız açıktır” açıklamasında bulundu.
Burada, ABD ve Avustralya’nın halihazırda Güney Çin Denizi'ne savaş gemileri gönderdiğine dikkat çekilmeli. İngiltere’ye ait uçak gemisi HMA Queen Elizabeth liderliğindeki bir uçak gemisi saldırı grubu Pasifik ve Hint Okyanuslarına doğru ilerliyor. Ayrıca İngiltere'nin bölgedeki varlığını artırmaya ve Çin'i caydırmaya çalıştığına inanılıyor. İngiltere’nin dış politikasında bölgeye daha fazla önem verme eğilimi buna işaret ediyor.
Öte yandan Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tan Kefei, çevrimiçi olarak düzenlediği basın toplantısında Biden yönetimini Trump yönetimi tarafından onaylanan ‘Hint-Pasifik stratejisini’ sürdürmekle eleştirdi. ABD'nin bir ‘çete’ oluşturmaya veya çeşitli tarafların yer aldığı ve yalnızca bir tarafın kaybı diğer tarafın zaferiyle sonuçlanabilecek bir durum yaratmaya yönelik ‘yeni bir soğuk savaşı’ kışkırtmaya çalışmaması gerektiğini vurgulayan Tan, bunun sadece daha fazla bölünme, düşmanlık ve kaos yaratacağı uyarısında bulundu.
Afganistan barış süreci
Hindistan ve ABD arasındaki görüşmelerde ele alınan diğer konular arasında, özellikle ABD ve müttefik kuvvetlerin ülkeden çekilmesi çerçevesinde Afganistan barış süreci yer alıyordu. ABD’nin Taliban Hareketi’nin uyguladığı şiddet bağlamında, Hint Bakana Ekim ayında Amerikan kuvvetlerinin Afganistan'dan tamamen çekilmesi sırasında güvence verdiği açıktır. Biden yönetimi, güvenlik durumunun bozulmasını önlemek için gözlerini Hint-Pasifik bölgesinden ayırmayacaktır. Ayrıca ABD ulusal güvenlik ekibi, Hint Bakana Afganistan’daki durum kötüleşirse uygun bir yanıt verileceği konusunda güvence verdi. Bakan Jaishankar yaptığı açıklamada, “Afganistan’daki mevcut senaryo değişikliğinin yansımaları Yeni Delhi için büyük önem taşıyor. Hindistan'ın Afganistan meselesine büyük yatırımlar yaptığı düşünüldüğünde bu konuda ABD'den bir takım garantilerin alınması önemlidir. Buna ek olarak, Hindistan'ın bu tür zorluklarla başa çıkmak için kendi politikasını oluşturması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Bunun yanı sıra Jaishankar, Hindistan'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki (BMG) mevcut dönemini verimli kılmak için çalıştığı bir zamanda BMGK Genel Sekreteri ile bir araya geldi. Washington'ın Yeni Delhi'nin bu çok önemli oluşumda kalıcı bir yer edinme çabalarını desteklemesi, Çin'in ise bu konuda büyük bir engel olmaya devam etmesi dikkat çekicidir.