ABD ve Hindistan’ın Çin, Afganistan ve QUAD Grubu ile ilgili ortak endişeleri

Hindistan Dışişleri Bakanı Jaishankar’ın Washington ziyareti, Hindistan-ABD ilişkilerinin gelecekteki seyrinin temellerini attı

Hindistan Dışişleri Bakanı S. Jaishankar (solda) ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ile Washington’da bir araya geldi (AP)
Hindistan Dışişleri Bakanı S. Jaishankar (solda) ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ile Washington’da bir araya geldi (AP)
TT

ABD ve Hindistan’ın Çin, Afganistan ve QUAD Grubu ile ilgili ortak endişeleri

Hindistan Dışişleri Bakanı S. Jaishankar (solda) ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ile Washington’da bir araya geldi (AP)
Hindistan Dışişleri Bakanı S. Jaishankar (solda) ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ile Washington’da bir araya geldi (AP)

Yeni ABD yönetimi, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetiminin uygulamalarını eleştirmesine rağmen yeni Başkan Joe Biden’ın, göreve gelişinin ilk 100 günü içerisinde iki üst düzey yetkilisini - Savunma Bakanı Lloyd Austin ve ABD Başkanlığı İklim Özel Elçisi Kerry - Hindistan'a göndermesi ve Başkanın Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (Quadrilateral Security Dialogue/QUAD) liderler zirvesine katılımıyla Hindistan ile bağları güçlendirme politikasını sürdürüyor.
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar kısa bir süre önce ABD’ye sessiz bir ziyarette bulundu. Bu, Demokrat Başkan Joe Biden'ın Ocak ayında Beyaz Saray'a girmesinden bu yana Yeni Delhi'den en üst düzey yetkilinin yaptığı ilk ziyaret oldu. Bakan S. Jaishankar’ın ABD ziyareti beş gün sürdü. Burada Hint Bakanın, ABD Savunma Bakanı Austin, Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ve Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI) Avril Haines başta olmak üzere Biden'ın çalışma grubunun kilit isimleri ile neler görüştüğüne dair soru işaretleri oluştu. Ziyaretin büyük önem taşıdığını düşünen yorumcular, bu ziyaret sırasında Hindistan-ABD ilişkilerinin gelecekteki seyrinin temellerinin atıldığına inanıyorlar. İki taraf, QUAD Grubu için altyapının hazırlanması, ABD'nin Afganistan'dan çıkışı, Çin’in nüfuzu, Haziran ayında İngiltere'de yapılması planlanan G7 zirvesi ve diğer meselelere ilişkin ikili, bölgesel ve uluslararası ortak çıkar konularını gözden geçirdiler.

Pekin ve Washington ile Yeni Delhi arasındaki ikili ilişkiler
Eski Hint diplomat Aşok Saganhar yaptığı değerlendirmede, “Çin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının, Çin ile Hindistan arasında Ladakh bölgesinde meydana gelen askeri çatışmanın, Çin’in bölgedeki düşmanca hamlelerinin ve yine Çin’in orta menzilli nükleer füze sayısını artırmasının ardından ABD'nin Hindistan ile iş birliği güncel bir konu haline geldi. Blinken, Jaishankar ile Mayıs ayında Londra'da düzenlenen G7 Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın oturum aralarında bir araya geldi. Toplantı da birçok konu ele alınırken özellikle jeopolitik sahadaki değişikliklere odaklanıldı. Saganhar, yukarıdakilerden açıkça anlaşılacağı gibi, görüşmelerin büyük bir bölümüne Çin'in hakim olduğunun su götürmez bir gerçek olduğunu sözlerine ekledi. Saganhar’a göre buna bir de ABD’nin Hint-Pasifik koordinatörü Kurt Campbell'ın Şi Cinping liderliğindeki Çin ile iş birliği döneminin sona erdiğini söyleyen son açıklamalarından da bakılabilir. Dahası, ABD’li ve Çinli yetkililer, Hindistan Dışişleri Bakanı’nın ABD’nin yanında yer alması nedeniyle artan gerilimler arasında telefonla ticaret görüşmeleri yaptılar. Dolayısıyla her iki taraftan da herhangi bir açıklama gelmemesine rağmen Çin'in kesinlikle önemli bir konu olduğunu söyleyebiliriz.
Burada Hint Bakan Jaishankar’ın, 30 Nisan’da Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile arasında geçen gergin konuşmanın ardından ABD’ye seyahat ettiğini belirtilmeli. Görüşleri bir birinden oldukça farklı görünen iki yetkili, tartışmalı bölge Ladakh’ın bölünmesi konusunda anlaşamadı. Yine burada iki ülkenin bu yıl BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) ve Şanghay İşbirliği Örgütü (Shanghai Cooperation Organization/SCO) zirvelerine katılmalarının beklendiğini de belirtmekte fayda var.
Bu arada Hindistan Dışişleri Bakanlığı'ndan bir kaynak, iki taraf arasında Tayvan meselesinin de tartışıldığını açıkladı. Hindistan ve ABD, Tayvan'ın Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) gözlemci olarak katılma çabalarını destekliyorlar. Tayvan'ın Kovid-19’un kaynağına ilişkin devam eden soruşturmada çok önemli bir rol oynayacağına inanılıyor. Bu gelişme ABD Başkanı Biden’ın, Çin'in dışlanması amacıyla ABD’nin Hint-Pasifik bölgesindeki ittifaklarını güçlendirme çabalarına öncelik verdiğini gösterdi.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Hint siyaset analisti Rekha Chowdhary, “Burada en dikkat çekici nokta, Hint ve ABD’li yetkililerin Çin’in Avro-Avrasya bölgesinde bir dizi büyük ara bağlantı projesini içeren Kuşak ve Yol Girişimi düzeyinde olması için QUAD Grubu çerçevesinde bir altyapı planını ayrıntılı olarak tartışmış olmalarıdır. QUAD üyeleri yılsonuna kadar, benzer türde bir altyapı projesini resmi olarak duyurmak için bir araya gelebilirler. QUAD Grubu’nun birkaç ülkede altyapıyı güçlendirme planını duyurması, Çin için büyük bir darbe olabilir.  Zira bu girişim, Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde halihazırda Çin ile iş birliği yapan birçok ülkeyi Çin'den ayrılarak QUAD girişimine katılmaya itebilir. Burada, Çin'in Bangladeş'i özellikle halihazırda Kuşak ve Yol Girişimi’nin bir parçası olduğundan QUAD Grubu’nun girişimlerine katılmaması konusunda uyardığını belirtmeliyiz.
QUAD Grubu ayrıca, Kovid-19 salgınıyla mücadele için üye ülkelerle birlikte Yeni Zelanda, Güney Kore ve Vietnam'ın yer aldığı QUAD + adlı bir mekanizma başlattı. Fransa, Almanya ve İngiltere, Hint-Pasifik bölgesindeki çıkarlarını zaten ortaya koydular. Fakat bölge içindeki ortaklar olarak iş birliklerinin ayrıntıları henüz açıklanmadı.
Hindistan Dışişleri Bakanı Jaishankar ABD’ye ulaşmasından birkaç saat önce Biden'ın Hint-Pasifik Koordinatörü Kurt Campbell, QUAD liderlerinin katımıyla bu sonbaharda gerçek bir zirve düzenlenmesi için planların yapıldığını duyurdu. Jaishankar’a ABD ziyaretinde eşlik eden bir diplomatik kaynak, sonbaharda bir zirve yapılmasının kararlaştırıldığını söyledi. Kaynağa göre zirve, QUAD Grubu ülkelerinin ekonomi, teknoloji, afet yardımı ve güçlü tedarik zincirleri oluşturma gibi alanlardaki yönelimini belirlemek için ayrıntılı bir gündem oluşturulacak ve tüm bunlar Hint-Pasifik bölgesindeki gelişen güvenlik durumu dikkate alınarak yapılacak.
Narendra Modi liderliğindeki Hindistan’ın uluslararası sahnedeki güçlü politikalarının arkasındaki beyin olarak kabul edilen Jaishankar, ABD yaptığı ziyarette, “Hindistan herhangi bir gruba üye olduğunda, o gruba bağlı kalabileceğinden emin oluruz, aksi takdirde en başından üye olmayız. QUAD'a karşı tavrımız açıktır” açıklamasında bulundu.
Burada, ABD ve Avustralya’nın halihazırda Güney Çin Denizi'ne savaş gemileri gönderdiğine dikkat çekilmeli. İngiltere’ye ait uçak gemisi HMA Queen Elizabeth liderliğindeki bir uçak gemisi saldırı grubu Pasifik ve Hint Okyanuslarına doğru ilerliyor. Ayrıca İngiltere'nin bölgedeki varlığını artırmaya ve Çin'i caydırmaya çalıştığına inanılıyor.  İngiltere’nin dış politikasında bölgeye daha fazla önem verme eğilimi buna işaret ediyor.
Öte yandan Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tan Kefei, çevrimiçi olarak düzenlediği basın toplantısında Biden yönetimini Trump yönetimi tarafından onaylanan ‘Hint-Pasifik stratejisini’ sürdürmekle eleştirdi. ABD'nin bir ‘çete’ oluşturmaya veya çeşitli tarafların yer aldığı ve yalnızca bir tarafın kaybı diğer tarafın zaferiyle sonuçlanabilecek bir durum yaratmaya yönelik ‘yeni bir soğuk savaşı’ kışkırtmaya çalışmaması gerektiğini vurgulayan Tan, bunun sadece daha fazla bölünme, düşmanlık ve kaos yaratacağı uyarısında bulundu.

Afganistan barış süreci
Hindistan ve ABD arasındaki görüşmelerde ele alınan diğer konular arasında, özellikle ABD ve müttefik kuvvetlerin ülkeden çekilmesi çerçevesinde Afganistan barış süreci yer alıyordu. ABD’nin Taliban Hareketi’nin uyguladığı şiddet bağlamında, Hint Bakana Ekim ayında Amerikan kuvvetlerinin Afganistan'dan tamamen çekilmesi sırasında güvence verdiği açıktır. Biden yönetimi, güvenlik durumunun bozulmasını önlemek için gözlerini Hint-Pasifik bölgesinden ayırmayacaktır. Ayrıca ABD ulusal güvenlik ekibi, Hint Bakana Afganistan’daki durum kötüleşirse uygun bir yanıt verileceği konusunda güvence verdi. Bakan Jaishankar yaptığı açıklamada, “Afganistan’daki mevcut senaryo değişikliğinin yansımaları Yeni Delhi için büyük önem taşıyor. Hindistan'ın Afganistan meselesine büyük yatırımlar yaptığı düşünüldüğünde bu konuda ABD'den bir takım garantilerin alınması önemlidir. Buna ek olarak, Hindistan'ın bu tür zorluklarla başa çıkmak için kendi politikasını oluşturması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Bunun yanı sıra Jaishankar, Hindistan'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki (BMG) mevcut dönemini verimli kılmak için çalıştığı bir zamanda BMGK Genel Sekreteri ile bir araya geldi. Washington'ın Yeni Delhi'nin bu çok önemli oluşumda kalıcı bir yer edinme çabalarını desteklemesi, Çin'in ise bu konuda büyük bir engel olmaya devam etmesi dikkat çekicidir.



Hürmüz Boğazı neden Asya’nın can damarı?

Seul’deki bir benzin istasyonunda bir adam arabasının yakıt deposunu doldururken, diğerleri sırada bekliyor. (Reuters)
Seul’deki bir benzin istasyonunda bir adam arabasının yakıt deposunu doldururken, diğerleri sırada bekliyor. (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı neden Asya’nın can damarı?

Seul’deki bir benzin istasyonunda bir adam arabasının yakıt deposunu doldururken, diğerleri sırada bekliyor. (Reuters)
Seul’deki bir benzin istasyonunda bir adam arabasının yakıt deposunu doldururken, diğerleri sırada bekliyor. (Reuters)

Asya, petrol ve gaz ihtiyacının büyük kısmını Ortadoğu’dan karşılıyor; bölgeden ham petrol ithalatının yüzde 60’ını gerçekleştiriyor. Bu durum, İran savaşının Hürmüz Boğazı’nı uzun süre kapatması halinde Asya’yı ciddi risk altına sokuyor.

Ortadoğu, dünya genelinde en büyük petrol üreticisi ve ihracatçısı konumunda bulunuyor. Bölge, günlük ham petrol üretiminin dörtte birini ihraç ediyor ve bu ihracatın büyük kısmı Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre 2025 yılında Asya, Ortadoğu’dan günlük 14,74 milyon varil ham petrol ithal etti; bu, bölgenin toplam 25 milyon varillik günlük ham petrol alımının yaklaşık yüzde 60’ına karşılık geliyor.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Irak, Ortadoğu’dan Asya’ya ham petrol tedarikinde önde gelen ülkeler arasında yer alıyor. Japonya ve Güney Kore ise Ortadoğu petrolüne en fazla bağımlı ülkeler; Japonya’nın ithalatının yaklaşık yüzde 95’i, Güney Kore’nin ise yüzde 70’i Ortadoğu’dan sağlanıyor.

Asya’nın petrol merkezi Singapur, geçen yıl Ortadoğu petrolüne bağımlılığını yüzde 50’den yüzde 70’in üzerine çıkardı. Bu artış, Exxon Mobil’in ağır petrol arzını artıracak şekilde genişlettiği rafinerinin tamamlanmasının ardından gerçekleşti.

Kpler şirketinin verilerine göre, dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı Çin, deniz yoluyla gerçekleştirdiği ithalatın yaklaşık yarısını -günde 5,4 milyon varil- Ortadoğu’dan sağlıyor.

Çin, petrolünü İran, Rusya ve Kanada gibi ülkelerden de ithal ediyor ve günlük 4 milyon varilin üzerinde üretim yapıyor. Piyasalarda, Çin’in tek bir ülkeye olan bağımlılığının tedarikinin yüzde 20’sini aşmadığı biliniyor.

Ortadoğu’dan Kuzey Asya’ya petrol sevkiyatları genellikle 30-40 gün sürerken, Hindistan’a yapılan sevkiyatlar bir haftadan daha kısa sürede ulaşıyor.

Asya ve petrol talebi

Asya, dünya genelinde petrol talebinin en hızlı arttığı bölge konumunda ve aynı zamanda net ithalatçı durumunda bulunuyor. Bunun nedeni, Asya-Pasifik bölgesindeki üretimin, petrol sahalarının eskimesi ve yeni keşiflerin azlığı nedeniyle gerilemiş olması.

Bölgedeki çoğu rafineri, Ortadoğu’dan gelen yüksek kükürtlü ham petrolü işlemek için kükürt giderme üniteleriyle donatılmış durumda. Bu tür petrol genellikle düşük kükürtlü ham petrolden daha ucuz olduğu için rafineriler, daha yüksek kâr marjları elde edebiliyor.

Ortadoğu ham petrolü, aynı zamanda yüksek miktarda fuel oil (yakıt yağı) içeriyor. Bu yakıt, benzin ve dizel gibi yüksek kaliteli yakıtların üretiminde işlenebiliyor. Fuel oil ayrıca, Singapur ve Çin’in doğusundaki Zhoushan gibi dünyanın en önemli yakıt ikmal limanlarında gemi yakıtı olarak da kullanılıyor.

Bu süreçte, Suudi Arabistan’ın Asya pazarındaki payı, Saudi Aramco’nun bölgesel rafinerilerde hisse satın almasıyla birlikte arttı.

Sınırlı seçenekler

Asya’daki rafineriler, tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla işleyebilecekleri ham petrol türlerini artırmaya çalışsa da, işleyebilecekleri petrol miktarı belirli bir sınıra tabii. Petrolün kalitesindeki değişimler, rafine ürün üretimini ve yakıt karışımı gereksinimlerini doğrudan etkiliyor.

Ayrıca, Asya’daki çoğu rafineri, ham petrol ihtiyaçlarının genellikle yüzde 50’den fazlasını uzun vadeli sözleşmelerle temin ederek arzın istikrarını garanti altına alıyor.


2009’dan bu yana en büyük satış dalgası: Asya borsalarında rekor düşüşler... Seul başı çekiyor

Kore Bileşik Hisse Senedi Fiyat Endeksi’ni (KOSPI) gösteren elektronik bir pano (Reuters)
Kore Bileşik Hisse Senedi Fiyat Endeksi’ni (KOSPI) gösteren elektronik bir pano (Reuters)
TT

2009’dan bu yana en büyük satış dalgası: Asya borsalarında rekor düşüşler... Seul başı çekiyor

Kore Bileşik Hisse Senedi Fiyat Endeksi’ni (KOSPI) gösteren elektronik bir pano (Reuters)
Kore Bileşik Hisse Senedi Fiyat Endeksi’ni (KOSPI) gösteren elektronik bir pano (Reuters)

Asya finans piyasaları bugün sert bir satış dalgası yaşadı. Yatırımcılar arasında artan korkular, Ortadoğu’daki çatışmanın petrol fiyatlarında ‘şok’ yaratabileceği endişesiyle panik havası yarattı. Bu durumun, küresel enflasyon baskılarını artırabileceği ve dünya genelinde faiz indirimlerinin ertelenmesine yol açabileceği değerlendiriliyor.

Seul borsası düşüşte ön plana çıktı. Kore Bileşik Hisse Senedi Fiyat Endeksi (KOSPI) yüzde 11’in üzerinde değer kaybedince yetkililer, geçici işlem durdurma mekanizmasını devreye soktu. Böylece Güney Kore piyasasının iki günde kaybı yüzde 17’ye ulaşarak 2009’dan bu yana en büyük günlük düşüşü kaydetmiş oldu. Aynı dönemde Güney Kore Wonu, 17 yılın en düşük seviyelerine geriledi.

Benzer şekilde, Japonya’nın Nikkei endeksi yüzde 4,3 değer kaybederken, Tayvan borsası yüzde 3,6 düştü. Bu düşüşler, son aylarda rekor artışlar kaydeden yarı iletken sektöründen geniş çaplı çıkışlarla paralel gerçekleşti.

Çatışmanın genişlemesine dair endişeler

Bölgede karşılıklı saldırıların devam etmesiyle birlikte söz konusu endişeler güçlendi. Saldırılar, Körfez’deki petrol tesisleri ile Suudi Arabistan ve Kuveyt’teki ABD büyükelçiliklerini de kapsayacak şekilde genişledi. Stratejistler, savaşın ABD müttefiklerini de kapsayacak şekilde yayılmasının durumun karmaşıklığını artırdığını ve enerji arzındaki kesintilerin süresini uzattığını belirterek, yatırımcıların enerji fiyatlarının yükselişinin ne kadar süreceğini yeniden değerlendirmek zorunda kaldıklarını ifade etti. ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığını güvence altına almak için sigorta garantileri sunmasına rağmen piyasa psikolojisinde hâlâ baskın olan kaygı sürüyor.

Küresel piyasalar, enerji fiyatlarındaki yükselişin ne kadar süreceğini ve bunun enflasyon üzerindeki etkilerini sorguluyor. Özellikle Avrupa’nın, doğal gaz fiyatlarının sadece iki gün içinde yaklaşık yüzde 65 artmasıyla en çok etkilenecek bölge olacağı öngörülüyor; bu durum euronun 1,16 dolar seviyesinde istikrar kazanmasına yol açtı.

Analistler, mevcut durumun merkez bankalarını faiz yönetimi konusunda ciddi bir ikilemle karşı karşıya bıraktığını belirtiyor. Enerji fiyatlarının uzun süre yüksek kalması, piyasaların beklediği parasal genişleme planlarını uygulamayı zorlaştıracak önemli bir engel oluşturuyor.


Brent ham petrol fiyatı Temmuz 2024’ten bu yana ilk kez 85 doları aştı

Hisse senedi fiyatlarının yükselişini gösteren bir grafiğin ve ‘petrol hisseleri’ ifadesinin önünde 3D yazıcıyla üretilmiş bir petrol boru hattı maketi (Reuters)
Hisse senedi fiyatlarının yükselişini gösteren bir grafiğin ve ‘petrol hisseleri’ ifadesinin önünde 3D yazıcıyla üretilmiş bir petrol boru hattı maketi (Reuters)
TT

Brent ham petrol fiyatı Temmuz 2024’ten bu yana ilk kez 85 doları aştı

Hisse senedi fiyatlarının yükselişini gösteren bir grafiğin ve ‘petrol hisseleri’ ifadesinin önünde 3D yazıcıyla üretilmiş bir petrol boru hattı maketi (Reuters)
Hisse senedi fiyatlarının yükselişini gösteren bir grafiğin ve ‘petrol hisseleri’ ifadesinin önünde 3D yazıcıyla üretilmiş bir petrol boru hattı maketi (Reuters)

Petrol fiyatları bugün, İran kaynaklı çatışmanın neden olduğu arz kesintileri ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması ile enerji altyapısındaki hasarın etkisiyle keskin biçimde yükseldi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı verilere göre, uluslararası standart Brent ham petrol varil fiyatı yüzde 8’in üzerinde artışla 85,12 dolara çıkarak Temmuz 2024’ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. ABD ham petrolü West Texas Intermediate (WTI) ise yüzde 7’nin üzerinde yükselerek 76,47 dolara ulaştı.

Commerzbank bugün yayımladığı notta, Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapanması ve bunun sonucu olarak arzın yüzde 20 düşmesi durumunda petrol fiyatının 100 doları aşmasının muhtemel olduğunu belirtti. Commerzbank, çatışmanın uzun sürmesi halinde arz sorunları, alüminyum tedarikinde sıkıntılar ve fiyatlar üzerinde ek etkiler yaşanabileceği uyarısında bulundu.