İran hükümetinden cumhurbaşkanı adayları arasında düzenlenen ekonomi başlıklı münazaraya tepki

Hamaney'in resmi internet sitesinden ‘istismar etme, çarpıtma ve insanlara gözdağı verme üsluplarının’ kullanılmasına karşı uyarıda bulunuldu.

İran’da geçtiğimiz cumartesi günü cumhurbaşkanı adayları arasında düzenlenen ekonomi başlıklı münazarayı izleyen fırın çalışanları. (İran Devlet Televizyonu)
İran’da geçtiğimiz cumartesi günü cumhurbaşkanı adayları arasında düzenlenen ekonomi başlıklı münazarayı izleyen fırın çalışanları. (İran Devlet Televizyonu)
TT

İran hükümetinden cumhurbaşkanı adayları arasında düzenlenen ekonomi başlıklı münazaraya tepki

İran’da geçtiğimiz cumartesi günü cumhurbaşkanı adayları arasında düzenlenen ekonomi başlıklı münazarayı izleyen fırın çalışanları. (İran Devlet Televizyonu)
İran’da geçtiğimiz cumartesi günü cumhurbaşkanı adayları arasında düzenlenen ekonomi başlıklı münazarayı izleyen fırın çalışanları. (İran Devlet Televizyonu)

İran’da bu ay yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarışacak cumhurbaşkanı adaylarının televizyon ekranlarında gerçekleşen ekonomi başlıklı ilk münazarası, Tahran hükümetinin tepkisine neden oldu. Hükümet, devlet televizyonundan Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin performansına saldıran, onu piyasalara müdahale etmek, döviz kurlarını bozmak ve ABD’nin İran’a yaptırımlar uygulamasına neden olmakla suçlayan muhafazakar eğilimli beş adaya yanıt verme fırsatı verilmesini istedi.
İran Anayasayı Koruyucular Konseyi (AKK) tarafından seçimlere katılmaları onaylanan adaylar, mevcut İran hükümetine karşı, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Mayıs 2018'de tek taraflı olarak nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ABD yaptırımlarının yeniden uygulanmasından sonra şiddetlenen ekonomik krizi hedef aldılar. Ekonomiyi yönetmek konusunda yetersiz kalmak ve vatana ihanet etmek suçlamalarında bulundular.
Reuters’ın haberine göre muhafazakar kanattan beş aday, sekiz yıldır iktidarda olan ılımlı muhafazakar Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin performansını eleştirdiler. Adaylardan ılımlı eğilimdeki eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti, muhafazakarları Batı ile İran arasında ekonomik krizi daha da kötüleştirdiğini söylediği gerilimi körüklemekle suçladı.
Adaylar arasındaki münazaradan bir gün sonra, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in resmi internet sitesi Hamaney’in geçtiğimiz cuma günü yaptığı konuşmada adaylara yönelik tavsiyelerine işaret ederek karşılıklı suçlamalara karşı uyarıda bulundu. Site Hamaney’in “Adaylar, televizyondaki tartışmalarda karşı tarafı aşağılama, suçlama, karalama, rakibine gözdağı verme yöntemini kullandıklarında ülke az da olsa zarar görecektir” sözlerini aktardı. Hamaney'in ofisi tarafından yayımlanan Hattı Hizbullah dergisi, üst düzey yetkililerin seçimlere katılımın düşük olması ihtimali karşısında ciddi endişeler olduğunu ortaya koyarken Hamaney'in resmi internet sitesi, oy kullanmasına ilişkin ‘oy kullanılmamasının İslami nizamın zayıflamasına yol açmasının haram olduğu’ vurgulan yeni bir fetvanın ayrıntılarını yayınladı.
Hamaney münazaradan bir gün önce, adayların uygunluğuna karar verme sürecinde bazı isimlerin ‘adaletsizliğe’ uğramasını eleştirerek sorumlu kurumlardan durumu telafi edici tedbirler almasını istedi. Hamaney, internet üzerindeki kontrol eksikliğini ve sosyal medyada adaylarla ilgili yayınlananları da eleştirdi.
Hamaney'in ofisine yakın kaynaklar, İran’ın Dini Lideri’nin açıklamalarının AKK’ye değil, diğer kurumlara yönelik olduğunu teyit etseler de İran Dini Lideri’nin açıklamaları birkaç saat içinde başta eski Meclis Başkanı Ali Laricani olmak üzere bazı adayları seçim yarışına dönme noktasında teşvik etti. Ancak AKK bu gelişmeden sadece birkaç saat sonra beklentileri boşa çıkardı ve basından başvuruları veto edilen adayların geri dönüşüyle ilgili sızan bilgilere güvenmemesini isteyen bir bildiri yayınladı. Bildiride bu tür bilgilerin gerçeği yansıtmadığı ve adayların uygunluğuna karar verme sürecinin Hamaney’in açıklamalarından etkilenmediği vurguladı.
Kültür ve Enformasyon Bakanı Abbas Salihi, dün Twitter hesabından yaptığı bir açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Rehber (Hamaney), bazı adayların uğradığı hata ve adaletsizliklerin sorumlu kurumlar tarafından telafi edilmesinden bahsederek bizi ayıpladı. AKK’nin açıklamasında amacına ulaşıldı mı? Eğer buna ulaşılamadıysa, hangi kurum veya kişiler sorumlu kurumların halkın taleplerinin takibinden sorumlu?”
Diğer yandan Cameran sitesine göre İran devriminin lideri Humeyni’nin torunu ve Humeyni Vakfı Başkanı Hasan Humeyni, Hamaney'in seçimlere katılımın ve bunun ‘İslam Cumhuriyeti’ için önemi hakkındaki açıklamalarından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Humeyni, “Cumhuriyete zarar vermemelisiniz” ifadesini kullandı. Cumhuriyetin kaybedilmesi halinde ‘İslami nizamın’ kaybedilebileceği konusunda uyaran Humeyni, ‘birçok insanın İran İslam Cumhuriyeti’nden öç almak istediği’ uyarısında bulundu.
Halkın hayal kırıklığına uğratılmaması uyarısı
Hükümet Sözcüsü Ali Rebii de adaylar arasındaki münazaradan birkaç saat sonra yaptığı açıklamada, Radyo ve Televizyon Kurumu İRİB Başkanı Abdulali Ali Askeri’ye bir hükümet temsilcisine ‘cumhurbaşkanı adaylarının suçlamalarına, yalan bilgilere ve hükümet aleyhindeki uygunsuz konuların gündeme getirilmesine’ yanıt vermesi fırsatı verilmesini talep etti. Rebii, hükümete karşı yapılan ‘asılsız suçlamaları’ eleştirdi.
İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı ve Ruhani'nin Özel Temsilcisi Mahmud Vaizi de konuya ilişkin açıklamasında şunları söyledi:
“İlk münazaranın içeriği yanıltıcıydı ve hükümeti yanlış yansıtıyordu. Bu adaletsiz yaklaşım, halkın hayal kırıklığına uğramasına ve seçimlere katılımın azalmasına neden olacaktır.”
İran Cumhurbaşkanlığı Basın İşleri Sorumlusu Alireza Muazi de Twitter üzerinden şu açıklamayı yaptı:
“Televizyon ekranlarındaki en sıcak tartışmada sorular gerçeğin üzerine örterken ve hükümete muhalif adaylar yaptırımları ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınından soğukkanlılıkla bahsederken hükümete yönelik suçlamalarda bulunuyorlar. Suçlamalara ve tartışmacılara uygun bir zamanda cevap vermek ve insanlara doğru anlatmak hükümetin hakkıdır.”
Münazarada İran ekonomisinin en önemli sorunlarının ele alınmamasını eleştiren Kadın ve Aile İşlerinden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Masume İbtikar da bu sorunları ‘yıllardır süren yaptırımların, iç ve dış psikolojik savaşın, Kovid-19 salgının ekonomi üzerindeki yansımalarının yanı sıra derin devletin hükümet üzerindeki etkisi olarak sıraladı.
İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Muhammed Cevad Azeri Cahromi de Instagram hesabından İranlı çocuklarla çekilmiş bir fotoğrafını yayınlayarak altına cumhurbaşkanı adaylarına hitaben, “Münazarada ve seçim yarışında bu çocuklar için çalışmak istediğinize dikkat edin. Onlar için birer rol model olacaksınız” yazdı.
Kendi kendini cezalandırma ve hükümet tarafından fiyatlandırma
Muhafazakar kanadın adaylarından Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi, bir kez daha ‘suçlamalar ve iftiralar’ konusundaki memnuniyetsizliğini dile getirdi. Reisi, şu açıklamada bulundu:
“Velayet-i Fakih sisteminin bir askeri ve halkın hizmetkarı olarak seçimlere katılmayı gerektiren hassas koşullar beni yarışta yer almaya yönlendirdi. Alaycı ifadeler, suçlamalar ve iftiralar beni yıldıramaz. Meselelerin siyasileştirilmesi ve partizanlık, devrimci güçleri bile hayal kırıklığına uğrattı. Söz ile eylem arasındaki fark hakkında sor işaretlerinin ortaya çıkmasına neden oldu.”
Halkın hoşnutsuzluğuyla ilgili olarak ‘mevcut ekonomik durumu ve devlet kurumlarını yöneten bürokratik sistemi’ suçlayan Reisi, ancak değişimin halkın seçimlere katılımına bağlı olduğunun altını çizdi.
Bir başka açıklamada da yaptırımların kaldırılması ve iptal edilmesi için çalışma sözü veren Reisi “Dünyayla çalışmamız şart. Ancak nükleer anlaşmayı sonuçlandırmak için ekonomimizi devre dışı bırakmayacağız” ifadesini kullandı. Reisi, limanlardaki faaliyetlerin aksamasının ve kötü koşullarda altın ve doların piyasaya pompalanmasının kötü yönetimin ve kendini cezalandırma uygulanmasının birer örneği olduğunu savundu.
Münazara sırasında sert eleştirilere maruz kalan eski Merkez Bankası Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Abdunnnasır Himmeti, kendisi ile Ruhani hükümetinin ekonomik performansı arasındaki sınırları çizmeye çalışırken Merkez Bankası’nın başkanlığını yaptığı sıradaki performansını savundu. İran haber kanalı Khabar’a konuşan Himmeti, “Ruhani hükümeti bu yıl, açık piyasa politikası izleyerek, halka bono satması ve Merkez Bankası’nın borsaya girmesiyle bütçe açığından kaçındı” ifadelerini kullandı.
İran'ın resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığı açıklamalarında Himmeti şunları söyledi:
“Devlet borsaya müdahale etmek yerine borsanın işleyişini iyileştirecek tedbirler almalıdır. Borsa, hükümet tarafından fiyatlandırılarak kontrol edilemez. Fiyatlandırmayı borsaya bırakılmalı. Zorunlu fiyatlandırma, kontrol etmeden ranta girmek anlamına gelir.”
Adaylar arasında gerçekleşen münazarayı da değerlendiren Himmeti, “Planlarımı açıklamamam için beni marjinal konulara cevap vermeye zorladılar. Sebep oldukları sorunlardan başkalarını sorumlu tutmak istediler” dedi.
Bu arada Himmeti’nin seçim kampanyasının yürütüldüğü Twitter hesabından, münazaradaki beş muhafazakar adayın açıklamalarından kesitler yayınlanarak İranlılara şöyle hitap edildi:
“Beşe karşı bir. Beş kişi aynı anda bir kişiyi eleştirirse eşit rekabet şartları oluşmaz. Umarım çocuklarımıza ve İran’a daha iyi bir gelecek için sizler ekonomiyi kurtarırsınız.”
Diğer yandan Cumhurbaşkanı adaylarından Meclis Başkan Vekili muhafazakar siyasetçi Emir Hüseyin Kadızade Haşimi de İran televizyonundaki münazara sürecinden duyduğu üzüntüyü dile getirdiği açıklamasında “Münazaranın öncekilerle aynı olması talihsiz bir durumdur. Aynı durumlar tekrarlandı” dedi.
Bir diğer aday olan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Üyesi muhafazakar siyasetçi Said Celili ise münazarada adayın kendisine yönelik eleştirilerini görmezden gelerek “Sorulara ülkenin atılımını etkileyecek şekilde cevap vermeye çalıştık” diye konuştu. Celili, İran Devlet Televizyonu’na verdiği demeçte, “Ülkenin sadece yönetimini değil, ilerleyişini de önemseyen bir program sunduk” iadesini kullandı.
Tahran Üniversitesi Siyasi Bilimler Profesörü Sadık Zibakalam münazaraya yönelik değerlendirmesinde, “Asıl suçlu rejim veya Ruhani hükümeti arasında bulunuyor” yorumunda bulundu.  İlk münazaranın sonucunun yedi adayında ekonominin ve halkın durumunun kötüye gittiği konusunda ortak bir temel noktada fikir birliğine varmaları’ olduğunu söyleyen Zibakalam, tek farkın muhafazakar eğilimli otoriteyi temsil eden beş adayın, rejime veya Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) politikaları olarak nitelediği sahaya atıfta bulunmadan Ruhani hükümetini suçlamaları olduğunu kaydetti.
Zibakalam, Himmeti ve diğer bir aday eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve eski İsfahan Valisi reformist adan Muhsin Mihralizade’yle ilgili olarak ise şu değerlendirmede bulundu:
“Adaylar Ruhani hükümetinin, 42 yıl sonra mevcut duruma yol açan iktidardaki rejimin ve devrimci politikaların bir parçası olduğunu söylemeye çalıştılar.”



Pezeşkiyan’ın oğlu: İran'ın yeni Yüksek Lideri, savaşta yaralanmasına rağmen "iyi durumda"

İran'ın yeni Yüksek Lideri Müçteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
İran'ın yeni Yüksek Lideri Müçteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
TT

Pezeşkiyan’ın oğlu: İran'ın yeni Yüksek Lideri, savaşta yaralanmasına rağmen "iyi durumda"

İran'ın yeni Yüksek Lideri Müçteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
İran'ın yeni Yüksek Lideri Müçteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)

İran cumhurbaşkanının oğlu bugün yaptığı açıklamada, yeni Dini Lider Müçteba Hamaney'in İsrail ve ABD ile savaşta yaralandığına dair haberlere rağmen “iyi” olduğunu vurguladı.

Hükümet danışmanı Yusuf Pezeşkyian, Telegram kanalında yaptığı paylaşımda, “Müçteba Hamaney'in yaralandığı haberini duydum. Geniş bir bağlantı ağına sahip bazı arkadaşlarıma sordum. Allah’a şükür, iyi olduğunu söylediler” ifadelerini kullandı.Şarku'l Avsat'ın basında yer alan bazı haberlerden edindiği bilgiye göre yeni lider babasına yapılan saldırıda ayağından yaralan ve iyileşme sürecinde.

Müçteba Hamaney'in, 28 Şubat'ta savaşın ilk gününde öldürülen babası Ali Hamaney'in halefi olarak seçildiğinin açıklanmasının ardından, devlet televizyonu onun hayatının önemli anlarını anlatan bir haber yayınladı ve “Ramazan savaşında yaralandığını” ifade etti.


Hürmüz Boğazı’nın geçilmesine eşlik edecek bir ‘misyon’ oluşturmak için Avrupa senaryoları

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Hürmüz Boğazı’nın geçilmesine eşlik edecek bir ‘misyon’ oluşturmak için Avrupa senaryoları

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa ülkeleri, ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşta kendilerini dışlanmış hissediyor. Avrupa başkentleri, ABD yönetiminin İran’a yönelik askeri planları hakkında önceden bilgilendirilmediklerini ve bu planlar konusunda kendileriyle herhangi bir istişare yapılmadığını belirtiyor. Ayrıca Washington’un daha sonra belirlediği strateji ve hedefler konusunda da Avrupa tarafına ayrıntılı bilgi verilmediği ifade ediliyor.

Bunun yanı sıra Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile birlik dışındaki Avrupa devletleri (başta Birleşik Krallık), savaşın ne zaman ve nasıl sona ereceğini ya da Washington ile Tel Aviv’in çatışmayı sonlandırmak için hangi şartlarda ısrar ettiğini de bilmiyor.

Öte yandan Avrupalılar, bölgeyle çok yönlü stratejik, siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilere sahip oldukları için bu savaşın sonuçlarından doğrudan etkileniyor. Özellikle enerji sektörü bu ilişkilerin merkezinde yer alıyor. Ayrıca ABD Hava Kuvvetleri’nin operasyonlarında Avrupa topraklarında bulunan üslerden veya Avrupa dışındaki bazı askeri tesislerden yararlanması da Avrupa’nın bu savaşta dolaylı fakat doğrudan çıkarlarının bulunduğunu gösteriyor. Bu üsler Hint Okyanusu’nda ve Körfez bölgesinde konuşlu askeri tesisleri de kapsıyor.

Tamamen savunma amaçlı bir tutum sergileme taahhüdü

Şu ana kadar Avrupa’nın askeri rolü, İran’a ait insansız hava araçları (İHA) ve füzeler karşısında Körfez ülkelerinin hava sahasını ve çıkarlarını korumaya yardımcı olmakla sınırlı kaldı. Bu görevi Fransa ve Birleşik Krallık üstleniyor. Her iki ülke de bazı Körfez devletlerinde hava ve deniz üslerine sahip bulunuyor. Söz konusu ülkelerle savunma anlaşmaları, askeri iş birliği düzenlemeleri, stratejik ilişkiler ve ortak çıkarlar da mevcut.

gth
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Charles de Gaulle uçak gemisinin mürettebatı arasında duruyor. Fotoğrafta bir Rafale savaş uçağının burnu görülüyor. (AP)

Körfez bölgesine en fazla angaje olan Avrupa ülkeleri Fransa ve Birleşik Krallık’ın yanı sıra İtalya olarak öne çıkıyor. Ancak İran’ın Batılı ülkelere baskı aracı olarak zaman zaman kapatmakla tehdit ettiği Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin aksaması ihtimali, bunun petrol fiyatlarını yükseltmesi ve Avrupa ile dünya piyasalarını etkilemesi, ayrıca enflasyon göstergelerini yukarı çekerek ekonomik döngüyü sarsması gibi riskler, Avrupalıları bu savaşa dahil olmaya iten başlıca faktörler arasında görülüyor. Bununla birlikte Avrupa’nın bu süreçteki rolü ‘tamamen savunma amaçlı’ bir tutumla sınırlı tutuluyor.

Bu çerçevede Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da durumu yeniden tanımlayarak Avrupa’nın hedefinin ‘tamamen savunma niteliğinde bir tutum sürdürmek ve İran’ın misilleme saldırılarına maruz kalan ülkelerin yanında yer almak’ olduğunu söyledi. Macron, bunun Avrupa’nın güvenilirliğini korumak ve bölgesel gerilimin düşürülmesine katkı sağlamak amacı taşıdığını ifade etti.

Macron, “Sonuçta amacımız seyrüsefer özgürlüğünü ve deniz güvenliğini garanti altına almaktır” dedi.

Bununla birlikte gündeme gelen soru, Avrupa’nın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünü nasıl sağlayacağı ve bu misyonun hangi koşullar altında gerçekleştirileceğiyle ilgili planların niteliğine odaklanıyor. ABD Başkanı ise İran’ın bu hayati su yolunu kapatması halinde Tahran’a karşı en sert askeri saldırı seçeneklerine başvurabileceği tehdidinde bulunmuştu.

Bu süreçte Macron bir kez daha Avrupa’yı bu yönde harekete geçirmeye çalışan başlıca isim olarak öne çıkıyor. Macron, pazartesi günü Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) gerçekleştirdiği kısa ziyaret sırasında, riskler barındırabilecek bu misyona ilişkin vizyonunu da ortaya koydu. Planın uygulanması durumunda, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere eşlik edecek deniz unsurları ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve İran Silahlı Kuvvetleri arasında olası çatışmalar yaşanabileceği değerlendiriliyor.

Macron, GKRY Cumhurbaşkanı ve Yunanistan Başbakanı ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Tamamen savunma ve refakat niteliğinde bir misyon hazırlığı içindeyiz. Bu görev Avrupa ülkeleriyle ve Avrupa dışındaki ülkelerle iş birliği içinde hazırlanmalı. Amaç, çatışmanın en yoğun aşaması sona erdikten sonra mümkün olan en kısa sürede konteyner gemilerine ve tankerlere eşlik edilmesini sağlayarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli olarak yeniden açılmasına imkân tanımak” ifadelerini kullandı.

‘Hürmüz misyonu’ için Fransız liderliği

Macron, söz konusu fikri ilk gündeme getiren lider oldu. Macron, bu misyona öncülük etme konusundaki kararlılığını göstermek amacıyla Fransa’nın deniz unsurlarını ‘Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e ve Hürmüz Boğazı’na kadar’ uzanan bir hatta konuşlandırmaya hazır olduğunu açıkladı. Bu kapsamda sekiz fırkateyn, iki amfibi helikopter gemisi ve halen Yunanistan’a bağlı Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisi ile ona eşlik eden savaş gemilerinin görevlendirilebileceği belirtildi.

Bu planın hayata geçirilmesi durumunda Paris’in deniz gücünün yaklaşık yüzde 80’ini çatışma bölgelerine göndermeye hazır olduğu ifade ediliyor. Kararın önemine dikkat çeken Macron, dün akşam Savunma ve Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırdı. Söz konusu toplantı, savaşın başlamasından bu yana gerçekleştirilen dördüncü oturum oldu. Konseyde yapılan görüşmeler ve alınan kararların ise gizli tutulduğu biliniyor. Fransız deniz gücünün önemli bir kısmı hâlihazırda Kıbrıs açıklarında konuşlanmış durumda.

Macron’a göre Paris, ilk aşamada bu deniz görev gücünü oluşturmak için Avrupa ülkeleriyle yoğun temaslar yürütüyor ve oluşumun uluslararası bir nitelik kazanması hedefleniyor. Fransız kaynakları, Körfez petrolüne olan bağımlılığı nedeniyle Hindistan’ın da bu göreve katılabileceğini değerlendiriyor. Aynı basın toplantısında Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ise yeni misyonun yerine getirilebilmesi için ‘daha fazla Avrupa dayanışması’ çağrısında bulundu.

AB’nin 2024 yılında başlattığı ve İtalya’nın liderliğinde yürütülen Aspides misyonunun komuta merkezi Atina’da bulunuyor. Bu misyon, kuruluşundan bu yana Süveyş Kanalı’ndan Babu’l Mendeb Boğazı’na kadar uzanan hatta Kızıldeniz’de deniz trafiğinin korunmasına odaklanıyor. Hâlihazırda Fransız, Yunan ve İtalyan olmak üzere üç fırkateynden oluşan bu misyonun, Avrupalıların Hürmüz Boğazı’nı korumak için oluşturmayı planladığı yeni deniz gücüyle birleştirilmesi seçeneği üzerinde duruluyor.

Ancak planın ayrıntıları henüz tam olarak netleşmiş değil. Macron da Charles de Gaulle uçak gemisindeki subaylarla yaptığı görüşmede bunu kabul ederek, “görev gücünün çerçevesinin hâlâ şekillenme aşamasında olduğunu” söyledi. Bu ifade, misyonun kapsamı ve yapısının henüz kesinleşmediğine işaret ediyor.

Öte yandan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, pazartesi günü Ortadoğu’daki bazı liderlerle video konferans yoluyla gerçekleştirilen toplantının ardından yaptıkları açıklamada, AB’nin ‘deniz destek misyonlarını uyarlamaya ve güçlendirmeye hazır’ olduğunu vurguladı. Bu açıklama, uluslararası deniz güvenliği çabalarına katkı mesajı olarak yorumlandı.

Söz konusu deniz gücüne katılması beklenen Avrupa ülkeleri arasında, Aspides misyonuna dahil olan ülkelerin yanı sıra Almanya, Hollanda, Belçika, Danimarka, Portekiz, Norveç ve İspanya da bulunuyor. Girişimin mimarı olması ve projede en aktif rolü üstlenmesi nedeniyle bu gücün komutasının Fransa tarafından yürütülmesi bekleniyor.

Misyonu başlatmak için iki koşul

Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasına yönelik planın iki temel koşula bağlı olduğu belirtiliyor. Bunlardan ilki, söz konusu deniz gücüne katılmak isteyen Avrupa ve Avrupa dışındaki ülkelerin sağlayacakları katkı ve askeri unsurları net biçimde açıklamaları. İkincisi ise bu gücün konuşlandırılması ve görevine başlaması için uygun güvenlik ortamının oluşması.

c7kı8
(soldan sağa) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi (Reuters)

Bu çerçevede Macron, planlanan refakat ve destek görevinin amacının ‘savaşın en yoğun aşamasının sona ermesinin ardından mümkün olan en kısa sürede konteyner gemileri ile petrol tankerlerine eşlik edilmesini sağlayarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli biçimde yeniden açılmasını mümkün kılmak’ olduğunu ifade etti.

Macron, projeye güçlü destek vermesine rağmen Charles de Gaulle uçak gemisinin Hürmüz Boğazı çevresine gönderilmesini bir uluslararası koalisyon kurulmasına ve başka ülkelerin de bu göreve katılmasına bağladı.

Fransız kaynaklara göre bu büyüklükte ve bu kapasitede bir deniz gücünün oluşturulması, caydırıcı bir nitelik taşıyacak. Aynı kaynaklar, söz konusu gücün yaklaşık üç hafta içinde görevine başlamasının mümkün olabileceğini değerlendiriyor. Paris yönetimi ise bu gücün Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak için bölgede yürütülen ABD girişimlerinden ‘tamamen bağımsız’ kalmasını hedefliyor.

Buna karşılık, planlanan deniz gücünün İran tarafından gelebilecek olası saldırılara karşılık vermekten kaçınmayacağı da belirtiliyor. Avrupalı yetkililer, görevin başlamasının çatışmaların ve askeri gerilimin azalmasına bağlanmasının silahlı karşılaşma riskini azaltmayı amaçladığını ifade ediyor. Ancak aynı yetkililer, petrol ve doğal gaz akışının kesilmesinin Avrupa ekonomileri üzerinde yaratabileceği ciddi sonuçlar nedeniyle bu sürecin uzun süre ertelenmesinin de mümkün olmadığını vurguluyor.


İran Emniyet Genel Müdürü rejim karşıtı protestolara karşı uyardı: Parmaklarımız tetikte

İran polisi (Arşiv- AP)
İran polisi (Arşiv- AP)
TT

İran Emniyet Genel Müdürü rejim karşıtı protestolara karşı uyardı: Parmaklarımız tetikte

İran polisi (Arşiv- AP)
İran polisi (Arşiv- AP)

İran Emniyet Genel Müdürü Ahmed Rıza Radan, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun İranlıları İran yönetimine karşı ayaklanmaya çağırmasının ardından, vatandaşları rejim değişikliği talebiyle gösteri yapmamaları konusunda uyardı. 

Ahmad Rıza Radan devlet televizyonunda yaptığı açıklamada, “Düşmanın emriyle sokağa çıkanlar artık protestocu olarak değil, düşman olarak kabul edilecek ve onlara bu şekilde davranacağız.” Şöyle devam etti: “Tüm güçlerimiz yüksek alarmda ve parmakları tetikte.”

Netanyahu daha önce İranlıları hükümetlerine karşı isyan etmeye çağırmış ve İran halkına gönderdiği mesajda, İsrail ve ABD'nin yürüttüğü savaşı “tarihi bir özgürlük savaşı” olarak nitelendirmişti.

İran polisi (Arşiv- Reuters)İran polisi (Arşiv- Reuters)

Netanyahu şöyle yazdı: “Bu, Ayetullah rejimini devirmek ve özgürlüğünüzü kazanmak için hayatta bir kez karşınıza çıkacak bir fırsat.” Ve ekledi: “Yardım istediniz ve yardım geldi.”

ABD Başkanı Donald Trump da İranlıları, ABD-İsrail saldırılarını Tahran'daki yönetimi devirmek için bir fırsat olarak görmeleri konusunda defalarca teşvik etti.