İran’da yoğun eleştirilerin ortasında cumhurbaşkanı adayları arasında ikinci münazara bugün yapılacak

Muhafazakar akımın önde gelen ismi, adayları, rakiplerine hakaret etmeye devam etmeleri halinde adaylıklarının veto edilebileceğine karşı uyarırken reformist akımın önde gelen isimlerinden biri, ‘ahlaki çöküş’ eleştirisinde bulundu

Cumhurbaşkanı adayı İbrahim Reisi'nin Tahran'daki seçim kampanyası merkezi önünde dün çekilen bir fotoğraf (AFP)
Cumhurbaşkanı adayı İbrahim Reisi'nin Tahran'daki seçim kampanyası merkezi önünde dün çekilen bir fotoğraf (AFP)
TT

İran’da yoğun eleştirilerin ortasında cumhurbaşkanı adayları arasında ikinci münazara bugün yapılacak

Cumhurbaşkanı adayı İbrahim Reisi'nin Tahran'daki seçim kampanyası merkezi önünde dün çekilen bir fotoğraf (AFP)
Cumhurbaşkanı adayı İbrahim Reisi'nin Tahran'daki seçim kampanyası merkezi önünde dün çekilen bir fotoğraf (AFP)

İran cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmaları onaylanan yedi aday, kötü yönetim suçlamalarının yapıldığı ilk münazaranın ardından toplum, kültür ve siyaset başlıklı üç dosyaya ilişkin planlarını sunmak amacıyla televizyon ekranlarında ikinci kez karşı karşıya gelecekler. Öte yandan İranlılar, Mayıs 2018'den bu yana ABD’nin uyguladığı yaptırımlarla daha da şiddetlenen ekonomik kriz ve zorlu hayat şartlarından şikayetçiler.
İran’da geçtiğimiz hafta Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin (AKK) cumhurbaşkanlığı adaylığında öne çıkan isimlerin adaylığa uygun olmadıkları bahanesiyle seçimlere girmelerini engelleme kararının ardından adeta bir bölünme yaşarken ilk münazaraya yönelik eleştiriler, adayların seçim kampanyalarına gölge düşürdü. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetinin yönetimindeki resmi haber ajansı IRNA’nın dün yayınladığı ilk münazaranın sonuçlarına ilişkin haberinin hedefinde, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yetkisi altındaki İran Devlet Televizyonu vardı.
IRNA haberinde, “Münazaranın ülkenin siyaset sahnesindeki yankıları halen devam ediyor. En çok münazaranın yöntemi ve bazı adayların performansı eleştiriliyor” ifadelerine yer verdi.
İran televizyonunda yapılan kısa bir açıklamaya göre adaylar bugün, gelecek Cumartesi günü yapılması planlanan üçüncü ve son münazara öncesinde sosyal, kültürel ve siyasi meselelerin ele alınacağı ikinci münazaraya katılacaklar.
Muhafazakarların önde gelen ismi, Uzmanlar Meclisi'nin ikinci adamı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) Üyesi Muhammed Ali Muvahhidi Kirmani, adayları müzakereler sırasında rakiplerine hakaret etmeye devam etmeleri halinde adaylıklarının veto edilebileceği konusunda uyardı. İran'ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı, Muvahhidi Kirmani’nin yaptığı açıklamada, “Adaylar, bir günde AKK tarafından adaylıklarının reddedilmesiyle karşı karşıya kalabilirler” dedi. Mehr, Muvahhidi Kirmani’nin adayları AKK tarafından adaylıklarının reddedilmesi halinde bu dünyada rezil rüsva olma, ahirette ise ilahi azapla karşı karşıya kalma konusunda uyardığını bildirdi.
Bu gelişme, Hamaney'in, adaylık başvurusunda bulunanların adaylığa uygun olup olmadıklarının değerlendirilmesi sürecinde ‘adaletsizlik yapılmasını’ ve adaylık dosyalarının incelenmesi süreciyle ilgili bilgilerin internete sızdırılmasını eleştirmesinden üç gün sonra yaşandı.
Öte yandan adaylık başvurusu reddedilen önemli isimlerden biri olan İshak Cihangiri de adaylar arasında yapılan münazarayı eleştiren yetkililer arasına katıldı. Münazarayı eleştirmek için İran'da 2009 yılından bu yana yasaklı olan Twitter hesabını kullanan Cihangiri, adayların münazara sırasında söylediklerinin yanı sıra İran Devlet Televizyonu’nun ortaya koyduğu münazara yöntemini de eleştirdi.
Cihangiri,  tıpkı diğer hükümet yetkilileri gibi adayların ABD yaptırımlarının ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının İranlılar işsizlik oranlara ve zoru hayat şartlarına olan etkisini göz ardı etmelerini eleştirdi.
Kovid-19 salgının patlak vermesinden üç ay önce İran, benzin fiyatlarına yüzde 300 oranında zam yapılmasına dair ani bir kararın alınmasının ardından Kasım ayı ortalarında protesto gösterilerine tanık oldu. Yetkililer protestoları bastırmak için güç kullandı. Bu, Hasan Ruhani’nin 2017 yılında ikinci kez seçilmesinin ardından yaşanan ikinci protesto dalgasıydı. İşsizlikle mücadele ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi vaatleri, Ruhani’nin 2017 yılında cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecindeki seçim kampanyasının en öne çıkan sloganlarından biriydi. Ancak yükselen fiyatlar ve Ruhani'nin ikinci döneminin ilk aylarında hayat şartlarının bozulması, orta sınıf ve altındakileri Aralık 2017'nin sonlarında öfkeli protesto gösterileri düzenlemeye itti. Bu gelişmeler, dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekildiğini ve İran’a yeniden ekonomik yaptırımlar uygulanmaya başlandığını açıklamasından beş ay önce yaşandı.
İlk tartışmada hükümet, muhafazakar adayların döviz piyasasını kötü yönettiği, bütçe açığını kapatmak için piyasalara müdahale ettiği ve ‘halkın cebine elini soktuğuna’ dair çok sayıda suçlamayla karşı karşıya kaldı.
Ruhani hükümetindeki üst düzey yetkililer, ülkedeki mevcut ekonomik durumu ‘ekonomik savaş’ veya ‘İran halkına karşı ekonomik terörizm’ olarak niteledikleri ABD yönetiminin uyguladığı yaptırımlara bağlıyordu.
Cihangiri, Twitter hesabından attığı tweetlerle Ruhani’nin yönetim performansını savundu. Cihangiri tweet zincirinde, “Beş (muhafazakar) aday, kötüleşen ekonomik durumu sadece hükümete mal ettiler. İran nükleer dosyasının 2006 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) intikal etmesinden kimin, hangi ekibin ve hangi akımın sorumlu olduğunu, ülkenin omuzlarına yüklenen ağır harcamaları söylemediler. Ruhani yönetiminin İran'ı yedinci bölümden nasıl çıkardığını, yaptırımlardan nasıl kurtardığını, 2016'da yüzde 12'lik ekonomik büyüme elde ettikten sonra ikinci Ruhani hükümetinin nasıl kurulduğunu da söylemediler. Trump'ın 2018 yılında nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İran’a ağır ekonomik yaptırımlar uygulamasıyla halkın karşı karşıya kaldığı ekonomik baskıyı dile getirmediler. Eğer amaç ülkenin gerçek sorunlarını anlamak, sloganlardan ve siyasi propagandadan uzak çözümlerse, bakanların iddialara cevap vermelerine fırsat tanınması ve uzmanların görüşlerinin alınması gerekiyor” yazdı.
Öte yandan reformistlerin cumhurbaşkanı adayları arasında yer alması beklenen, ancak daha sonra vazgeçen önde gelen isimlerinden Muhammed Rıza Arif ise televizyon ekranlarından yayınlanan münazaraya ‘ahlaki çöküş’ eleştirisinde bulundu. İran'ın yarı resmi ajansı ISNA, Arif'in  ilk münazarayı bir tür ahlaki başarısızlık olarak nitelediğini, tartışmada her şeyden önce ahlaki çöküşün gözler önüne serildiğini söylediğini aktardı.
 ISNA’nın haberine göre Arif, “Cumhuriyet, seçici okumaların gölgesinde kaldığında ve halk haklarına meydan okuduğunda, ahlaki ve insani İslam marjinalleştirilir” ifadelerini kullandı.
Hükümet Sözcüsü Ali Rebii ise Ruhani yönetimine yönelik ‘suçlamaları’ İran gazetelerinden birinin ön sayfasında, “Adayların suçlamalarına cevap verme fırsatı tanıyın” başlığı altında eleştirdi. Yedi adayın fotoğrafının üstüne “Hükümetin yokluğunda hükümete saldırı” yazısı dikkat çekti.
İran'ın yarı resmi gazetesi Jomhouri İslami ise hem adayların hem de münazaranın aynı zayıflıkları gösterdiğini yazdı. Münazaraya gelen olumsuz tepkilere dikkati çeken gazete, haberinde, “Münazara ilişkin görüşlerin iki ortak noktası vardı. Birincisi adayların beklenenden zayıf olmaları, ikincisi televizyondaki tartışmanın içeriğinin ve çerçevesinin oldukça dar olmasıydı” ifadelerine yer verdi.
Gazete, ABD tarafından geçtiğimiz yılın başlarında Bağdat’ta gerçekleştirilen bir hava saldırısında öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı operasyonlarının beyni General Kasım Süleymani adına kurulan Kasım Süleymani Vakfı Başkanı ve Süleymani’nin kızı Zeynep Süleymani’nin, Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi'nin seçim kampanyasını desteklediğine dair haberleri yalanladığını aktardı. Gazetenin DMO’ya yakın bir haber ajansından aktardığı bilgilere göre Zeynep Süleymani yaptığı açıklamada, “Sayın Reisi'nin seçim kampanyasında yer aldığım iddiaları gerçeği yansıtmıyor. Daha önce de söylediğim gibi General Süleymani'nin ailesi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hiçbir adayı desteklemeyecektir” dedi.
Sazendegi gazetesi ise ön sayfasında, cumhurbaşkanı adaylarından Abdunnasır Himmeti’nin kampanyasına verdiği desteğin teyit eder şekilde yayınladığı seçim afişleriyle adeta eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani'nin partisinin medya platformunu andırıyordu.
 Haşimi Rafsancani'nin kızı Faize Haşimi, eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti'ye destek verilmesi çağrısında bulundu. Hükümetin uluslararası kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele kuruluşu FATF’ye (Mali Eylem Görev Gücü - Financial Action Task Force) katılma projesini engellemedeki rolleri nedeniyle muhafazakarların hükümete yönelik eleştirilerini küçümseyen Rafsancani'nin kızı AKK'yı seçimlerde Reisi’nin önünü açmakla suçladı ve diğer muhafazakar akımdan adayların, bunun için ‘kalkan’ görevi gördüklerini söyledi.
Reformistlerin, Himmeti'yi ya da diğer rakibi Muhsin Mihralizade’yi destekleyebileceklerine işaret eden Faize Haşimi, reformist akımın seçimlerde herhangi bir adayı desteklememe fikrinden geri adım atabileceklerini düşündüğünü belirtti.
Reformist çizgide yayın yapan Şark Gazetesi manşetinde, münazaranın çekişme amaçlı olup olmadığını sorguladı. Gazete, münazarayı ‘hayali vaatler savaşı’ olarak niteledi. Hemşehri Gazetesi, ekonomi konulu münazarada ‘en büyük kaybedenin’ ekonomi olduğunu yazdı. Hamaney’in uluslararası ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti'nin ofisine yakınlığıyla bilinen Farheekhtegan Gazetesi, münazara sırasında çekilen ve yedi adayın ortasında İbrahim Reisi'nin başının dik, diğer altı adayın ise yere bakıyormuş gibi göründükleri bir fotoğraf yayınladı. Muhafazakar çizgideki Vatan Emruz Gazetesi ise “Ruhani’ye hayır” manşetiyle hükümete yönelik eleştirilere desteğini dile getirdi. DMO’ya yakın Civan Gazetesi de münazarayı planlar arasında bir rekabet olarak değerlendirdi. Reformculara yakın Arman gazetesi, manşetini bir uzmanın münazaraya ilişkin değerlendirmesinden alıntılanan, “Dağ yine bir fare doğurdu” başlığıyla yayınladı.



Guterres, ABD ve Çin’e yapay zekâ konusunda diyaloğa başlama çağrısında bulundu

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda (AP)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda (AP)
TT

Guterres, ABD ve Çin’e yapay zekâ konusunda diyaloğa başlama çağrısında bulundu

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda (AP)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda (AP)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, ABD ve Çin’e yapay zekâ teknolojisinin geleceği konusunda diyaloğa başlama çağrısında bulundu. Bu çağrı, yapay zekâ sektöründeki hızlı gelişmenin sınırlandırılması yönündeki taleplerin artması ve teknolojinin insanlık üzerindeki olası etkilerine ilişkin endişelerin yoğunlaşması üzerine yapıldı.

Guterres, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarının açılışında dün yaptığı konuşmada, “Yapay zekâ konusunda en büyük kapasiteye sahip hükümetler, insanlık karşısında en büyük sorumlulukları taşıyor” dedi. Bu ülkeler arasında “diyalog, iletişim, güven ve iş birliği kanallarının oluşturulması” gerektiğini vurguladı.

Guterres, “Soğuk Savaş’ın kritik bir döneminde iki stratejik rakip, ortak varoluşsal tehditlerin yönetilmesi gerektiğini fark etti” diyerek, o dönemde ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki iletişime atıfta bulundu.

Çin ve ABD hâlihazırda yapay zekâya ilişkin konularda bir iletişim kanalı oluşturulması amacıyla görüşmeler yürütüyor. Bu görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in perşembe günü Washington’da gerçekleştirmesi planlanan zirvenin öncesinde yapılıyor.

Görüşmeler, iki ülkenin de gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin insanlığın varlığını tehdit edebileceğine yönelik endişelerinin arttığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu durum, iki ülke arasındaki teknolojik üstünlük yarışının kızışmasına rağmen iş birliği için nadir bir teşvik oluşturuyor.

“Süper güç” algısına karşı uyarı

Guterres, büyük güçlerin “güçlerinin göründüğü kadar sınırsız olmadığını” anlamaları gerektiğini belirterek, yalnızca askeri gücün barışı güvence altına almak için yeterli olmadığını ifade etti.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre Guterres, Genel Kurul’da dünya liderlerine yaptığı son konuşmada “karşılıklı bağımlılık üzerine kurulmuş bir dünya” çağrısında bulundu.

“Dünyamızdaki bölünme hatları genişliyor” diyen Guterres, devam eden savaşların yanı sıra yükselen sıcaklıklar ve yapay zekâ gibi gelişmelere dikkat çekti.

Görev süresinin bu yıl sona ermesinin ardından da “barışın mümkün olduğuna ilişkin inancını savunmaya” devam edeceğini belirten Guterres, konuşmasıyla bu yıl dünyanın en büyük diplomatik buluşmasının ana bölümünü açtı.

FRG
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 22 Eylül 2026’da New York’taki BM Genel Merkezi’nde düzenlenen BM Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)

Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülkenin liderleri, Genel Kurul’da birbirlerine hitap ederek beklentilerini, planlarını ve şikâyetlerini dile getiriyor.

Yapay zekâ, bu yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında öne çıkan başlıca konulardan biri. New York’taki toplantılar başlamadan önce 20’den fazla ülkenin lideri, gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin güvenliğini sağlamak için bağlayıcı önlemler alınması çağrısında bulundu. Liderler, bu teknolojinin gelişiminin onu kontrol etmek için mevcut kapasiteyi aşabileceği uyarısında bulundu.

Çin ve ABD, söz konusu çağrıyı imzalayan ülkeler arasında yer almadı. Trump ise yapay zekâ güvenliğine yönelik düzenlemelere sert biçimde karşı çıkarak, cumartesi günü yaptığı açıklamada, “haksız” olarak nitelendirdiği endişeler nedeniyle bu sektörün “yok edilmesine” izin vermeyeceğini söyledi.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise temmuz ayında yaptığı açıklamada, yapay zekânın tek bir ülkenin hâkimiyetinde olmaması gerektiğini belirterek, teknolojinin geliştirilmesinde uluslararası iş birliği çağrısında bulundu.


Washington, Sudan’da “meşru” bir yönetimin bulunmamasını kınadı

Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan (solda) ve “Hızlı Destek Kuvvetleri” Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo, bilinen adıyla Hamideti (Arşiv)
Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan (solda) ve “Hızlı Destek Kuvvetleri” Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo, bilinen adıyla Hamideti (Arşiv)
TT

Washington, Sudan’da “meşru” bir yönetimin bulunmamasını kınadı

Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan (solda) ve “Hızlı Destek Kuvvetleri” Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo, bilinen adıyla Hamideti (Arşiv)
Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan (solda) ve “Hızlı Destek Kuvvetleri” Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo, bilinen adıyla Hamideti (Arşiv)

ABD, Sudan’da “meşru” bir yönetimin bulunmamasını eleştirdi. Washington, ülkedeki savaşın sona erdirilmesi konusunda rakip iki askeri gücün de ciddi bir taahhütte bulunmadığını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott dün yaptığı açıklamada, “Ne Sudan Silahlı Kuvvetleri ne Hızlı Destek Kuvvetleri ne de bunların liderleri Sudan’da meşru ve anayasal bir otoriteyi temsil ediyor; zira yalnızca silah gücüyle yönetiyorlar” dedi.

Pigott açıklamasında, “Savaşan iki grubun liderlerinin tutumu, onları ülkeyi yönetmeye ehil olmaktan çıkarıyor” ifadelerini kullandı.


İran havacılık sektörüne yönelik yeni ABD yaptırımları yürürlüğe girdi

Irak'ın Erbil kentindeki İranlı Mahan Air şirketinin ofisinde çalışan bir personel (Reuters)
Irak'ın Erbil kentindeki İranlı Mahan Air şirketinin ofisinde çalışan bir personel (Reuters)
TT

İran havacılık sektörüne yönelik yeni ABD yaptırımları yürürlüğe girdi

Irak'ın Erbil kentindeki İranlı Mahan Air şirketinin ofisinde çalışan bir personel (Reuters)
Irak'ın Erbil kentindeki İranlı Mahan Air şirketinin ofisinde çalışan bir personel (Reuters)

İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı ABD yaptırımları bugün yürürlüğe girdi. Washington, İran'a ait bütün hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurmayı ve bu şirketlerle iş yapan kuruluşları cezalandırmayı taahhüt etti.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in pazartesi günü açıkladığı yeni yaptırımlar, İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi tedbirin devamı niteliğinde. Söz konusu adımlar, askeri operasyonların çıkmaza girmesiyle birlikte ABD'nin İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma çabaları kapsamında atıldı.

İran'ın Tesnim ve ISNA haber ajansları, İran Sivil Havacılık Kurumu'na dayandırdıkları haberlerde, Bağdat ve Maskat havalimanlarının gece yarısından itibaren İran uçuşlarını “kabul etmeyeceğini” bildirdi.

Ancak Tesnim, dün akşam yayımladığı haberde, İstanbul seferleri de dahil olmak üzere diğer uluslararası uçuşların hâlen planlandığı şekilde gerçekleştirileceğini ve şu aşamada herhangi bir sorun yaşanmadığını belirtti.

Sivil Havacılık Kurumu sözcüsü, iki ajansa yaptığı açıklamada, Bağdat'a yapılması planlanan uçuşların Necef Havalimanı'na yönlendirilmesi için görüşmeler yürütüldüğünü söyledi. Şarku’l Avsat’ın ISNA'adan aktardığına göre Umman'la da benzer görüşmeler yapılıyor.

Irak hükümeti, ABD yaptırımları kapsamında uygulayacağı tedbirleri resmen açıklamazken, aralarında üst düzey bir hükümet yetkilisinin de bulunduğu çeşitli kaynaklar, Bağdat'ın ABD kısıtlamalarına uyacağını AFP'ye doğruladı. Irak, İran hava yolu şirketleri için önemli bir destinasyon konumunda bulunuyor.

Irak'taki seyahat acentelerinin yetkilileri, hava yolu seferlerinin yerine kara ulaşımının devreye sokulması seçeneğini değerlendirdiklerini belirtti. Iraklı hava yolu şirketleri, şubat sonunda Ortadoğu'da savaşın başlamasından bu yana İran'a uçuş düzenlemiyor.

Necef'teki seyahat acentelerinden birinde çalışan Haydar eş-Şemma, “Necef'te faaliyet gösteren seyahat ve turizm şirketlerinin işlerinin büyük bölümünü, Necef Havalimanı üzerinden İran'daki çeşitli havalimanlarına seyahat eden yolcular için uçak bileti rezervasyonları oluşturuyor” dedi.

ABD yönetimi, bu ayın başında İran havacılık sektörünü kara listeye almış ve İran hava yolu şirketleriyle iş yapan bütün kuruluşlara yaptırım uygulanacağı uyarısında bulunmuştu.

ABD Hazine Bakanı Bessent, CNBC'ye verdiği röportajda, İran hava yolu şirketlerinin 23 Eylül Çarşamba günü (bugün) itibarıyla faaliyetlerini durduracağını belirterek, “Bu uçaklar iniş yaparsa kimse onlara yakıt sağlayamayacak, iniş hizmeti veremeyecek veya biletlerini satamayacak. Aksi takdirde dolar sisteminin dışında bırakılacaklar” ifadelerini kullandı.

İran'ın ulusal hava yolu şirketi Iran Air ise dün yaptığı açıklamada, komşu ülkelerden uçuşlarının yasaklandığına ilişkin herhangi bir bildirim almadığını duyurdu.

İran'da 27 hava yolu şirketi bulunuyor ve bunların çoğu iç hatlarda faaliyet gösteriyor. Ulusal şirket Iran Air ile özel hava yolu şirketi Mahan Air, başta komşu ülkeler olmak üzere Rusya ve Çin'e düzenlenen uluslararası uçuşlarda öne çıkıyor.

Gürcistan, pazartesi gününden itibaren İran'a ve İran'dan gerçekleştirilen tüm hava yolu seferlerini yasaklarken, Mahan Air de Ankara'nın talebi üzerine Türkiye'ye uçuşlarını askıya aldığını açıkladı.

Yeni kısıtlamaların, İranlıların yurt dışına seyahat etme veya ülkelerine geri dönme imkanlarını daha da zorlaştırması bekleniyor.

İran, şubat sonunda başlayan ABD-İsrail savaşı sonrasında hava sahasını tamamen kapatmıştı. Çatışmaların yoğunluğunun azalmasının ardından hava trafiği kısmen yeniden başlarken, uluslararası uçuşları yalnızca İranlı hava yolu şirketleri gerçekleştiriyor.