Moskova’dan Şam'a bir milyon ton tarımsal ürün temin etme sözü

Suriye'de hükümet buğday satın almaya başlarken un krizinin baş göstermesinden endişe ediliyor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir tarladaki bir tarım makinesi (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir tarladaki bir tarım makinesi (Şarku’l Avsat)
TT

Moskova’dan Şam'a bir milyon ton tarımsal ürün temin etme sözü

Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir tarladaki bir tarım makinesi (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir tarladaki bir tarım makinesi (Şarku’l Avsat)

Suriye’de bu yıl ‘Buğday Yılı’ olması beklenen üretimin başarısız olmasının ardından hükümetin buğday satın almaya başlamasıyla birlikte ülkede yakında geçtiğimiz yıldan daha şiddetli bir un krizinin baş göstereceğine dair endişeler arttı. Bu yıl Suriye’de bir milyon 200 bin ton buğday üretilmesi hedefleniyordu. Ancak plan hedefine ulaşamadı. Yangınların geniş buğday tarlalarını yutması nedeniyle, ülkede buğday üretimi 500 bin tonu geçmezken geçtiğimiz yılki 700 bin tonluk üretimin çok gerisinde kaldı.
Üretimdeki düşüşün nedenleri, iklim değişiklikleri ve yağışın az olmasının yanı sıra çiftçilerin yakıt ve gübre gibi büyük tarımsal gereksinimlerin yükünü taşıyamamalarına bağlansa da çiftçiler bu durumu kafa karışıklığına, bilgisizliğe ve hükümette tarım sektörünün ortadan kalkmasına neden olacak yolsuzluk vakalarının yaşanmasına bağladılar. Bu yılki üretim düşüşünün verdiği zarar, gelecek yılın mahsulünü de tehdit ediyor. Şarku'l Avsat'a konuşan çiftçiler, tarımın, çoğu hasat mevsiminde borcunu ödemek ümidiyle tarlasında mahsul yetiştirmek için borç alan çiftçiye ağır kayıplar verdirdiğini, ancak çiftçinin kazandığı paranın borçlarını ödemeye zar zor yettiğini belirterek, bu durumda çiftçilerin tarıma nasıl devam edebileceklerini sorguladılar. Çiftçiler, “Hükümet, çiftçiyi kurtarmak için planlar yapmak yerine, buğday ithal edip dövizle ödemeye ya da yardım dilenip bize karabuğday unu temin etmeye yöneliyor” ifadelerini kullandılar.
Resmi rakamlar, cari yıl için buğday tedarik sözleşmelerinin değerinin 400 bin tona kadar olduğunu gösterirken, Rusya Şam'a tahıl satın alması için kredi sağladığını duyurdu. Rusya, geçtiğimiz Mart ayında da Suriye'ye yaklaşık 350 bin ton buğday tedarik etmişti. Rusya'nın Şam Büyükelçisi Aleksandr Yefimov, ülkesinin bu yıl (2021) Suriye'ye bir milyon tona yakın buğday tedarik etmeyi planladığını açıkladı. Rusya ayrıca geçtiğimiz yıl Şam'a insani yardım olarak 100 bin ton buğday tedarik etmişti.
Ülkenin orta kesimindeki kırsal bölgelerden bir çiftçi, mahsulünü hükümete satıp ‘zarar ettikten’ sonra yetiştirdiği buğdayı tüccarlara satmayı planladığını söyledi. Çiftçiye göre mahsul satın alan hükümet yetkilileri, buğdayı değerinin altında bir fiyattan alırken, iyi fiyatlar ödeyen tüccarlar ve kaçakçılar piyasada aktif bir şekilde faaliyet gösteriyorlar. Şarku’l Avsat’a konuşan çiftçi, Hükümetin vaatleri konusunda iyimser olduğunu ve yirmi dönümlük araziye arpa, yirmi dönümlük araziye ise buğday diktiğini, ancak tohumların fiyatlarının kilo başına 400-600 Suriye lirası arasında değişmesi ve toprağı sürme, gübre atma gibi işlemlerin yüksek rakamlara mal olması karşısında şoke olduğunu söyledi. Dönüm başına 20 bin tohum ve ilacın yanı sıra dönüm başına 10 kilograma ihtiyaç duyulan kilosu 300 liradan gübre gerektiğini belirten çiftçi, ardından, dönüm başına 25 bin liradan nakliye ve biçerdöver ücretlerinin geldiğini, 40 bin dönümlük arazinin sulama masrafının ise 50 bin liraya mal olduğunu kaydetti.
Çiftçi, mahsulün kalitesinin düşük olması ve masrafları zar zor karşılaması durumunda, mahsulün bu yıl olduğu gibi 50 kilogramı geçmediğinde kilo başına maliyetin arttığını, ancak iyi hasat olduğunda,  mahsulün 200 kiloyu aştığını ve kilo başına maliyetin düştüğünü ifade etti.
Toprağını ekmeye devam edebilmesi için çiftçilerin desteklenmesinin ve kayıplarını azaltmanın hükümetin görevi olduğunu, fakat hükümetin bunun tam tersini yaptığı söyleyen çiftçi, “Hükümetin verdiği fiyat makul olduğu için arpa mahsulünü hükümete sattım. Ama buğdaya maliyetinden az fiyat verdiği için satmayacağım. Sulamak için litresi 2000 liradan mazot aldım. Devlet yaptığım ek masrafları telafi etmeyecek” şeklinde konuştu. Dönüm başına on beş kilo buğday tohumunun 300 ile 500 kilo arasında mahsul verdiğine dikkati çeken çiftçi, “Hükümetin ekmek krizini çözmek için buğday ekimiyle ilgileneceğine dair sözlerine inandık. Ancak hiçbir şeyin değişmemesi ve işlerin daha da kötüye gitmesi karşısında şaşırdık.  Eğer mahsulümü devlete satarsam, gelecek mevsim için tohum satın alamam” ifadelerini kullandı. Hükümetin arpayı buğdaydan daha yüksek bir rakamdan fiyatlandırmasına anlam veremediğini belirten çiftçi, “Bunun, hükümetin halkı ahır hayvanı olarak gördüğünden başka bir açıklaması yok. Bu yüzden ekmeklik buğdayı yem olarak kullanılan arpa ile değiştirmeye karar vermiş olmalı” yorumunda bulundu.
Şam hükümeti, bir kilogram arpanın alım fiyatını 880 Suriye lirasına yükseltti, ancak gerçekte geçtiğimiz Mart ayında bir kilosu 550 liradan 900 liraya (800 lira olan bir kilo buğday başına teslimat ücreti olarak 100 lira daha eklenmesiyle) yükselen buğdayın fiyatından daha yüksek olmak üzere bin 100 lirayı aştı. Hükümetin geçtiğimiz ay yaptığı açıklamalarına göre Suriye Tahıl Ürünleri Kurumu, 2021 yılı için buğday mahsulü satın alımına yaklaşık 450 milyar Suriye lirası tahsis etti.
Suriye Ziraat Odası danışmanı ve kalkınma uzmanı Ekrem Afif, hükümetin buğday alımı için verdiği mevcut fiyattan kaynaklanan zararların yaratacağı sonuçlar konusunda uyardı. Afif, buğdayın fiyatının ‘acil olarak’ kilo başına 900 liradan bin 400 liraya (Bir ABD doları 3 bin 100 liraya eşit) yükseltilmesi için çağrıda bulundu. Afif, bunun, çiftçilerin üretim maliyetlerini karşılamak ve gelecek mevsim için tohum satın almalarını sağlamak amacıyla yapılması gerektiğini vurguladı. Şam kırsalındaki çiftçilere göre, buğdayın fiyatının kilo başına 700 liradan bin 400 liraya çıkması bekleniyor.
Resmi açıklamalara göre rejim kontrolündeki bölgelerde ekmek üretimi için yılda iki milyon ton, bulgur, makarna, frik, irmik ve diğer buğday ürünleri için 800 bin ton ve tohum için 360 bin ton buğdaya ihtiyaç var.
Hükümetin buğday ekimini teşvik etmeye ve ekili alanları önceki yıla göre yaklaşık 300 bin hektar artırmaya yönelik açıklamasına rağmen, sadece yüzde 70'i yağmurla beslenen yaklaşık 1,5 milyon hektarlık arazi ekildi. Suriye Tahıl Ürünleri Kurumu Direktörü Yusuf Kasım’a göre, üretim bir önceki yılın üretimine kıyasla azaldı. Kasım, bu yılki buğday mahsulünün yarım milyon tonu geçemeyeceğini söyledi. Kasım, satın alınan buğday ve arpa miktarının ‘istenen düzeyde olmadığını’ vurguladı. Tarım ve Tarım Reformu Bakanı Muhammed Hassan Katana ise hasat mevsiminin hayal kırıklığıyla başladığını ve mahsulün beklentilerin altında kaldığını söyledi. Bakan Katana, Suriyelilerin, Tarım Bakanlığı’nın yıllık buğday ihtiyacını karşılamak için ithal ettiği miktarlara güvenebileceklerini de sözlerine ekledi.
Öte yandan Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), Suriye nüfusunun yüzde 60'ının (en az 12,4 milyon Suriyeli) gıda güvensizliği ve açlıkla karşı karşıya olduğunu açıkladı.



Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.


Medeniyet Kartalları... Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkilere yeni bir ivme

Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)
Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)
TT

Medeniyet Kartalları... Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkilere yeni bir ivme

Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)
Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)

Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkiler, bölgede yaşanan gerilimlerin gölgesinde Medeniyetin Kartalları 2026 ortak hava tatbikatının başlamasıyla yeni bir iş birliği aşamasına giriyor.

İki ülke arasında son iki yılda gerçekleştirilen ikinci tatbikat olma özelliğini taşıyan eğitim, Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkilere yeni bir ivme kazandırıyor. Mısırlı askeri ve stratejik bir uzman, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, tatbikatın ilerleyen dönemde daha kapsamlı bir askeri iş birliğine dönüşebileceğini belirtti. Uzman, bunun Mısır’ın askeri üretimde tedarik kaynaklarını çeşitlendirme politikası çerçevesinde gerçekleşebileceğini ifade etti.

Mısır ordusu, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, Mısır-Çin ortak hava tatbikatı Medeniyet Kartalları 2026’nın başladığını duyurdu. Açıklamada, farklı modellerde çok amaçlı savaş uçaklarının katıldığı tatbikatın, birkaç gün boyunca Mısır’daki çeşitli hava üslerinde gerçekleştirileceği belirtildi. Tatbikatın, iki ülke arasında düzenlenen ortak manevraların ikinci ayağı olduğu kaydedildi.

DFRGTHY
Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı etkinliklerinden bir kare (Askeri Sözcü)

Tatbikatın ilk aşamalarında, iki taraf arasındaki muharebe anlayışının ortaklaştırılması amacıyla teorik ve uygulamalı dersler gerçekleştiriliyor. Bunun yanı sıra ortak uçuşlar düzenleniyor, planlama çalışmaları ile müşterek hava operasyonlarının yönetimine ilişkin eğitimler veriliyor.

Mısır ordusunun açıklamasına göre tatbikat, katılan güçlerin deneyim paylaşımında bulunmasını ve becerilerini geliştirmesini hedefliyor. Eğitim, Mısır Silahlı Kuvvetleri’nin kardeş ve dost ülkelerin ordularıyla gerçekleştirdiği ortak tatbikatlar programı kapsamında düzenlenirken, farklı askeri alanlarda iş birliği ilişkilerinin desteklenmesi ve güçlendirilmesi amaçlanıyor.

Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Chen Shi, 14 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında, tatbikatın eylül ayının başında sona ereceğini belirterek bunun iki ülke hava kuvvetleri arasındaki ikinci ortak eğitim olduğunu söyledi.

Shi’ye göre tatbikatta hava muharebesi taktikleri, hava üstünlüğü operasyonları, muharebe arama ve kurtarma faaliyetlerinin yanı sıra kuvvetlerin sevk ve kullanımına yönelik eğitimlere odaklanılacak. Ortak eğitimin karşılıklı güveni ve iki ülke arasındaki geleneksel dostluğu güçlendirmeye, iki ordu arasındaki uygulamalı iş birliğini derinleştirmeye ve bölgesel barış ile istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaya devam edeceği belirtildi.

Tatbikatın ilk ayağı ise Nisan 2025’te Medeniyet Kartalları 2025 adıyla düzenlenmişti. Mısır’daki hava üslerinden birinde gerçekleştirilen tatbikata, farklı modellerde çok amaçlı savaş uçakları katılmıştı.

Askeri ilişkilere ivme kazandırmak

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Semir Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu eğitimin iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin güçlendirilmesine doğrudan katkı sağladığını belirtti. Ferec, Medeniyet Kartalları tatbikatlarının düzenlenmeye devam etmesinin ilk tatbikatın başarılı olduğunun göstergesi olduğunu ifade etti. Çin savaş uçaklarının ortak eğitim için Mısır’a gelmesinin, Pekin’in bu iş birliğinden önemli ölçüde fayda sağladığını gösterdiğini vurguladı.

Ferec, söz konusu iş birliğinin doğal çerçevesinde değerlendirilmesi ve Mısır’ın dünyanın farklı ülkeleriyle yürüttüğü askeri ilişkilerin bir parçası olarak ele alınması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Bu tatbikata olduğundan daha fazla anlam yüklememeliyiz. Mısır, ilişkilerini çeşitlendirmesiyle bilinen bir ülke. Dünyada en fazla ortak tatbikat gerçekleştiren ülke Mısır’dır. Biz de diğer ülkeler de bu tatbikatlardan fayda sağlıyoruz.”

Genişleyen iş birliği

Çin ile Mısır arasındaki askeri iş birliği daha önce de İsrail’in endişelerine neden olmuştu. Şubat 2025’te İsrail medyasında, Mısır’ın uzun menzilli havadan havaya füzelerle donatılmış Çin yapımı J-10C savaş uçaklarını edinmesinin İsrail güvenlik kurumlarında ciddi kaygılara yol açtığı yönünde haberler yayımlanmıştı.

İbranice yayın yapan kaynaklar o dönemde, İsrail’i asıl endişelendiren unsurun Çin yapımı savaş uçağı değil, Çin’in uzun menzilli havadan havaya füzesi olduğunu belirtmişti. Mısır Hava Kuvvetleri’nin daha önce sahip olmadığı bu silahın, Mısır savaş uçaklarının İsrail uçaklarını görüş mesafesine girmeden hedef almaya çalışmasına imkân sağlayabileceği ifade edilmişti.

Bunun ardından ABD merkezli National Interest dergisi, aralık ayında Mısır’ın gelişmiş bir insansız hava aracı (İHA) filosu üretmek üzere Çin’e yöneldiğini yazmıştı. Dergi, bu adımın Mısır’ın doğu sınırlarındaki İsrail kaynaklı saldırgan tutumlara karşı koymayı amaçladığını aktarmıştı.

Tatbikatın belirli silah anlaşmalarıyla bağlantılı olduğu yönündeki iddialara da değinen Ferec, J-10 veya başka modellerde savaş uçaklarının satın alınmasına ilişkin konuların mevcut tatbikatın kapsamı dışında olduğunu belirtti. Ferec, “Tatbikatın bununla hiçbir ilgisi yok” dedi.

Ferec, Mısır-Çin askeri ilişkilerinin daha kapsamlı bir ortaklığa doğru ilerlediğine dikkati çekerek, özellikle Mısır’da yerli olarak üretilen insansız hava araçları alanındaki mevcut iş birliğinin önemine işaret etti. Bunun yanı sıra ortak eğitim ve ortak savunma sanayisi üretimi alanlarında da daha fazla askeri iş birliği yapılacağını vurguladı.

Mısır ile Çin arasındaki ilişkilerin köklü bir geçmişi bulunuyor. Geçtiğimiz mayıs ayında iki ülke, 30 Mayıs 1956’da başlayan diplomatik ilişkilerin 70’inci yıl dönümünü kutladı. Mısır, o tarihte Çin ile resmi ilişkiler kuran ilk Arap ve Afrika ülkesi olmuştu.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Mayıs 2024’te Pekin’de, Mısır-Çin Ortaklık Yılı’nın başlatıldığını duyurmuştu. Bu adım, iki ülke arasında ‘kapsamlı stratejik ortaklık’ ilişkilerinin kurulmasının 10’uncu yıl dönümüne denk gelmişti.


Ali et-Tahir savaşı… Hizbullah’ın yeteneklerinin sınanması

Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)
Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)
TT

Ali et-Tahir savaşı… Hizbullah’ın yeteneklerinin sınanması

Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)
Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)

Ali et-Tahir Tepeleri için verilen mücadele, Hizbullah’ı yalnızca tepeyi savunma ve düşmesini önleme kapasitesi açısından değil, aynı zamanda son dönemde geliştirdiği askeri stratejilerin etkinliğini kanıtlama açısından da zorlu bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Zira geleneksel stratejiler, son iki yılda İsrail’in askeri ve teknolojik üstünlüğüne karşı koymakta başarısız oldu.

Peki İsrail, ateş gücü, hava gücü ve istihbarat faaliyetleriyle bölgedeki gücü kuşatarak direniş kapasitesini ortadan kaldırabilecek mi? Yoksa Hizbullah’ın yer altında hazırladığı tahkimatlar, tüneller, depolar ve savaş kapasitesi, İsrail güçlerini yıpratmayı sürdürmesi ve çatışmanın süresini uzatması için ona hareket alanı sağlayabilecek mi?

Manevra kabiliyeti

Emekli Tuğgeneral Beha Helal, Hizbullah’ın askeri durumuna ilişkin değerlendirmesinde, “Toprak, Hizbullah açısından hâlâ stratejik değer taşıyor. Ancak kontrol edilen bir bölgeden açık ve gözetim altındaki bir alana dönüşmesi halinde savunma açısından taşıdığı değer kendiliğinden azalıyor… Hizbullah’ın asıl gücü yalnızca tepenin zirvesini elinde tutmasında değil, özellikle derinlikte ve çevrede faaliyet gösterebilme kapasitesinde yatıyor. Buna karşılık İsrail, hava ve istihbarat üstünlüğünü kalıcı bir kara üstünlüğüne dönüştürmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

CSDFVBG
Nebatiye şehrinin doğusunda yer alan Ali et-Tahir Tepeleri (Şarku’l Avsat)

Helal, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah’ın karşı karşıya olduğu temel zorluk, manevra kabiliyetini korumak. İsrail bölgede kalıcı bir varlık oluşturmayı, yükselti çevresinde bir tampon bölge kurmayı ve Hizbullah’ın hareket etmesini engellemeyi başarırsa, güç dengesi kademeli olarak İsrail’in lehine değişmeye başlar” değerlendirmesinde bulundu.

Bu bağlamda yer altı tahkimatları, savunma tarafının yararlanabileceği en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu tahkimatlar, hava üstünlüğünün etkisini azaltmaya, belirli ölçüde süreklilik ve hayatta kalma kapasitesini korumaya ve savaşın yalnızca yüzeyin kontrol altına alınmasıyla sonuçlanmasını engellemeye olanak sağlıyor. Ancak Helal, bombardımanlara karşı koruma sağlayan tahkimatların, çevresindeki bölgenin kuşatılmış veya izole edilmiş bir alana dönüşmesi halinde tersine bir yük haline gelebileceği uyarısında bulundu.

Yer altındaki tesisler izole ceplere mi dönüştü?

Helal’e göre Ali et-Tahir savaşında temel soru da burada ortaya çıkıyor: “Yer altındaki tesisler hâlâ bütünleşik bir manevra ve iletişim ağı oluşturuyor mu, yoksa birbirinden izole ceplere mi dönüştü?”

Helal, karar alma, alınan kararı iletme ve uygulama kapasitesinin yanı sıra baskı altında iletişim kanallarını korumanın Hizbullah’ın karşı karşıya olduğu en önemli sınamalar arasında yer alacağını belirtti. Ancak Hizbullah’ın tarihsel olarak belirli ölçüde ademi merkeziyetçilik ve esneklik üzerine kurulu yapısının, bir mevzinin veya yerel bir komutanlığın hedef alınmasının bütün yapının çökertilmesi için mutlaka yeterli olmayabileceğini ifade etti.

Helal, Hizbullah’ın güçlü yönleri arasında coğrafyaya hâkimiyetini, örgütsel derinliğini, dağlık arazinin özelliklerinden yararlanma kapasitesini ve mevzilerini kaybetmesine rağmen faaliyetlerini sürdürebilme kabiliyetini sıraladı. Buna karşılık en önemli zayıflıkların ise İsrail’in istihbarat ve hava gücündeki üstünlüğü ile kuşatılma riski olduğunu belirtti.

İsrail’in Ali et-Tahir’i Hizbullah’ın daha geniş operasyonel alanından ayırmayı başarmasının, burada bulunan gücü daha zorlu bir savunma pozisyonuyla karşı karşıya bırakacağını söyleyen Helal, köylerin, yolların ve evlerin tahrip edilmesinin de stratejik açıdan ciddi bir baskı oluşturduğunu ifade etti. Helal’e göre bunun nedeni, yerel güçlerin hareket ettiği sosyal ve coğrafi ortamın bir bölümünü hedef alması.

Tünel ağı

Bunun yanı sıra emekli Tuğgeneral George Nader, Ali et-Tahir Tepesi’nin Lübnan Nehri’nin kuzeyindeki geniş bir bölgeye ve güneyindeki geniş kesimlere hâkim olması nedeniyle büyük taktik öneme sahip olduğunu belirtti. Nader, tepenin daha önce İsrail işgali altında bulunması nedeniyle tarihsel bir sembol niteliği taşıdığına da dikkat çekti.

HYJUI
İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir Tepeleri’nin zirvesini hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (AFP)

Nader, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, elde ettiği bilgilere göre tepenin Rıdvan Güçleri komutanlığı açısından önemli bir mevzi olduğunu ifade etti. Tepede mühimmat, lojistik, füze ve insansız hava araçları (İHA) ile savaşçılar ve operasyon merkezleriyle bağlantılı yer altı tesisleri ve tünel ağının bulunduğunu belirtti.

Bir pazarlık kozu

Nader, İsrail’in tepeyi kontrol altına almasının, özellikle askeri kontrolü sahada kalıcı bir duruma dönüştürmeyi başarması halinde, müzakerelerin gelecek turlarında elini güçlendireceğini ve şartlarını dayatma kapasitesini artıracağını düşünüyor.

İsrail’in sahip olduğu yıkıcı ve teknolojik kapasitenin bu tesisleri ve tünelleri hedef almasını mümkün kıldığını belirten Nader, bölgede büyük miktarda mühimmat ve füze bulunmasının, kapsamlı bir imha operasyonunun ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

İsrail’in büyük saldırısı

Buna dayanarak Nader, İsrail’in tepeyi kontrol altına almak amacıyla kapsamlı bir saldırı düzenlemesini bekliyor. Nader, bu hedefin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu açısından siyasi boyutlar da taşıyabileceğini düşünüyor. Netanyahu’nun, bölgedeki tepenin kontrolünü Hizbullah’ın güneydeki komuta merkezini vurmayı başardığını göstermek ve kuzeydeki yerleşimlerin güvenliğini güçlendirmek amacıyla kullanmayı hedeflediğini belirten Nader, bunun İsrail’deki seçimler öncesinde önem taşıdığına dikkat çekti.

Hizbullah’ın buna karşı atabileceği adımların ise sınırlı göründüğünü belirten Nader, Litani Nehri’nin güneyinde hareket etmenin zorluğuna işaret etti. Nader’e göre bu durum, Hizbullah’ın İsrail güçlerinin dikkatini dağıtmasını veya bölgede başka hareket cepheleri açarak İsrail ordusunu çabalarını farklı noktalara yöneltmeye zorlamasını güçleştiriyor.