Lübnan’daki gümrükler yerel suç ortaklarıyla birlikte kontrolden çıktı

Bir güvenlik raporu, tüm kara ve deniz gümrüklerindeki başarısızlığı gözler önüne serdi.

Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödediği görüşündeler. (Dalati ve Nehra)
Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödediği görüşündeler. (Dalati ve Nehra)
TT

Lübnan’daki gümrükler yerel suç ortaklarıyla birlikte kontrolden çıktı

Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödediği görüşündeler. (Dalati ve Nehra)
Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödediği görüşündeler. (Dalati ve Nehra)

Tony Boulos
Lübnan İçişleri Bakanlığı, Suudi limanlarından birinde kamufle edilmiş ve profesyonel bir şekilde paketlenmiş Lübnan menşeli çok miktarda narkotik maddenin bulunması nedeniyle Suudi Arabistan ile yaşanan krizin ardından bir rapor hazırladı. Rapora göre konteynerlerin içeriğini dakikalar içinde tespit edebilen ve böylece kaçakçılık operasyonlarını ve manipülasyon yapılmasını engelleyen tarayıcılar yok ve ülkedeki kara ve deniz gümrüklerinde incelemeler el ile yapılıyor.
Raporun içeriği, Suriye’den Lübnan’a gelen kaçak malların, Beyrut Limanı’na resmi yollardan giriş sürecini gözler önüne seriyor. Teftişlerin ilkel yöntemlerle ve elle yapılması, görevlendirilen unsurların yetersiz olması ve bunların belirli noktalara atanmasının bölgesel ve mezhepsel kotalara tabi tutulması kaçakçılıkla mücadele için harcanan ciddi çabaları boşa çıkarıyor. Bu nedenle yasa dışı, kaçak malların ülke dışına çıkarılması da son derece kolay oluyor.

(Lübnan İçişleri Bakanlığı’nın raporundaki tablolar-The Independent Arabic)
Dünya Bankası’nın internet sitesinden yayınlanan veriler, Lübnan devletinin 1997 yılında gümrük vergileri gelirlerinin, toplam gelirin içindeki oranın yüzde 60,18 iken son yıllarda bu oran yüzde 6’nın altına düştü. Bu da ithal mal verilerinde manipülasyonun varlığını doğruluyor. Gözlemcilerin görüşüne göre kara ve deniz gümrüklerinin çoğunda tarayıcı bulunmamasının arkasındaki gerçek neden, gümrük vergilerinden kaçma ve Lübnan hazinesine borçlanmama isteği.
Beyrut Liman’ından günde yaklaşık bin 200 konteyner geçiyor. Bunların sadece 235 tanesi el ile kontrol edilebiliyor. Gümrük kaçakçılığı yasal ve yasa dışı geçişler yoluyla gerçekleşiyor. Beyrut Limanı, gümrük kaçakçılığının en yoğun olarak yapıldığı kamu tesislerinin başında yer alıyor. Her yıl tahmini 1,5 milyar dolarlık ticaretin yüzde 73’ü bu liman üzerinden gerçekleştiriliyor. Devlet hazinesini atlatmak ve manipülasyonu kolaylaştırmak amacıyla, eşyalar kendilerine uygun olan kutular dışındaki kutulara kaydediliyor ve aynı eşya için çift gümrük beyannamesi kullanılıyor. “Tarayıcı olmaması”, devlet hazinesinin en çok gelir kaybına uğradığı skandalların başında geliyor. Gümrüğe gelen mallar tarayıcılılar vesilesi ile doğru bir tespite tabi tutulsaydı devletin geliri 500 milyon ile 1 milyar dolar arasında artacak ve limanın verim hacmi 3 milyar doları aşacaktı.

“Rüşvet ve yolsuzluk”
Çeşitli güvenlik raporları, özellikle Beyrut Limanı’nda çalışanların geçişleri hızlandırmak, geçiş maliyetlerini düşürmek ve bazı malların geçişini görmezden gelmek için malların türüne göre değişen çıkış işlemleri karşılığında rüşvet aldığını ve gümrük geçişlerinde yolsuzluk yaptığını gösteriyor. 
Lübnan’da yolsuzluk ve vergi kaçakçılığı üzerine çalışmalar yayınlayan Uluslararası Bilgi Merkezi’nden araştırmacı Muhammed Şemseddin, liman idaresinin yıllık gelirinin yaklaşık 220 milyon dolar olduğunun tahmin edildiğini ancak bunun sadece 60 milyonunun devletin hazinesine gittiğini aktardı. Geri kalan gelirin, herhangi bir uluslararası limanda temel donanımlardan biri haline gelen tarayıcının satın alınması ve bakımı da dahil olmak üzere maaşlar, giderler ve limanın gelişimi için kullanılması gerektiğini vurguladı.
Kaçakçılık operasyonları çoğunlukla hükümetten, gümrük vergilerinden muafiyet belgesi alan sahte yardım kuruluşları aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Var olan tarayıcının da bozuk olması gümrük sahtekarlığını daha da kolaylaştırıyor.
Gümrük kaynakları, tarayıcı alımı ihalelerinin önündeki en büyük engellerden birinin, 853 personel alımını da askıya alan Genel Müdürlük ile Gümrük Yüksek Kurulu arasındaki, sektördeki yetki hususundaki anlaşmazlık olduğuna dikkat çekiyor.

“Küresel kontrol şirketi”
Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık sonucunda yüksek bir ekonomik bedel ödediğini aktarıyor. Bir yandan Lübnan’dan Suriye’ye yapılan akaryakıt ve sübvansiyonlu mal kaçakçılığı, diğer taraftan da gümrük şartı yerine getirilmeden eşyaların giriş ve çıkışları gibi kaçakçılık faaliyetleri sonucunda hazinenin döviz varlıkları tükeniyor. Özellikle de ithal ürünün içeriğinin türü değiştirilerek veya Arap dünyasını işgal eden Lübnan menşeli narkotik maddeler gibi yasaklı ürünler ihraç edilerek manipülasyonlar yapılıyor ve vergi kaçırılıyor.
Aynı kaynaklar, diğer yasal geçiş noktalarında olduğu gibi limanda da tarayıcı bulunduğunu ancak bunların teknik arızalar nedeniyle değil, rüşvet alan güvenlik personeli ve çalışanlarıyla koordineli şekilde çalışan kaçakçılık çetelerinin çıkarlarına ters düşeceği için işlemediğini iddia ediyorlar. Kaynaklar, Lübnan Limanı’ndaki kaosun devam etmesinin ülkenin yurt dışındaki itibarını zedelemek ve vatandaşların parasını boşa harcamak gibi feci sonuçlar doğuracağı görüşündeler.
Ekonomi Bakanlığı kaynakları, güvenlik unsurları ve siyasiler, kaçakçılık çetelerini perdelemeye devam ettiği müddetçe yeni tarayıcılar gelse bile bunun bir çözüm olmayacağını ifade ettiler. Yeni gelen tarayıcıların da öncekilerle aynı akıbeti paylaşacağına ve günler içinde bozulacağına dikkat çektiler. Kaynaklar, sınırdaki gevşekliği gidermek için gümrük idaresinin bünyesinde çok sayıda ve yeterli eğitim almış personel barındıracak, bakanlıklarla koordineli çalışacak ve ithalat ve ihracat operasyonlarını şeffaf bir şekilde yönetecek küresel bir kontrol şirketine devredilmesi teklifinde bulundular.

“Mafyalar devletten daha güçlü”
İç Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Naci Melaib konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Lübnan’daki kaçakçılık operasyonlarının büyük bir bölümü, resmi limanlar üzerinden kapalı kamyonlarla gerçekleştiriliyor. Kara ve deniz gümrüklerinde tarayıcı bulunmaması kasıtlı olarak yapılıyor. Kaçakçılık operasyonlarını tespit etmek için yeni tarayıcılar satın alınmasını engelleyen çeteler ve siyasi partiler arasında gizli anlaşmalar var.”
Tuğgeneral Melaib, Yüksek Savunma Konseyi’nin daha önce kara ve deniz gümrüklerine yerleştirilmek üzere tarayıcılar satın almak için karar aldığını ancak bu kararın uygulanmadığını, ilgili makamların bu konuyu hafife aldığını belirtti. Beyrut Limanı patlamasından önce 12 numaralı depoya tonlarca amonyum nitratın girişinin, kasıtlı olarak devre dışı bırakılan tarayıcılar vasıtasıyla, sorumluluk ve gözetim olmadan gerçekleştiğini gösteren raporlar yayınlandı. Melaib, mafyalarla ortaklık yapan bazı güvenlik unsurlarının kötü niyetlerle bazı malların ifşasına yanaşmadıklarını aktardı. Ayrıca mafyaların devletten daha güçlü olması ve bu sorun ile uğraşacak ciddi bir politikacı olmaması sebebiyle mafyaların yasal geçiş noktalarındaki kaçakçılık operasyonlarına güçlü şekilde devam ettiğine dikkat çekti.

“Tek cihaz”
İçişleri Bakanlığı’ndan alınan veriler, Lübnan-Suriye sınırındaki beş resmi geçiş noktasında herhangi bir tarayıcı olmadığını, Beyrut Limanı’nda ise iki bozuk tarayıcı bulunduğunu ve tamir edilme ihtimalinin zor olduğunu gösteriyor. Bakımı yapılabilen ve yeniden çalıştırılabilen tek tarayıcının ise Trablus Limanı’ndaki tarayıcı olduğu kaydediliyor.
Edinilen bilgiye göre Trablus Limanı’ndaki tarayıcının bakımının yapılması bin dolardan az bir meblağ tuttu. Buna rağmen söz konusu cihazın yıllarca atıl bırakılması ve bakımı için önceden herhangi bir sözleşme yapılmamış olduğunun iddia edilmesi birçok kişide şok etkisi yarattı. Ancak güvenlik toplantısının, özellikle denizcilikle ilgili sınır kontrolüne ilişkin önerilerin ardından bu cihaz tamir edilmesi yeni bir tartışmayı gündeme getirdi. Yeni ekipmanlar alımına kadar bu cihazın Trablus Limanı’ndan Beyrut Limanı’na transfer edilmesi görüşü kabul edilmedi.
Milletvekili Sami Fatfat, bu cihazın Trablus Limanı’nın ve kuzey halkının hakkı olduğunu, şehrin limanı dışında herhangi bir dönem için herhangi başka bir yerde kullanılmasını kabul etmeyeceklerini aktardı. Trablus Limanı’nın genelde kuzey halkı, özelde ise Trablus sakinleri açısından önemi ve ekonomik getirisi nedeniyle bu tesisi korumak için sürekli çaba sarf ettiklerini ifade eden Fatfat, yetkilileri önceki dönemde oynadığı öncü rolün ardından kötü niyetli politika izlemekten uzaklaşmaya ve tesisin donanımlarını geliştirmeye davet etti.  

“Direniş hattı”
Uluslararası alanda yayınlanan raporlardan bazıları, büyük bir kısmı 4 Ağustos’taki patlamadan sonra ortaya çıkan, Beyrut Limanı’ndaki kaçakçılık, vergi kaçırma, rüşvet, şüpheli kamu ihaleleri ve fayda sağlayan hayali maaşlar gibi üstü düzey yetkililer ve siyasi güçlerle bağlantılı yaygın yolsuzlara işaret ediyor.
Danıştay Eski Başkanı Yargıç Şükrü Sader yaptığı açıklamada, havaalanında ve Beyrut Limanı’nda Hizbullah için “askeri hat” bulunduğunu açıkladı. Bu hat üzerinden malların “Direnişin malları” sloganıyla denetimsiz ve gözetimsiz geçirildiğini, direniş hattına kimsenin yaklaşamayacağına dair yetkililerle yapılmış gizli bir anlaşma bulunduğunu aktardı.
Ancak Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, partisinin limanı ve havaalanını kontrol ettiği yönündeki suçlamaların gerçeği yansıtmadığını ifade ederek bu hususta partisine yöneltilen tüm ithamları reddetti.

 


El-Aktan Hapishanesi'ndeki çocuklar DEAŞ hapishaneleri hakkındaki dosyayı açtı

El-Aktan Hapishanesi'ndeki çocuklar DEAŞ hapishaneleri hakkındaki dosyayı açtı
TT

El-Aktan Hapishanesi'ndeki çocuklar DEAŞ hapishaneleri hakkındaki dosyayı açtı

El-Aktan Hapishanesi'ndeki çocuklar DEAŞ hapishaneleri hakkındaki dosyayı açtı

Suriye İnsan Hakları Ağı, Suriye yetkililerine, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol edilen ve şu anda hükümetin kontrolü altına giren tüm gözaltı merkezlerinin güvenliğini, SDG'den yönetimini devraldıktan hemen sonra sağlamaları çağrısında bulundu. SDG, Suriye hükümetinin cumartesi günü Rakka'daki el-Aktan Hapishanesinden serbest bıraktığı 126 çocuğun tutuklanmasını, bu hapishanenin bir kısmının çeşitli davalara karışan veya DEAŞ tarafından askere alınmış çocukları barındırmak için ayrıldığını ve güvenlik nedenleriyle yaklaşık üç ay önce çocuk hapishanesinden buraya nakledildiklerini söyleyerek savundu.

Rakka'daki aktivistlerden Şarku’l Avsat'a verilen bilgilere göre, el-Aktan Hapishanesi'ndeki tutuklu sayısı bin 200'e ulaştı ve onlara yöneltilen suçlamaların çoğu DEAŞ'a üye olmak, Özgür Ordu ile iletişim ve yabancı taraflarla ilişki kurmak idi.

Suriye devlet medyası, çoğu 18 yaşın altında olan gözaltından serbest bırakılan çocuklarla yapılan çok sayıda röportaj ve haberi yayınladı. Bu durum Suriyeliler arasında şok dalgası yarattı. Bir çocuk, amcasının kızını sevdiği için onu ihbar etmesi üzerine üç ay hapis yattığını, bir diğeri ise telefonunda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın fotoğrafı bulunduğu için gözaltına alındığını söyledi. Serbest bırakılan çocuklar, Suriye Haber Kanalı'nda yayınlanan röportajlarda, yemek istedikleri için istismara, elektrik şoku işkencesine ve dayaklara maruz kaldıklarını vurguladılar.

dfgty7u

Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'nin cezaevi idaresi, pazar günü, gözaltında bulunan çocukların şok edici görüntülerini haklı gösteren resmi bir açıklama yayınlayarak, Rakka'daki el Aktan cezaevinin bir kısmının çeşitli davalara karışan veya DEAŞ tarafından askere alınmış çocukları barındırmak için tahsis edildiğini, “Güvenlik nedenleriyle” yaklaşık üç ay önce çocuk cezaevinden buraya nakledildiklerini” belirtti.

Özerk Yönetim'in birçok cezaevi var ve Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) Müdürü Fadl Abdulgani Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bunların sayısının kesin olmadığını söyledi.

sdfrgt
Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) bağlı unsurlar, 23 Ocak 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Rakka şehrinin dışındaki El-Aktan hapishanesinden çekilerek Kobani'ye doğru ilerledi (AFP)

Son askeri operasyonlar sırasında Suriye hükümeti, el-Haseke'deki el-Şeddadi hapishanesini ve Rakka'daki el-Aktan hapishanesini Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) geri aldı. Suriye medya kaynakları, SDG'nin geçen yıl onlarca sivili DEAŞ üyesi oldukları suçlamasıyla, herhangi bir doğrulama yapmadan tutukladığını belgeledi.

SDG'nin en öne çıkan hapishaneleri arasında, Haseke'nin güney girişindeki Sanayi Lisesi hapishanesi (tahmini mahkum sayısı 8 bin), Haseke'nin Guveyran mahallesindeki merkez hapishane (erkek, kadın ve çocuklar için, tahmini tutuklu sayısı 10 bin), en kötü olarak kabul edilen Alaya hapishanesi ve Malikiye (Derik) hapishanesi bulunmaktadır.

Suriye İnsan Hakları Ağı'na göre, SDG'nin kurulduğu günden bu yana en az 3 bin 705 kişi zorla kaybedilmiş ve 122 kişi işkence sonucu öldürülmüştür.

rfgt

Medya haberlerine göre son iki gün içinde yüzlerce kişi kayıp oğullarını aramak için el-Aktan hapishanesinin çevresinde toplandı. Rakka vilayetinde yaşayan Hüseyin Halil, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, kardeşinin 10 yıldır kayıp olduğunu belirterek şunları söyledi: “Onu el-Şeddadi veya el-Aktan hapishanelerinde bulacağımıza dair büyük umutlarımız vardı, ancak onunla ilgili herhangi bir bilgi alamadık.” Halil, diğer hapishanelerde kardeşini bulmayı hala umduklarını dile getirdi.

Suriye'nin kuzey ve doğusundaki hapishaneler konusu, Suriye hükümeti ile SDG arasında devam eden müzakerelerde en hassas konulardan biri, çünkü Rakka, Haseke ve Deyrizor illerindeki DEAŞ tutuklularının akıbetiyle ilgili. Medya haberlerine göre, yabancıların da dahil olduğu tahmini 8 bin tutuklu var. ABD önderliğindeki koalisyon güçleri, bu mahkumları Irak'a nakletmeye başladı. Mevcut bilgilere göre, yaklaşık 1000 mahkum nakledildi. Ateşkes anlaşması, bu mahkumların Suriye'den Irak'a naklinin tamamlanması için uzatıldı.

rfgt

ABD'nin, geçen pazartesi günü örgütün tutuklularının el-Şeddadi hapishanesinden kaçmasının ardından tutukluları nakletmeye karar vermesi dikkat çekicidir. Suriye İçişleri Bakanlığı, 120 DEAŞ tutuklusunun kaçmasından SDG'yi sorumlu tutmaktadır. Öte yandan SDG, hapishanenin kontrolü dışında olduğunu ifade etti.

Suriye İnsan Hakları Ağı, dün yayınladığı raporunda, “Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kontrolü altında bulunan eski gözaltı merkezlerindeki suç mahallerinin korunması” çağrısında bulundu. Raporda, “Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir dizi gözaltı merkezinin kontrolünün SDG'den Suriye hükümetine devredilmesinin (ciddi insan hakları ihlalleriyle ilgili kanıtların korunması ve bunların kaybolması veya tahrif edilmesinin önlenmesi açısından) acil bir sorun teşkil ettiği” belirtildi.


Gazze anlaşması: Arabulucular ‘istikrar güçlerinin’ konuşlandırılması ve Refah Sınır Kapısı’nın açılması için baskı yapıyor

Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan evler (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan evler (AFP)
TT

Gazze anlaşması: Arabulucular ‘istikrar güçlerinin’ konuşlandırılması ve Refah Sınır Kapısı’nın açılması için baskı yapıyor

Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan evler (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan evler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’ne ilişkin planının kalan maddelerinin hayata geçirilmesi için arabulucuların yoğun diplomatik temaslar yürüttüğü bildirildi. Özellikle Refah Sınır Kapısı’nın açılması ve ‘istikrar güçlerinin’ konuşlandırılmasına ilişkin maddeler öne çıkarken, bu başlıklar ocak ayı ortasında bölgede yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması öncesinde tartışmalara yol açmıştı. Tartışmaların temelinde, İsrail’in Türkiye’nin sürece dahil olmasına karşı çıkması yer alırken, bu yöndeki yeni girişimler de Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinden eleştiri aldı.

İsrailli kaynaklar, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’u, son cesedin teslimini beklemeden bu hafta Ankara’nın istikrar güçlerine katılımı ve Refah Sınır Kapısı’nın açılması için baskı yapmakla suçladı. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar ise söz konusu gelişmelerin, ‘sınır kapısının açılması ve güçlerin konuşlandırılmasına daha da yaklaştıracağını; zira Washington’ın, ABD Başkanı’nın büyük önem atfettiği Barış Konseyi’nin önüne herhangi bir engelin çıkmamasına özen gösterdiğini’ bildirdi. Uzmanlar, olası bir seçim süreci öncesinde İsrail’den gelen itirazların ‘esas olarak iç kamuoyuna mesaj verme amacı taşıyacağını’ ve bu tutumun sürmesini beklediklerini ifade etti.

İsrail'e yönelik eleştiriler

İbranice yayın yapan Ynet internet sitesi, Netanyahu’nun dün ABD Başkanı’nın temsilcileri Jared Kushner ve Steve Witkoff ile bir araya geldiğini duyurdu. Haberde, ‘Witkoff’un, son rehinenin iadesi gerçekleşmeden önce Refah Sınır Kapısı’nın açılması için yoğun baskı yaptığı’ belirtildi.

Site, kimliğinin açıklanmasını istemeyen İsrailli bir kaynağın aktardığı görüşmeye de yer verdi. Kaynak, “Witkoff, azılı düşmanımız Türkiye’yi sınıra getirmek için baskı yapıyor. Zaman, Türkiye ile bir yüzleşmeye doğru hızla ilerliyor ve bu durum güvenliğimiz açısından gerçek bir tehdit oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

defrgt
Yerinden edilmiş Filistinliler, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda İsrail ordusunun geride bıraktığı moloz ve enkazın ortasında yaşıyor. (AFP)

ABD Başkanı Trump’ın Gazze’ye yönelik barış planını geçtiğimiz yıl eylül ayında açıklamasından ve Gazze’de ateşkes anlaşmasının 10 Ekim’de yürürlüğe girmesinden bu yana İsrail, Türkiye ve Katar’ın Gazze Şeridi’ndeki istikrar güçlerine katılmasına defalarca karşı çıktı. İsrail, Ankara ve Doha’yı ‘Hamas’a destek vermekle’ suçluyor.

Öte yandan İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesi de dün Netanyahu hükümeti içinde Witkoff’a yönelik rahatsızlık bulunduğunu yazdı. Haberde, Witkoff’un, Hamas’ın Gazze’de tutulan son İsrailliye ait cesedi teslim edememesi ihtimaline rağmen, bu hafta Refah Sınır Kapısı’nın açılması yönünde ‘haklı olmayan baskılar’ uyguladığı ifade edildi.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve İsrail işleri uzmanı Dr. Ahmed Fuad Enver ise İsrail’den gelen eleştirilerin Washington tarafından artık ciddiye alınmadığını savundu. Enver, ABD yönetiminin, Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi için somut bir başarı elde etmek amacıyla anlaşmanın hayata geçirilmesi konusunda ısrarcı olduğunu ve bunu konseyin rolünü genişletme çabalarında temel almak istediğini söyledi.

Enver, ABD’nin istemesi halinde istikrar güçlerinin konuşlandırılmasının yaklaşık bir ay içinde gerçekleşebileceğini, Refah Sınır Kapısı’nın da Gazze Yönetim Komitesi’nin giriş yaparak çalışmalarına başlaması için yakında açılacağını öngördü. İsrail’den gelen eleştiri ve itirazların ise muhtemel seçim süreci öncesinde iç kamuoyuna yönelik mesajlar olmaktan öteye geçmeyeceğini belirtti.

Filistinli siyaset analisti Dr. Eymen er-Rakab da ABD baskısının İsrail üzerinde mutlaka etkili olacağını ifade ederek, “Bu eleştirilere ilişkin sızdırmalar bir manevra değilse, Refah Sınır Kapısı’nın çok yakında açılmasına ve Türk askerinin katılımıyla istikrar güçlerinin konuşlandırılmasına her zamankinden daha yakınız. Bu adım, özellikle Türkiye ve Katar’ın Barış Konseyi’nde yer alması nedeniyle, Washington tarafından Tel Aviv’e dayatılacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Mısır'ın talepleri

Gazze konusu, Mısır ile ABD arasında gerçekleştirilen görüşmelerde de ele alındı. Bu kapsamda Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau ile Gazze’deki son gelişmeleri ve Gazze anlaşmasını değerlendirdi.

Abdulati, ABD Başkanı’nın planının ikinci aşamasına ilişkin yükümlülüklerin hayata geçirilmesinin önemini vurgulayarak, Gazze’nin yönetimi için kurulan ulusal komitenin desteklenmesi, ateşkesin denetlenmesi amacıyla uluslararası istikrar gücünün hızla konuşlandırılması, Refah Sınır Kapısı’nın iki yönlü olarak açılması ve İsrail’in Gazze Şeridi’nden çekilmesinin sağlanması gerektiğini dile getirdi.

sdcfvg
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, dün Kahire'de ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau ile bir araya geldi. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Ahmed Fuad Enver, Mısır’ın taleplerinin anlaşmanın ilerletilmesi ve İsrail kaynaklı engellerin azaltılması amacıyla gündemde kalmaya devam edeceğini belirtti. Enver, özellikle istikrar güçlerinin konuşlandırılması, Gazze’ye yönelik yardımların artırılması ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi kalan maddelerin hayata geçirilmesinin hedeflendiğini, Gazze’yi yönetecek Filistinli komitenin bölgeye giriş yaparak çalışmalarına başlamasının da İsrail’in olası engelleme girişimlerini boşa çıkaracağını ifade etti.

Eymen er-Rakab ise Mısır’ın tekrarlanan taleplerinin hayati öneme sahip olduğunu vurgulayarak, bu taleplerin anlaşmanın sürdürülmesi için yeni bir güvence sunduğunu, yeniden imar ve artan insani yardımlar yoluyla Gazze’de hayatın normalleşmesine katkı sağlayacağını söyledi. Rakab ayrıca, başta Washington olmak üzere uluslararası aktörlere, İsrail’in yeni engeller çıkarmasını önlemek amacıyla baskılarını artırmaları yönünde açık mesajlar verildiğini kaydetti.


Trump, göçmenlik kolluk kuvvetlerinin kullandığı vücut kameraları için ayrılan fonu kesti

Aralarında kamera taşıyan bir kişinin de bulunduğu grup üyeleri, Renee Nicol Goode'un Minneapolis'te Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) memuru tarafından vurularak öldürülmesinin ertesi günü bir protestocuyu gözaltına aldı (Reuters)
Aralarında kamera taşıyan bir kişinin de bulunduğu grup üyeleri, Renee Nicol Goode'un Minneapolis'te Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) memuru tarafından vurularak öldürülmesinin ertesi günü bir protestocuyu gözaltına aldı (Reuters)
TT

Trump, göçmenlik kolluk kuvvetlerinin kullandığı vücut kameraları için ayrılan fonu kesti

Aralarında kamera taşıyan bir kişinin de bulunduğu grup üyeleri, Renee Nicol Goode'un Minneapolis'te Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) memuru tarafından vurularak öldürülmesinin ertesi günü bir protestocuyu gözaltına aldı (Reuters)
Aralarında kamera taşıyan bir kişinin de bulunduğu grup üyeleri, Renee Nicol Goode'un Minneapolis'te Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) memuru tarafından vurularak öldürülmesinin ertesi günü bir protestocuyu gözaltına aldı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, göçmenlik memurlarının vücut kameralarının kullanımını genişletme çabalarına karşı çıktı ve denetim personelini büyük ölçüde azalttı. Aynı zamanda çok sayıda memuru Minneapolis ve diğer şehirlere göndererek bir dizi şiddetli çatışmaya yol açtı.

İki Amerikalı protestocuyu öldüren iki silahlı çatışmanın yoldan geçenler tarafından çekilen görüntüleri, vurulmuş iki kişinin göçmenlik memurlarıyla şiddetli çatışmalara neden olduğu yönündeki resmi açıklamaları doğrulamada videoların gücünü ortaya koydu.

Bu nedenle, memurlar tarafından giyilen vücut kameraları polis reformu çabalarının merkezinde yer aldı. Ancak Trump yönetimi geçen yıl, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Ajansı memurlarına vücut kameraları takılmasına yönelik pilot programın uygulanmasını yavaşlatmak için harekete geçti ve haziran ayında fonlamayı yüzde 75 oranında azaltmasını ve kolluk görevlilerini kamera ile donatma eğiliminden vaz geçmesini istedi.

Geçen yıl yetkililer, göçmenlik kurumlarını denetleyen üç iç denetim kurumunun tüm çalışanlarını ücretli izne çıkardı ve bu da onların suistimalleri soruşturma yeteneklerini zayıflattı.

Ağustos ayına kadar Baltimore Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu'nun direktörlüğünü yapan Darius Reeves, eski Başkan Joe Biden'ın (Demokrat) görevde olduğu 2024 yılında vücut kameraları için pilot programın yavaş ilerlediğini söyledi ancak Cumhuriyetçi Trump döneminde “doğum aşamasında öldü”.

Yorum talebine yanıt olarak, Beyaz Saray sözcüsü Abigail Jackson, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza memurlarının “yasayı uygulamak ve Amerikan toplumlarını korumak için kahramanca çalıştıklarını” söyledi. Jackson, “Suçlular yerine kolluk görevlilerini suçlayanlar, yasadışı yabancı suçluların emirlerini yerine getiriyorlar” ifadesini kullandı. Reuters tarafından yayınlanan doğrulanmış video görüntülerinde, cumartesi günkü silahlı çatışmanın yaşandığı olay yerinde bulunan sekiz veya daha fazla sınır muhafızından en az üçünün vücut kamerası taktığı görülüyor.

Reuters, kameraların çalışır durumda olup olmadığını veya fiziksel çatışmaya karışan memurlardan herhangi birinin bunları takıp takmadığını belirleyemedi.

Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birimi veya sınır devriye görevlileri, Minneapolis'te Amerikan vatandaşları Reneh Goode ve Alex Brattin'in vurularak öldürülmesi dahil olmak üzere şiddet olaylarına karıştığında, Trump yönetiminin üst düzey yetkilileri, kapsamlı soruşturma yapılması çağrısında bulunmak yerine, kurbanları saldırganlar olarak nitelendirdiler.

Trump, geçen yıl Kongre'deki Cumhuriyetçiler kampanyaya 170 milyar dolarlık bütçe ayıran bir yasa tasarısını kabul ettikten sonra, bu yıl göçmenlik uygulamalarını sıkılaştırmaya başladı. Bu önemli bütçe artışının, ICE ve Sınır Devriyesi'nin çalışma şeklini değiştirmesi bekleniyor.