Lübnan’daki gümrükler yerel suç ortaklarıyla birlikte kontrolden çıktı

Bir güvenlik raporu, tüm kara ve deniz gümrüklerindeki başarısızlığı gözler önüne serdi.

Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödediği görüşündeler. (Dalati ve Nehra)
Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödediği görüşündeler. (Dalati ve Nehra)
TT

Lübnan’daki gümrükler yerel suç ortaklarıyla birlikte kontrolden çıktı

Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödediği görüşündeler. (Dalati ve Nehra)
Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödediği görüşündeler. (Dalati ve Nehra)

Tony Boulos
Lübnan İçişleri Bakanlığı, Suudi limanlarından birinde kamufle edilmiş ve profesyonel bir şekilde paketlenmiş Lübnan menşeli çok miktarda narkotik maddenin bulunması nedeniyle Suudi Arabistan ile yaşanan krizin ardından bir rapor hazırladı. Rapora göre konteynerlerin içeriğini dakikalar içinde tespit edebilen ve böylece kaçakçılık operasyonlarını ve manipülasyon yapılmasını engelleyen tarayıcılar yok ve ülkedeki kara ve deniz gümrüklerinde incelemeler el ile yapılıyor.
Raporun içeriği, Suriye’den Lübnan’a gelen kaçak malların, Beyrut Limanı’na resmi yollardan giriş sürecini gözler önüne seriyor. Teftişlerin ilkel yöntemlerle ve elle yapılması, görevlendirilen unsurların yetersiz olması ve bunların belirli noktalara atanmasının bölgesel ve mezhepsel kotalara tabi tutulması kaçakçılıkla mücadele için harcanan ciddi çabaları boşa çıkarıyor. Bu nedenle yasa dışı, kaçak malların ülke dışına çıkarılması da son derece kolay oluyor.

(Lübnan İçişleri Bakanlığı’nın raporundaki tablolar-The Independent Arabic)
Dünya Bankası’nın internet sitesinden yayınlanan veriler, Lübnan devletinin 1997 yılında gümrük vergileri gelirlerinin, toplam gelirin içindeki oranın yüzde 60,18 iken son yıllarda bu oran yüzde 6’nın altına düştü. Bu da ithal mal verilerinde manipülasyonun varlığını doğruluyor. Gözlemcilerin görüşüne göre kara ve deniz gümrüklerinin çoğunda tarayıcı bulunmamasının arkasındaki gerçek neden, gümrük vergilerinden kaçma ve Lübnan hazinesine borçlanmama isteği.
Beyrut Liman’ından günde yaklaşık bin 200 konteyner geçiyor. Bunların sadece 235 tanesi el ile kontrol edilebiliyor. Gümrük kaçakçılığı yasal ve yasa dışı geçişler yoluyla gerçekleşiyor. Beyrut Limanı, gümrük kaçakçılığının en yoğun olarak yapıldığı kamu tesislerinin başında yer alıyor. Her yıl tahmini 1,5 milyar dolarlık ticaretin yüzde 73’ü bu liman üzerinden gerçekleştiriliyor. Devlet hazinesini atlatmak ve manipülasyonu kolaylaştırmak amacıyla, eşyalar kendilerine uygun olan kutular dışındaki kutulara kaydediliyor ve aynı eşya için çift gümrük beyannamesi kullanılıyor. “Tarayıcı olmaması”, devlet hazinesinin en çok gelir kaybına uğradığı skandalların başında geliyor. Gümrüğe gelen mallar tarayıcılılar vesilesi ile doğru bir tespite tabi tutulsaydı devletin geliri 500 milyon ile 1 milyar dolar arasında artacak ve limanın verim hacmi 3 milyar doları aşacaktı.

“Rüşvet ve yolsuzluk”
Çeşitli güvenlik raporları, özellikle Beyrut Limanı’nda çalışanların geçişleri hızlandırmak, geçiş maliyetlerini düşürmek ve bazı malların geçişini görmezden gelmek için malların türüne göre değişen çıkış işlemleri karşılığında rüşvet aldığını ve gümrük geçişlerinde yolsuzluk yaptığını gösteriyor. 
Lübnan’da yolsuzluk ve vergi kaçakçılığı üzerine çalışmalar yayınlayan Uluslararası Bilgi Merkezi’nden araştırmacı Muhammed Şemseddin, liman idaresinin yıllık gelirinin yaklaşık 220 milyon dolar olduğunun tahmin edildiğini ancak bunun sadece 60 milyonunun devletin hazinesine gittiğini aktardı. Geri kalan gelirin, herhangi bir uluslararası limanda temel donanımlardan biri haline gelen tarayıcının satın alınması ve bakımı da dahil olmak üzere maaşlar, giderler ve limanın gelişimi için kullanılması gerektiğini vurguladı.
Kaçakçılık operasyonları çoğunlukla hükümetten, gümrük vergilerinden muafiyet belgesi alan sahte yardım kuruluşları aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Var olan tarayıcının da bozuk olması gümrük sahtekarlığını daha da kolaylaştırıyor.
Gümrük kaynakları, tarayıcı alımı ihalelerinin önündeki en büyük engellerden birinin, 853 personel alımını da askıya alan Genel Müdürlük ile Gümrük Yüksek Kurulu arasındaki, sektördeki yetki hususundaki anlaşmazlık olduğuna dikkat çekiyor.

“Küresel kontrol şirketi”
Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı kaynakları, Lübnan’ın kaçakçılık sonucunda yüksek bir ekonomik bedel ödediğini aktarıyor. Bir yandan Lübnan’dan Suriye’ye yapılan akaryakıt ve sübvansiyonlu mal kaçakçılığı, diğer taraftan da gümrük şartı yerine getirilmeden eşyaların giriş ve çıkışları gibi kaçakçılık faaliyetleri sonucunda hazinenin döviz varlıkları tükeniyor. Özellikle de ithal ürünün içeriğinin türü değiştirilerek veya Arap dünyasını işgal eden Lübnan menşeli narkotik maddeler gibi yasaklı ürünler ihraç edilerek manipülasyonlar yapılıyor ve vergi kaçırılıyor.
Aynı kaynaklar, diğer yasal geçiş noktalarında olduğu gibi limanda da tarayıcı bulunduğunu ancak bunların teknik arızalar nedeniyle değil, rüşvet alan güvenlik personeli ve çalışanlarıyla koordineli şekilde çalışan kaçakçılık çetelerinin çıkarlarına ters düşeceği için işlemediğini iddia ediyorlar. Kaynaklar, Lübnan Limanı’ndaki kaosun devam etmesinin ülkenin yurt dışındaki itibarını zedelemek ve vatandaşların parasını boşa harcamak gibi feci sonuçlar doğuracağı görüşündeler.
Ekonomi Bakanlığı kaynakları, güvenlik unsurları ve siyasiler, kaçakçılık çetelerini perdelemeye devam ettiği müddetçe yeni tarayıcılar gelse bile bunun bir çözüm olmayacağını ifade ettiler. Yeni gelen tarayıcıların da öncekilerle aynı akıbeti paylaşacağına ve günler içinde bozulacağına dikkat çektiler. Kaynaklar, sınırdaki gevşekliği gidermek için gümrük idaresinin bünyesinde çok sayıda ve yeterli eğitim almış personel barındıracak, bakanlıklarla koordineli çalışacak ve ithalat ve ihracat operasyonlarını şeffaf bir şekilde yönetecek küresel bir kontrol şirketine devredilmesi teklifinde bulundular.

“Mafyalar devletten daha güçlü”
İç Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Naci Melaib konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Lübnan’daki kaçakçılık operasyonlarının büyük bir bölümü, resmi limanlar üzerinden kapalı kamyonlarla gerçekleştiriliyor. Kara ve deniz gümrüklerinde tarayıcı bulunmaması kasıtlı olarak yapılıyor. Kaçakçılık operasyonlarını tespit etmek için yeni tarayıcılar satın alınmasını engelleyen çeteler ve siyasi partiler arasında gizli anlaşmalar var.”
Tuğgeneral Melaib, Yüksek Savunma Konseyi’nin daha önce kara ve deniz gümrüklerine yerleştirilmek üzere tarayıcılar satın almak için karar aldığını ancak bu kararın uygulanmadığını, ilgili makamların bu konuyu hafife aldığını belirtti. Beyrut Limanı patlamasından önce 12 numaralı depoya tonlarca amonyum nitratın girişinin, kasıtlı olarak devre dışı bırakılan tarayıcılar vasıtasıyla, sorumluluk ve gözetim olmadan gerçekleştiğini gösteren raporlar yayınlandı. Melaib, mafyalarla ortaklık yapan bazı güvenlik unsurlarının kötü niyetlerle bazı malların ifşasına yanaşmadıklarını aktardı. Ayrıca mafyaların devletten daha güçlü olması ve bu sorun ile uğraşacak ciddi bir politikacı olmaması sebebiyle mafyaların yasal geçiş noktalarındaki kaçakçılık operasyonlarına güçlü şekilde devam ettiğine dikkat çekti.

“Tek cihaz”
İçişleri Bakanlığı’ndan alınan veriler, Lübnan-Suriye sınırındaki beş resmi geçiş noktasında herhangi bir tarayıcı olmadığını, Beyrut Limanı’nda ise iki bozuk tarayıcı bulunduğunu ve tamir edilme ihtimalinin zor olduğunu gösteriyor. Bakımı yapılabilen ve yeniden çalıştırılabilen tek tarayıcının ise Trablus Limanı’ndaki tarayıcı olduğu kaydediliyor.
Edinilen bilgiye göre Trablus Limanı’ndaki tarayıcının bakımının yapılması bin dolardan az bir meblağ tuttu. Buna rağmen söz konusu cihazın yıllarca atıl bırakılması ve bakımı için önceden herhangi bir sözleşme yapılmamış olduğunun iddia edilmesi birçok kişide şok etkisi yarattı. Ancak güvenlik toplantısının, özellikle denizcilikle ilgili sınır kontrolüne ilişkin önerilerin ardından bu cihaz tamir edilmesi yeni bir tartışmayı gündeme getirdi. Yeni ekipmanlar alımına kadar bu cihazın Trablus Limanı’ndan Beyrut Limanı’na transfer edilmesi görüşü kabul edilmedi.
Milletvekili Sami Fatfat, bu cihazın Trablus Limanı’nın ve kuzey halkının hakkı olduğunu, şehrin limanı dışında herhangi bir dönem için herhangi başka bir yerde kullanılmasını kabul etmeyeceklerini aktardı. Trablus Limanı’nın genelde kuzey halkı, özelde ise Trablus sakinleri açısından önemi ve ekonomik getirisi nedeniyle bu tesisi korumak için sürekli çaba sarf ettiklerini ifade eden Fatfat, yetkilileri önceki dönemde oynadığı öncü rolün ardından kötü niyetli politika izlemekten uzaklaşmaya ve tesisin donanımlarını geliştirmeye davet etti.  

“Direniş hattı”
Uluslararası alanda yayınlanan raporlardan bazıları, büyük bir kısmı 4 Ağustos’taki patlamadan sonra ortaya çıkan, Beyrut Limanı’ndaki kaçakçılık, vergi kaçırma, rüşvet, şüpheli kamu ihaleleri ve fayda sağlayan hayali maaşlar gibi üstü düzey yetkililer ve siyasi güçlerle bağlantılı yaygın yolsuzlara işaret ediyor.
Danıştay Eski Başkanı Yargıç Şükrü Sader yaptığı açıklamada, havaalanında ve Beyrut Limanı’nda Hizbullah için “askeri hat” bulunduğunu açıkladı. Bu hat üzerinden malların “Direnişin malları” sloganıyla denetimsiz ve gözetimsiz geçirildiğini, direniş hattına kimsenin yaklaşamayacağına dair yetkililerle yapılmış gizli bir anlaşma bulunduğunu aktardı.
Ancak Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, partisinin limanı ve havaalanını kontrol ettiği yönündeki suçlamaların gerçeği yansıtmadığını ifade ederek bu hususta partisine yöneltilen tüm ithamları reddetti.

 


Washington ve Tahran arasında bir çatışma için en olası senaryolar hangileridir?

ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)
TT

Washington ve Tahran arasında bir çatışma için en olası senaryolar hangileridir?

ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)

Ahmed Abdulhekim

Ortadoğu geneline hakim olan ve Washington ile Tahran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla körüklenen, her iki ülkenin de artan tehditler savurduğu, ABD'nin bölgede askeri güçlerini yoğun bir şekilde konuşlandırdığı gerilim ortamında, gözlemciler gerçekleşmesi halinde beklenen askeri eylemin niteliğini, biçimini ve bölge üzerindeki sonuçlarını tartışıyorlar. Zira ABD’nin nihai hedeflerinin, İran'ın nükleer programını veya balistik füze cephaneliğini vurmak, rejimi değiştirmeye çalışmak yahut bunların bir kombinasyonu olup olmadığı halen muğlak.

xcvfg
Bazılarına göre, Başkan Trump, ABD'nin aylarca kıyılarına güçlerini yığdığı ve Başkan Maduro'yu devirmek için baskı kampanyası yürüttüğü Venezuela'da kullandığına benzer bir yaklaşımı İran'a karşı da izliyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı konusunda henüz nihai bir karar vermemiş ve bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etmiş olsa da bilhassa ABD'nin bölgedeki deniz filosunu takviye etmesi, Başkan Trump'ın İran'ı nükleer anlaşma imzalamayı kabul etmemesi veya protestocuları öldürmeyi bırakmaması durumunda “benzeri görülmemiş” bir askeri eylemle tehdit etmeye devam etmesiyle birlikte, askeri eylem sinyalleri artmaya devam ediyor.

ABD Donanması şu anda bölgede altı muhrip, bir uçak gemisi ve üç kıyı muharebe gemisi konuşlandırmış durumda. Geçen hafta ABD Donanması, saldırı uçakları ve hayalet F-35 savaş uçaklarıyla donatılmış USS Abraham Lincoln uçak gemisinin İran içindeki hedeflere saldırı mesafesinde, Arap Denizi'nde konuşlandırıldığını açıkladı. Uçak gemisine füzelerle donatılmış 3 muhrip eşlik ediyor. Pentagon ayrıca, İran'ın kısa veya orta menzilli füzeler kullanarak düzenleyebileceği olası misilleme saldırılarına karşı bölgedeki ABD güçlerini korumak için ilave Patriot ve THAAD hava savunma sistemleri gönderdi.

ABD hamlesinin amaçları

ABD ordusunun Ortadoğu'da, İran'ı vurabileceği menzilde “büyük bir vurucu güç” olarak değerlendirdiği gücü konuşlandırmasının gölgesinde, Amerikan siyasi çevreleri hâlâ bu tırmandırmanın birincil amacının İran'ın nükleer programını hedef almak veya balistik füze cephaneliğini vurmak, rejimi değiştirmeye çalışmak yahut bu üç seçeneğin bir kombinasyonu olup olmadığını tartışmaya devam ediyor.

Wall Street Journal'ın ABD’li yetkililere atıfta bulunarak yayınladığı bir analize göre, Başkan Trump, yardımcılarından Ortadoğu'da uzun süreli bir savaşa dönüşme riskini taşımayan hızlı ve kararlı saldırı seçeneklerini incelemelerini istedi. Yetkililer, ideal seçeneğin rejime ağır bir darbe indirmek ve onu nükleer meseleyle ilgili ABD taleplerine boyun eğmeye, muhaliflerine yönelik baskıyı durdurmaya mecbur bırakmak olduğuna inanıyorlar.

Aynı gazete, ABD yönetiminin kurmayları arasında İran hükümetini devirebilecek büyük bir hava saldırıları operasyonunun tartışıldığını, ayrıca Başkan Trump ve ekibinin İran'dan diplomatik tavizler koparmak için askeri güç tehdidini kullanma olasılığını da müzakere ettiğini bildirdi.

Son iki gündür Tahran ve Washington karşılıklı diplomatik mesajlar vererek, diplomatik bir çözüm için kapıyı açık tuttular; İran, savunma yeteneklerini sınırlamayı amaçlamayan “adil” müzakerelere hazır olduğunu vurguladı.

Wall Street Journal, hızla gelişen olaylara dayanarak Trump'ın kararının “potansiyel askeri eylemin” şeklini belirleyeceğini açıkladı. Gazete, Trump yönetiminden adını açıklamadığı üst düzey bir yetkilinin şu sözlerine de yer verdi: “ABD Başkanı, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağını sürekli vurgulamasına rağmen, stratejik hedeflerini ve askeri düşüncesini korumak için kasıtlı olarak bir dereceye kadar muğlak olmayı sürdürüyor.”

 Washington'un hesaplarına göre, Başkan Trump, birkaç yıl öncesine göre askeri olarak önemli ölçüde zayıflatılmış olmasına rağmen, İran’da büyük ölçekli bir Amerikan saldırısına dayanabilecek ve Amerikan üslerine, savaş gemilerine ve İsrail de dahil olmak üzere bölgedeki müttefiklerine, füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla karşılık verebilecek bir düşmanla karşı karşıya bulunuyor.

Tel Aviv'deki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nde araştırmacı olan Danny Citrinowicz, 2003 Irak işgalinden önce düzenlenen Amerikan hava saldırıları operasyonuna atıfta bulunarak, “İran meselesinin 'şok ve yıldırma' şeklinde bir çözümü yok” diyor ve “Aksi yönde söz veren herkes muhtemelen yanılıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Bazıları, Beyaz Saray yetkililerinin Tahran'ı nükleer programını kısıtlamak, balistik füzelerine ve bölgesel vekil güçlerine verdiği desteğe sınırlamalar getirmek konusunda görüşmelere ikna etmek için askeri müdahale tehdidini kullandığına inanıyor. Ancak başta Trump olmak üzere ABD yönetimi, “verimsiz müzakerelere sürüklenmemeye” karşı da uyarıda bulunuyor.

7uk7
İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, ABD'nin ülkesine saldırması durumunda bunun bölgesel bir çatışmaya dönüşeceğini söyledi (AFP)

ABD Başkanı cumartesi akşamı, başkanlık uçağında gazetecilere, “Umarım kabul edilebilir bir şey üzerinde müzakere ederler… Nükleer silahların olmadığı, herkes için tatmin edici bir müzakere anlaşması yapılabilir ve bunu yapmaları gerekir, ancak bunu yapıp yapmayacaklarını bilmiyorum. Ama bizimle görüşüyorlar. Ciddi şekilde bizimle görüşüyorlar” dedi. Buna karşılık, Dini Lider Hamaney pazar günü sert bir şekilde konuştu. Tahran'da yaptığı konuşmada, ABD'nin ülkesini “yutmak” ve petrolünü, doğal gazını ve madenlerini ele geçirmek istediğini söyleyerek, Washington'u “bu sefer savaş bölgesel bir savaş olacak” diye uyardı.

Potansiyel bir çatışma senaryoları

Amerikan hedeflerinin belirsizliği ve diplomasi kapısının şimdilik açık kalması ve her iki tarafın da farklı hedeflerine rağmen “ciddi müzakerelere” hazır olması göz önüne alındığında, ABD'nin askeri bir saldırısı olasılığı geçerli olmaya devam ediyor. Zira Başkan Trump İran'a “zamanın tükenmekte olduğu” ve geçen yıl haziran ayında nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırılarından “çok daha yıkıcı” bir saldırıyla karşı karşıya kalacağı yönündeki uyarılarını tekrarlıyor. Bu arada Tahran, güçlerinin “tamamen hazır” olduğunu vurgulayarak, gelecekteki herhangi bir savaşın “bölgesel bir çatışmaya dönüşeceği” konusunda uyarıda bulunuyor.

Amerikan basınında ve düşünce kuruluşlarında yer alan haberlere göre, ABD Başkanı son günlerde Beyaz Saray ve Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında paralel olarak geliştirilen “potansiyel saldırı” seçenekleri hakkında brifingler aldı.

Wall Street Journal'a göre bu seçenekler arasında, ABD'nin İran rejimine ve İslam Devrim Muhafızları'na ait tesisleri büyük ölçekli hava saldırıları operasyonu ile vurmasını öngören “büyük plan” da yer alıyor. Gazete, yetkililere atıfta bulunarak, daha sınırlı seçeneklerin, öncelikle rejime ait sembolik hedefleri vurmayı, nükleer silah üretme amacında olduğunu reddeden İran’ın, Trump'ı tatmin edecek bir anlaşmaya varmayı kabul etmemesi durumunda, daha sonra saldırıları artırmayı içerdiğini belirtti.

Bir diğer seçenek ise askeri hedeflere ve liderliğe ait tesislere yönelik geniş çaplı bir karışıklığa yol açacak, potansiyel olarak İran güvenlik güçlerini veya diğer güçleri, 86 yaşındaki Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'i görevden almaya yönlendirecek bir dizi saldırı düzenlemektir.

sdcfrgt
Son iki gündür Tahran ve Washington karşılıklı diplomatik mesajlar vererek diplomatik bir çözüm için kapıyı açık tuttular (AFP)

ABD’de, geçen ay Trump'ın özel kuvvetler kullanarak Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasını emrettiği operasyona benzer şekilde, İran rejiminin başı Dini Lider Ali Hamaney'i hedef alan bir operasyon olasılığından bahsedilmiş olsa da hem uygulamadaki objektif koşullar hem de potansiyel sonuçları açısından bu senaryo zorluklar taşıyor.

Pratik açıdan bakıldığında, Venezuela'da yaşananlara benzer bir senaryonun İran'da uygulanması çok daha zor olacaktır; zira İran, liderliğini korumak için sıkı güvenlik önlemleri alıyor ve başkenti kıyıdan çok uzakta, iç kesimlerde bulunuyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre buna ilave olarak, böyle bir operasyonun İran devletinin geleceği üzerindeki sonuçlarına ilişkin görüş ayrılıkları da oldukça büyük. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da dahil olmak üzere ABD yönetimi yetkilileri, Hamaney'in görevden alınması durumunda bile, yerine geçecek hükümetin Washington'a karşı daha dostane olacağının garanti edilemeyeceğine inanıyor. Hatta bazıları, bu durumda İran Devrim Muhafızları'nın kıdemli bir komutanının başa geleceğini ve bunun sonucunda rejimin sert tutumunu sürdürebileceğini veya daha da derinleştirebileceğini öngörüyor.

Geçtiğimiz çarşamba günü Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Senato’nun bir komitesine verdiği brifingde, Hamaney'in görevden alınması ve rejimin devrilmesi durumunda ne olacağının hâlâ açık bir soru olduğunu söyledi. “İran'da bundan sonra ne olacağı konusunda kimsenin size basit bir cevap verebileceğini sanmıyorum” ifadesini kullandı.

Birçok Amerikalı analiste göre Başkan Trump İran'a karşı bir saldırı başlatmaya karar verirse, Pentagon'un hazırlanıyor gibi göründüğü türden hızlı hava saldırıları veya füze saldırılarıyla belirlediği hedeflerin hiçbirine ulaşmak mümkün olmayacak.

Wall Street Journal, İran uzmanı ve halihazırda Johns Hopkins Üniversitesi'nde görev yapan eski ABD’li yetkili Vali Nasr'ın şu sözlerini aktardı: “İran rejimi çok hızlı bir şekilde yenilse bile, önemli olan ertesi gün ne olacağıdır.” Gazete ayrıca, Washington'daki Cato Enstitüsü'nde savunma ve dış politika çalışmaları direktörü Justin Logan'ın şu sözlerini de aktardı: “Başkan Trump, hızlı, düşük maliyetli ve kesin sonuçlu olduğunda askeri güç kullanmayı tercih ediyor.” Logan “Sorun şu ki, işleri hızlı, düşük maliyetli bir şekilde yapıp aynı zamanda kesin sonuçlar elde edemezsiniz.”

Hedeflerin ve operasyonel senaryoların niteliği, New York Times gazetesi tarafından da ele alındı ve “Trump'ın İran ile mücadele için askeri seçenekleri” başlıklı analizinde ​​şu ifadeler yer aldı: “ABD Başkanı’na, son günlerde ülkenin nükleer ve füze tesislerine daha fazla zarar vermeyi veya İran Dini Liderini zayıflatmayı amaçlayan potansiyel askeri seçeneklere dair geniş bir liste teslim edildi. Bu seçenekler, Trump'ın birkaç hafta önce İran güvenlik güçleri tarafından protestocuların öldürülmesini durdurma sözünü yerine getirmeye çalışırken değerlendirdiği önerilerin ötesine geçiyor.”

Gazete, adlarını vermediği yetkililere atıfta bulunarak, Trump'ın İran'a karşı askeri harekât emri vermediğini, Pentagon tarafından sunulan seçeneklerden herhangi birine henüz karar vermediğini belirtti. Habere göre, ABD Başkanı son günlerde “rejim değişikliğinin uygulanabilir bir seçenek olup olmadığını” değerlendiriyor.

New York Times, haftalar önce İran'ı saran protestolar sırasında Trump yönetiminin İran nükleer programına saldırmayı, protestoculara yönelik baskının büyük bir kısmından sorumlu güvenlik kurumlarının genel merkezleri gibi sembolik yerleri hedef almayı düşündüğünü açıkladı. Gazeteye göre, İranlı yetkililerin planlanan yüzlerce infazı iptal etmesinin ve bölgedeki ülkelerin Başkandan herhangi bir saldırıyı ertelemesini istemesinin ardından, Trump o dönemde askeri seçenekten aniden geri adım attı.

ABD’li yetkililer, Trump'ın İran'a karşı, ABD'nin aylarca kıyı açıklarına güç yığdığı ve Başkan Maduro'yu devirmek için baskı kampanyası yürüttüğü Venezuela'ya karşı izlediğine benzer bir yaklaşım izlediğini söylüyor. Ne ki, Maduro'yu Venezuela'dan ayrılmaya ikna etme çabaları başarısız olmuş ve bu da ABD'nin ülkeye askeri müdahalede bulunmasına ve Maduro ile eşini tutuklamasına yol açmıştı. Venezuela'nın aksine, bazıları Tahran'ın ABD'nin koyduğu şartları kabul etmek isteyeceğinden şüphe duyuyor. Zira bu şartlar arasında uranyum zenginleştirmeyi sona erdirmesi ve mevcut tüm nükleer stoklarından vazgeçmesi, İran’ın cephaneliğindeki balistik füzelerin menziline ve sayısına kısıtlamalar getirilmesi ve Hamas, Hizbullah ve Yemen'deki Husiler de dahil olmak üzere Ortadoğu'daki vekil gruplara verdiği tüm desteği sona erdirmesi yer alıyor.

ABD İran’dan bunları talep ederken, İsrail ve ABD’den gelen haberler Tel Aviv'in alternatif bir seçenek için baskı yaptığına işaret ediyor. O seçenek de ABD'nin, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaş sırasında İsrail tarafından imha edildikten sonra Tahran'ın büyük ölçüde yeniden inşa ettiği İran'ın balistik füze programına karşı yeni saldırılar düzenlemede kendisine katılması.

Beklenen operasyonun hukukiliği

Tahran üzerindeki ABD baskısının artmasıyla birlikte, Amerikan çevrelerinde Washington'un Kongre’nin onayı olmadan İran'a karşı saldırılar düzenleme konusunda benimseyebileceği hukuki dayanak hakkında ciddi sorular gündeme geldi. Özellikle geçmişte ABD başkanlarının Kongre onayı olmadan sınırlı saldırı emri vermeye alışkın oldukları göz önüne alındığında, bu kez durum tamamen farklı olabilir. Birçok kişi, İran'a karşı nükleer programı geriletmekten ziyade hükümeti devirmeyi veya zayıflatmayı hedefleyen daha geniş kapsamlı bir operasyonun, Başkanın fiilen savaş ilanı anlamına gelen bir eylemde bulunup bulunmadığı konusunda daha ciddi soruları gündeme getirebileceğini düşünüyor.

zxcdfvg
ABD Donanması şu anda Ortadoğu bölgesinde altı muhrip, bir uçak gemisi ve üç kıyı muharebe gemisi konuşlandırmış durumda (AFP)

New York Times'a göre, bu çıkmazdan kurtulmak için ABD yönetimi, tıpkı Trump'ın Ocak 2020'de Irak'ta İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani'yi hedef alma emrini verdiğinde olduğu gibi, yasal gerekçe olarak Tahran'ın “terörizme verdiği kapsamlı desteğe” güvenecek gibi görünüyor. Gazete, Adalet Bakanlığı'nın Süleymani “ABD askeri personeline ve diplomatlarına karşı ek saldırılar için aktif olarak planlar geliştirdiği” için o dönemde saldırıyı yasal olarak gerekçelendirdiğine işaret etti.

Washington, İran Dini Lideri'ni “terörist” olarak tanımlamasa da İran'ı terörizmi destekleyen bir devlet olarak tanımlıyor. Hamaney, hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Avrupa tarafından “terör örgütü” olarak tanımlanan İran Devrim Muhafızları'nın başkomutanıdır.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen çarşamba günü Senato Dış İlişkiler Komitesi’ne verdiği brifingde, askeri yığınak için bir başka gerekçe daha öne sürerek, bölgedeki üslerde yıllardır konuşlanmış on binlerce Amerikan askerine yönelik “bir İran saldırısını önceden caydırmak” amacıyla yapıldığını söyledi. Rubio, yönetiminin “bu noktaya gelmemeyi umduğunu” ekledi. “Ancak şu anda gördüğünüz şey, personelimize yönelik olası bir İran tehdidine karşı savunma amacıyla bölgede askeri varlıklarımızı konumlandırma gücümüzdür” dedi.

Rubio, İran çevresindeki artan ABD askeri varlığını, yeniden protestoların başlayabileceği uyarısıyla gerekçelendirdi ve ABD istihbaratının, ekonomik çöküş ve halkın hoşnutsuzluğuyla boğuşan İslam rejiminin “her zamankinden daha zayıf” olduğu yönündeki değerlendirmelerine katıldığını belirtti.


Şam’ın SDG karşısındaki başarısında hangi askeri ve politik faktörler etkili oldu?

Suriye hükümetine ait araç konvoyları, 2 Şubat 2026'da kuzeydoğudaki Haseke kentine girdi (AFP)
Suriye hükümetine ait araç konvoyları, 2 Şubat 2026'da kuzeydoğudaki Haseke kentine girdi (AFP)
TT

Şam’ın SDG karşısındaki başarısında hangi askeri ve politik faktörler etkili oldu?

Suriye hükümetine ait araç konvoyları, 2 Şubat 2026'da kuzeydoğudaki Haseke kentine girdi (AFP)
Suriye hükümetine ait araç konvoyları, 2 Şubat 2026'da kuzeydoğudaki Haseke kentine girdi (AFP)

Suriye hükümetinin Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ye karşı başlattığı operasyon, kuzey ve doğu Suriye’de kısa sürede kontrol haritasını değiştirdi. Operasyonlar sürpriz bir şekilde Fırat’ın batısından başladı; hükümet güçleri Deyr Hafir ve Maskane’yi ele geçirdi. Ardından doğuya yönelerek SDG’nin merkezi konumundaki Rakka üzerinde tam kontrol sağladı.

Bu ilerleme, özellikle Rakka, Deyrizor ve Haseke kırsalları olmak üzere SDG kontrolündeki bölgelerde geniş bir aşiret ayaklanması ile eş zamanlı gerçekleşti. Aşiretler, SDG güçlerini birçok alandan uzaklaştırdı ve ardından Suriye ordusu ile birleşti. Bu gelişmeler, SDG’nin kısa süre önce Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çıkarılmasının ardından geldi ve örgütün askeri nüfuzunun zayıfladığını gösterdi.

Askeri faktör

Suriye Cumhurbaşkanlığı Aşiret İşleri Danışmanı Cihad İsa El-Şeyh, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, SDG ile mücadelenin kazanılmasında birden çok faktörün etkili olduğunu ve bunların başında askeri faktörün geldiğini söyledi. El-Şeyh, savaşan birliklerin bu tür operasyonlar için yüksek eğitim ve profesyonelliğe sahip olduğunu, komuta ve operasyon yönetiminde deneyimli olduklarını ve askerlerin yıllar boyunca benzer çatışmalarda görev aldığını belirtti.

Halk ve aşiret desteği

El-Şeyh ayrıca, halk desteğinin de belirleyici olduğunu vurguladı. SDG kontrolündeki bölgelerde, örgütün ırkçı uygulamaları, kadın, çocuk ve gençler üzerinde zorunlu askerlik, toplumun geleneklerini ve aşiret liderlerini dikkate almaması nedeniyle yaygın bir hoşnutsuzluk oluştu. Örgüt, kontrol ettiği bölgelerdeki kaynakları kendi lehine kullanmış, ancak altyapı ve hizmet geliştirme konusunda yetersiz kalmıştı.

frgthy
Suriye’nin Haseke kentinde, SDG’nin çekilmesinin ardından hükümetin kontrolüne geçen Hol Kampı’ndaki bazı tutuklular (Reuters)

Aşiretlerin rolü kapsamında, El-Şeyh, Arap aşiretlerinin yeniden organize edildiğini ve toplumun bir parçası olarak iç güvenlik ve istikrarın sağlanmasında görev aldıklarını belirtti.

Siyasi ve diplomatik boyutlar

Araştırmacı Firas Fahham, hükümetin avantajının sadece askeri olmadığını, aynı zamanda siyasi ve diplomatik boyutların da etkili olduğunu söyledi. Fahham’a göre, Suriye diplomasisi ve bölgesel işbirlikleri hükümetin ülke genelinde kontrol sağlamasında doğrudan destek sağladı.

defrgtyh
1 Şubat 2026 – Suriye’nin Kamışlı kentinde anayasal haklarını talep eden Kürtlerin gösterisi (Reuters)

Fahham, ABD’nin Suriye politikasındaki değişimin de etkili olduğunu vurguladı. ABD yönetimi, Suriye hükümetini bölgesel istikrar için önemli bir aktör olarak görmeye başladı ve bu durum SDG’nin stratejik önemini azalttı. SDG’nin esas rolü, ABD’nin terörle mücadele ve Suriye’de üs edinme hedeflerini desteklemekti; bu hedefler artık büyük ölçüde hükümet üzerinden sağlanabiliyor.

Devletsiz yapılar ve merkezi yönetim

Uluslararası alanda, devletsiz silahlı grupların sona erdirilmesi ve merkezi hükümetlerin güçlendirilmesi yönünde bir eğilim bulunuyor. SDG, bu değişime uygun adım atamadı ve ABD’nin entegrasyon beklentilerine yeterince yanıt veremedi. Bu durum, hükümetin ülke çapında kontrolünü güçlendirdi.

Gelecekteki riskler

Fahham, olası bir Kürt direnişi riskine işaret etti. Bölgesel aktörler ve SDG içindeki PKK bağlantılı gruplar, direnişi nüfuzlarını koruma aracı olarak görebilir. Bu durum, hükümetle siyasi anlaşmalar sağlansa bile güvenlik açısından bir zorluk oluşturabilir.

Sonuç

Suriye hükümetinin SDG karşısındaki başarısı, askeri kapasite, halk desteği, diplomatik manevralar ve stratejik faktörlerin bir araya gelmesi ile gerçekleşti. Uluslararası değişimler, merkezi otoritenin güçlenmesini destekleyerek, devletsiz silahlı grupların etkisini azaltan bir ortam sağladı.


Eski Libya lideri Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam evinde uğradığı saldırıda öldürüldü

Seyfülislam Kaddafi (Arşiv fotoğrafı - Reuters)
Seyfülislam Kaddafi (Arşiv fotoğrafı - Reuters)
TT

Eski Libya lideri Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam evinde uğradığı saldırıda öldürüldü

Seyfülislam Kaddafi (Arşiv fotoğrafı - Reuters)
Seyfülislam Kaddafi (Arşiv fotoğrafı - Reuters)

Kaddafi ailesine yakın bir kaynak, bugün(Salı) yaptığı açıklamada, Seyfülislam Kaddafi’nin ülkenin batısında, Zintan kenti yakınlarında 4 kişi tarafından öldürüldüğünü doğruladı.

Kaynak ayrıca, “Suçlular, Seyfülislam  evinin bahçesinde yaralandıktan sonra hızla kaçtı” ifadelerini kullanarak, öldürülmesinin gün ortasında başlayan çatışmaların ardından gerçekleştiğini belirtti.

Seyfülislam Kaddafi’nin siyasi danışmanı Abdullah Osman, Facebook sayfasında kısa bir paylaşım yaparak Kaddafi’nin öldüğünü doğruladı, ancak olayın detaylarını veya faili açıklamadı.

Öte yandan Seyfülislam Kaddafi’nin siyasi ekibi, merhum Libyalı liderin oğlunu resmi olarak anarak, “Seyfülislam cenazesinin çıkarılması için düzenlemeler yapılıyor” ifadelerini kullandı.

Dibeybe güçlerinden yalanlama

Ulusal Birlik Hükûmeti’ne bağlı 444. Tugay, Seyfülislam  Kaddafi suikastıyla hiçbir ilgisi olmadığını açıkladı ve Zintan’da meydana gelen çatışmalarla bağlantısı bulunmadığını belirtti.

Tugay açıklamasında, “Zintan şehir merkezinde veya çevresinde hiçbir askeri güç veya saha varlığı bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.

Açıklamada ayrıca, “Tugay, Zintan’daki olaylarla ilgilenmemektedir ve çatışmalarla doğrudan ya da dolaylı hiçbir bağlantısı yoktur” denildi.

Libya’daki bazı kaynaklar, Seyfülislam  Kaddafi’nin, Zintan’a bağlı El-Hamada bölgesinde iki silahlı grup arasındaki çatışmalar sırasında, bir grubun kendisini evinde yakalama girişimi neticesinde öldürüldüğünü duyurdu.

Seyfülislam Kaddafi kimdir?

Seyfülislam , Eski Libya lideri Muammer Kaddafi’nin oğludur. 5 Haziran 1972’de doğan Seyfülislam , 2011 öncesi Libya’da önemli rol oynadı. Resmî bir hükümet pozisyonu olmasa da sistem içinde etkili bir lider olarak dış ilişkiler ve iç meselelerde müzakereler yürüttü.

2015 yılında kendisine verilen idam cezası iptal edildi ve Libya Yüksek Mahkemesi, Seyfülislam’ın yeniden yargılanmasına karar verdi. Daha önce, 17 Şubat 2011 olaylarında isyana teşvik, soykırım, yetkiyi kötüye kullanma, göstericilerin öldürülmesi için emirler verme, kamu malına zarar verme ve protestoları bastırmak için paralı askerler getirme suçlamalarıyla yokluğunda idam cezasına çarptırılmıştı.

Seyfülislam  Kaddafi, 2011’den beri kendisini tutan bir milis grubu tarafından Zintan’da hapsedilmişti ve Haziran 2017’de serbest bırakılmıştı.