G7 Zirvesi koronavirüs salgını, iklim ve yoksul ülkelere yardım gündemleriyle başladı

Sivil toplum kuruluşları, 1 milyar doz aşı dağıtımının salgını sona erdirmek için yeterli olmadığı görüşünde.

G7 Zirvesi koronavirüs salgını, iklim ve yoksul ülkelere yardım gündemleriyle başladı
TT

G7 Zirvesi koronavirüs salgını, iklim ve yoksul ülkelere yardım gündemleriyle başladı

G7 Zirvesi koronavirüs salgını, iklim ve yoksul ülkelere yardım gündemleriyle başladı

G7 ülkeleri, uluslararası alanda uzun süredir video konferans yöntemi ile yapılan toplantılardan sonra dün İngiltere’nin ev sahipliğinde, küresel sorunları ele almak üzere toplandı. Görüşmeler iklim değişikliği ve koronavirüs salgını gündemiyle başladı. Liderlerin küresel krizler ile mücadelede birlik olma vurgusu yapmaları bekleniyor. Ayrıca aşıların dağıtımı konusundaki tutumu sert bir şekilde eleştiren insani yardım kuruluşları tarafından yetersiz bulunan 1 milyar doz yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısının paylaşımına odaklanılması planlanıyor.
Bloomberg haber ajansı, G7 liderlerinin Dünya Sağlık Örgütü'nden (WHO) Kovid-19’un ortaya çıkışına ilişkin yeni bir soruşturma yapılmasını talep edeceğini aktardı.
Kasım ayında İskoçya'da düzenlenmesi planlanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) öncesinde yapılan ve karbon alınımını esas alan bu zirvede küresel ısınmayla mücadele de öncelikli olarak ele alınacak başlıklar arasında yer alıyor. İngiltere Başbakanı Boris Johnson, 2030 yılına kadar sera gazı salınımını yarı yarıya düşürme hedefi ile birlikte “yeşil bir sanayi devrimi” gerçekleştirmeyi umut ediyor.
Diğer yandan G7, yoksul ülkelerin Kovid-19 salgınının etkilerinden sıyrılmasına yardımcı olmak için Uluslararası Para Fonu (IMF) rezervlerine 100 milyar dolarlık ek yardım tahsis etmeyi planlıyor. Bu toplantının, zirveyi dünyanın önde gelen demokrasilerinin konferansından daha fazlasına dönüştürmesini umduğunu söyleyen Johnson şu açıklamada bulundu:
“Dünyanın en büyük ve teknolojik olarak en gelişmiş demokrasilerinin sorumluluklarını üstlenme ve tüm dünyanın aşılanmasına katkıda bulunma zamanı geldi. Zira herkes korunmadıkça kimse korunamaz.”
Beyaz Saray, gösterilen bu küresel çabanın aşılar da dahil olmak üzere sağlık gereksinimlerini karşılamaya, daha güçlü bir ekonomik toparlanma sağlamaya ve çevreyi korumaya yardımcı olacağını bildirdi. IMF, küresel likiditeyi artırmak, gelişmekte olan ve yoksul ülkelerin artan borçları ve Kovid-19 salgını ile mücadele etmelerine yardımcı olmak için uluslararası rezerv para birimi olan Özel Çekme Hakları'nı (SDR) yeni tahsisle 650 milyar dolar artırmaya hazırlanıyor. Söz konusu toplantı, G7 liderlerinin salgın yüzünden geçen sene sadece video konferans yöntemiyle bir araya gelmesinin ardından, iki yıldan bu yana ilk yüz yüze görüşmeye tanık oluyor. Ayrıca bu zirve, ABD Başkanı Joe Biden'in başkanlık koltuğuna geçtikten sonra bir haftalık Avrupa turu kapsamında katılacağı ilk büyük uluslararası zirve olacak.
ABD, Almanya, İngiltere, Japonya, Fransa, Kanada ve İtalya'nın yer aldığı G7 Zirvesi’ne Avustralya, Hindistan, Güney Kore ve Güney Afrika liderleri de cumartesi günü konuk olarak davet edildi.
ABD Başkanı Joe Biden’ın ifadelerine göre zirve aynı zamanda ABD’nin Donald Trump dönemindeki izolasyondan yıllar sonra uluslararası sahaya dönüşünü de temsil edecek. Diğer taraftan bu, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in ve muhtemelen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un son zirvesi olacak. DPA’nın aktardığına göre ABD'li bir yetkili “Zirve, demokrasinin ve ortak demokratik değerlerin en büyük küresel sıkıntılar ile mücadelede en iyi yolu sunduğunu gösterme kararlılığında hemfikir olduğumuzu da kanıtlamış olacak” dedi. İngiltere hükümetinin ifadelerine göre dayanışma yapılmasına yönelik çağrılar artarken ülke liderlerinin “2022’de salgını ortadan kaldırma” hedefiyle aşı üretim kapasitelerini artırma konusunda anlaşmaya varmaları bekleniyor. ABD 500 milyar doz Kovid-19 aşısı bağışlama sözü verirken İngiltere Kovid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı (COVAX) aracılığıyla 100 milyon doz taahhütte bulundu. Ancak sivil toplum kuruluşları bunun yetersiz olduğu görüşündeler. Oxfam örgütü konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Aşılamada bu hızla gidilirse yoksul ülkelerin G7 ülkeleriyle aynı korunma düzeyine ulaşması 57 yıl alacak. Bu, ahlaki olarak kabul edilemez ve Kovid-19 mutasyonlarının oluşturduğu tehlike göz önüne alındığında ters tepebilir.”
Örgüt dünyada yaklaşık 3,7 milyon insanın yaşamına mal olan salgını tamamen ortadan kaldırmak için en az 11 milyar doz gerektiğini söyledi. Örgüt daha büyük bir üretime izin verilmesi için patentlerin askıya alınmasını istiyor. Ancak Washington ve Paris bunu desteklerken Almanya buna şiddetle karşı çıkıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ilaç üretim laboratuvarlarına satılan dozların yüzde 10’unu vermeleri çağrısında bulundu ve G7'nin Mart 2022’nin sonuna kadar Afrikalıların yüzde 60’ını aşılama hedefini tamamlamasını temenni etti. Dünyada şu ana kadar dağıtılan 2,3 milyar dozun dörtte biri, sadece dünya nüfusunun yüzde 10’unu oluşturan G7 ülkelerinde yaşayanlar gitti. Dünya Bankası’nın sınıflandırmasına göre “düşük gelirli” ülkeler şu ana kadar dünyada uygulanan dozların yalnızca yüzde 0,3’ünü aldı.
Biyoçeşitliliği korumak için G7’nin karaların ve okyanusların “en az yüzde 30’unu” koruma sözü vermesi talep ediliyor. G7'nin, gelişmekte olan ülkelerde ekonomilerini canlandırmak ve net sıfır karbondioksit emisyonları elde etmelerini sağlamak için çevreyi gözeten altyapı yatırımlarına teşvikte bulunması bekleniyor. ABD'li bir yetkiliye göre bu, Çin'in etkisini artırmak için yurt dışında altyapı inşa etmeyi hedeflediği "Yeni İpek Yolu” adlı en büyük projesine karşıt bir öneri olarak karşımıza çıkıyor. Yetkili açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“G7, düşük ve orta gelirli ülkelerde duyusal, dijital ve sağlık altyapılarına yatırım yapmak için yolsuzluğu ortadan kaldıracak yüksek standartlı, şeffaf ve iklime zarar vermekten kaçınan bir mekanizmayı esas alacak.”
Zirve öncesinde Boris Johnson ve Joe Biden iklim düzeyinde harekete geçilmesi gerektiği konusunda ortak bir tutum sergileyerek siber saldırılar ve küresel ısınma tehdidini dikkate alan yeni bir ‘Atlantik Bildirisi’ imzaladılar. The Times gazetesine göre Johnson, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'nın yeniden yapılandırılması için ABD’nin devasa finansman projesine benzer şekilde, gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini karbondan arındırmalarına yardımcı olacak bir “Marshall Planı” yapılmasını umut ediyor. İki büyük müttefik, Çin ve Rusya'nın sebep olduğu ve G7 Zirvesi sırasında gündeme getirilecek sorunlar gibi başlıca uluslararası konularda hemfikir olsa da İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılmasının akabinde Londra ile AB arasında yaşanan anlaşmazlığın merkezinde yer alan Kuzey İrlanda konusunda iki taraf arasında gerilim devam ediyor. Joe Biden açık bir şekilde herhangi bir eleştiri yapmaktan kaçınırken Avrupalı ​​liderler, Londra'nın Birleşik Krallık'ın parçası olan Kuzey İrlanda'daki öfke karşısında yeniden gözden geçirmek istediği anlaşmalara bağlılıklarını Boris Johnson'a hatırlatmayı planlıyorlar. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron iki gün önce İngiltere hükümetine imzalanmış anlaşmaların "yeniden müzakere konusu olamayacağına" dair bir uyarıda bulundu. Macron’un bu sözlerine karşılık İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab ise dün “Birleşik Krallık'ın toprak bütünlüğünün” müzakere konusu olamayacağını vurguladı.

Johnson: Londra-Washington ilişkileri “yıkılmaz”
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, G7 Zirvesi öncesinde ABD Başkanı Joe Biden ile iki gün önce yaptığı ilk görüşmenin ardından İngiltere-ABD ilişkilerini ‘yıkılmaz’ olarak nitelendirdi. Johnson dün sabah BBC’ye verdiği röportajda şu ifadeleri kullandı:
“Bu bir ilişki. Buna ‘derin ve anlamlı bir ilişki’ diyebilirsiniz. Bu yok edilemez bir ilişki. Çok uzun süredir devam eden, hem Avrupa’da hem de dünyada barış ve refahın önemli bir parçası olan bir ilişki.”
İki lider, iki gün önce yüz yüze yaptıkları görüşmede, Kuzey İrlanda’da İngiltere’nin AB’den çıkmasından kaynaklanan gerginlik de dahil olmak üzere yaklaşık 25 konuyu ayrıntılı olarak tartıştı.
Boris Johnson, Joe Biden'ın Londra'nın Kuzey İrlanda Protokolü’nü geçersiz kılma girişimleri ile ilgili memnuniyetsizliğini görmezden geldi. Protokol AB üyesi olan İrlanda ile sınırın eski haline dönmesini engellemeyi amaçlıyor. Ancak bu Birleşik Krallık ile Kuzey İrlanda arasındaki ticaret faaliyetlerinde karışıklıklara yol açtı. Johnson İngiltere, AB, Washington ve “tüm tarafların Hayırlı Cuma Anlaşması'nın temel düzenini koruduklarından emin olma konusunda büyük çıkarları olduğunu” söyledi. Söz konusu anlaşma 1998 yılında imzalanmış ve böylece Birleşik Krallık'a bağlı özerk bir ülke olan Kuzey İrlanda’daki 30 yıldır devam eden kanlı çatışma sona ermişti.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.