İran cumhurbaşkanı adaylarının üçüncü münazaralarının gündemi: Halkın temel endişeleri

Muhafazakar adaylar Ruhani’yi “feci bir enflasyona” sebep olmakla suçladı… Himmeti yaptırımlar konusunda uluslararası bir fikir birliği oluşmasına karşı uyarıda bulundu

Aday Abdunnasır Himmeti, Merkez Bankası’nın dün cumhurbaşkanlığı adayları arasında televizyonda yapılan münazara esnasında en çok aranan kişilerin listesini rakibi İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye veriyor (AFP)
Aday Abdunnasır Himmeti, Merkez Bankası’nın dün cumhurbaşkanlığı adayları arasında televizyonda yapılan münazara esnasında en çok aranan kişilerin listesini rakibi İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye veriyor (AFP)
TT

İran cumhurbaşkanı adaylarının üçüncü münazaralarının gündemi: Halkın temel endişeleri

Aday Abdunnasır Himmeti, Merkez Bankası’nın dün cumhurbaşkanlığı adayları arasında televizyonda yapılan münazara esnasında en çok aranan kişilerin listesini rakibi İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye veriyor (AFP)
Aday Abdunnasır Himmeti, Merkez Bankası’nın dün cumhurbaşkanlığı adayları arasında televizyonda yapılan münazara esnasında en çok aranan kişilerin listesini rakibi İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye veriyor (AFP)

İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarışacak yedi aday arasındaki üçüncü münazara, önceki iki münazaradan farklı değildi. Nükleer Anlaşma, ekonomik ve idari durum ve özgürlükler konusundaki görüş ayrılıkları, “Halkın Temel Korku ve Endişeleri” başlıklı karşılaşmanın ayrıntılarında da kendisini hissettirdi.
Münazara yedi endişeye işaret edilerek başladı. Bunlar; fiyat artışları ve enflasyon, adalet ve sınıf farklılıklarının azaltılması, yolsuzlukla mücadele, rant ve şeffaflık, ekonomik küçülme ve gelirlerin düşmesi, hükümet fon desteğinin düzenlenmesi, işsizlik ve konut sağlanması.
Yarışacak adaylardan biri olan Emir Hüseyin Kadızade Haşimi bu yedi endişeyi “insanların genel endişeleri” olarak değerlendirerek bu endişeleri kökten çözmeye çağırdı. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de dahil olmak üzere İranlı yetkilileri hükümetin performansının sorumluluğunu üstlenmemekle suçlayan Kadızade Haşimi, İran Cumhurbaşkanı’nı televizyonda münazara yapmaya davet etti.
Şu anda İran Meclis Başkan Vekilliğini yürüten Kadızade Haşimi, ülke kaynaklarının “yanlış” bir şekilde dağıtılmasına işaret etti. Ayrıca İranlılar yaşam ile ilgili sıkıntılardan musdaripken özgürlük talebinin uyandırılmasını eleştirerek “Hükümet, kötü bir şekilde müzakerede bulunarak ABD ile müzakere yapma fırsatını kaybetti” dedi.
Diğer adaylardan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) Genel Sekreteri Muhsin Rızai ise yolsuzluğun ve "çetelerin" yayılmasını eleştirerek yedi endişenin yarım yüzyıl boyunca “tek bir sistemin” varolmasına dayandığı konusunda ısrar etti. İktidarın kanatlarını “siyasi kavgalarla” meşgul olmakla eleştiren Rızai, İran’ın iki temel operasyona ihtiyacı olduğunu söyledi. Rızai’ye göre ilk operasyon iktidarın içerisinde ve yönetim sisteminde, idare ve sistem yapısında, yasalarda, kurallarda ve davranışlarda reform yapılmasını içerirken, ikinci operasyon İran ekonomisi için “modern bir mimariyi” ve ekonomik faaliyetlerin buharlaşmasını engellemek için verimli bir zeminde çalışmayı içeriyor. Rızai kuracağı hükümetin her topluluktan, yetkinliğe ve enerjiye sahip insanları içereceğine ve güçlü, faal ve hesap verebilir bir hükümete doğru ilerleyeceğine dair vaatte bulundu. Rızai reform sürecinin “İran’ın Dini Lideri’ne bağlı kuruluşlar ile üç otorite, bürokrasi ve bakanlıklar arasındaki ilişkileri” de içereceğine dair söz verdi.
Rızai “Elli yıldır hayat pahalı, işsizlik yüksek ve ulusal para birimi değer kaybediyor. Bu sorunları neden çözmüyoruz? Yetkililer, siyasi kanatlar arasındaki kuyumcuların savaşıyla meşguller. Bunlar her dönem iki kutupluluğu öne çıkarır, dikkatleri bunun üzerine çeker ve bir süre sonra da aynı konu tekrarlanır” şeklinde konuştu.
Kuyumcuların savaşı, iki tüccarın müşterilerin önünde mal satıp kârı paylaşmak için göstermelik bir müzayede yapması anlamına gelen İran’da kullanılan bir söz.
Rızai, ülkede “güvenlik kirliliği” olduğuna ilişkin önceki uyarılarını tekrarlayarak “Ülkedeki siyasi atmosfer bu nüfuzlu insanlar tarafından kontrol ediliyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan muhafazakar aday İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi mevcut sorunları çözmek için üç ayrı kısımda çalışma taahhüdünde bulundu. Reisi ilk olarak hükümette reform yapılması, ayrımcılığın düzeltilmesi ve yolsuzlukla mücadele edilmesi gerektiğini ve ikinci kısımda ise aileleri ve yoksul grupları desteklemeye odaklanılması gerektiğini söyledi.
Reisi yolsuzluğun ülkedeki büyük sorunlardan biri olduğunu vurgulayarak yolsuzluk yapanlarla mücadele edilmesinin yargının görevlerinden biri olduğunu söyledi. Reisi yolsuzlukla mücadele edilmesinden hükümetin sorumlu olduğunu söyleyerek, bu sorumluluğun halkın güvenini yeniden kazanma girişimlerinin bir parçası olarak tüm ekonomik verileri izleyip ekonomik faaliyetlerin şeffaf bir tablosunu sunarak yerine getirilebileceğini kaydetti.
Muhafazakar aday Ali Rıza Zakani ise Ruhani’nin hükümetini “feci bir enflasyona” sebep olmakla suçladı. Enflasyonu ve yüksek fiyatları “felaketlerin anası” olarak nitelendiren Zakani, hükümetin verdiği rakamlardan, istatistiklerden ve özellikle de işsizlik oranından şüphe duyduğunu söyledi. Zakani seçimlerde karşısına rakip olarak çıkan Eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’yi likiditenin altı katına çıkmasında parmağı olmakla suçlayarak hesap vermesini istedi. Cumhurbaşkanlığı görevini devraldığı ilk yılda döviz piyasasını, bankaları ve şeffaflığı kontrol ederek enflasyonu yarı yarıya indirme sözü veren Zakani “Yolsuzluğun kökünü kazımaya ant içiyorum” dedi. Zakani şu anda rekabetin "hırsızlar ve yağmacılar" arasında olduğunu söyledi.  Kendisi ile Tahran’ın eski Başsavcısı, petrol bakanı ve mevcut cumhurbaşkanı yardımcısının erkek kardeşi arasındaki gerginliğe atıfta bulunarak, ikinci grubun birinci gruba karşı oyunu temsil ettiğini söyledi.
Nükleer Anlaşma’ya en çok karşı olanlardan biri olan Zakani, mevcut hükümeti sert bir şekilde eleştirerek “İnsanları kandırma zamanı geride kaldı” dedi. Zakani, rakibi Himmeti’yi akaryakıt fiyatlarına yüzde 300 zam yapılmasına karşı olduğu konusunda “yalan” söylemekle suçladı. Fiyatların bu şekilde yükseltilmesi 2019 yılının Kasım ayının ortasında öfkeli protestoların fitilini ateşlemişti ve hükümet de bu ateşi söndürmek için güç kullanmıştı. Zakani enflasyon üzerinde yüzde 4'lük bir etki yaratması beklenirken Himmeti’nin zam fikrine destek verdiğini öne sürdü. Zakani “Siyasi açıklamalar sorunları çözmüyor. Yıldızlı dolarlarımız, yıldızlı maaşlarımız, yıldızlı likiditemiz, yıldızlı ihtilaslarımız ve yıldızlı arsızlığımız var” ifadelerini kullanarak Himmeti’yi “gizli bilgileri Uluslararası Para Fonu'na (IMF) vererek büyük bir ihanet yapmakla” suçladı.
Öte yandan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ndeki temsilcisi Said Celili dün münazarada yaptığı açıklamada insanların endişesinin “neden sorunların çözülmediği” ile ilgili olduğunu söyledi. Celili “İnsanların korkuları ve sorunları yeni tip koronavirüs (Kovid-19) gibi bilinmez değil” ifadelerini kullandı. Eleştiri oklarını Nükleer Anlaşma’ya yönelterek anlaşmayı “halkı alacaklıdan çok verecekli yapan bir belge” olarak değerlendirdi.
Celili, uluslararası anlaşmaların imzalanmasının önemli olmadığını düşündüğünü söyleyerek kendisiyle aynı fikirde olmayanları münazaraya çağırdı. Uluslararası kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele kuruluşu Mali Eylem Görev Gücü’ne (Financial Action Task Force-FATF) katılmanın, katılım şartlarının kabul edilmesiyle bitmediğine, aksine ek taahhütler gerektirdiğine dair uyarıda bulundu.
Celili, Ruhani’yi uluslararası olaylarda en ufak bir “anlayışa” sahip olmamakla suçlayarak tekrar Nükleer Anlaşma konusuna geldi. Ruhani’nin sicilinin “oldukça zayıf” olduğunu söyleyerek “Biden’ın gelmesini beklediler. İnsanlara yaptırımlar konusunda ne gibi bir planımız olduğunu söylemeliyiz” dedi.
Reformistlere yakınlaşmaya çalışan bağımsız aday Eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’ye gelince, yaptırımların görmezden gelindiğine dair eleştiride bulunarak muhafazakar rakiplerini daha gerçekçi olmaya davet etti ve “Döviz neden yükseldi? Gayrimenkullerin fiyatları neden arttı? Yaptırımlar son 10 yıl içerisinde dünya ile aramızdaki ticari ilişkileri mahvetti. Bana küresel ticaret yapmadan ilerleme kaydeden tek bir ülke söyleyin. Denize bir tane bile İran bandıralı gemi gönderemiyoruz. Futbol takımımız kazandığında Asya Futbol Konfederasyonu’ndan (AFC) paralarını alamıyoruz” dedi.
Himmeti “Trump ve yaptırımlardan kazançlı çıkanlar Nükleer Anlaşma’da işleri tersine döndürdüler. Yaptırımlar olmasaydı bunlardan kazançlı çıkanlar kaybetmiş olurdu. Onlar ülkeye sermaye girmesini istemiyorlar” dedi. Himmeti enflasyon oranının yükselmesini “yaptırımlar sonucunda ülke malzemelerinden milyarlarca doların silinmesi nedeniyle oluşan bütçe açığına” bağlayarak “dünya olmadan yaşamak ve giderlerini halkın ödemesini isteyen” bir akıma karşı uyarıda bulundu. Rakiplerine hitaben “FATF anlaşmasına karşı çıkarak kendi kalemize gol attınız. Dış politikamda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) düşman olmayacak” ifadelerini kullandı.
Himmeti sözlerini doğrudan Reisi’ye yönlendirerek “Sayın Reisi, cumhurbaşkanlığını kazanırsanız ne olacak? Ülke hapishane gibi yönetilmez” ifadelerini kullandı ve yaptırımların sıkılaştırılması konusunda küresel bir fikir birliği oluşmasına karşı uyarıda bulundu.
Kendisini bir reformcu olarak sunan son aday Muhsin Mihralizade ise ülkenin sorunlarının “yönetim krizi”nde ve yetkililerin “siyah-beyaz” anlayışında yattığını söyledi. Yetkililere karşı halkın güveninin azaldığına işaret eden Mihralizade, geçim durumunun “siyasallaşmanın” ağırlığı altında ezildiğini söyledi ve “İnsanlar şeffaflık ve dürüstlük istiyor” dedi.
Mihralizade İran Radyo Televizyon Kurumu'nu (IRIB) protesto ederek "medya otoritesinin Tahran'dan Londra'ya geçtiğini" vurguladı ve “Bazılarında yasaya ve planlara hiçbir bağlılık yok. Sorun yetkililerin performansında ve yapıda. Zira en küçük sorunlar krize dönüşüyor” ifadelerini kullanarak gençler arasındaki yüksek göç oranına dikkat çekti. Ayrıca muhafazakarları önceki ABD yönetiminin getirdiği yaptırımlar sorununu görmezden geldikleri için eleştirdi.
Mihralizade münazarada müttefiki Himmeti’nin stratejisini izleyerek Reisi’yi eleştirilerinin hedefi haline getirdi. Reisi’nin çarşamba günü ülkenin güneybatısında kalan Ahvaz kentine gidişini eleştiren Mihralizade “Eğer Kovid-19 tehlikeliyse ve şehir kırmızı kategorisinde yer alıyorsa, sayın Reisi neden oraya binlerce insanı topladı? İnsanlar soruyor Kovid-19 var mı yok mu? Tehlikeli mi değil mi?” şeklinde konuştu.
Aynı zamanda Mihralizade Sünnilerin idari görevlerde saf dışı bırakılmasını da eleştirdi. Başta Sünniler olmak üzere ülkenin doğusunda ve batısında ikinci plana atılan kişilere karşı yapılan bu "ayrımcılığı" telafi etme sözü verdi. “Toplumsal umudun kaybolmasına” karşı uyarıda bulunan Mihralizade “Tüm çabalara rağmen seçim ortamı hala hareketsiz. Bunun nedeni halkın seçimlerde herhangi bir etkilerinin olacağına dair umudunu yitirmiş olması” ifadelerini kullandı.



Çin’in İran’a silah sevkiyatları yıllar içinde nasıl gelişti?

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ordu birliklerini teftiş ediyor. (Reuters)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ordu birliklerini teftiş ediyor. (Reuters)
TT

Çin’in İran’a silah sevkiyatları yıllar içinde nasıl gelişti?

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ordu birliklerini teftiş ediyor. (Reuters)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ordu birliklerini teftiş ediyor. (Reuters)

Son yirmi yılda Çin, İran ile askeri ilişkilerinde doğrudan silah satışları yerine çoğu zaman dolaylı destek sağlamayı tercih ederek hassas bir denge politikası izledi.

Bu yaklaşım, son haftalarda Çin’in İran’a omuzdan atılan füzeler gönderip göndermediğine dair ABD istihbaratının değerlendirmeleriyle yeniden gündeme geldi. Donald Trump, söz konusu iddiaların doğrulanması halinde Çin mallarına yüzde 50 ek gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı. Pekin yönetimi ise bu iddiaları ‘asılsız’ olarak nitelendirerek reddetti ve böyle bir adım atılması durumunda ‘kararlılıkla karşılık vereceğini’ duyurdu.

ABD’li yetkililer, istihbarat verilerinin kesin olmadığını belirtirken, iddiaların doğrulanması durumunda bunun Çin’in Ortadoğu’daki önemli stratejik ortaklarından biri olan İran’a verdiği desteğin niteliğinde kayda değer bir taktik değişim anlamına gelebileceği ifade ediliyor.

Çin’in İran’a silah satışları 1980’li yıllarda önemli bir artış göstermiş, ancak Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımları ve ABD’nin uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle son on yılda neredeyse tamamen durma noktasına gelmişti. Son yıllarda ise bu destek, sivil kullanımın yanı sıra füze ve insansız hava aracı (İHA) teknolojilerinde de değerlendirilebilecek bileşenlerin tedariki şeklinde devam etti.

Çin’in İran krizinde önemli çıkarları bulunurken, ülkenin ham petrol ithalatının yaklaşık üçte biri Körfez bölgesinden sağlanıyor.

Aşağıda, Çin’in İran’a yönelik askeri desteğinin yıllar içindeki gelişimi özetleniyor:

1980’ler: Hızlı büyüme yılları

1980 yılında patlak veren İran-Irak Savaşı, Çin’de aynı dönemde yürütülen kapsamlı ekonomik reformlarla örtüştü. Dönemin lideri Deng Şiaoping, devlet şirketlerine hükümet desteği yerine ticari kârlılığa dayalı bir model benimsemeleri talimatını verdi.

Bu süreçte Çin’e ait savunma sanayi şirketleri için ihracat fırsatları doğdu. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü verilerine göre, 1982’den itibaren İran’a yönelik füze, savaş uçağı, tank, zırhlı araç ve hafif silah sevkiyatları hızla arttı ve 1987’de zirveye ulaştı.

fdvfvde
Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na mensup askerler, Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda düzenlenen askerî geçit töreninde (Reuters)

Aynı dönemde Çin’in Irak’a da silah satması, savaşan iki tarafın benzer Çin yapımı silahlarla karşı karşıya gelmesine yol açtı.

Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan yönetimi, özellikle İran’ın 1987’de Kuveyt açıklarında ABD bağlantılı petrol tankerlerine yönelik saldırılarda kullandığı Silkworm gemisavar füzeleri nedeniyle bu satışlara karşı çıktı.

Washington yönetimi buna karşılık Çin’e yönelik bazı yüksek teknoloji ürünlerinin ihracatını kısıtladı. Pekin ise İran’a doğrudan silah sattığı iddialarını reddederken, askeri ürünlerinin aracı ülkeler üzerinden Tahran’a ulaşmasını engellemek için önlem alacağını açıkladı.

1990’lar: Teknoloji transferi

Savaşın ardından İran, askeri sanayi altyapısını geliştirmek için Çin’in desteğine yöneldi. Bu iş birliğinin öne çıkan örneklerinden biri, Çin yapımı C-802 füzelerinin tersine mühendislik yöntemiyle geliştirilen Nur gemisavar füzesi oldu.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi bünyesindeki China Power projesinde araştırmacı olan Brian Hart, Çin’in onlarca yıl boyunca İran’ın askeri kapasitesinin modernizasyonunda, özellikle füze teknolojilerinin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını belirtti.

Ayrıca İran’ın, füze üretim tesislerinin kurulması ve Tahran’ın doğusunda bir füze test sahasının inşası konusunda da Çin’den destek aldığı ifade ediliyor. Bu değerlendirme, Middle East Review of International Affairs (MERIA) dergisinde yazan Çin uzmanı Bates Gill tarafından dile getirildi.

ABD’nin özellikle füze satışlarını sınırlamaya yönelik baskıları arttıkça, Çin’in İran’a yönelik desteğinin niteliği değişti. Bu kapsamda Pekin, doğrudan silah satışları yerine hem sivil hem de askeri amaçlarla kullanılabilecek makine ve bileşenlerin ihracatını artırmaya yöneldi.

Milenyumdan günümüze: Çift kullanımlı teknolojiler

2006 yılında BM, İran’ın nükleer ve füze programlarına yönelik yaptırımlar uyguladı. Çin ise bu karara destek vererek Tahran ile yeni resmi silah anlaşmaları yapmaktan büyük ölçüde uzak durdu.

Söz konusu değişimin yalnızca uluslararası hukukla değil, aynı zamanda bölgesel stratejiyle de bağlantılı olduğu belirtiliyor. 2010’ların ortalarından itibaren Çin, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar dahil olmak üzere Körfez ülkeleriyle stratejik ilişkilerini önemli ölçüde güçlendirdi.

vsdvfvf
3 Eylül 2025’te İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 80. yıldönümü münasebetiyle Pekin’de düzenlenen askeri geçit töreninden (Reuters)

Buna rağmen Çin, İran’a çift kullanımlı teknoloji ve malzeme tedarik etmeyi sürdürdü. Bu destek, İran’ın füze ve İHA envanterini geliştirmesine yardımcı olan kimyasal maddelerden, balistik füze yakıtı üretiminde kullanılan bileşenlere; radyo frekansı bağlantı elemanları ve türbin kanatları gibi İHA parçalarına kadar uzanıyor.

Brian Hart, bu desteğin İran’ın bölgedeki ABD ve İsrail güçlerine yönelik saldırılarında ve diğer bölgesel operasyonlarında füze ve İHA’lara yoğun şekilde dayanması nedeniyle ‘kritik’ bir rol oynadığını belirtiyor.

ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın füze ve İHA programlarına parça ve bileşen sağlamak amacıyla kurulduğu belirtilen Çin ve Hong Kong merkezli bazı şirketlere yaptırım uyguladı.

Ayrıca İran’ın, ABD’nin GPS sistemine alternatif olan Çin’in uydu navigasyon sistemi BeiDou Navigasyon Uydu Sistemi’ni askeri amaçlarla kullanıp kullanmadığına dair şüpheler de artıyor. Geçtiğimiz ay ABD Kongresi’ne bağlı bir kurum, bu sistemin Ortadoğu genelinde İran’a ait İHA ve füze saldırılarının yönlendirilmesinde kullanılmış olabileceğini bildirdi.


ABD ordusu, İran'a uyguladığı ablukayı kaçak mal sevkiyatlarını da kapsayacak şekilde genişletti

 İran'la savaş sırasında 3 Mart 2026'da ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"ün güvertesinden kalkış yapan uçaklar (Reuters)
İran'la savaş sırasında 3 Mart 2026'da ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"ün güvertesinden kalkış yapan uçaklar (Reuters)
TT

ABD ordusu, İran'a uyguladığı ablukayı kaçak mal sevkiyatlarını da kapsayacak şekilde genişletti

 İran'la savaş sırasında 3 Mart 2026'da ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"ün güvertesinden kalkış yapan uçaklar (Reuters)
İran'la savaş sırasında 3 Mart 2026'da ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"ün güvertesinden kalkış yapan uçaklar (Reuters)

ABD Donanması bugün yaptığı açıklamada, İran'a uygulanan deniz ablukasını kaçak olarak nitelendirilen sevkiyatları da kapsayacak şekilde genişlettiğini belirtti. Ordu, İran topraklarına ulaşmaya çalıştığından şüphelenilen herhangi bir geminin kontrol ve aramaya tabi tutulacağını kaydetti.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Donanma, ablukanın uygulanmasının ardından pazartesi günü yaptığı güncellenmiş açıklamasında, "Bu gemiler, bulundukları yere bakılmaksızın, denetime, gemiye binmeye ve kargolarına el koymaya tabi tutulacaktır" ifadelerini kullandı.

Kaçak mallar arasında silahlar, silah sistemleri, mühimmat, nükleer maddeler, ham petrol ve rafine ürünler ile demir, çelik ve alüminyum yer almaktadır.

Diplomatik girişimler yoğunlaşırken, ABD-İran müzakerelerinin gidişatı konusunda işaretler çelişkili. Nükleer dosya, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumla ilgili hassas konular ve İran'ın nükleer programına getirilen kısıtlamaların süresi konusunda anlaşmazlıklar sürerken, ikinci tur görüşmelerin tarihi henüz belirlenmedi.


Washington ve Tahran, her iki taraf için de ‘zafer’ niteliğinde bir anlaşma imzalayabilecek mi?

Washington ile Tahran arasında ikinci tur görüşmelerin başarı şansı, her iki taraf üzerindeki siyasi baskıların artmasıyla birlikte yükseliyor.(Reuters)
Washington ile Tahran arasında ikinci tur görüşmelerin başarı şansı, her iki taraf üzerindeki siyasi baskıların artmasıyla birlikte yükseliyor.(Reuters)
TT

Washington ve Tahran, her iki taraf için de ‘zafer’ niteliğinde bir anlaşma imzalayabilecek mi?

Washington ile Tahran arasında ikinci tur görüşmelerin başarı şansı, her iki taraf üzerindeki siyasi baskıların artmasıyla birlikte yükseliyor.(Reuters)
Washington ile Tahran arasında ikinci tur görüşmelerin başarı şansı, her iki taraf üzerindeki siyasi baskıların artmasıyla birlikte yükseliyor.(Reuters)

ABD ile İran’ın anlaşmaya varmaktan başka seçeneği olmadığı değerlendiriliyor. CNN tarafından yapılan bir analize göre, savaşın başlangıcından bu yana açıkça dile getirilmeyen bu durum, son günlerde yürürlükte olan ateşkes sürecinde daha belirgin hale geldi.

Analize göre Washington açısından, İslamabad’da gerçekleştirilen ilk tur görüşmeler, ABD’nin müzakere gücünü artırmaya yönelik planlı bir hamle olarak değerlendirildi. İran limanlarına yönelik ablukanın hızlı şekilde devreye alınması da bu tırmanışın önceden tasarlandığına işaret ediyor.

Söz konusu değerlendirmede, ekonomik ablukanın etkilerinin tam olarak ortaya çıkmasının zaman alacağı belirtilse de, hedeflerin yaklaşık yüzde 60’ına ulaşılmasının dahi İran ekonomisine ve ülkenin petrolüne bağımlı Çin gibi ülkelere ek zarar verebileceği ifade ediliyor.

Siyasi baskılar anlaşmaya doğru itiyor

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre, ikinci tur müzakerelerin başarı şansının artmasında her iki taraf üzerindeki siyasi baskının yükselmesi etkili oluyor. Analizde, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık şekilde bir anlaşma istediğini ifade ettiği ve İran’ın da benzer bir irade gösterdiğini vurguladığı belirtiliyor.

Bununla birlikte, enflasyonun ve yakıt fiyatlarının yükselmesi ile kendi siyasi tabanındaki protestolar nedeniyle Trump’ın bir anlaşmaya varma konusunda giderek daha fazla baskı altında olduğu ifade ediliyor.

Öte yandan, Trump’ın değişken tutumunun ne ölçüde alışılmadık bir müzakere stratejisinden ne ölçüde belirsizlikten kaynaklandığının net olmadığı belirtiliyor. Analiz, karşı tarafı belirsizlik içinde bırakma stratejisinin belirli bir sınırı olduğunu, bunun zamanla düzensizlik ya da çaresizlik algısı yaratabileceğini ve bu durumun da bir anlaşmaya duyulan ihtiyacın büyüklüğünü yansıttığını ortaya koyuyor.

İran: Görünür direniş

İran, güçlü söylemine ve meydan okuma kapasitesini göstermesine rağmen, analize göre bir anlaşma arayışı açısından daha acil bir konumda bulunuyor. Değerlendirmede, propagandanın gerçek durumu yansıtmadığı ve 13 binden fazla hedefi vuran saldırıların ülkenin kapasitesi üzerinde önemli etkiler bıraktığı ifade ediliyor.

39 gün süren bombardımanın yol açtığı hasarın belirgin olduğu belirtilirken, ülkenin askeri ve güvenlik kurumlarının da ciddi kayıplar verdiği vurgulanıyor. Sertleşen siyasi söyleme rağmen, İran’ın devlet yönetimini sürdürme ve kapasitesini yeniden inşa etme konusunda önemli zorluklarla karşı karşıya olduğu kaydediliyor.

Eşi görülmemiş bölgesel zayıflık

Analize göre İran’ın dışarıya yansıttığı gücün bir kısmı, kesin bir askerî zaferden ziyade dayanıklılık kapasitesinden kaynaklanıyor. Ancak ülkenin, bölgedeki birden fazla komşusuyla yaşadığı gerilimler nedeniyle eşi görülmemiş bir bölgesel zayıflık döneminden geçtiği ifade ediliyor. Değerlendirmede ayrıca, çevre ülkelerin İran’a yönelik tutumlarının temkinli ya da bölünmüş olduğu, bunun da bölgesel ortamı İran açısından daha az kabul edici hale getirdiği belirtiliyor.

Anlaşma mümkün... ancak ayrıntılar konusunda anlaşmazlık var

Bu veriler ışığında yapılan analiz, tarafların kapsamlı bir çatışmaya geri dönmesinin, müzakere yoluyla bir uzlaşmaya varma ihtimalinden daha düşük olduğunu değerlendiriyor. Özellikle Pakistan’da gerçekleştirilen ve 16 saat süren görüşme turunun ardından tarafların pozisyonlarının birbirine daha da yaklaştığı belirtiliyor.

Tarafların, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusunda da ortak bir zemine yaklaştığı ifade ediliyor. Analize göre, İran’ın ABD yaptırımları ve baskıları nedeniyle bu stratejik geçiş noktasını bir baskı aracı olarak kullanma kapasitesinin zayıfladığı değerlendiriliyor.

Ayrıca anlaşmazlığın artık temel ilkelerden ziyade teknik ayrıntılar üzerinde yoğunlaştığı, bu durumun da kapsamlı bir anlaşmaya varılma ihtimalini artırdığı belirtiliyor.

Nükleer dosya: Düzeltilebilir rakamlar

CNN’ne göre taraflar uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması konusunda genel bir uzlaşıya sahip. Ancak anlaşmazlık, bu askıya almanın süresinde yoğunlaşıyor. Buna göre İran beş yıllık bir durdurma süresi talep ederken, ABD 20 yıllık bir süreyi savunuyor. Analizde, bu farkın uzlaşma yoluyla kapatılabilecek bir mesafe olduğu değerlendiriliyor.

Öte yandan, saldırıların İran’ın nükleer kapasitesini zayıflattığı belirtilirken, zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ise egemenlik meselesi olarak görüldüğü ve uluslararası denetim mekanizmaları aracılığıyla yönetilebileceği ifade ediliyor.

Washington ve Tahran, herhangi bir anlaşmayı her iki taraf için de bir ‘zafer’ olarak nasıl pazarlayabilir?

CNN tarafından yapılan analize göre, ABD ile İran arasında kalan son anlaşmazlık noktaları büyük ve çözülemez engellerden ziyade, daha çok tarafların ‘gurur’ ve siyasi konumlanmalarıyla ilgili ayrıntılardan ibaret görülüyor. Değerlendirmede, hiçbir tarafın kendisini ‘zafer’ olarak sunamayacağı bir anlaşmayı kabul etmeyeceği ifade ediliyor.

Analize göre İran, caydırıcı askeri kapasitesinin hâlâ geçerli olduğuna inanıyor ve yeterli güç gösterdiğini, yeni bir saldırıyı daha az olası hale getirdiğini düşünüyor.

Öte yandan, Donald Trump’ın son iki ayda Papa 14. Leo’dan İsrail’e kadar geniş bir kesimi rahatsız ettiği ve seçtiği ilk büyük savaş sürecinden, destekçilerine ‘daha iyi bir dünya’ olarak sunabilecek bir anlaşmayla çıkmaya ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Ayrıca küresel ekonominin durgunluğa yaklaşması ve enerji piyasalarındaki zararlar da bu baskıyı artırıyor.

Analizde, Trump’ın önünde iki temel sorunun bulunduğu ifade ediliyor: İran ile yapılacak kapsamlı bir anlaşma, eski ABD Başkanı Barack Obama’nın 2015’te imzaladığı ve Trump’ın ilk döneminde iptal ettiği anlaşmadan daha iyi mi görünecek?

Değerlendirmeye göre bu sorunun yanıtı net değil; ancak İran’ın nükleer altyapısının büyük ölçüde zarar gördüğü ve Trump’ın İran’ın zenginleştirilmiş materyal üretim kapasitesinden tamamen uzak kalmasını hedeflediği, bunun da ulaşılabilir bir hedef olarak değerlendirildiği belirtiliyor.

İkinci soru ise İran’ın bu savaştan nasıl bir ülke olarak çıkacağıyla ilgili. Analize göre İran, çok daha zayıflamış, ciddi hasar görmüş ve altyapısının toparlanmasının bir nesil sürebileceği bir tabloyla karşı karşıya kalabilir. Bununla birlikte dayanıklılık kapasitesinin hâlâ açık biçimde görüldüğü belirtiliyor. Ayrıca savaşın, son bir yılda İran’ın güçlü savunma araçlarına ihtiyaç duymadığını savunan ılımlı sesleri de büyük ölçüde ortadan kaldırmış olabileceği ifade ediliyor.

Analiz, Donald Trump’ın İran’ın nükleer silah geliştirme kapasitesini sınırlayan bir anlaşmaya varmasının mümkün olduğunu öngörüyor. Ancak seçtiği bu ilk büyük savaşın beklenmeyen sonuçlarının şimdiden ortaya çıkmaya başladığı da vurgulanıyor. Bu sonuçların başında ise İran’daki sertlik yanlılarının, nükleer silaha her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduklarını düşünmeye başlaması geliyor.