İran cumhurbaşkanı adaylarının üçüncü münazaralarının gündemi: Halkın temel endişeleri

Muhafazakar adaylar Ruhani’yi “feci bir enflasyona” sebep olmakla suçladı… Himmeti yaptırımlar konusunda uluslararası bir fikir birliği oluşmasına karşı uyarıda bulundu

Aday Abdunnasır Himmeti, Merkez Bankası’nın dün cumhurbaşkanlığı adayları arasında televizyonda yapılan münazara esnasında en çok aranan kişilerin listesini rakibi İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye veriyor (AFP)
Aday Abdunnasır Himmeti, Merkez Bankası’nın dün cumhurbaşkanlığı adayları arasında televizyonda yapılan münazara esnasında en çok aranan kişilerin listesini rakibi İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye veriyor (AFP)
TT

İran cumhurbaşkanı adaylarının üçüncü münazaralarının gündemi: Halkın temel endişeleri

Aday Abdunnasır Himmeti, Merkez Bankası’nın dün cumhurbaşkanlığı adayları arasında televizyonda yapılan münazara esnasında en çok aranan kişilerin listesini rakibi İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye veriyor (AFP)
Aday Abdunnasır Himmeti, Merkez Bankası’nın dün cumhurbaşkanlığı adayları arasında televizyonda yapılan münazara esnasında en çok aranan kişilerin listesini rakibi İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye veriyor (AFP)

İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarışacak yedi aday arasındaki üçüncü münazara, önceki iki münazaradan farklı değildi. Nükleer Anlaşma, ekonomik ve idari durum ve özgürlükler konusundaki görüş ayrılıkları, “Halkın Temel Korku ve Endişeleri” başlıklı karşılaşmanın ayrıntılarında da kendisini hissettirdi.
Münazara yedi endişeye işaret edilerek başladı. Bunlar; fiyat artışları ve enflasyon, adalet ve sınıf farklılıklarının azaltılması, yolsuzlukla mücadele, rant ve şeffaflık, ekonomik küçülme ve gelirlerin düşmesi, hükümet fon desteğinin düzenlenmesi, işsizlik ve konut sağlanması.
Yarışacak adaylardan biri olan Emir Hüseyin Kadızade Haşimi bu yedi endişeyi “insanların genel endişeleri” olarak değerlendirerek bu endişeleri kökten çözmeye çağırdı. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de dahil olmak üzere İranlı yetkilileri hükümetin performansının sorumluluğunu üstlenmemekle suçlayan Kadızade Haşimi, İran Cumhurbaşkanı’nı televizyonda münazara yapmaya davet etti.
Şu anda İran Meclis Başkan Vekilliğini yürüten Kadızade Haşimi, ülke kaynaklarının “yanlış” bir şekilde dağıtılmasına işaret etti. Ayrıca İranlılar yaşam ile ilgili sıkıntılardan musdaripken özgürlük talebinin uyandırılmasını eleştirerek “Hükümet, kötü bir şekilde müzakerede bulunarak ABD ile müzakere yapma fırsatını kaybetti” dedi.
Diğer adaylardan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) Genel Sekreteri Muhsin Rızai ise yolsuzluğun ve "çetelerin" yayılmasını eleştirerek yedi endişenin yarım yüzyıl boyunca “tek bir sistemin” varolmasına dayandığı konusunda ısrar etti. İktidarın kanatlarını “siyasi kavgalarla” meşgul olmakla eleştiren Rızai, İran’ın iki temel operasyona ihtiyacı olduğunu söyledi. Rızai’ye göre ilk operasyon iktidarın içerisinde ve yönetim sisteminde, idare ve sistem yapısında, yasalarda, kurallarda ve davranışlarda reform yapılmasını içerirken, ikinci operasyon İran ekonomisi için “modern bir mimariyi” ve ekonomik faaliyetlerin buharlaşmasını engellemek için verimli bir zeminde çalışmayı içeriyor. Rızai kuracağı hükümetin her topluluktan, yetkinliğe ve enerjiye sahip insanları içereceğine ve güçlü, faal ve hesap verebilir bir hükümete doğru ilerleyeceğine dair vaatte bulundu. Rızai reform sürecinin “İran’ın Dini Lideri’ne bağlı kuruluşlar ile üç otorite, bürokrasi ve bakanlıklar arasındaki ilişkileri” de içereceğine dair söz verdi.
Rızai “Elli yıldır hayat pahalı, işsizlik yüksek ve ulusal para birimi değer kaybediyor. Bu sorunları neden çözmüyoruz? Yetkililer, siyasi kanatlar arasındaki kuyumcuların savaşıyla meşguller. Bunlar her dönem iki kutupluluğu öne çıkarır, dikkatleri bunun üzerine çeker ve bir süre sonra da aynı konu tekrarlanır” şeklinde konuştu.
Kuyumcuların savaşı, iki tüccarın müşterilerin önünde mal satıp kârı paylaşmak için göstermelik bir müzayede yapması anlamına gelen İran’da kullanılan bir söz.
Rızai, ülkede “güvenlik kirliliği” olduğuna ilişkin önceki uyarılarını tekrarlayarak “Ülkedeki siyasi atmosfer bu nüfuzlu insanlar tarafından kontrol ediliyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan muhafazakar aday İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi mevcut sorunları çözmek için üç ayrı kısımda çalışma taahhüdünde bulundu. Reisi ilk olarak hükümette reform yapılması, ayrımcılığın düzeltilmesi ve yolsuzlukla mücadele edilmesi gerektiğini ve ikinci kısımda ise aileleri ve yoksul grupları desteklemeye odaklanılması gerektiğini söyledi.
Reisi yolsuzluğun ülkedeki büyük sorunlardan biri olduğunu vurgulayarak yolsuzluk yapanlarla mücadele edilmesinin yargının görevlerinden biri olduğunu söyledi. Reisi yolsuzlukla mücadele edilmesinden hükümetin sorumlu olduğunu söyleyerek, bu sorumluluğun halkın güvenini yeniden kazanma girişimlerinin bir parçası olarak tüm ekonomik verileri izleyip ekonomik faaliyetlerin şeffaf bir tablosunu sunarak yerine getirilebileceğini kaydetti.
Muhafazakar aday Ali Rıza Zakani ise Ruhani’nin hükümetini “feci bir enflasyona” sebep olmakla suçladı. Enflasyonu ve yüksek fiyatları “felaketlerin anası” olarak nitelendiren Zakani, hükümetin verdiği rakamlardan, istatistiklerden ve özellikle de işsizlik oranından şüphe duyduğunu söyledi. Zakani seçimlerde karşısına rakip olarak çıkan Eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’yi likiditenin altı katına çıkmasında parmağı olmakla suçlayarak hesap vermesini istedi. Cumhurbaşkanlığı görevini devraldığı ilk yılda döviz piyasasını, bankaları ve şeffaflığı kontrol ederek enflasyonu yarı yarıya indirme sözü veren Zakani “Yolsuzluğun kökünü kazımaya ant içiyorum” dedi. Zakani şu anda rekabetin "hırsızlar ve yağmacılar" arasında olduğunu söyledi.  Kendisi ile Tahran’ın eski Başsavcısı, petrol bakanı ve mevcut cumhurbaşkanı yardımcısının erkek kardeşi arasındaki gerginliğe atıfta bulunarak, ikinci grubun birinci gruba karşı oyunu temsil ettiğini söyledi.
Nükleer Anlaşma’ya en çok karşı olanlardan biri olan Zakani, mevcut hükümeti sert bir şekilde eleştirerek “İnsanları kandırma zamanı geride kaldı” dedi. Zakani, rakibi Himmeti’yi akaryakıt fiyatlarına yüzde 300 zam yapılmasına karşı olduğu konusunda “yalan” söylemekle suçladı. Fiyatların bu şekilde yükseltilmesi 2019 yılının Kasım ayının ortasında öfkeli protestoların fitilini ateşlemişti ve hükümet de bu ateşi söndürmek için güç kullanmıştı. Zakani enflasyon üzerinde yüzde 4'lük bir etki yaratması beklenirken Himmeti’nin zam fikrine destek verdiğini öne sürdü. Zakani “Siyasi açıklamalar sorunları çözmüyor. Yıldızlı dolarlarımız, yıldızlı maaşlarımız, yıldızlı likiditemiz, yıldızlı ihtilaslarımız ve yıldızlı arsızlığımız var” ifadelerini kullanarak Himmeti’yi “gizli bilgileri Uluslararası Para Fonu'na (IMF) vererek büyük bir ihanet yapmakla” suçladı.
Öte yandan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ndeki temsilcisi Said Celili dün münazarada yaptığı açıklamada insanların endişesinin “neden sorunların çözülmediği” ile ilgili olduğunu söyledi. Celili “İnsanların korkuları ve sorunları yeni tip koronavirüs (Kovid-19) gibi bilinmez değil” ifadelerini kullandı. Eleştiri oklarını Nükleer Anlaşma’ya yönelterek anlaşmayı “halkı alacaklıdan çok verecekli yapan bir belge” olarak değerlendirdi.
Celili, uluslararası anlaşmaların imzalanmasının önemli olmadığını düşündüğünü söyleyerek kendisiyle aynı fikirde olmayanları münazaraya çağırdı. Uluslararası kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele kuruluşu Mali Eylem Görev Gücü’ne (Financial Action Task Force-FATF) katılmanın, katılım şartlarının kabul edilmesiyle bitmediğine, aksine ek taahhütler gerektirdiğine dair uyarıda bulundu.
Celili, Ruhani’yi uluslararası olaylarda en ufak bir “anlayışa” sahip olmamakla suçlayarak tekrar Nükleer Anlaşma konusuna geldi. Ruhani’nin sicilinin “oldukça zayıf” olduğunu söyleyerek “Biden’ın gelmesini beklediler. İnsanlara yaptırımlar konusunda ne gibi bir planımız olduğunu söylemeliyiz” dedi.
Reformistlere yakınlaşmaya çalışan bağımsız aday Eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’ye gelince, yaptırımların görmezden gelindiğine dair eleştiride bulunarak muhafazakar rakiplerini daha gerçekçi olmaya davet etti ve “Döviz neden yükseldi? Gayrimenkullerin fiyatları neden arttı? Yaptırımlar son 10 yıl içerisinde dünya ile aramızdaki ticari ilişkileri mahvetti. Bana küresel ticaret yapmadan ilerleme kaydeden tek bir ülke söyleyin. Denize bir tane bile İran bandıralı gemi gönderemiyoruz. Futbol takımımız kazandığında Asya Futbol Konfederasyonu’ndan (AFC) paralarını alamıyoruz” dedi.
Himmeti “Trump ve yaptırımlardan kazançlı çıkanlar Nükleer Anlaşma’da işleri tersine döndürdüler. Yaptırımlar olmasaydı bunlardan kazançlı çıkanlar kaybetmiş olurdu. Onlar ülkeye sermaye girmesini istemiyorlar” dedi. Himmeti enflasyon oranının yükselmesini “yaptırımlar sonucunda ülke malzemelerinden milyarlarca doların silinmesi nedeniyle oluşan bütçe açığına” bağlayarak “dünya olmadan yaşamak ve giderlerini halkın ödemesini isteyen” bir akıma karşı uyarıda bulundu. Rakiplerine hitaben “FATF anlaşmasına karşı çıkarak kendi kalemize gol attınız. Dış politikamda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) düşman olmayacak” ifadelerini kullandı.
Himmeti sözlerini doğrudan Reisi’ye yönlendirerek “Sayın Reisi, cumhurbaşkanlığını kazanırsanız ne olacak? Ülke hapishane gibi yönetilmez” ifadelerini kullandı ve yaptırımların sıkılaştırılması konusunda küresel bir fikir birliği oluşmasına karşı uyarıda bulundu.
Kendisini bir reformcu olarak sunan son aday Muhsin Mihralizade ise ülkenin sorunlarının “yönetim krizi”nde ve yetkililerin “siyah-beyaz” anlayışında yattığını söyledi. Yetkililere karşı halkın güveninin azaldığına işaret eden Mihralizade, geçim durumunun “siyasallaşmanın” ağırlığı altında ezildiğini söyledi ve “İnsanlar şeffaflık ve dürüstlük istiyor” dedi.
Mihralizade İran Radyo Televizyon Kurumu'nu (IRIB) protesto ederek "medya otoritesinin Tahran'dan Londra'ya geçtiğini" vurguladı ve “Bazılarında yasaya ve planlara hiçbir bağlılık yok. Sorun yetkililerin performansında ve yapıda. Zira en küçük sorunlar krize dönüşüyor” ifadelerini kullanarak gençler arasındaki yüksek göç oranına dikkat çekti. Ayrıca muhafazakarları önceki ABD yönetiminin getirdiği yaptırımlar sorununu görmezden geldikleri için eleştirdi.
Mihralizade münazarada müttefiki Himmeti’nin stratejisini izleyerek Reisi’yi eleştirilerinin hedefi haline getirdi. Reisi’nin çarşamba günü ülkenin güneybatısında kalan Ahvaz kentine gidişini eleştiren Mihralizade “Eğer Kovid-19 tehlikeliyse ve şehir kırmızı kategorisinde yer alıyorsa, sayın Reisi neden oraya binlerce insanı topladı? İnsanlar soruyor Kovid-19 var mı yok mu? Tehlikeli mi değil mi?” şeklinde konuştu.
Aynı zamanda Mihralizade Sünnilerin idari görevlerde saf dışı bırakılmasını da eleştirdi. Başta Sünniler olmak üzere ülkenin doğusunda ve batısında ikinci plana atılan kişilere karşı yapılan bu "ayrımcılığı" telafi etme sözü verdi. “Toplumsal umudun kaybolmasına” karşı uyarıda bulunan Mihralizade “Tüm çabalara rağmen seçim ortamı hala hareketsiz. Bunun nedeni halkın seçimlerde herhangi bir etkilerinin olacağına dair umudunu yitirmiş olması” ifadelerini kullandı.



Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
TT

Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)

Hüda Rauf

Son derece karmaşık bir bölgesel dönemde, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişki ne topyekun bir savaşa meyleden ne de kalıcı bir çözüme ulaşmayı başaran; gri bir alanda sıkışmış görünüyor. Siyasi, askeri ve ekonomik göstergeler, iki tarafın karşılıklı baskı, dolaylı müzakereler ve hesaplı gerilimi artırma kombinasyonuna dayalı uzun süreli bir çatışmayı yönettiğini gösteriyor.

Eski ABD’li yetkililer ve uzmanların değerlendirmeleri bu gerçeği açıkça yansıtıyor; ne ufukta kapsamlı bir anlaşma görünüyor ne de yeni bir çatışma yaşanması olasılığı tamamen dışlanıyor. Bu iki uç nokta arasında en olası senaryo şekilleniyor; patlamayı erteleyen ancak çözmeyen kısmi ve geçici uzlaşılar.

Öte yandan, İran, sınırlı bir güvenle de olsa diplomasiyi sürdürüyor. İran Dışişleri Bakanı'nın Pakistan, Umman ve Rusya'ya yaptığı ziyaretleri içeren son diplomatik hareketlilik, İran'ın gerilimi azaltmakla ilgilendiğini göstermek için çok kanallı bir müzakere süreci oluşturmayı amaçlıyor. İran'ın bölgesel arabulucular ile kanallar açma gayretinde olduğunu vurguluyor. Ancak bu diplomasi, özellikle Amerikan temsilcilerinin ziyaretlerinin aniden iptal edilmesi ve askeri ve ekonomik baskının devam etmesinin ardından, Washington'un niyetlerine dair derin bir şüphenin gölgesi altında yürütülüyor.

Tahran'ın bakış açısına göre, baskı altında müzakere bir seçenek değil; aksine, özellikle ideolojik olarak kendisine bağlı destekçileri karşısında rejimin meşruiyetini tehdit eden siyasi bir teslimiyet olarak görülüyor. Bu nedenle, herhangi bir diplomatik girişim, deniz ablukasının kaldırılmasına bağlı ve bu koşul şimdiye kadar yerine getirilmemiş görünüyor.

Dahası talepler arasında var olan uçurum, her iki tarafın pozisyonlarının öncelikleri arasında derin bir farklılığı ortaya koyması nedeniyle kapsamlı bir anlaşmanın imkansızlığını gösteriyor. Nitekim İran, yaptırımların kaldırılmasını, deniz ablukasının sona erdirilmesini ve uranyum zenginleştirme hakkının korunmasını talep ediyor. Buna karşılık Washington, nükleer programın kilit unsurlarının ortadan kaldırılmasını, füze geliştirme programının kısıtlanmasını ve İran'ın bölgesel etkisinin sınırlandırılmasını şart koşuyor.

Bu uçurum, asgari taleplerle sınırlı olmayıp, karşılıklı koşulların daha geniş bir listesini de kapsıyor ve kapsamlı bir anlaşmaya varmayı imkansız kılıyor. Bunun yerine, en fazla, krizi çözmekten ziyade yönetmeye odaklanan sınırlı ve belirsiz bir anlaşmaya varılabilir görünüyor.

Buna rağmen İran, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne karşılık, ablukanın kaldırılmasını ve savaşın sona erdirilmesini (ve belki de gelecekteki saldırılara karşı garantiler) talep eden revize edilmiş, aşamalı bir teklif sundu. Buna göre nükleer mesele daha sonraki bir aşamada ele alınacak. İran'ın revize edilmiş teklifine bakıldığında çelişkili ve mantıksız görünüyor. Zira Tahran, Boğaz'da seyrüsefer özgürlüğü karşılığında ateşkes ve ablukanın kaldırılması garantisi alarak üzerindeki güvenlik, askeri ve ekonomik baskıyı hafifletmek istiyor. Ama burada seyrüsefer özgürlüğünden ne kastedildiği belirsiz; Boğaz'ın savaş öncesi durumuna geri dönmesi mi, yoksa İran'ın ücret karşılığında geçiş izni verdiği mevcut düzenlemenin artık Amerikan gemilerinin de geçmesine izin vererek sürdürülmesi mi kastediliyor? Bu çelişki, Tahran'ın Boğaz'ın mevcut durumunu yasallaştırmayı ve meşrulaştırmayı amaçlayan mevcut iç icraatları ile daha da öne çıkıyor. Zira İran parlamentosu ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Boğaz'dan mevcut koşullar altında geçişi düzenleyen bir yasa taslağını görüşüyor. Ayrıca İran Merkez Bankası, Boğaz'dan geçiş ücretleri için dört özel hesap açtı. Dolayısıyla Tahran, karşılığında hiçbir şey sunmadan Washington'dan tavizler istiyor. Bu teklif, İranlı karar vericilerin aşırı özgüvenini yansıtıyor gibi görünüyor; ama bu özgüven, her iki taraf için de çıkmaza girmiş durumun yanlış değerlendirilmesiyle gölgeleniyor. İran, Hürmüz Boğazı'nı en önemli pazarlık kozu, Donald Trump ve dünya üzerinde baskı kurma aracı olarak görüyor.

İran, Hürmüz Boğazı'nı sadece bir enerji koridoru olarak değil, bu denklemin merkezinde yer alan ve en önemli stratejik varlığı olarak öne çıkan bir etki aracı olarak görüyor. Boğaz artık sadece petrol geçişi için bir su yolu değil; ekonomik, güvenlik ve siyasi boyutları kapsayan çok boyutlu bir baskı aracına dönüştü.

İran, boğazı kapatarak değil, etki edebilme ve geçiş trafiğini düzenleyebilme gücüyle rolünü yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bu yaklaşımın, doğrudan çatışmaya girmeden küresel tedarik zincirlerini tehdit etmeye dayalı alışılmadık bir caydırıcı güç sağladığını düşünüyor.

Tahran ayrıca Hürmüz Boğazı'nı herhangi bir anlaşmada kendi şartlarını dayatmasını ve büyük enerji ithal eden güçlerle diyalog kanalları açabilmesini sağlayacak bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışıyor.

Öte yandan Trump, İran'ın teklifini reddetti ve İran'a yönelik ablukayı uzatacağını açıkladı. Trump, ablukanın askeri güçten daha az maliyetli olduğuna ve rejimin uzlaşmaz tavrını sürdürme gücünü zayıflatacağına inanıyor.

Son zamanlarda, ablukanın İran petrol kuyuları ve rezervleri üzerindeki etkisine ilişkin birçok analiz yapıldı. İran'ın söylemine göre abluka petrol kuyularını etkiliyor, ancak kayıplar yönetilebilir durumda.

İranlı petrol uzmanları, petrol ambargosunun Amerikan ekonomik baskısının en önemli araçlarından biri olduğunu belirtiyor. Ancak Tahran, yüksek iç tüketim, sınırlı ulaşım alternatifleri ve petrol sahalarının işletilmesi için esnek politikalar yoluyla bu baskıyı kısa vadede yönetebileceğini söylüyor.

Bazı İran ekonomik raporları, mali kayıpların önemli olduğunu ve yıllık on milyarlarca dolara ulaşabileceğini, ancak petrol sektörünün teknik altyapısının, kısıtlamaların kaldırılmasının ardından üretimin kademeli olarak yeniden başlamasına olanak tanıyarak, tam bir çöküş olasılığını azalttığını belirtiyorlar.

Diplomatik süreç devam etmesine rağmen, askeri hazırlıklar da sürüyor. Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor.

Tahran, herhangi bir gerilimin karşılıksız bırakılmayacağını ve ABD güçleri ile bölge devletlerine ağır bir bedel ödetmeye hazır olduğunu iletmek istiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ancak bu hazırlık, savaşmak arzusunda olduğunu değil, savaşı tamamen önlemeyi amaçlayan caydırıcı bir stratejiyi ifade ediyor.

Buna karşılık, ABD, müzakerelerdeki pozisyonunu güçlendirmek için bir askeri ve ekonomik baskı kombinasyonunu benimsiyor. Ancak bu yaklaşım, özellikle kamuoyundaki yeni bir savaşa karşı muhalefet ve yönetimin uzun süreli bir çatışmaya girmesini kısıtlayan yasal sınırlamalar gibi iç kısıtlamalarla karşı karşıya bulunuyor.

Dahası, baskının İran'ı taviz vermeye zorlayacağı varsayımı, rejimin doğasına dair yanlış bir okumaya dayanıyor olabilir; zira İran, kırılmaktan ziyade baskıya direnmeye meyillidir.

Çatışan tarafların birbirine tamamen zıt iki vizyonuyla karşı karşıyayız. Diplomatik düzeyde, her iki tarafın talepleri tamamen zıt olup, bir orta yol görünmüyor. Baskı düzeyine gelince, Trump deniz ablukasını uzatmayı savaştan daha az maliyetli görürken, İran altı ay içinde kendisine zarar verecek bir deniz ablukasından ziyade savaşı daha az maliyetli bulabilir.

En olası senaryo, statükonun yani yaptırımların, sınırlı askeri gerilimlerin, aralıklı müzakerelerin ve gerektiğinde kısmi anlaşmaların devam edeceğidir. Bu, “ne savaş ne de anlaşma yok” denklemi olup, dengeyi kırılgan, gerilimde tırmanmaları olası ve barışı ertelenmiş bir halde bırakmaktadır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
TT

Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)

Ukrayna, silah ihracatı kısıtlamalarını gevşeten Japonya'yla anlaşma yapmak istiyor.

Kiev'in Japonya Büyükelçisi Yuriy Lutovinov, Reuters'a açıklamasında Tokyo yönetiminin silah ihracatı kısıtlamalarını büyük ölçüde kaldırmasını memnuniyetle karşıladıklarını söylüyor. Rus işgaline karşı direnişte Japonya yönetimiyle işbirliği yapmak istediklerini yeni yayımlanan röportajda belirtiyor:

Bu gelişme ileride yapılabilecek görüşmelerin önünü açtı. Teorik olarak bu çok büyük bir adım.

Sanae Takaiçi hükümeti, ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları 21 Nisan'da gevşetmişti.

Yeni düzenleme kapsamında savunma teçhizatı "silah" ve "silah dışı" şeklinde sınıflandırılmıştı. Radar sistemleri gibi "silah dışı" ekipmanın ihracatına yönelik sınırlama kaldırılırken, füze gibi "silah" kategorisindeki ekipmanın sadece Japonya'yla savunma anlaşması yapan ülkelere satışına izin verilmişti.

Öte yandan çatışma halindeki ülkelere silah ihracatı yasağının devam edeceği bildirilmişti. Fakat yönetimin ulusal güvenliğin tehlikede olduğunu düşündüğü "istisnai durumlarda" bu satışların gerçekleştirilmesinin de önü açılmıştı.

Rusya'nın 2022'deki saldırılarıyla başlayan Ukrayna savaşında dönemin Japonya Başbakanı Fumio Kişida, "Bugünün Ukrayna'sı, yarının Doğu Asya'sı olabilir" uyarısı yaparak Kiev'in işgalinin Tokyo'nun ulusal güvenliğini de riske attığını vurgulamıştı.

Lutovinov, bu riskin hâlâ geçerli olduğunu savunuyor:

Ukrayna düşerse bu, büyük bir domino etkisi yaratacaktır. Bu yüzden Hint-Pasifik ve Avrupa kıtası güvenlik açısından birbirinden ayrı düşünülemez.

Sanae Takaiçi, Ukrayna'ya silah satışını destekleyeceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak kasımda Ukrayna lideri Volodimir Zelenski'yle yaptığı telefon görüşmesinde Moskova'ya karşı Kiev'i desteklediklerini söylemiş, en kısa zamanda savaşın sonlandırılmasını istediklerini belirtmişti.

Japonya, ulusal güvenliğinin tehdit altında olduğunu söyleyerek "istisnai durum" kapsamında Ukrayna'ya silah gönderebilir. Ya da Kiev yönetimi, silah tedariki için Tokyo'yla savunma paktı imzalayabilir. Japon yönetimi, Almanya, Avustralya, Filipinler ve Vietnam dahil 18 ülkeyle böyle bir anlaşmaya sahip.

Ukrayna'nın ABD menşeli Patriot füzelerine bağımlılığını azaltmak için kendi hava savunma sistemini geliştirmeye çalıştığını belirten Lutovinov, Tokyo'nun bu programa finansal destek sağlayabileceğini de söylüyor.

Japon drone üreticisi Terra Drone'dan 28 Nisan'da yapılan açıklamada, Ukraynalı WinnyLab şirketiyle uzun menzilli insansız hava aracı üretimi için işbirliği yapılacağı duyurulmuştu. Terra Drone CEO'su Toru Tokuşige, Japonya'nın silah ihracatı düzenlemesinin süreci kolaylaştırdığını belirtmişti.

Diğer yandan Pekin yönetimi, Tokyo'nun hamlesine tepki göstermişti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturduğu barışçıl Anayasa'yı terk etmeye başlayarak "somut adımlarla yeniden silahlanma sürecini hızlandırdığını" söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Kyiv Independent, Global Times


İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)

Lübnan'da Hizbullah, İsrail birliklerine karşı FVP (First person view/birinci şahıs görüşlü) drone'ları gittikçe daha yoğun şekilde kullanıyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Hizbullah militanlarının, pilotun insansız hava aracı (İHA) üzerindeki kameradan gelen görüntüyü anlık olarak izleyebildiği bu drone'larla etkili saldırılar düzenlediği belirtiliyor.

Hizbullah, Haziran 2024'te FPV'leri denemeye başlamış ancak İsrail'in Şii örgüte ait çağrı cihazlarını patlatması üzerine bu operasyonlar askıya alınmıştı.

Örgütün son dönemde düzenlediği saldırılarla FPV drone'lar yeniden gündeme geldi.

Düşük maliyetli drone'larla düzenlenen bu saldırıların, "İsrail ordusu için Gazze ve Lübnan'daki önceki çatışmalarda karşılaşmadığı ciddi bir tehdit oluşturduğu" vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşında sıkça kullanılan yüksek manevra kabiliyetine sahip FPV drone'lar, son dönemde Irak'taki İran destekli Şii milislerin ABD varlıklarına yönelik saldırılarında da görülmüştü.  

Hizbullah, İHA'larla İsrail birliklerine düzenlediği operasyonların propaganda videolarını da yayımlıyor. Uzmanlara göre görüntüler, drone'ların yetenekli pilotlar tarafından kullanıldığını ve örgütün İHA operatörlerinin özel eğitim aldığını ortaya koyuyor.

Analizde, Lübnanlı Şii örgütün fiber optik sisteme sahip FPV'leri kullandığına dikkat çekiliyor. Bunların elektronik saldırılara karşı dayanıklı olduğu ve İsrail ordusunun İHA'lara uzaktan müdahale etmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

İsrail hükümeti ve ordusu, Ukrayna'daki emsale rağmen FPV drone saldırılarına karşı gerekli önlemleri almadığı için giderek artan eleştirilerle karşı karşıya.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da salı günkü açıklamasında bu tehlikeyle ilgili adım attıklarını duyurmuştu:

İHA tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik özel bir proje için birkaç hafta önce talimat verdim. Zaman alacak ama bunları da havaya uçuracağız.

Lübnan'ın güneyinde görev yapan İsrailli bir asker, günde en az 10 drone uyarısı aldıklarını ve Hizbullah'ın bölgede sürekli İHA uçurduğunu söylüyor.

Analist Yigal Levin ise "İsrail, bu operatörleri ortadan kaldırmazsa daha da gelişecekler. Deneyim kazanıyorlar. İHA'ları arızalansa bile bu da bir deneyimdir" diyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan'la İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını 23 Nisan'da duyurmuştu.

Ateşkese rağmen İsrail ordusu Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarını sürdürürken, Hizbullah ise anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail birliklerine saldırılar düzenliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Ynet