ABD demokrasisini tehdit eden ‘gizli bir cumhuriyet’ mi var?

Ulusal Güvenlik Ajansı'nın, ABD’nin müttefiklerini gizlice gözetlemesi, onun yurtiçindeki ve yurtdışındaki rolünü ortaya koyuyor

ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın merkezi (NSA’nın resmi internet sitesi)
ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın merkezi (NSA’nın resmi internet sitesi)
TT

ABD demokrasisini tehdit eden ‘gizli bir cumhuriyet’ mi var?

ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın merkezi (NSA’nın resmi internet sitesi)
ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın merkezi (NSA’nın resmi internet sitesi)

İmil Emin
Danimarka Yayın Kurumu (DR), Mayıs ayı sonlarında ABD'nin dijital istihbarat kurumu Ulusal Güvenlik Ajansı'nın (NSA) yaptığı eski ve yeni casuslukları ortaya çıkardı. DR, NSA’nın Almanya, İsveç, Norveç ve Fransa'daki üst düzey politikacıları gizlice dinlediğini bildirdi. Hatta iş Almanya Başbakanı Angela Merkel’in telefonunun dinlenmesine kadar vardı.
Bu konudaki ilk skandal, eski ABD Başkanı Barack Obama’nın ikinci döneminin son yıllarında patlak vermişti. ABD Başkanı o dönem, konu hakkında hiçbir şey bilmiyor gibiydi. Bu, büyük ölçüde doğru olabilir, çünkü ABD’li istihbarat servisleri bugün birçok Amerikalının gözüne, ülke içindeki demokratik süreci yok edebilecek vahşi bir canavar gibi görünüyor ve ahtapot kollarını ABD’nin dışına uzatmak için sahip olduğu devasa bütçelerden yararlanıyor. Öyle ki, ABD’nin eski başkanlarından Dwight D. Eisenhower’ın Amerikan askeri sanayisinin tehlikeleri hakkındaki uyarıları (Eisenhower Doktrini), bu istihbarat servislerinin faaliyetlerinin yanında devede kulak kalıyor.
 Peki, neden Danimarka? Bunu kısaca şöyle özetleyebiliriz: Danimarka, ABD’nin müttefiki ve iki ülke yakın ilişkilere sahipler. Bu nedenle İsveç, Norveç, Almanya, Hollanda ve Birleşik Krallık'a uzanan denizaltı internet kabloları için birçok iniş istasyonuna ev sahipliği yapıyor.  Bu da, tabiri caizse siber uzayın sahne arkasında neler olup bittiğini bilmesini sağlayan modern bir anahtara sahip olduğu anlamına geliyor.
Peki, NSA nedir, kimdir ne iş yapar ve neden bu kadar gizlidir? Bu kurum gerçekten yurtiçinde Amerikalılar, yurtdışında ise düşmanlar ve müttefikler için özgürlük atmosferini yiyip bitirebilen ve mahremiyeti ihlal edebilen bir istihbarat canavarı haline mi geldi?

NSA hakkında
NSA’nın resmi adı National Security Agency’dir. Fakat birçok Amerikalı istihbarat analisti onu, çalışmalarının ciddiyeti ve gizliliği nedeniyle neredeyse var olmadığını, yani özellikle çalışmaları ajanlarının yurtdışındaki faaliyetlerine dayanan Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) veya yurtiçinde Amerikalılar ve diğerleriyle yakın temas halinde çalışan ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) gibi muadillerine kıyasla insanlar alemiyle ilgilenmediğinden varlığı olmayan bir ajans (No Such Agency) olarak görüyorlar. NSA, özellikle siber alemdeki bilgi ve verilerin izlenmesinden, toplanmasından ve işlenmesinden sorumlu olan kurumdur ve ABD hükümetinin iletişim ve bilgi sistemlerini bilgisayar korsanlığı (hacker) ve siber saldırılara karşı korumaktan sorumludur.
NSA, 11 Eylül 2001'e kadar hiç dikkat çekmedi. Fakat 11 Eylül terör saldırıları, NSA’nın özellikle insan unsurlarının giremediği site ve yerlerde, dünyanın her yerindeki iletişimlere kulak misafiri olma ve dijital ağlara nüfuz etmedeki rolünün önemine bir nebze ışık tuttu. Bu yüzden uzaydaki uyduları ve denizdeki denizaltı kablolarını yönetmesi konusu, ABD'yi bekleyen bilinmeyene karşı yürüttüğü savaşlarda kullandığı mekanizmaların başında gelmektedir.


Edward Snowden (Reuters)

Burada en şaşırtıcı nokta ise ajansın kuruluşunun çok eskiye, ABD Başkanı Harry Truman döneminde şimdiki adını aldığı 1952 yılına kadar uzamasıdır. Ajans aslında İkinci Dünya Savaşı sırasında kendi yolunu bulmuş ve savaş zamanlarında iletişim kodlarını, özellikle de Nazi rejiminin kodlarını deşifre etmekle görevlendirilmiştir.
Öte yandan geçtiğimiz günlerde NSA’nın ABD’nin Avrupalı ​​müttefiklerine karşı casusluk yapma skandalı ikinci kez patlak verdi. Ardından ABD'de NSA’nın meşruiyetine ilişkin tartışmalar yeniden başladı. Ajans daha önce Amerikalılar arasındaki Vietnam Savaşı karşıtı hareketin liderlerini gizlice gözetlemişti. Bu da NSA’nın vatandaşların özgürlüklerini ve mahremiyetini garanti eden ABD Anayasası’nı açıkça ihlal ettiği anlamına geliyordu.
Ancak, 11 Eylül 2001 günü çalkalanan ABD, güvenlik adına özgürlüklerin ihlal edilmesine çok fazla göz yumdu. Küreselleşmenin büyük babası olan ünlü Amerikalı yazar Thomas Friedman'ın ABD’nin henüz 12 Eylül'e geçemediğini söylemesine neden olan bu durum, Amerikan istihbarat servislerinin ülke içinde ve dışında zulmünü, karşısında neredeyse tamamen sessiz kalınan bir konu haline getirdi. Eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright ise ünlü kitabında ABD’nin bir ‘korku cumhuriyeti’ tarafından rehin alındığını ifade etti.

NSA ve Beş Gözler
Öyle görünüyor ki NSA’nın ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) askeri bir şubesi olması gibi belirli bir özelliği var. Bu da onunla diğer Amerikan istihbarat servisleri arasında koordinasyon olsa bile çalışmalarında ve performansında bir miktar mahremiyete sahip olduğu anlamına geliyor. Ajansın gizli gözetleme çalışmalarının çoğu, Yeni Zelandalı ünlü gazeteci Nicky Hager’in de ünlü kitabında “Gizli kulaklar seni nasıl dinliyor?” dediği ve ayrıntılı olarak açıklanan, UKUSA olarak da bilinen dijital istihbarat ittifakı; Beş Gözler (Five Eyes) aracılığıyla gerçekleşiyor. İttifakta ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda yer alıyor. Beş Gözler, NSA’nın neredeyse en uzun koludur.
NSA, ABD içinde ve dışında bir tartışma konusu haline geldiği 2014 baharına kadar, dokuz yıl boyunca General Keith B. Alexander tarafından yönetildi. General Alexander, görev süresi boyunca, ajansın büyütmek ve nüfuzunu artırmak için çok çalıştı. Amerikalı araştırmacı gazeteci James Bamford’a göre Alexander, bu zaman zarfında ABD tarihinin en etkili istihbarat şefi oldu.
ABD ulusal güvenlik meselelerinde uzmanlaşmış bir yazar ve gazeteci olan Shane Harris’in, Foreign Policy dergisinin ön sayfalarında yer alan ve derinlemesine bir analizin yapıldığı makalesine göre Alexander göreve geldiğinde NSA halihazırda bir ön bilgi canavarıydı, ama Alexander’ın yönetimi altında ajansın misyonunun kapsamı, yasal yetkilerin yanı sıra bu miktarda dijital bilgiyi toplamak ve saklamak konusunda ABD hükümetine bağlı hiçbir kurumun sahip olmadığı bir kapasitede öncüllerinin düşündüğünün ötesinde bir dereceye kadar genişledi.
Alexander'ın stratejisi açıktı; “Tüm verileri toplamam ve mümkün olduğu kadar uzun süre saklamam gerekiyor.”
Belki de Alexander'ın ajans ile ilgili sloganı; “Her şeyi topla”, NSA'nın temel amacını en iyi biçimde ifade ediyordu. Alexander, bu felsefeyi ilk kez 2005 yılında hayata geçirdi. Washington Post gazetesinin 2013 yılında yayınladığı bir habere göre ABD askeri istihbaratının sadece şüpheli isyancılar ve ABD güçlerine yönelik diğer tehditlerle sınırlı odak noktasından memnun olmayan NSA, Irak'ın işgaliyle ilgili iletişim bilgileri topluyordu.

Snowden ve kamuoyunun NSA’dan haberdar olması
Modern tarih konusunda uzman olan Alman tarihçi Wolfgang Krieger tarafından kaleme alınan “Geschichte der Geheimdienste: Von den Pharaonen bis zur NSA” (Firavunlardan NSA'ya Gizli Servislerin Tarihi) adlı kitapta, Edward Snowden’in 20 Mayıs 2013'te önceden edindiği çok gizli bilgi ve verileri sakladığı dört dizüstü bilgisayarla birlikte Hawaii'ye gitmek için Hong Kong'dan ayrıldığını, o sıra 29 yaşında olan Snowden’in, sırlarını Amerikalı gazeteci Glenn Greenwald ve belgesel yapımcısı Laura Poitras'a verdiği belirtiliyor.
İngiltere merkezli The Guardian gazetesi 6 Haziran 2013’te, NSA tarafından yürütülen casusluk faaliyetleriyle ilgili ilk haberi yayınladı. O tarihten bu yana basın kuruluşlarının çoğu bu casusluk faaliyetlerine atıfta bulunarak ‘NSA skandalından’ bahsediyor. Basın, skandalla ilgili haberleri parçalar halinde yayınladı. Bunun nedeni, Snowden'in yasadışı olarak ele geçirdiği NSA belgelerinin sırlarını ortaya çıkarmakta yavaş kalmasıydı.
Söz konusu belgelerin gerçekte ne kadar oldukları, içerdikleri bilgiler ve sırlar henüz gün yüzüne çıkmadı. Bazı spekülasyonlara göre NSA da kaç tane belgenin çalındığını bilmiyor.

Gizli servisler ve tüm dünyada internet ağlarının izlenmesi
NSA’nın Avrupalı ​​hükümet liderlerini ve belki de devlet başkanlarını gizlice gözetlemek amacıyla Danimarka istihbarat servisini kullandığına dair haberler, ajansın dünya çapında internet ağını daha önce eşi- benzeri görülmemiş bir şekilde izleyip izlemediğine dair, “NSA, tüm dünyada internet ağlarını izliyor mu?” sorusunu sormamıza neden oluyor.
Bir önceki soruyu tersten okumanın bizim için anlamlı olabileceğini düşünüyorum. Bu da soruyu şöyle sormama neden oluyor: “İnternet, NSA’nın tüm dünyaya kurduğu bir tuzak mıydı ve söylendiği gibi, Washington, dünyanın dört bir yanında karıncaların gezindiğini biliyor muydu?”
Bu sorunun cevabı için Snowden'in arkadaşı Amerikalı yazar Glenn Greenwald tarafından kaleme alınan “No Place to Hide: Edward Snowden, the NSA, and the U.S. Surveillance State” (Saklanacak Yer Yok: Edward Snowden, Ulusal Güvenlik Dairesi ve ABD Gözetleme Devleti) adlı kitaba başvurmamız gerekiyor.  Kitap, NSA'nın departmanlarında olağandışı bir şeffaflık olduğunu keşfediyor. Buna en iyi örnek, kitlesel, gizli bir gözetleme ajansı kurmanın gerçek amacı ile bağlantılı olarak, uluslararası internet standartları sorununu tartışan ajanstan bir grup yetkiliye sunulmak üzere hazırlanan rapordu. Raporun ‘Bilim ve Teknoloji alanında Ulusal İstihbarat Görevlisi’ olan yazarı kendini ‘bilim adamı ve iyi eğitimli bir bilgisayar korsanı’ olarak tanımlıyor.
Raporun “Ulusal çıkarların, Paranın ve Egonun Rolü” başlığı kaba ve heyecan verici görünüyor. Raporun yazarına göre bu üç faktör, ABD’yi küresel hegemonyayı sürdürmeye yönlendiren ana nedenleri oluşturuyor. Evet, para, ulusal çıkar ve egoyu bir araya getirdiğinizde dünya düzenini şekillendirmekten bahsedebiliyorsunuz. Zaten hangi ülke dünyayı kendisi için daha iyi bir yer haline getirmek istemez ki? Raporun yazarı, gerçek tehdidin ne olduğunu soruyor ve şu cevabı veriyor; “Dürüst olalım, Batı dünyası, özellikle ABD, yukarıdaki standartları belirleyerek nüfuz ve çok para kazandı.”
Yazar ayrıca ABD'nin günümüz internet ağını şekillendirmede ana oyuncu olduğunu, bunun teknoloji ile birlikte Amerikan kültürünün büyük ölçekli ihracatına yol açtığını ve Amerikan kurumlarının çok fazla para elde etmesini sağladığını söylüyor.
Gözetleme alanının kapsamı ve emelleri büyüdükçe, örneğin “NSA... Genel Bir Bakış” başlıklı bir rapordaki düşman listesi de büyüdü. Raporda NSA, ABD’nin karşı karşıya olduğu sözde tehditlerin sıralarken hackerlar, suçlular ve teröristlerden bahsediyor. Hatta tehditler arasında internet, kablosuz iletişim araçları, faks ve uydu gibi teknolojilerin bir listesini içerecek kadar ileri gidiyor.

Mahremiyetin ihlali ve demokrasinin yok edilmesi
NSA, ABD vatandaşlarının mahremiyetini ve özgürlüklerini ihlal etti mi?
Bu sorunun cevabı ise, ABD Senatosu İstihbarat Faaliyetleri Kapsamında Hükümet İcraatlarının İncelenmesi Komitesi (Church Komitesi olarak da biliniyor) Başkanı Senatör Frank Church’ın 1975 yılında yaptığı bir açıklamada yer alıyor. Church açıklamasında, “ABD hükümeti, radyo frekanslarıyla gönderilen mesajları izlememizi sağlayan bir teknoloji geliştirdi, ancak bu teknoloji her an Amerikan halkını hedef alabilir. Her Amerikalının, telefon konuşmaları ve telgrafları izlenebilecek ve hiçbir mahremiyetleri olmayacak. Fakat bu önemli değil. Zaten saklanacak hiçbir yer olmayacak” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, Snowden krizinin veya Danimarka skandalının patlak vermesinden yaklaşık elli yıl önce yapıldı. NSA, yurtdışındaki misyonları öncesinde, Amerikalıların haklarını ihlal etmiş olabilir mi?
The Guardian gazetesinin haberi tüm dünyada yayınlandığında, dönemin ABD Başkanı ve Amerikan sisteminin dünyaya pazarlanması direktörü olarak kabul edilen Barack Obama kamuoyuna yaptığı açıklamada, NSA’nın faaliyetlerinin terörizmle mücadele etmek isteyen ABD’nin ulusal güvenliği için son derece önemli olduğunu belirtti. Obama, vatandaşların mahremiyetine yönelik herhangi bir ihlalin en düşük seviyede tutulacağını vurguladı.
Vatandaşların özgürlüklerini ve haklarını savunan bazı insan hakları kuruluşlarının ve bir grup parlamenterin, vatandaşların telefonlarına ve internet ağlarına sızarak bu kadar büyük miktarda bilgi ve veri toplanmasını şiddetle kınaması son derece doğal bir tepkiydi. O dönem Federal Yüksek Mahkeme’den iki yargıç, söz konusu istihbarat faaliyetlerinin yasallığından duydukları şüpheleri dile getirdiler.
New York Times gibi liberal basın kuruluşları, Edward Snowden'ı savundu. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre New York Times, Snowden’in NSA'nın ABD yasalarını ne ölçüde ihlal ettiğini ortaya çıkarmaktan biraz daha fazlasını yaptığına dikkati çekti.
Geleneksel olarak Beyaz Saray ve ABD başkanlığına yakın olan Washington Post gazetesi ise bir haberinde General Alexander'ın nasıl oldu da aktif bir savaş bölgesindeki yabancı insanlar için tasarlanmış kapsamlı bir gözetleme sistemini Amerikan vatandaşlarına uygulamayı düşündüğüne değindi. Haberde, “Alexander, Irak'ta yaptığı gibi, ABD içinde ve dışında iletişim kanallarından büyük miktarda ham bilgi toplamak ve depolamak için elde edebileceği araçlar, kaynaklar, yasal yetkiler ve her şey için sıkı bir lobi yaptı” ifadeleri yer aldı.
Alexander'ın abartılı bir gözetleme uzmanı olarak ünü iyi belgelenmişti. Foreign Policy dergisi, mutlak bir casusluk servisi kurmaya yönelik yasa dışı dürtüsü nedeniyle Alexander'ı “NSA kovboyu” olarak adlandırdı. Yasadışı telefon dinleme programını denetleyen ve saldırgan militarizmiyle nam salan CIA ve NSA’nın Bush dönemi direktörü Michael Hayden bile Alexander’ın bu dizginsiz yaklaşımı karşısında sık sık midesinde bir yanma hissediyordu.

ABD sivil özgürlükleri risk altında
NSA’nın ABD’nin müttefiklerini gözetlemesine ilişkin son skandalla birlikte ABD’de NSA’nın ülke içinde oynadığı ve oynamaya devam ettiği rolle ilgili ciddi endişeler taşıyan soru işaretleri ortaya çıktı. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nin (ACLU) 2011 yılında yayınladığı raporunda “Hükümetimizin bu günlerdeki çalışmalarının çoğu gizlice yürütülüyor” ifadesini okuyoruz. Washington Post yayınladığı bir haberde, “Bu çok gizli, ketum ve çok karmaşık olan karanlık dünya, Amerikan özgürlükleri için gerçek bir tehdit haline geldi. Hatta artık hiç kimse masraflarının ne kadara mal olduğunu, kaç kişiyi çalıştırdığını, kaç programı olduğunu veya aynı işi tam olarak kaç ajansın yaptığını bilmiyor” ifadelerine yer verdi.
Peki, NSA ortalama bir Amerikalı hakkında nasıl bir bilgi saklayabilir?
ACLU Hukuk Direktörü Yardımcısı Jameel Jaffer’a göre NSA’nın veritabanlarında ‘kişisel görüşler, tıbbi geçmiş, yakın ilişkiler ve çevrimiçi faaliyetler’ hakkındaki bilgiler yer alıyor. Ajans,  her ne kadar bu kişisel bilgilerin kötüye kullanılmayacağını iddia etse de, toplanan bu bilgilerin, NSA’nın geçmişte olduğu gibi ABD Başkanının talebi üzerine herhangi bir siyasi rakibini, gazeteciyi veya insan hakları aktivistini itibarsızlaştırmak için kullanmayacağını düşünmek saflık olur.

NSA, ABD’yi koruduğu kadar tehdit de ediyor mu?
NSA’nın çalışmaları hakkında bir ABD başkanının yaptığı son resmi açıklama, 17 Ocak 2014 tarihinde eski ABD Başkanı Barack Obama’nın Almanya Başbakanı Merkel'in telefonunun dinlenmesine kadar uzanan “Prism” (Prizma) skandalı sonrasında yaptığı açıklamaydı. Obama açıklamasında, NSA'da reform yapma veya ‘sınırlarını belirleme’ arzusu olduğunu açık ve net bir şekilde ortaya koymazken aksine, ABD’nin elektronik haberleşme alanındaki teknolojik üstünlüğünü güçlendirmeye devam edeceğini açıkça ifade etti. 
Big Brother (George Orwell tarafından kaleme alınan Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanda yer alan kurgusal karakterlerden biri olan Büyük Birader) ABD fikri ve hiç bitmeyen Orwellciliği, Tanrı'nın dilediği ölçüde ABD’nin korunmasını garanti mi ediyor, yoksa dünyayı tehdit ettiği kadar kendisini de tehdit edebilecek Aşil’in topuğunu mu temsil ediyor?
Güvenlik uzmanı Bruce Schneier, ABD’de yayınlanan The Atlantic dergisinin Ocak 2014 sayısında, NSA’nın kapsamlı gözetim faaliyetlerinin sadece etkisiz değil, aynı zamanda son derece pahalı olduğunu belirtmiştir. Schneier’a göre internet protokolleri güvenilmez hale geldikçe, Amerikan teknik sistemlerinin saldırıya uğrama olasılığı da o kadar artıyor. Bu da sadece Amerikalıları değil, dünyanın geri kalanını da endişelendirmesi gereken bir yerel şiddet biçimidir.
Schneier dergide yer alan makalesinde, “İnterneti ve diğer iletişim teknolojilerini dinlemeyi ne kadar çok tercih edersek, dinlemeye karşı da o kadar az güvende oluruz. Bunun nedeni, NSA'nın kulak misafiri olabileceği dijital bir dünya ile ajansın dinlemesinin yasak olduğu dijital bir dünya arasında değil, tüm saldırganlara karşı savunmasız bir dijital dünya ile tüm kullanıcılar için güvenli bir dijital dünya arasında bir seçim yapıyor olmamızdır.
NSA’nın Norveç'teki rolüne ilişkin önümüzdeki günlerde ortaya çıkması beklenen detaylar dışında, ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris'in geçtiğimiz günlerde dünyanın kansız bir küresel savaşta olduğuna işaret ettiği, yaşadığımız dünyanın tehlikeleri hakkında bir tartışma da kaçınılmaz olarak yeniden gündeme gelecektir.
Belki de ABD’ye yönelik son siber saldırıları takip edenler, Washington'ın artık esir savaşlarında üstünlüğünün olmadığı sonucuna varacaktır. Belirli bir çatışma noktasında rasyonel dengelere sahip uluslararası güçler arasındaki çatışmanın, hacker grupları ve hükümetler ile devletler arasında asimetrik çatışmalara dönüşme olasılığı tüm insanlığı tehdit eden büyük bir felakettir. Bu felaketin ardından kaos, dünyanın efendisi olacaktır ve ne yazık ki, Allah’ın merhametine sığınmaktan başka bir çaremizin kalmayacağı bir sahneden uzak olduğumuzu düşünmüyorum.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Sırbistan’ı sallayan Trump oteli davası başladı: Hepimiz için bir sınav

Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)
Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)
TT

Sırbistan’ı sallayan Trump oteli davası başladı: Hepimiz için bir sınav

Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)
Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)

Sırbistan'da, ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın otel projesiyle ilgili dava başladı. 

Sırbistan Kültür Bakanı Nikola Selakovic, Kültür Bakanlığı Sekreteri Slavica Jelaca, Sırp Kültür Anıtları Koruma Enstitüsü Başkan Vekili Goran Vasic ve Belgrad Kültür Enstitüsü Müdür Vekili Aleksandar Ivanovic, çarşamba günü mahkemeye çıktı. 

4 yetkili de görevi kötüye kullanma ve belgede sahtecilikle suçlanıyor. 

Selakovic'in avukatı Vladimir Djukanovic, müvekkilinin otel projesinden kişisel kazanç elde etmediğini ve suçlamaların asılsız olduğunu savundu: 

Zarar gören tek taraf Sırbistan Cumhuriyeti oldu, ABD'yle ilişkilerimizi iyileştirebilecek kazançlı bir anlaşma yok edildi.

BBC'nin aktardığına göre sanıklar, suçlu bulunmaları halinde üçer yıl hapis cezası alabilir. Diğer yandan Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, böyle bir karar verilmesi durumunda yetkililer hakkında af çıkaracağını söylemişti.

Protestocular, mahkeme binasının önünde toplanarak "Hırsızlar!" sloganlarıyla otel projesinde yer alan yetkililere tepki gösterdi. 

Eylemcilerden öğrenci Dimitrije Radojevic, davayı "Hepimiz için bir sınav" diye niteledi.

 Selakovic ve diğer üç sanık, haklarındaki suçlamaları reddetti. Duruşma 15 Nisan'a ertelendi.

Sözkonusu isimler hakkındaki iddianame, Organize Suçlardan Sorumlu Kamu Başsavcılığı'nın internet sitesinde aralıkta yayımlanmıştı. 

Bunun üzerine Kushner'ın firması Affinity Partners hızlıca bir açıklama yayımlayarak Belgrad'ın merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin iptal edildiğini duyurmuştu.

Lüks otel Trump markasını taşıyacağı için projede Cumhuriyetçi liderin oğulları Eric ve Donald Jr. tarafından yönetilen Trump Organization da yer alıyordu.

Kushner'ın iki yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığı projenin 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı, kültürel koruma statüsüne sahip eski Genelkurmaylık binasının yer aldığı bölgede yapılması öngörülüyordu.

Vucic, bölgenin kültürel koruma statüsünü 2024'te kaldırmıştı. Ayrıca Kushner'ın firması Affinity Partners'la 99 yıllığına kira sözleşmesi imzalanmıştı. Bunun ardından ülkede büyük protestolar patlak vermişti. 

Cumhurbaşkanının liderliğindeki Sırp İlerleme Partisi, çoğunluğu elinde bulundurduğu Parlamento'da geçen yıl kasımda geçirdiği yasayla inşaatın önünü açmıştı. 

Hükümetin bu hamlesine muhalefetten de sert tepkiler gelmişti. Merkez sol Özgür ve Adalet Parti'den parlamenter Marinika Tepić, hükümeti "Donald Trump'ı memnun etmek uğruna ülke tarihini yok etmekle" suçlamıştı.

Independent Türkçe, BBC, Times of Israel


Birleşik Krallık’ta Epstein şoku: Başbakan Starmer’ın günleri sayılı

Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)
Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)
TT

Birleşik Krallık’ta Epstein şoku: Başbakan Starmer’ın günleri sayılı

Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)
Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)

Birleşik Krallık'ın (BK) eski ABD Büyükelçisi Peter Mandelson'ın Jeffrey Epstein'le bağlantıları, İşçi Partisi'ni sarsmaya devam ediyor.  

Başbakan Keir Starmer'ın, Parlamento'da dün düzenlenen oturumda Mandelson'ı büyükelçi olarak atamadan önce siyasetçinin Epstein'le ilişkileri hakkında bilgi sahibi olduğunu söylemesi şok etkisi yarattı. 

İşçi Partisi lideri Starmer, Mandelson hakkında "Büyükelçi olarak atanmasından önce ve görev süresi boyunca Epstein'le ilişkisi sorulduğunda ekibime defalarca yalan söyledi" dedi.

Mandelson'ı büyükelçi olarak atadığı için pişmanlık duyduğunu dile getiren Starmer, "O zaman bugün bildiklerimi bilseydim, hükümetin yakınından bile geçemezdi" dedi.

"Her şey bitti"

Guardian'ın analizinde, Epstein'le ilişkileri hakkında bilgi sahibi olmasına rağmen Mandelson'ı büyükelçi olarak ataması nedeniyle Starmer'ın koltuğunu kaybedebileceği yazılıyor. 

Eskiden Starmer'a yakın olan fakat adının paylaşılmamasını isteyen bir parlamenter, oturuma dair "Atmosferin değiştiğini hissedebiliyordunuz, ortam kararmaya başlamıştı" diyor. 

Başka bir parlamenter de "Bu savunulamaz bir şey. Peter'ın Epstein'le ilişkisini bilmelerine rağmen yine de onu göreve getirdiler" ifadelerini kullanıyor ve ekliyor: 

Keir bunu itiraf ettiği anda her şey bitti.

Eski bir bakan da "Yeni bir başlangıç yapmanın zamanı geldi, ne kadar erken olursa o kadar iyi" diyerek, Starmer'ın geleceğinin tehlikede olduğunu vurguluyor. 

Starmer, Mandelson'ı atarken, Tony Blair ve Gordon Brown hükümetlerindeki görevinin yanı sıra 2004-2008'de Avrupa Komisyonu'nun ticaretten sorumlu üyesi olmasının, Donald Trump yönetimiyle ilişkileri yürütmek için onu ideal bir isim kıldığını savunmuştu. 

BBC'nin Newsnight programına katılan İşçi Partili Barry Gardiner, Starmer'ın istifa ihtimaline dair şunları söyledi: 

Bence ülkenin çıkarları için neyin en iyi olduğunu detaylıca düşünmesi gerek.

2020'deki İşçi Partisi liderlik yarışında Starmer'a rakip olan Rebecca Long-Bailey de Mandelson'ın atanmasının "felaket bir karar" olduğunu söyleyerek, başbakanın "yanıtlaması gereken büyük sorularla" karşı karşıya kaldığını ekledi.

Mandelson'ın Epstein'le bağlantıları

ABD'de yürütülen Epstein davasıyla ilgili 9 Eylül'de ortaya çıkan yazışmalarda, Mandelson'ın Epstein'e gönderdiği doğum günü mesajında, iş insanından "En iyi dostum" diye bahsettiği görülmüştü. Bunun ardından Starmer'ın talimatıyla, 10 Şubat 2025'te başladığı büyükelçilik görevinden 11 Eylül 2025'te alınmıştı. 

Geçen hafta yayımlanan belgelerde, 72 yaşındaki siyasetçinin Epstein'den 75 bin dolar civarında ödeme aldığı ortaya çıkmıştı. Ayrıca Epstein'in, Mandelson'ın eşinin osteopati eğitimi için yaklaşık 10 bin sterlin (yaklaşık 592 bin TL) ödeme yaptığı da görülmüştü. 

Mandelson ise bu paraları aldığını hatırlamadığını savunmuş, belgelerin gerçekliğinin araştıracağını söylemişti. 

Mandelson geçen hafta İşçi Partisi'nden, 3 Şubat'ta da Lordlar Kamarası'ndan istifa etmişti. 

frgthy
Son dava belgelerinde Epstein'le Mandelson'un birlikte görüldüğü kareler de paylaşıldı (ABD Temsilciler Meclisi)

Kamu görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatılan Mandelson'ın, ekonomik olarak zor durumdaki Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelere destek sağlamak amacıyla planlanan 500 milyar euroluk kurtarma fonuna ilişkin bazı bilgileri Epstein'e sızdırdığı da yeni belgelerdeki iddialar arasında. 

Buna ek olarak Mandelson'ın 2008-2009 finansal krizi sırasında Londra yönetiminin para politikalarına dair hassas bilgileri Epstein'le paylaştığı da savunuluyor. 

Epstein hakkında reşit olmayan kızlara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla 2005'te soruşturma başlatılmıştı. İş insanı, 2008'de mahkemeyle yaptığı anlaşma kapsamında "fuhuşa teşvik" suçunu kabul etmiş, karşılığında 18 aylığına açık cezaevine gönderilmişti. Haftada 6 gün, günde 12 saat ofisine gitmek için izin alan Epstein, 13 ay sonra şartlı tahliyeyle serbest bırakılmıştı. 

"Mandelson ülkemize ihanet etti"

Mandelson ve Epstein arasındaki yazışmaların bu döneme denk gelmesi ve Britanyalı siyasetçinin, hapse girip çıktıktan sonra da iş insanıyla ilişkisini sürdürmesi dikkat çekiyor. 

Başbakan Starmer, Mandelson'ın Epstein'le ilişkisinin detaylarının ve iş insanıyla hassas bilgileri paylaşmasının "son derece öfkelendirici" olduğunu belirterek şunları söyledi: 

Mandelson ülkemize, parlamentomuza ve partime ihanet etti.

Starmer, Mandelson'ın büyükelçi olarak atanması öncesinde yapılan güvenlik soruşturması hakkındaki belgelerin en kısa zamanda yayımlanacağını taahhüt ederken, dokümanlarda ulusal güvenlik ve uluslararası ilişkileri etkileyebilecek unsurların kapsam dışında tutulacağını söyledi. 

Independent Türkçe, BBC, Guardian, CNN, Reuters


Trump'tan göçmenlik politikasında geri adım

ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
TT

Trump'tan göçmenlik politikasında geri adım

ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)

Geçen ay Minneapolis sokaklarında federal ajanların iki ABD vatandaşını vurarak öldürmesinin ardından ABD Başkanı Donald Trump, göçmenlik konusundaki sert önlemlerinde "biraz daha yumuşak bir yaklaşım sergileyebileceğini" itiraf etti.

Çarşamba günü yayımlanan, Trump'ın Super Bowl öncesinde NBC News'ten Tom Llamas'a verdiği röportajdan bir kesitte başkan, İç Güvenlik Bakanlığı'nın ülke genelinde protestolara yol açan Minnesota'daki geniş kapsamlı göçmenlik operasyonuna değindi.

Minneapolis'ten ne ders çıkardığı sorulunca Trump, "Belki biraz daha yumuşak bir yaklaşım sergileyebiliriz diye düşündüm. Ama yine de sert olmak zorundayız. Gerçekten tehlikeli suçlularla uğraşıyoruz" dedi.

Trump yönetimi Minnesota'da "kötülerin en kötüsü"nün peşinde olduğunu iddia ederken, üç çocuk annesi Renee Good ve yoğun bakım hemşiresi Alex Pretti, operasyonda öldürülmüştü.

37 yaşındaki Good, 7 Ocak'ta arabasının direksiyonunda Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza ajanı Jonathan Ross tarafından vurularak hayatını kaybetmişti.

Yine 37 yaşındaki Pretti ise 24 Ocak'ta Sınır Devriyesi ajanlarıyla girdiği arbede sırasında açılan ateş sonucu ölmüştü.

Trump yönetimi her iki olayı da meşru müdafaa olarak nitelendirdi ancak bu gerekçe sorgulanıyor.

İç Güvenlik Bakanlığı'na göre Minnesota'daki federal ajanlar son haftalarda binlerce kişiyi gözaltına aldı.

Minnesota Star Tribune'un yakın tarihli bir haberine göre, Minnesota'daki bir federal binada tutulanlar, yiyecek ve tıbbi bakımdan mahrum bırakılma da dahil insanlık dışı koşulları anlattı.

Minnesota'daki karışıklık ortamında, Trump'ın sınır sorumlusu Tom Homan çarşamba günü erken saatlerde 700 federal ajanın Minnesota'dan çekileceğini ve eyalette yaklaşık 2 bin görevlinin kalacağını duyurdu.

Homan, "çekilmenin kamu güvenliği tehditlerinin topluma geri salınmasını önlemek için ilçe hapishaneleri ve ICE arasında yasal bir şekilde koordinasyonu artırma" konusunda eyalet ve yerel yetkililerle yapılan "verimli görüşmelerin" sonucu olduğunu söyledi.

Minnesota Valisi Tim Walz, X'te Homan'ın duyurusunun "doğru yönde bir adım olduğunu ancak güçlerin daha hızlı ve daha fazla çekilmesine ihtiyaç duyulduğunu" yazdı. Walz ayrıca Good ve Pretti'nin öldürülmesiyle ilgili eyalet öncülüğünde soruşturulma çağrısında bulundu.

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, kalan 2 bin ajanı gerekçe göstererek, çekilmenin "gerilimi azaltma anlamına gelmediğini" savundu. İç Güvenlik Bakanlığı'nın Minnesota'daki operasyonunun "sakinlerle işletmeler için felaket olduğunu ve derhal sona ermesi gerektiğini" söyledi.

Independent Türkçe