Şukri: Kıbrıs ve Yunanistan, Mısır-Türkiye yakınlaşmasından rahatsız değil

Şukri: Kıbrıs ve Yunanistan, Mısır-Türkiye yakınlaşmasından rahatsız değil
TT

Şukri: Kıbrıs ve Yunanistan, Mısır-Türkiye yakınlaşmasından rahatsız değil

Şukri: Kıbrıs ve Yunanistan, Mısır-Türkiye yakınlaşmasından rahatsız değil

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, ülkesinin Kıbrıs ve Yunanistan ile karşılıklı güvene dayalı ilişkilerinin olduğuna yönelik güvence verdi. Şukri’nin bu adımı Kahire ve Ankara arasında ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik istikşafi görüşmelerin başlaması ile ilgili olarak geldi. Şukri dün (Pazar) akşam televizyonda yaptığı açıklamalarda, “Kıbrıs ve Yunanistan, Mısır-Türkiye’nin yakınlaşma çabalarından rahatsız değil. Mısır ile Kıbrıs ve Yunanistan arasında karşılıklı bir güven var. Doğu Akdeniz bölgesindeki tüm gelişmelerden haberdar ediliyorlar ve ortak çıkarlar gözetiliyor. Herhangi bir rahatsızlık yok” ifadelerini kullandı.
Şukri, Mısır-Türkiye ilişkileri kapsamında mevkidaşı Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun karşılıklı büyükelçi gönderilmesine yönelik açıklamaları ilgili olarak “Bu bizim tarafımızdan kabul edildi. Aynı zamanda, Türk politikalarının, uluslararası hukuka ve dış ilişkilere ne kadar bağlı olduğu değerlendiriliyor. Bunların başında iç işlerine karışmama, karşılıklı saygı ve çıkara dayalı ilişkiler kurulması yer alıyor” dedi.
Kahire ile Ankara arasındaki ilişkiler 2013’ten bu yana gergindi. Diplomatik ilişkiler, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, merhum Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin yönetiminin devam etmesine karşı geniş çaptaki halk protestolarının ardından devrilmesine karşı olan duruşu sebebiyle azalmıştı ancak ticari ilişkiler devam ediyordu.
Geçen yılın başlarında Mısır, iki ülkenin dışişleri bakanlarının yardımcıları başkanlığında, iki ülke tarafından “açık ve derin” olarak nitelendirilen istikşafi istişarelerine ev sahipliği yaptı. Şukri, “Mısır’ın sunduğu çok sayıda dosya var, Türkiye tarafından dikkate alınması halinde mevcut zorlukların giderilmesine katkı sağlayacaklar” dedi. Bakan Mısır’ın her zaman bölgesel ve uluslararası ortaklarıyla sağlam temeller üzerinde yakın ilişkiler kurmaya çalıştığını vurgulayarak “Türkiye’nin Mısır’la sağlam temeller üzerinde ilişkiler kurmaya ne kadar hazır olduğunu ve uluslararası hukuka ne kadar bağlı olduğunu araştırmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Mısır Dışişleri Bakanı, “Türkiye tarafından bölgedeki istikrara ve güvenliğe hizmet etmediğini gördüğümüz bazı politikalarla karşılaştık. İlişkileri yeniden kurma süreci aşamalı olarak, değerlendirme ve gözlemleme ile ilerler. Hislerimiz, ilişkilerin uygun zamanlarda arttırılarak ilerlemesinde fayda olduğu yönündedir” dedi.
Libya, Doğu Akdeniz ve Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) dosyası ile ilgili  de “Bu dosyalar, özellikle Mısır'ın güvenliği ve istikrarı açısından büyük önem taşıyor. Mısır’ın güvenliğinden vazgeçilemez ve bu konunun güvenilir bir şekilde ele alınması gerekir” diyen Bakan Şukri,  Mısır’ı içeriden veya dışarıdan istikrarsızlaştıracak her şeyden tamamen uzak durma ihtiyacının kutsal olduğunu bu sebeple Türkiye'deki dönüşümün izlenmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye’den istenilen unsurların teslim edilmemesi ve şu ana kadar bu konudaki kanalların kapatılması ile ilgili bir soruya Bakan Şukri “Bu koşulların devam etmesi işleri daha da zorlaştırıyor ve tüm bu politikaları izliyoruz. Herhangi bir ilerleme ve pozitiflik durumunda, normal bir şekilde ilişkilerin yeniden başlaması için bir fırsat olacak” cevabını verdi.
Katar dosyasına da değinen Şukri şu ifadeleri kullandı: “El-Ula anlaşmasında kararlaştırılan maddeleri tüm dürüstlüğümüzle uyguluyoruz. Mısır yasal çerçeveye bağlı kalarak saygı gösteriyor. Mısır-Katar ilişkilerini etkileyen, boykot yılları boyunca ortaya çıkan tüm şaibelerin giderilmesi için takip ve hukuk komiteleri mekanizması kurduk. İlişkileri yeniden kurulmasının diğer aşamasına geçebilmek amacıyla bu şaibeleri ortadan kaldırmak için çalışıyoruz ve Katar ile ilişkileri yeniden kurmada istikrarlı bir hızla ilerliyoruz.  Mısır, halkları ve ortak kaderleri ile özel bağlara sahip olduğu Arap kardeşleri ile ilişkilerinin daimi olması için çalışıyor. Aynı şekilde, Mısır ve Katar arasındaki ilişkiler ve siyasi temaslar olumlu yönde ilerliyor. Bu konudaki tüm gelişmeleri takip ediyoruz ve gelecek hafta içinde bu ilişkileri etkileyecek bir gelişme daha olacak.” Mısırlı Bakan söz konusu gelişmenin ne olduğu ile ilgili bir açıklamada bulunmadı.
Mısır ve Katar arasındaki boykotun etkilerini giderme konusunda olumlu yönde ilerlemenin sağlandığını ifade eden Şukri sözlerini şöyle sürdürdü: “İhvan konusu da dahil olmak üzere Mısır’ın güvenliği ve istikrarı ile ilgili tüm dosyalar ele alınıyor. Mısır’ın taleplerine yönelik Katar’ın tepkisini değerlendiriliyor. Şu ana kadar Mısır ve Katar arasındaki boykotun etkilerini giderme konusunda olumlu yönde ilerledik. Bizi ilgilendiren tüm konuları ele alıyoruz. Mısır -her zaman- Arap kardeşleriyle en iyi ilişkiler kurmaya çalışıyor.”
Şukri, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’ye sunulan Doha’ya ziyaret davetiyle ilgili olarak, “Bu takdire şayan bir davet, uygun zamanlama için diplomatik çerçevede görüşülecek” dedi.
Sisi, geçtiğimiz ayın sonlarında Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al es-Sani’den Doha’yı ziyaret etmesi için bir davet almıştı. İki ülkenin dışişleri bakanları, Ocak ayında Suudi Arabistan’da el-Ula Bildirisi’nin imzalanmasının ardından iki taraf arasındaki ilişkide olumlu gelişmelerin olduğunu belirtmişlerdi.



Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkes anlaşmasının üzerinden bir yıl geçti... Kırılgan ateşkes ve günlük ihlaller

Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)
Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)
TT

Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkes anlaşmasının üzerinden bir yıl geçti... Kırılgan ateşkes ve günlük ihlaller

Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)
Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)

İsrail, Lübnan ve dolaylı olarak Hizbullah’ın, örgütün askeri depolarını, komutanlarını ve unsurlarını hedef alan 66 günlük yoğun İsrail operasyonlarını sona erdiren ateşkes anlaşmasını kabul etmesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, anlaşma İsrail’in ilk günden bu yana sürdürdüğü ihlaller nedeniyle sarsılıyor. İsrail, her gün yaptığı açıklamalarda operasyonları genişletme tehdidini yineliyor; gerekçe olarak ise Lübnan devletinin silahların devletin elinde toplanması ilkesine uymadığını ve Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden inşa ettiğini öne sürüyor.

 Lübnan'ın güneyindeki el-Adise kasabasında zeytin hasadı yapan çiftçileri izleyen bir UNIFIL askeri (EPA)Lübnan'ın güneyindeki el-Adise kasabasında zeytin hasadı yapan çiftçileri izleyen bir UNIFIL askeri (EPA)

Anlaşma artık fiili bir ateşkes değil, yalnızca ‘kırılgan bir sakinlik’ sağlamış durumda. Uygulanan maddeler sınırlı kaldı; anlaşmanın büyük bölümü ise günlük ihlallere açık hale gelerek büyük ölçüde anlamını yitirdi. Bu durum, Lübnan dosyasıyla ilgilenen uluslararası aktörleri yeni bir uzlaşı arayışına itti, ancak şu ana kadar tarafları bu yeni çerçeveye ikna etmeyi başaramadılar.

Anlaşmanın hangi maddeleri hayata geçirildi?

Anlaşmadan hayata geçirilen maddeler sınırlı kaldı. En belirgin adım, İsrail ile Hizbullah arasındaki açık savaşın durması ve kapsamlı bir gerilime yol açabilecek büyük çaplı operasyonların gerilemesiydi. Ayrıca Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyindeki rolünün yeniden canlandırılması ve bölgede Hizbullah’a ait silahların büyük bölümünün toplanıp dağıtılması da uygulanan maddeler arasında yer aldı. Bu gelişmeler, anlaşma öncesindeki aylara kıyasla bazı sınır bölgelerinde kısmi bir sakinliğin geri dönmesine katkı sağladı.

İsrail'in günlük ihlalleri

Öte yandan İsrail, anlaşmanın ilk gününden itibaren ihlallerini durdurmadı. İnsansız hava araçları (İHA) ve savaş uçaklarıyla gerçekleştirilen binlerce hava ihlali ile Hizbullah’ın komutan ve üyelerine yönelik neredeyse günlük hale gelen suikastlar bu ihlallerin başında geldi. İsrail ayrıca, anlaşmada yer alan Lübnan içindeki askeri noktalardan geri çekilme taahhüdünü yerine getirmedi; sınır ötesi sızmalarını sürdürdü ve esirlerin serbest bırakılmasını reddetti.

Buna karşılık Hizbullah, askeri altyapısını yeniden inşa ederek anlaşmayı ihlal etmekle suçlanıyor. Lübnan devleti ise ülke genelinde silahları devletin elinde toplama yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle anlaşmayı ihlal ettiği yönünde eleştiriler alıyor.

Önceki ve mevcut yönetim arasında Amerikan tutumu

El-Meşrik Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Dr. Sami Nadir, anlaşmanın temelinde yapısal sorunlar bulunduğunu belirtti. Nadir’e göre tarafların hiçbiri anlaşmayı uygulamadı; Hizbullah silahlarını teslim etmediği gibi bu silahların yerlerini de açıklamadı, İsrail ise ilk günden itibaren ihlallerini ve saldırılarını sürdürdü. Nadir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, anlaşmanın mimarının görev süresi bitmek üzere olan bir Amerikan yönetimi olduğunu, bunun anlaşmanın en önemli zafiyetlerinden biri sayıldığını dile getirdi. Yeni yönetimin anlaşmadan kısmen uzaklaştığını ve ona bağlı kalma gereği duymadığını belirten Nadir, iki yönetimin dış politikada, özellikle de Ortadoğu konusunda çok farklı yaklaşımlara sahip olduğunu vurguladı.

 Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)

Nadir, mevcut Amerikan yönetiminin masaya yeni unsurlar koyduğunu belirtti. Bunların başında İsrail ile yürütülen görüşmelerin geldiğini söyleyen Nadir, yönetimin üzerinde çalıştığı şeyin aslında değişiklikler içeren bir anlaşma ya da tamamen yeni bir formül olduğunu ifade etti. Ancak Lübnan devletinin silahların devletin elinde toplanması ilkesini uygulamadaki yavaşlığının, İsrail’in ABD’nin örtülü onayıyla yeniden askerî harekete girişmesine zemin hazırladığını vurguladı Nadir’e göre bu durum, ileride yeni bir düzenlemenin gündeme gelmesini kaçınılmaz kılabilir; bu düzenleme bir tampon bölge oluşturulması ya da şu anda tartışılan diğer seçeneklerden biri olabilir.

Kırılgan ateşkes

Lübnanlı Şii muhalif ve Lübnan Demokratları Koalisyonu Başkanı Cad el-Ehavi, uygulanan ateşkes hükümlerinin ‘şeklî’ olduğunu söyledi. El-Ehavi’ye göre özellikle İsrail’den gelen günlük ihlaller, anlaşmayı ‘kâğıt üzerinde bir ateşkes’ ya da ‘kırılgan bir ateşkes’ haline getirdi. Güney Lübnan ise tamamlanmamış bir ateşkes ile yeni bir gerilime sürekli hazırlık hali arasında asılı duruyor.

El-Ehavi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, siyasi ve diplomatik çevrelerde mevcut anlaşmanın artık yeterli olmadığı konusunda geniş bir mutabakat bulunduğunu belirtti. Son aylarda ortaya çıkan güvenlik tablosunun, ya anlaşmanın değiştirilmesini ya da tamamen yeni bir anlaşmaya gidilmesini gerektirdiğini ifade etti. Bu seçeneğin bazı uluslararası çevrelerde tartışılmaya başlandığını söyleyen el-Ehavi, bunun nedenini eski anlaşmanın kırılganlığının açığa çıkması ve sahadaki askerî davranışı kontrol edememesi olarak açıkladı. Ona göre yeni bir anlaşma; gerçek uluslararası garantilerle desteklenen kapsamlı ve nihai bir ateşkes, yeni sınır güvenlik düzenlemeleri (1701 sayılı kararın öngördüğünden daha geniş kapsamlı olabilir) ve bölgesel-uluslararası taraflar arasında tamamlayıcı siyasi uzlaşıları içerebilir. Amaç ise Güney Lübnan’ın hesaplaşma sahası olarak kullanılmasını engellemek.

El-Ehavi, bu seçeneğin hayata geçmesi için gerekli siyasi koşulların şu an mevcut olmadığını vurguladı. Zira ona göre hem bölgesel düzeyde hem de Lübnan’ın iç siyasetinde durum uygun değil. El-Ehavi, “En önemli koşul, Hizbullah’ın yenildiğini kabul etmesidir; bunun ardından durumu değiştirmek mümkün olabilir” dedi.


Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
TT

Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)

Lübnan, yarın öğleden sonra Beyrut'a gelecek ve 2 Aralık Salı günü ayrılacak olan Papa XIV. Leo'yu ağırlamaya hazırlanıyor. Ziyaret, özellikle Lübnan için olağanüstü bir zamanda gerçekleşmesi ve Vatikan dışına ilk çıkışı olması nedeniyle "tarihi" olarak nitelendiriliyor. Papa, Lübnan yolculuğu öncesinde Türkiye'ye de uğrasa da Türkiye ziyaretinin amacı, Hristiyan doktrinini oluşturan ilk ekümenik konsey olan İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü İstanbul Patriği ile birlikte anmaktı.

Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)

Bu bağlamda, Papalık ziyaretinin resmi kilise koordinatörü Piskopos Mişel Avn, "Papa, Lübnan ve Lübnan halkının büyük acılar çektiğinin farkındadır ve yalnızca Lübnan halkı düzeyinde değil, aynı zamanda ziyaretinin Lübnan'a dünya çapında ışık tutması nedeniyle de bu ülkenin yanında durmayı gerektiren zor durumu anlamaktadır" dedi. Piskopos Avn, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Papa'nın Beyrut'tan açıklayacağı tutumların "Lübnan'ın mesajını ve bir arada yaşama taahhüdünü vurgulayacağını, böylece bölgesel veya uluslararası olsun, dünyadaki tüm karar vericilerin bunları duyacağını" belirtti. Papa, bizzat Lübnanlılara hitap edecek ve Beyrut'taki liderleri tüm vatandaşlarına layık bir devlet kurmak için birleşmeye çağıracak. Ayrıca tüm dünya için açık bir mesaj olacak"ifadesini kullandı. Avn, bu nedenle "Papa, ziyaretinde, Vatikan'ın Lübnan'ın varlığına, çağrısına ve misyonuna önem verdiğini söylemek için Lübnan'ın yanında yer aldığını" vurguladı.

Büyük Ayin

Piskopos Avn, Papa'nın seyahat programındaki durakların belirlenmesinin nedenlerini anlattı. Ziyaretin en önemli etkinliği olan ve yaklaşık yüz bin Lübnanlının katılması beklenen Büyük Ayin'in yanı sıra gençlerle buluşma da bu kapsamda değerlendirildi. Papa'nın insani yardım odaklı bir yeri ziyaret etme isteği doğrultusunda, Ortadoğu'da türünün tek örneği olan Deyr el-Salib Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi seçildi.

Dini Liderlerle Toplantı

Lübnan, diyalog ve Müslüman-Hristiyan birlikteliğinin ülkesi olarak bilindiği için Beyrut şehir merkezinde düzenlenecek "Ekümenik Toplantı" önemli bir etkinlik olacak. Lübnan'daki dini toplulukların liderleri, 1 Aralık Pazartesi günü saat 16:00'da Papa'nın etrafında toplanacak. Piskopos Avn'a göre resmi bir diyalog olmayacak, bunun yerine dört Müslüman ve dört Hristiyan liderin yapacağı sekiz konuşmanın ardından Papa konuşacak. Papa ayrıca, başta Harissa'daki din adamlarıyla bir toplantı ve Aziz Çarbel türbesinin bulunduğu Annaya'daki Aziz Maron Manastırı olmak üzere çeşitli yerleri ziyaret ederek, dua edecek.

Beyrut Limanı'nda Dua

Bu ziyaretin dikkat çeken bir özelliği de 4 Ağustos 2020'de Lübnan'ı vuran büyük patlamada hayatını kaybedenlerin anısına Beyrut Limanı'nda bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak olmasıdır. Ziyaretin başlayacağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda üç cumhurbaşkanı yetkililerle bir araya gelecek. Üç cumhurbaşkanının, Papa'yı Beyrut Uluslararası Havalimanı'na varışında karşılayacakları da unutulmamalıdır.

Piskopos Avn, bu ziyaretin kilise üzerinde olumlu bir etki yaratmasını umduğunu belirterek, "Duanın amacı sadece ziyaretin herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadan barışçıl bir şekilde geçmesi değil, aynı zamanda Kutsal Hazretleri'nden gelecek önemli mesajları ve sunacağı davetleri almaya hazırlanmaktır" dedi.

Farid Hazen: Ziyaretin Manevi ve Siyasi derinliği var

Papa'nın ziyaretinin dini öneminin ötesinde, siyasi bir boyutu da var. Patrikhane ile uzun süredir devam eden ilişkisinden güç alan Milletvekili Farid Hazen, bu noktayı Şarku'l Avsat'a şöyle anlattı: "Ziyaretin zamanlaması oldukça önemli. Papa'nın ilk ziyaretlerinden biri olmasının yanı sıra, asıl etken Vatikan'ın Lübnan'ı bölgedeki Hristiyanların son kalesi olarak görmesi ve Hristiyan varlığını ve Hristiyanların Lübnan'daki statüsünü korumak istemesidir." Hazen, "Bir diğer nokta da genel bölgesel durum, Güney Lübnan'da yaşananlar ve İsrail ile yaşanan savaş. Tüm bu tehlikeler, Papa'nın gelip 'Medeniyetlerin bir mesajı ve buluşma noktası, bir arada yaşama ve birlik Lübnan'ı olarak Lübnan'a bağlıyız ve Lübnan'da istikrara bağlıyız' demesi için birincil ve ilave bir motivasyon kaynağı" değerlendirmesinde bulundu.

Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan gelen mesajla ilgili olarak Hazen, "Vatikan Devlet Başkanı olarak vereceği mesajın büyük olasılıkla Lübnan devletinin, kurumlarının, Lübnan'daki barışçıl yolun ve genel olarak barışın onayını içereceğini" belirtiyor.

Güvenlik garantileri

Güvenlik açısından Hazen, ziyaretin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Vatikan ve Kilise'nin ziyaretin planlandığı gibi devam edeceğine dair güvence aldığını belirten Hazen, "Vatikan'ın, güvenlik sağlanacağından emin olmadan Papa Hazretleri'ni getirme riskini göze alacağını sanmıyorum" dedi.

Papa'nın ziyareti, lojistik, güvenlik ve medya düzenlemelerinin yanı sıra, özellikle seyahat edeceği güzergahlar için yol planlarını da içeriyor. İsviçre Muhafızları ve İtalyan Jandarma yetkilileri, Papa'nın gezileri sırasında güvenliğinden sorumlu.

Aktif Vatikan Diplomasisi

El-Hazen, "Lübnan yararına uluslararası toplumla temaslar aracılığıyla dünyada aktif, etkili ve çok etkili bir Vatikan diplomasisi"nden bahsediyor ve ekliyor: "Bu ziyaretin doğrudan etkisinden çok dolaylı bir etkisi var." "(Dolaylı etki) dediğimde, asıl önemli olanın ziyaret değil, Hazretleri'nin ziyaretten sonra yapacağı çalışmalar olduğunu kastediyorum."

El-Hazen, Vatikan'ın tüm mezheplerden uzak durduğunu ve aralarında birlik, iş birliği ve iletişimi teşvik etmeye kararlı olduğunu teyit ettiği için çeşitli dini toplulukların bir araya gelmesinin olağanüstü önem taşıdığını belirtti. El-Hazen, bu çoğulculuk ve çeşitlilik olmadan, Lübnan'ın Vatikan'ın hayal ettiği Lübnan olmayacağına inanıyor.

Papa'nın Lübnan'a Dördüncü Ziyareti

Papa'nın Lübnan'a yaptığı bu ziyaret, bir papanın ilk ziyareti değil. İlk ziyaret, Papa VI. Paul'ün Hindistan'a giderken Beyrut'u ziyaret ettiği ve havaalanında resmi bir karşılama aldığı 1964 yılındaydı.

Olağanüstü önem kazanan ikinci ziyaret, Papa II. Jean Paul'ün 10 ve 11 Mayıs 1997 tarihlerinde, üçüncüsü ise Papa XVI. Benedict'in 14, 15 ve 16 Eylül 2012 tarihlerinde yaptığı ziyaretti.


Şeybani: İsrail bölgedeki istikrarı bozmak istiyor...1974 anlaşmasına bağlıyız

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani (AFP)
TT

Şeybani: İsrail bölgedeki istikrarı bozmak istiyor...1974 anlaşmasına bağlıyız

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani (AFP)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani (AFP)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani bugün yaptığı açıklamada, ülkesine yönelik İsrail saldırılarını kınadı ve bu saldırıların sadece Suriye'yi hedef almadığını, aynı zamanda bölgedeki istikrarı bozmayı ve siyasi süreci tehdit etmeyi amaçladığını belirtti.

Danimarkalı mevkidaşı Lars Rasmussen ile düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Şeybani, Suriye'nin 1974 yılında İsrail ile imzaladığı Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’na bağlılığını vurguladı ve ülkesinin ‘daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmeyeceğini’ bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Suriye devlet televizyonundan aktardığına göre Rasmussen, Suriye'de güvenliğin yeniden sağlanması gerektiğini ve Danimarka'nın Suriye devletinin geri dönenleri kabul edebilmesi için kurtarma planını desteklediğini söyledi.

Rasmussen, Danimarka'da ülkesine dönmek isteyen yaklaşık iki milyon Suriyeli olduğunu, hükümetinin bu konuyu Suriye hükümetiyle görüştüğünü ve bazı Danimarkalı şirketlerin Suriye'de faaliyet göstermek istediğini kaydetti.

Diğer yandan Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa dün yaptığı açıklamada, ‘Suriye'nin İsrail'in provokasyonlarına boyun eğecek durumda olmadığını’ söyledi ve İsrail'in askeri saldırılarla ülkesini kışkırtmaya çalıştığını vurguladı.

Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü dün Şam kırsalındaki Beyt Cin kasabasını hedef alan İsrail bombardımanında 13 kişinin hayatını kaybettiğini ve 24 kişinin yaralandığını duyurdu. Suriye Dışişleri Bakanlığı bu olayı ‘tam anlamıyla bir savaş suçu’ olarak nitelendirdi.