İsrail’de ‘Karşıtlar Koalisyonu’ ve Filistin tepkisi

Koalisyon, Netanyahu'yu görevden uzaklaştırma amacıyla çeşitli yönelimlerden bir dizi İsrail partisini içeriyor

Netanyahu’yu görevden uzaklaştırmak İsrail’deki pek çok partinin hedefi (AFP)
Netanyahu’yu görevden uzaklaştırmak İsrail’deki pek çok partinin hedefi (AFP)
TT

İsrail’de ‘Karşıtlar Koalisyonu’ ve Filistin tepkisi

Netanyahu’yu görevden uzaklaştırmak İsrail’deki pek çok partinin hedefi (AFP)
Netanyahu’yu görevden uzaklaştırmak İsrail’deki pek çok partinin hedefi (AFP)

Nebil Fehmi (Mısır eski Dışişleri Bakanı)
Binyamin Netanyahu, 1996 – 1999 yılları arasındaki döneme ek olarak, 2009'dan bu yana kesintisiz İsrail başbakanı olarak görev yaptı ve bu pozisyonda en uzun süre görev yapan İsrailli politikacı oldu. Hatta kendisini bu makamdan uzaklaştırmak için ardı ardına 4 seçim yapılması, Yamina ve Yeni Umut partilerinin temsil ettiği aşırı sağ, İşçi, Meretz partilerinin temsil ettiği sol, Yeş Atid, İsrail Evimiz partileri ve Mavi-Beyaz İttifakı’nın temsil ettiği merkez ile Birleşik Arap Listesi Raam arasında bir koalisyona varılması gerekti. Ne var ki bu koalisyon, kendisini sadece tek bir hedefin, Netanyahu’nun başbakanlık dönemini sona erdirmenin bir araya getirdiği bir karşıtlıklar ve tarihsel çekişmeler koalisyonu.
Netanyahu'nun bu gelişmelere tepkisi, dostu Trump'ın tepkisine benziyor; koalisyonun yasallığını ve seçimlerin meşruiyetini sorgulamak. Gelgelelim, koalisyonun gayesinin İsrail seçmenin oy verdiği bir siyasi akımın programını uygulamak olmadığı konusunda haklı olabilir. Ne var ki İsrail’deki siyasi bölünme nedeniyle yaygın ve geniş çaplı bir desteğe sahip bir siyasi program da bulunmuyor. Bu bölünme nedeniyle İsrail’de her zaman koalisyon hükümetleri kuruluyor, çünkü hükümeti kurmanın şartı olan Knesset’te salt çoğunluğu temsil eden 61 oyu almak ancak ittifaklarla mümkün. Koalisyon üyeleri, Netanyahu'yu uzaklaştırmak için pozisyonlarını geçici olarak uyarladılar. Netanyahu’nun bir Arap partisiyle koalisyon içinde olmaktan mahcup sağcı bir milletvekilini yanına çekmesini, hatta Arap partisini yerel idarelere mali destek teşviki ile tarafına çekmesini engellemek için mümkün olduğu kadar bu pozisyonda kalacaklar.
Koalisyon ortaklarının programları birbiriyle epey çelişiyor; sağın bazı üyeleri, ruhsatsız Arap binalarının yıkılmasını destekleyen Comenetz Yasasının dondurulmasına itiraz ediyor.  Negev'deki (Nakab) binaların yıkımının geçici olarak durdurulmasına ve Arap sosyal programlarına mali desteğin artırılmasına karşı çıkıyor. Sağ ve sol arasında İsrail sosyal yasaları ve dini kurumların rolü konusunda da bir görüş ayrılığı var. Yine sağa göre Batı Şeria, sola göre de Negev'deki altyapı harcamaları daha öncelikli.
Arapları en çok ilgilendiren konulardan biri ise, koalisyon üyelerinin Arap-İsrail çatışmasıyla bağlantılı konulardaki tutumları. Meretz Partisi ve onunla birlikte İşçi Partisi, İsrail’e komşu bir Filistin devleti kurulmasını destekliyor. Öte yandan, Naftali Bennett’in lideri olduğu sağcı parti buna kesinlikle karşı çıkıyor ve İsrailli yerleşimcilerin pek çok pozisyonunu ve politikasını benimsiyor. Hatta Bennett 2016’da Donald Trump’ın seçilmesinin ardından “Filistin devleti çağı sona erdi” şeklinde dikkat çekici bir açıklamada bulunmuştu.
Buradan koalisyonun aşırı sağ ile solu istisnai ve taktiksel olarak bir araya getirdiği sonucuna varılıyor. Küçük partilerin konumlarının ve çıkarlarının etkilerine alışmış, onlara seçim ve  siyasal ağırlıklarının çok ötesinde siyasi ağırlık veren bir ülke ve siyasi sistemde bile bu gerçekten eşsiz bir koalisyon.
Bu koalisyonun kısa vadede herhangi bir stratejik karar almayı başarmasını uzak bir ihtimal olarak görüyorum. Çünkü ister İsrail siyasi sisteminin yeniden yapılandırılmasıyla, isterse Filistinliler ve işgal altındaki Arap topraklarıyla bağlantılı olsun, böyle bir karar çöküşüne yol açacaktır. Koalisyonun bir uzlaşı, soluklanmak ve siyasi kartları yeniden karmak için bir fırsat olduğunu düşünüyorum.
Koalisyon ortaklarını birleştiren ve kısa vadede iş birliği yapmalarını sağlayacak olan faktör; Netanyahu'nun büyük bir siyasi itici güç olarak geri dönme şansını ortadan kaldırmaya yönelik çıkarlarıdır. Zira Netanyahu’nun dönüşü, uzun vadede sağcı akımın kontrolünü ele geçirmeyi uman Bennett'in hırsları önünde bir engel. İsrail solu da, ihtişamını geri kazanmasını engellediği için kurnaz siyasetçi Netanyahu'yu dizginlemeye çalışıyor. Siyasi vizyon farklılığı nedeniyle koalisyonun uzun süre dayanacağını ya da ortaklarının öncelikleri çeliştiği için çok şey başaracağını tasavvur etmek zor olsa da, kısa sürede çökeceğini de düşünmüyorum. Bilhassa Bibi’nin geleceğinin siyasi arenada lider konuma dönüşü içermediği açık ve net bir şekilde kesinleşene kadar çökeceğini sanmıyorum. Aynı zamanda, ortaklarının çelişen ve çatışan siyasi konumları nedeniyle ittifakın tam 4 yıl sürmesini beklemek de yanlış.
Koalisyonun siyasi düzeydeki ilk adımı, iki ülke arasındaki siyasi pusulayı gerek hükümetler gerekse Amerikan Yahudileri düzeyinde normal konumuna geri döndürmek için ABD'ye yönelik olacak. İran ile nükleer anlaşmanın sürdürülmesi konusunda Biden yönetimiyle açık bir çatışmadan kaçınılacak. İsrail'in tutumu, yüksek sesli muhalefetten, İran'ın nükleer anlaşmaya varıldıktan sonra yükümlülüklerini herhangi bir şekilde ihlal etmesinin olası risklerini üstlenmek için pazarlık yapma, güvenceler, ek askeri ve maddi destek talep etmeye dönüşecek.
Filistin-İsrail hattında, Bennett'in destekçilerine taleplerinden vazgeçmediğini kanıtlaması için, işgal altındaki topraklarda daha yavaş oranlarda da olsa İsrail yerleşim yerlerinin inşasının devam edeceğini tahmin ediyorum. Elbette koalisyon ortağı siyasi sol akım ile Başkan Biden'ın destekçileri arasında ağırlıklı olan Demokrat Parti içindeki sol kanadı tahrik edip kızdırmamak için bu konuda siyasi yaygara koparılmaktan kaçınılacak. İsrail'in yerleşim yerleri inşaatının genişleme hızını kontrol etmesi ve ABD’nin önceliği olan İran nükleer anlaşmasını canlandırmaya itiraz etmemesi karşılığında, koalisyonun dağılmasına yol açabilecek çelişkileri kaşımamak için ABD'nin de Filistin-İsrail barışını hızlandırmaktan kaçınmasının uzak bir ihtimal olmadığını düşünüyorum.
Yakın gelecekte İsrail-Filistin barış müzakerelerinde de gerçek bir hareketlenmeye tanık olmayacağız. İsrail ve ABD’nin çabalarının, büyük ihtimalle bir yandan İsrailliler ile Filistinliler arasındaki ateşkesi istikrarlaştırmaya, diğer yandan Filistin tarafına insani amaçlarla yardım sağlamaya yönelik olacağına inanıyorum. Kısa vadede kendisine ulaşmak için gerçek bir çaba göstermeden iki devletli çözüm ilkesini, bu konuda gerçek bir baskı uygulamadan herhangi bir Arap-İsrail barışından duyulacak memnuniyeti vurgulayacağını düşünüyorum. Yukarıda belirtilen hususlara dayanarak ve siyasi durgunluktan, haklarının erozyona uğramasından kaçınmak için Filistin tarafına geçici olarak şu hedeflere odaklanmasını öneriyorum:
-Gelecekteki İsrail koalisyonlarını veya seçimlerini daha iyi etkilemek için İsrail arenasındaki sol ve merkezci akımla doğrudan ve Arap İsrailliler aracılığıyla etkileşim kurmak.
-İsrail'in işgalci bir güç olarak görevlerine saygı göstermemesini ve İsrail Araplarına karşı ırkçı muamelesini gündeme getirmek. İşgalin bir zorla ilhak biçimi olduğu tespitinde bulunan İrlanda parlamentosunun kararına benzer kararlar için sivil toplum ve uluslararası insan hakları savunucularıyla birlikte yürüttüğü çabalarını canlandırmak.
-Açık ve dürüst olmak, Filistin siyasi denklemini herkes için kapsamlı, dayanak noktasını İsrail ulusal kimliğinin oluşturduğu bir denklem olacak şekilde sıfırlamak. Mısır'ın farklı eğilimlerden Filistinlilerle görüşmesi bunun için elverişli bir fırsat, ancak Filistinliler arasında da samimi duruşlara ihtiyacı var.
-En azından İsveç gibi Filistin devletini tanıyan ülkelerin sayısını artırmak için uluslararası bir çaba harcamak.
-Filistin tarafının, yukarıda belirtilen hedeflere ulaşmak için 2002 Arap Barış Girişimini temel alan özel ve ayrıntılı bir Arap eylem planı ortaya koyması. Bu eylem planının, varsa uzlaşıya yatırım yapma, uygulama, değerlendirme veya zamanlamada herhangi bir uyumsuzluğu (zira bizi birleştirenler, ayıranlardan çok daha fazla) iyi yönetmek amacıyla yan yollara girmekten kaçınması.
*Bu makale Şarku'l Avsat Türkçe tarafından Independent Arabia'dan tercüme edilmiştir.



Kongo’nun doğusunda barış umutlarının azalmasını ele almak üzere Zambiya’da toplantı düzenlenecek

Demokratik Kongo Cumhuriyeti ordusu askerleri, Kuzey Kivu eyaletindeki Goma kenti dışında konuşlanmış durumda (Reuters)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti ordusu askerleri, Kuzey Kivu eyaletindeki Goma kenti dışında konuşlanmış durumda (Reuters)
TT

Kongo’nun doğusunda barış umutlarının azalmasını ele almak üzere Zambiya’da toplantı düzenlenecek

Demokratik Kongo Cumhuriyeti ordusu askerleri, Kuzey Kivu eyaletindeki Goma kenti dışında konuşlanmış durumda (Reuters)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti ordusu askerleri, Kuzey Kivu eyaletindeki Goma kenti dışında konuşlanmış durumda (Reuters)

Doğu Kongo’daki kriz, geride kalan yılların şiddet ve anlaşmazlıklarının ardından, yatışma ve insani yardım sağlanması amacıyla Zambiya’da düzenlenecek bir toplantıyla gündeme geliyor. Bölgede geçen yıldan bu yana süren çatışmaların tırmanması, krizin çözümünü acil hale getiriyor.

Afrika’nın 2026 başında devreye giren bu yeni müdahalesi, uzmanlara göre, 2025’te Amerikan ve Arap girişimlerinin doğu Kongo’da istikrar sağlayamaması gibi sonuçları tekrarlayabilir. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzman, kalıcı çözüm için yalnızca isyancı hareketlere değil, tüm tarafların taleplerine yanıt veren gerçekçi bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini belirtti ve barışın gerilemesinin önlenmesi için hâlâ bir fırsat olabileceğini ifade etti.

Zambiya’nın Livingstone kentinde cumartesi günü, Büyük Göller Bölgesi Uluslararası Konferansı’nın bölgesel savunma bakanları toplantısı düzenlenecek. Toplantıda Doğu Kongo’daki insani ve güvenlik sorunları masaya yatırılacak. Radio France Internationale’in (RFI) aktardığına göre, Zambiya artık bölgesel Afrika ittifakı içinde stratejik bir rol üstlenebilir; bu durum, ülkenin söz konusu örgütteki giderek artan önemine dayandırılıyor.

Çadlı siyaset analisti ve Afrika uzmanı Salih İshak İsa, Zambiya toplantısının güvenlik ve insani meseleleri bölgesel gündemin merkezine taşıyacağını belirtti. İsa, toplantının Doğu Kongo’daki barış olasılıklarının azalması ve şiddetin artması koşullarında kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı.

Toplantıya Büyük Göller Bölgesi ülkelerinin savunma bakanları katılacak. Amaç, artan çatışmanın yarattığı insani kriz ve geniş çaplı nüfus göçüne karşı güvenlik çabalarını koordine etmek.

Toplantının, askeri iş birliğini güçlendirmek, sınır kontrollerini sağlamak, silahlı gruplara destek verilmesini önlemek ve eşzamanlı olarak sivillerin korunması ile insani yardımın ulaştırılmasını kolaylaştırmak üzerine bölgesel bir yaklaşım geliştirmesi bekleniyor. İsa, “Zambiya toplantısının başarısı, katılımcı ülkelerin siyasi taahhütlerini somut adımlara ve izleme mekanizmalarına dönüştürebilme kapasitesine bağlı. Bu adımlar, barış sürecini yeniden canlandırabilir ve Doğu Kongo’daki durumun kötüleşmesini önleyebilir” değerlendirmesinde bulundu.

frgt6y7u
Kongolular, 23 Mart Hareketi (M23) ile Kongo ordusu arasındaki çatışmaların ardından köylerini terk ederken eşyalarını taşıyorlar. (Reuters)

Yaklaşık bir hafta önce, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusundaki stratejik Uvira kenti çevresindeki köylerde, Ruanda destekli 23 Mart Hareketi (M23) ile Kinşasa yanlısı güçler arasında şiddetli çatışmalar yaşandı.

Doğu Kongo, doğal kaynaklar açısından zengin ve Ruanda’ya sınır komşusu bir bölge olarak yaklaşık 30 yıldır süregelen silahlı çatışmalara sahne oluyor. Ocak ve Şubat 2025 döneminde şiddet seviyesinde ciddi bir artış yaşandı; M23, Kigali’nin desteğiyle bölgenin başlıca şehirleri Goma ve Bukavu’yu kontrol altına aldı.

M23, Ruanda’nın desteğiyle aralık ayı başında ülkenin doğusundaki Güney Kivu bölgesinde yeni bir saldırı başlattı. Burundi sınır hattı boyunca ilerleyen hareket, 11 Aralık’ta stratejik öneme sahip Uvira’yı ele geçirdi.

Doğu Kongo’daki son ilerleme, aralık başında Washington’da yapılan Ruanda-Kongo anlaşmasının ardından geldi. Bu anlaşma, Haziran ayında Washington’da imzalanan bir dizi çerçeve anlaşma ve 15 Kasım’da Katar’da Kinşasa ile M23 arasında imzalanan Doha Çerçeve Barış Anlaşması’nın bir tamamlayıcısı niteliğindeydi. Söz konusu anlaşmalar, 19 Temmuz’da yapılan önceki bir anlaşmayı da destekliyordu.

Uzmanlara göre, Amerikan girişimleri ve Arap dünyasının çabaları, Doğu Kongo krizinde henüz kalıcı bir değişim sağlayamadı. Bu çabalar, sahadaki derin sorunlar, bölgesel çıkar çatışmaları ve uygulama ile izleme mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle sınırlı kaldı. Uzmanlar, “Bu başarısızlık çözümün imkânsız olduğu anlamına gelmez, ancak dış müdahalelerin çoğunlukla krizi yönetmeye odaklandığını ve yapısal kökenleri çözmekten uzak kaldığını ortaya koyuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Afrika girişimlerinin ise çatışmanın gerçeklerine ve bölgesel bağlantılarına daha yakın olduğunu vurgulayan uzmanlar, bunun komşu ülkelerin silahlı grupları, kabile ve sınır ötesi ekonomik ilişkileri daha iyi tanımasından kaynaklandığını belirtti.

Afrika uzmanı İsa değerlendirmesini şöyle tamamladı: “Afrika çabaları ya kronik tıkanıklığı gerçekçi ve sorumlu bir yaklaşımla değiştirmeyi başaracak, ya da onlarca yıldır krizin özünü değiştirmeyen girişim zincirine yeni bir halka ekleyecek.”


İsrail'in en büyük silahı olarak gösterilen F-35, en büyük sorunu haline gelebilir

İsrail Hava Kuvvetleri pilotlarının mezuniyet töreninde bir F-35 savaş uçağı (Reuters)
İsrail Hava Kuvvetleri pilotlarının mezuniyet töreninde bir F-35 savaş uçağı (Reuters)
TT

İsrail'in en büyük silahı olarak gösterilen F-35, en büyük sorunu haline gelebilir

İsrail Hava Kuvvetleri pilotlarının mezuniyet töreninde bir F-35 savaş uçağı (Reuters)
İsrail Hava Kuvvetleri pilotlarının mezuniyet töreninde bir F-35 savaş uçağı (Reuters)

İsrail'e ezici bir üstünlük sağlayan F-35 hayalet savaş uçağının, gecikmeler ve tereddütler nedeniyle İsrail'in niteliksel üstünlüğünü tehlikeye atarak düşmanlarının dikkatini çekiyor.

Şarku'l Avsat'ın Israel Hayom gazetesinden aktardığı habere göre İsrail Hava Kuvvetleri'nin İran ile savaşta elde ettiği büyük başarı, dünya çapında, özellikle Ortadoğu'daki ülkeler İsrail'in mutlak hava üstünlüğünü görerek aynı yolu izlemeye karar verdiklerinden, beklenmedik bir soruna yol açtı.

Haber şöyle devam etti:

“Bu üstünlüğü taklit etmek imkansız olmasa da oldukça güç, çünkü tek bir faktöre dayanmıyor. Bu mükemmellik, bazıları benzersiz olan gelişmiş sistemlerle donatılmış olağanüstü uçaklar, sofistike komuta ve kontrol sistemleri, ilgili tüm hava ve yer bileşenleri arasındaki entegrasyon ve operatör, İsrail Hava Kuvvetleri ile ABD ve İsrail savunma sanayilerindeki üreticiler arasındaki yakın işbirliğinin bir ürünü.”

sdfrgt
Üç adet F-35 savaş uçağı (AP)

Gazete, İsrail Hava Kuvvetleri'nin bu uçağı sadece gizli görevlerde kullanmadığını, aynı zamanda gücün iki katına çıkmasına ve tüm filonun ilerlemesine de katkıda bulunduğunu bildirdi. Gazeteye göre bu durum, İran hava savunma sistemlerinin daha hızlı ve daha isabetli bir şekilde imha edilmesinde kendini gösterdi. Ayrıca, istihbaratın gerçek zamanlı olarak toplanması ve yayılması, görevlerin önceliklendirilmesi ve dağıtılması, operasyon sürelerinin kısaltılması ve sahadaki herkes, müttefikler ve düşmanlar, hatta kararsızlar tarafından da takdir edilen hava üstünlüğünün elde edilmesini sağladı.

Savaş biter bitmez siparişler yağmaya başladı ve birçok ülke bu uçakları elde etmek için ABD yönetimi ve ABD’li uçak üreticisi Lockheed Martin ile temasa geçti. Bu ülkelerin bazıları zaten bekleme listesindeydi ve özellikle Almanya, Romanya, Yunanistan, Finlandiya, Çek Cumhuriyeti ve İsviçre gibi Avrupa ülkeleri teslimatların hızlandırılmasını talep ettiler.

Bu ülkeler gerekli fonları ayırdıktan sonra üretim listesine gireceklerini ve bunun İsrail'i mutlaka geciktireceğini belirtti. İsrail Hava Kuvvetleri şu anda 45 adet F-35 uçağı işletiyor ve önümüzdeki aylarda beş adet daha teslim alması bekleniyor, böylece ilk iki filosunu tamamlayacak.

Daha önce kararlaştırıldığı üzere, üçüncü filonun teslimatlarının 2028'de başlaması ve 2030'ların başlarında sona ermesi planlanıyor.

Bu noktada, Hava Kuvvetleri 75 adet F-35 uçağı kullanacak. Ancak, İsrail ordusu içinde, gerekli üstünlüğü sağlamak için yeterli hava gücünü korumak amacıyla 100 uçaklık dördüncü bir filoya acil ihtiyaç olduğu konuşuluyor. İsrail’in ek bir filo elde etmek için üretim ve teslimat listesinde yerini alması gerekiyor, ancak bu konuda yavaş davranıyor. Ayrıca, ABD ile İsrail arasındaki mevcut güvenlik yardım anlaşmasının 2028 sonunda sona erecek olması nedeniyle, ek filonun hangi bütçeden finanse edileceği de belirsizliğini koruyor.

İsrail ordusu, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında yapılan ve önümüzdeki on yıl için yeni bir yardım anlaşmasına yol açması beklenen zirvenin ardından bu konuda ilerleme kaydetmeyi umuyordu.

İsrail için riskler çok büyük. Eğer böyle bir anlaşma olmazsa, her uçak için yaklaşık 40 milyar dolarlık bir maliyetle şekel cinsinden ödeme yapmak zorunda kalacak.

fgthyju
İsrail'in sahip olduğu uçaklara benzer bir F-35 savaş uçağı (Reuters)

Bu devasa anlaşmalar ek faydalar da sağlıyor. F-35 programı kapsamında 6,5 milyar dolarlık bir endüstriyel iş birliği var.

Bu anlaşma kapsamında, Israel Aerospace Industries uçağın kanatlarını üretirken, Elbit Systems pilotların kasklarını üretiyor.

İsrail Hava Kuvvetleri'nin F-35 uçaklarının üçüncü filosunun yanı sıra tek bir filo halinde satın almayı planladığı F-15A uçaklarını üreten Boeing ile de benzer bir anlaşması bulunuyor. Burada da İsrail, henüz faaliyete geçmemiş olan ek bir filo satın alma seçeneğine sahip.

Israel Hayom gazetesi, İsrail'in bölgedeki diğer ülkelerin gelişmiş uçakları ve en son teknolojileri satın almasını sonsuza kadar engelleyemeyeceğini anlaması gerektiğini vurguladı.

Buna, F-35 projesinin kurucu üyeleri arasında yer alan, ancak daha sonra projeden çıkarılan ve şu anda Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki dostane ilişkiler çerçevesinde projeye yeniden katılmak isteyen Türkiye de dahil. Bu olasılık İsrail için ciddi endişe kaynağı oluşturuyor. Çözüm için Türkiye'nin askeri kapasitesinin güçlendirilmesini geciktirmekle kalmayıp, İsrail'in sadece gelişmiş uçakların değil, ek saldırı helikopterlerinin de tedarikini hızlandırmaya yönelik çabalarının da olması gerekiyor.


Kuzey Kore liderinin kız kardeşinden Seul'e ‘dron olaylarını’ soruşturma çağrısı

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'un kız kardeşi Kim Yo Jong (AP)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'un kız kardeşi Kim Yo Jong (AP)
TT

Kuzey Kore liderinin kız kardeşinden Seul'e ‘dron olaylarını’ soruşturma çağrısı

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'un kız kardeşi Kim Yo Jong (AP)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'un kız kardeşi Kim Yo Jong (AP)

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'un kız kardeşi Kim Yo Jong, resmi Kore Merkez Haber Ajansı KONA’nın yayınladığı açıklamasında, Güney Kore'yi son dron olaylarını araştırarak ayrıntılı açıklamalar elde etmeye çağırdı.

Kim, Seul'un provokasyon yapma niyetinde olmadığını açıklayan resmi tutumunu takdir ettiğini belirterek, herhangi bir provokasyonun ‘korkunç’ sonuçlara yol açacağı uyarısında bulundu.

Kuzey Kore ordusu dün, geçtiğimiz eylül ayında yaşanan bir başka ihlalin ardından bu ayın başlarında Güney Kore'den Kuzey Kore'ye dronların uçtuğunu açıkladı. Güney Kore ise ordunun bu olayla ilgisi olmadığını belirterek yanıt verdi.

Güney Kore ayrıca, dronların bir sivil tarafından uçurulma olasılığını kapsamlı bir şekilde araştıracağını belirterek, provokasyon niyetinin olmadığı açıklamasını yineledi.

Kim açıklamasında, “Güney Kore Cumhuriyeti'nden gelen dronların ülkemizin hava sahasını ihlal ettiği oldukça açık” ifadelerini kullandı.

Kim ayrıca “Faillerin kimliği ve bu eylemin sivil bir kuruluş veya bir birey tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ne olursa olsun, ulusal güvenlikten sorumlu makamlar bu konudaki sorumluluklarından asla kaçamazlar” diye ekledi.