Tunus güvenlik güçleri halkın güvenini kaybediyor. Oluşan tablo Nahda öncesi yılları hatırlatıyor

Hükümet, geçtiğimiz aylarda meydana gelen ihlal ve saldırıların genişlemesiyle kendisine destek veren partiler üzerinde siyasi bir yük haline geldi

Güvenlik güçlerinin son uygulamaları, 2011 sonunda Nahda hareketinin iktidara gelmesindeki Tunus'un yaşadığı anıları canlandırdı (AFP)
Güvenlik güçlerinin son uygulamaları, 2011 sonunda Nahda hareketinin iktidara gelmesindeki Tunus'un yaşadığı anıları canlandırdı (AFP)
TT

Tunus güvenlik güçleri halkın güvenini kaybediyor. Oluşan tablo Nahda öncesi yılları hatırlatıyor

Güvenlik güçlerinin son uygulamaları, 2011 sonunda Nahda hareketinin iktidara gelmesindeki Tunus'un yaşadığı anıları canlandırdı (AFP)
Güvenlik güçlerinin son uygulamaları, 2011 sonunda Nahda hareketinin iktidara gelmesindeki Tunus'un yaşadığı anıları canlandırdı (AFP)

Basil Tercüman
Tunus'ta son günlerde meydana gelen olaylardan en sonuncusu, çevik kuvvet polisinin reşit olmayan bir çocuğu sürükleyerek kıyafetlerini çıkararak, alkol ve uyuşturucu kullanımı suçları işlediğini iddia etmesiydi. Sivillere yönelik ve birçoğunun ölümüne neden olan sık sık saldırı vakaları ve onlara karşı ciddi ihlallerin kaydedildiği Tunus'ta güvenlik görevlileri ve vatandaşlar arasındaki ilişkinin doğası hakkında şüpheler uyandırıyor.

Güven sorunu
Tunus'un yoksul bir banliyösü olan Sidi Hüseyin mahallesinde yaşanan son olay, İçişleri Bakanlığı'nın gerçeği görmezden gelen açıklamalarıyla şiddetlenen ve güçlü bir şekilde yeniden ortaya çıkan ve son birkaç ayda endişe verici bir bozulmayla, güvenlik birimleri ile ilgili geçmişten gelen kötü imajdan dolayı derinleşen bir halk öfkesi dalgasını ateşledi.
Latifa Hüsnü güç kullanımının hükümete ve onun Nahda Hareketi liderliğindeki siyasi yapıya olan güven krizinin bir sonucu olarak geldiğini ve bunun da siyasilerin sokaktaki popülaritesinin azalmasına neden olarak şiddetli ve gergin bir halk yarattığını, böylece sokağın, siyasi kriz ve iktidar sisteminin başarısızlığı nedeniyle Tunus'un ekonomik ve sosyal çöküş düzeyinde yaşadığı gerçek krizleri unuttuğunu söylüyor.
Hüsnü, bugün gençlerin çok öfkeli olduklarını ve susmayacaklarını ancak örgütlü olmadıklarını, mevcut siyasi sisteme güvenmediklerini, bunun önümüzdeki günlerde krizi ve çatışmayı daha da büyüteceğini kaydetti. Ayrıca içinde bulunulan durumun, herkese 2011'den sonra Nahda’nın yönetim yıllarını ve Tunus'un benzer şiddet olaylarına tanık olduğunu hatırlattığını söyledi.

Tarih tekerrür ediyor
Güvenlik güçlerinin uygulamaları, 2011 sonunda Nahda hareketinin iktidara gelmesinden sonra Tunus'un yaşadığı anıları canlandırdı. Ülke o dönem itibariyle birtakım saldırılara ve insan hakları ihlallerine tanık oldu. Bunların sonuncusu gazeteci Vefa Dias’nin ifadesine göre 2013 yılında muhaliflerden Şükri Belid ve Muhammed el-Brahimi’ye kadar uzandı. “Bunlar, 2011 seçimlerinden çıkan bir rejimin polis şiddetini kullanarak topluma diz çöktürmek ve Nahda hareketinin siyasi ideolojisini topluma zorla kabul ettirme girişimleridir. Bu kapsamda olmak üzere 2012 yılında Tunus kentlerinde sivillere yönelik meydana gelen şiddet olaylarının yanısıra ordu ve güvenlik kurumları mensuplarına karşı Nahda hareketinin bilgisi dahilinde “Ensar el-Şeria örgütün” eliyle şiddet ve terör eylemleri gerçekleştirildi” diyor.
Dias, benzeri uygulamaların bugün de tekrarlandığını, güvenlik birimleri tarafından daha önce görülmemiş bir şekilde göstericilere ve sivillere karşı şiddet uygulanırken yargı kurumlarına veya medya kuruluşlarına karşı sınırı aşanlara, yargı bünyesinde yer alan cumhuriyet savcılığı karargahına baskın düzenleyen ve yolsuzluk soruşturmasını özellikle de “Tunus’in Kalbi Partisi” başkanı ve Nahda hareketinin iktidar ortağı Nebil Karvi Şerik hakkında soruşturma yürüten yargı mensuplarını tehdit eden milletvekillerine kanunun uygulanmasında görmezden gelmekte, konuyu kapatmaktadırlar.
Dias, bir belediye çalışanı tarafından özel bir radyoya gerçekleştirilen saldırı ile ilgili olarak “Belediye başkanı radyonun kendisine hakaret ettiğini söylemesi, kendi yandaşlarının özellikle siyasi kuşak partilerinden Nahda hareketinin yaptıkları karşısında hükümetin ne derece sessiz kaldığını göstermektedir. Güvenlik güçlerinin radyo istasyonunu korumak için neden hareket etmediğin, saldırganları durdurmadığını veya konuyla ilgili soruşturma açmadığını merak ediyorum? Zira tüm olaylar karşısındaki sessizlik saldırganları cesaretlendiriyor ve onların cezadan kurtulmalarını sağlıyor” dedi.

Nahda yaşananları kınadı
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Reşit olmayan çocuğun sürüklenmesi olayı, hükümeti destekleyen siyasi partileri bu eylemin sorumluluğunu üslenmekten uzaklaşmaya zorladı. Nahda Hareketi Yürütme Ofisi operasyonu kınadı ve bu Haziran ayının onuncu günü yaptığı açıklamada, “Değerlerimizi, ahlakımızı ve Cumhuriyetin güvenliğinin değerlerini tamamen ihlal eden Sidi Hüseyin'de meydana gelen menfur olay hakkında ciddi bir soruşturma açılması, sorumlulukların belirlenmesi ve bu olaya karıştığı kanıtlanan herkesin hesap vermesi çağrısında bulunuyoruz.”
Nahda'nın Şura Konseyi başkanı Abdulkerim Haruni ise, "Hareket demokratik olarak doğdu ve demokratik kalacak. Tunus'un demokrasi kalesi olmaya devam edecek. Sivil ya da gayri resmi tiranlığın geri dönüşüne hiçbir şekilde izin verilmeyecek. Bu Nahda’nın görevidir ve bu onun önceliğidir" dedi.
Nahda’nın despotizme karşı bir baraj olarak kalacağını ve kesinlikle bundan dönüşe izin vermeyeceğini sözlerine ekledi.

Hükümetin ikilemi
Hükümetin olumsuz performansı ve birçok düzeydeki başarısızlığı ve son aylarda meydana gelen ihlal ve saldırıların genişlemesiyle, kendilerini destekleyen partiler üzerinde siyasi bir yük haline geldiğini düşünen bazı gözlemcilere göre görevi bırakması için yapılan çağrılar acil bir gereklilik haline geldi. Bu durum çok sayıda etkili dernek ve sivil toplum kuruluşu tarafından imzalanan açıklama ile yaygın bir halk öfkesine yol açtı. Başbakan, yaşananlardan güvenlik teşkilatını sorumlu tutarken, vatandaşların mağdur olduğu saldırıları hatırlatarak, faillerin cezalandırılmasını talep etti.

Güvenlik güçleri ile çatışmalar devam ediyor
Ahmed bin Munsıf bin Ammar adlı gencin güvenlik görevlileri tarafından tutuklanmasının ardından öldürülmesi, reşit olmayan bir çocuğun kıyafetlerinin çıkarılması, sürüklenmesi ve halka açık yollarda darp edilmesinin üzerinden altı gün geçtikten sonra dahi Tunus’un Başkentindeki Sidi Hüseyin'de güvenlik güçlerinin bulunduğu mahallelerde gece çatışmaları devam ediyor. Siyasi analist Nabil Belfakih'in söylediğine göre bu mahallelerdeki öfkeli gençlerle diyalog kurulmasına yönelik herhangi bir girişimin olmaksızın, güvenlik çözümlerinde ısrar edilmesi, diyalog kurmada ve dayanışmada başarısız olan tüm siyasi partilerin olay yerinden çekilmesi, durumu kontrol etmeye ve sükuneti sağlamaya çalışmak için büyük güçleri harekete geçirmeye sürükledi.
Balfakih, terörle mücadelede uyum ve yakınlaşmaya tanık olunan yıllardan ardından vatandaşlar ve güvenlik güçleri arasındaki ilişkilerin olumsuz ve şiddetli bir şekilde eski haline dönmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirerek ve 5 yıl önce DEAŞ’ın Ben Guardane şehrine düzenlediği saldırı sonrasında vatandaşların teröriste karşı güvenlik görevlilerinin yanında nasıl durduklarını hatırlatarak “Aralarındaki ilişkinin doğasını değiştirmede bir dönüm noktası olan bu imaj ortadan kalkmış ve yerini yeni cumhuriyet sisteminin anayasasına ve değerlerine saygı temelinde değiştirmeye çalışan bir imaja bırakmıştır” dedi.



Irak, 350 bin Suriyeli mülteciyi kabul ettiği haberlerini reddediyor

Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
TT

Irak, 350 bin Suriyeli mülteciyi kabul ettiği haberlerini reddediyor

Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi

Irak İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Irak'ın Suriyeli mültecilere sınırlarını açtığı ve 350 bin mülteciyi kabul edeceği yönündeki haberleri yalanladı.

Irak İçişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, "Bu haberleri kesinlikle yalanlıyoruz, ancak bilgi aktarımında doğruluğa ve haberlerin yalnızca resmi kaynaklardan alınmasına, kötü niyetli söylentilerden kaçınılması gerektiğini uyarıyoruz" denildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'dan aktardığına göre bakanlık açıklamasında ayrıca, "blog yazarlarının yanlış bilgi yaymaktan kaçınmaları ve yetkili kurumların resmi web sitelerini takip etmenin önemini" vurguladı.


Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
TT

Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)

Irak’ta Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki’nin üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturma ihtimali, artan Amerikan baskısı ve Koordinasyon Çerçevesi içindeki derinleşen bölünmeler nedeniyle giderek zayıflıyor. Buna karşılık Kürt tarafı, cumhurbaşkanlığı makamının akıbetinin, bir sonraki başbakanın ismi netleşmeden karara bağlanamayacağı görüşünde.

Koordinasyon Çerçevesi’nden üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nuri el-Maliki’nin üçüncü dönem şansı ciddi biçimde geriliyor” dedi. Kaynağa göre Maliki’nin adaylıkta ısrarı, “fiilen yeniden başbakan olmak istemesinden ziyade, Muhammed Şiya es-Sudani’nin bu makama gelmesini engelleme” amacını taşıyor.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, Sudani’nin daha önce Maliki lehine geri adım attığını, bunun karşılığında ise Maliki’nin hükümet kuramaması hâlinde kendisini destekleyeceği yönünde bir taahhütte bulunduğunu, Maliki’nin bugün bu durumu siyasi bir koz olarak kullanmaya çalıştığını belirtti. Kaynak, Kanun Devleti Koalisyonu liderinin, kazanamasa bile “alternatif adayın belirlenmesinde etkili bir söz sahibi olmak” istediğini vurguladı.

cfgthy
Bağdat’ta ABD Büyükelçiliği yakınında Maliki’ye destek amacıyla düzenlenen gösteride, Maliki taraftarları (DPA)

Aynı kaynak, Maliki’nin adaylığına karşı olduğu yönündeki Amerikan mesajlarının, resmi adaylık açıklamasından önce bile Koordinasyon Çerçevesi içindeki herkes tarafından bilindiğini ifade etti.

Maliki, televizyon röportajında, Sudani’nin destek karşılığında kendisinden herhangi bir güvence talep etmediğini savunarak, başbakanlıktan çekilme kararının Sudani’ye ait olduğunu ve bunun kendisini şaşırttığını söyledi.

Koordinasyon Çerçevesi’nin Kürdistan çıkarması

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak, Muhammed Şiya es-Sudani başkanlığında ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ile El-Esas İttifakı Başkanı Muhsin el-Mandalavi’nin de yer aldığı Koordinasyon Çerçevesi heyetinin Erbil ve Süleymaniye’ye yaptığı ziyaret, cumhurbaşkanlığı dosyasında Kürt tutumunu yumuşatmayı başaramadı.

Siyasi kaynaklara göre heyet, cumhurbaşkanlığıyla ilgili tek bir krizi çözmek için gitti, ancak Kürt bakış açısıyla birbirine bağlı iki krizle — cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık — geri döndü. Kürtler , “Şii siyasi liderliğin başbakanlık makamını fiilen belirlediği” kanaatine varmış durumda.

Kaynaklar, Erbil ve Süleymaniye’de Kürt tarafının tek bir tutum ortaya koyduğunu; bunun da, özellikle ABD baskısının arttığı bir ortamda, başbakanın ismi netleşmeden cumhurbaşkanlığı meselesinin karara bağlanamayacağı yönünde olduğunu aktardı. Bu baskılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Maliki’nin başbakan olarak atanmasının sonuçlarına dair uyarı içeren paylaşımının ardından daha da belirginleşti.

Kürt partiler, ABD ile doğrudan bir cepheleşmenin ön safında yer almaktan endişe ediyor. Bu kaygılar, yeni ABD özel temsilcisinin Bağdat’ı ziyaret ederek geçici hükümet başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşmesi ve Trump’ın paylaşımından bir gün sonra Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile telefon görüşmesi yapmasıyla daha da arttı.

İki günlük süre ve Kürt belirsizliği

Heyetin Bağdat’a dönüşünün ardından Koordinasyon Çerçevesi, Kürtlere cumhurbaşkanı adayları konusunda tutumlarını netleştirmeleri için iki günlük ek süre tanıma kararı aldı. Aksi hâlde “parlamenter çoğunluk” seçeneğine gidilebileceği, bunun da Kürt partilerden birinin bu makamı kaybetmesine yol açabileceği belirtiliyor.

Buna karşılık Kürt siyasi ve medya söylemi giderek daha muğlak bir hâl aldı. Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği, cumhurbaşkanlığı makamının “sabit bir Kürt hakkı” olduğu görüşünde ısrar ediyor.

Irak Meclisi İkinci Başkan Yardımcısı ve Kürdistan Demokrat Partisi yöneticilerinden Ferhad Etruşi, partisinde cumhurbaşkanlığı konusunda herhangi bir görüş ayrılığı olduğu iddialarını reddederek, medyada yer alan haberleri “gerçeklikten uzak” olarak niteledi. Etruşi, Kürdistan liderliği ve Mesud Barzani’den çıkacak her karara bağlı kalacaklarını ve bunun kamu yararına hizmet edeceğini vurguladı.

Maliki, Koordinasyon Çerçevesi’ni zorluyor

Siyasi kulislerde, Maliki’nin son televizyon açıklamalarının Koordinasyon Çerçevesi içinde dengeleri yeniden sarstığı ve “çelişkili ve dağınık” bir tablo yarattığı belirtiliyor. Bazı çerçeve bileşenleri Trump’ın paylaşımını küçümsemeye ve bunun “satın alınmış” ya da “Irak içinden yazılmış” olabileceğini öne sürmeye çalışsa da, çerçeve içindeki kaynaklara göre asıl zarar, dış baskılardan ziyade Maliki’nin kendi açıklamalarından kaynaklandı.

sdfvgthy
Nuri el-Maliki (Reuters)

Dikkat çekici bir gelişme olarak Bloomberg, Washington’un Maliki’nin başbakan olması hâlinde, İran’a yakınlığı gerekçesiyle Irak’ın petrol ihracat gelirlerine erişimini kısıtlayabileceği uyarısını Iraklı yetkililere ilettiğini bildirdi. Bu uyarının, geçen hafta Türkiye’de Irak Merkez Bankası Başkanı Ali el-Allak ile üst düzey Amerikalı yetkililer arasında yapılan bir toplantıda iletildiği, bunun Trump’ın “Iraklı siyasetçiler Maliki’yi seçemez” ifadeleriyle eş zamanlı olduğu aktarıldı.

Buna karşılık İran’a yakın kaynaklar, Tahran’ın Irak’taki müttefiklerine Trump’ın baskılarına direnme çağrısı yaptığını, İran lideri Ali Hamaney’in geçen ay Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’yi Bağdat’a Maliki’nin adaylığı dolayısıyla bir tebrik mesajıyla gönderdiğini ve bunun Washington’da rahatsızlık yarattığını belirtti.

“Şartlı olarak çekilmeye hazırım”

Maliki ise televizyon röportajında, Koordinasyon Çerçevesi’nin çoğunluğunun talep etmesi hâlinde adaylıktan çekilmeye hazır olduğunu söyledi ve adaylığının Irak’a Amerikan yaptırımları getireceği iddiasını reddetti. Adaylığın “tamamen Irak’a ait bir mesele” olduğunu savunan Maliki, ABD Başkanı’nın iç ve dış aktörler tarafından “yanıltıldığını” ileri sürdü; söz konusu paylaşımın “muhtemelen Irak içinden yazıldığını” iddia etti.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, Irak’ta başbakanlık mücadelesinin, dış baskılar ile iç hesapların kesiştiği bir zeminde daha da karmaşık hâle gelmesi bekleniyor. Özellikle Şii siyasi blok içindeki uzlaşma ihtimalinin zayıflaması, süreci daha da belirsiz kılıyor.


İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Refah sınır kapısından geçiş yapacak hastalar ve yaralılar için yapılan geçiş düzenlemeleri iptal edildi

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze: “Al-Sharq Al-Awsat”

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.