Biden-Putin zirvesinin gündemi mayın tarlası gibi

İki lider, nükleer savaşı önlemeyi amaçlayan ‘ortak bir bildiri’ yayınlanmasını kabul ettiler

Biden ve Putin dün zirve öncesi Cenevre'de bir araya geldiklerinde (EPA)
Biden ve Putin dün zirve öncesi Cenevre'de bir araya geldiklerinde (EPA)
TT

Biden-Putin zirvesinin gündemi mayın tarlası gibi

Biden ve Putin dün zirve öncesi Cenevre'de bir araya geldiklerinde (EPA)
Biden ve Putin dün zirve öncesi Cenevre'de bir araya geldiklerinde (EPA)

ABD Başkanı Joe Biden, Çarşamba günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmeleri ‘olumlu’ olarak nitelendirse de, Rus mevkidaşını Washington'ın ABD seçimlerine herhangi bir müdahaleye müsamaha göstermeyeceği konusunda uyardı. Cenevre'deki ikili zirvenin ardından düzenlediği basın toplantısında, tüm toplantının gidişatını ‘iyi ve olumlu’ olarak değerlendiren Biden, “Demokratik egemenliğimizi ihlal etmeye veya demokratik seçimlerimizi istikrarsızlaştırmaya yönelik herhangi bir girişime göz yummayacağımızı ve böyle bir şeyin olması halinde karşılık vereceğimizi açıkça belirttim” ifadelerini kullandı.
ABD’li ve Rus liderler, son yıllarda en yüksek seviyesine ulaşan gerilimi azaltmak amacıyla yaklaşık iki buçuk saat süren bir görüşme gerçekleştirdiler. İki lider, silahlanmanın sınırlandırılması ve son yıllarda kopan diplomatik bağların yeniden kurulması amacıyla yeni bir müzakere turu üzerinde anlaşmaya çalışırken Rus ve ABD'li yetkililer, zirvenin sonucuna ilişkin beklentilerini düşük tuttular. Görüşme sırasında Biden, Putin’e, “Bence yüz yüze görüşmek, ortak çıkarlarımızı tespit etmeye çalışmak, iş birliği yapmak ve bunu yapmasak da öngörülebilir ve akılcı bir yol inşa etmek her zaman en iyisidir” dedi.
Zirveyi yakından takip eden kaynaklara göre ABD Başkanı, şuan Moskova hapishanelerinde bulunan ABD’li eski deniz piyadelerinin tutukluluğu konusunu Rusya Devlet Başkanı ile görüşmesinde gündeme getirdi. Rus lider de bu hafta Rusya'nın ABD hapishanelerinde tutulan vatandaşları için bir takası anlaşmasına varılmasını düşünmeye istekli olabileceğini söyledi.
Cenevre, ABD-Rusya zirvesine ilk olarak 1955 yılında ev sahipliği yaptı. Dönemin ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower, Büyük Dörtlü (İkinci Dünya Savaşı'nın galibi olan dört ülke; ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa) toplantısının oturum aralarında Sovyet mevkidaşı Nikita Kruşçev ile bir araya geldi. Bu görüşmeden tam 30 yıl sonra, Cenevre'de Ronald Reagan ve Mihail Gorbaçov arasında, daha sonra Soğuk Savaş'ın sona ermesine yol açacak olan yumuşamanın başlangıcı sayılan ikinci ABD-Rusya zirvesi gerçekleşti. Bugün Çin hükümetine ait olan Su Çiçeği Sarayı'nda yapılan bu tarihi zirve, üç gün sürdü.
Dün ABD Başkanı Joe Biden ile Rus mevkidaşı Vladimir Putin arasında, 1864 yılında uluslararası hukukun temel taşını oluşturan ilk Cenevre Sözleşmesi'nin imzalandığı konferansa ev sahipliği yapan sarayda gerçekleştirilen ve sadece dört saat süren zirvede ise iki taraf, bu süre zarfında mayın tarlasını andıran bir gündemle uğraştı. Zirve, Washington'ın, daha önce Donald Trump ve Barack Obama ile olan görüşmelerindeki gibi, Putin’in kurabileceği herhangi bir tuzaktan kaçınılması için yaptığı talep üzerine iki liderin ayrı ayrı gerçekleştirdikleri basın toplantılarıyla sona erdi.
Zirve, Putin ve Biden’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un bir araya geldiği ilk ikili görüşmeyle başladı, ardından iki tarafın heyetlerinin katıldığı genişletilmiş bir toplantı olarak devam etti.  İki taraf, Washington ile Moskova arasında onlarca yıldır nedeni tam olarak bilinmeyen bir gerilimin yaşandığı ilişkiler hakkında konuşmak için gerekli hale gelen ‘kırmızı çizgileri’ aşmaya karşı uzun bir suçlama, talep ve uyarı listesi sundu. Biden'ın Cenevre'ye gelmeden önce “Putin, Putin'dir ve onun değişmesini beklemiyorum” açıklamasında olduğu gibi iki taraf da yoğun görüşmelerden bir şey çıkmasını pek beklemiyordu.
Geçtiğimiz Salı günü Brüksel'de yapılan ABD-Avrupa görüşmelerine eşlik eden üst düzey bir diplomatik kaynak şunları söyledi:
“Washington, Avrupa Birliği (AB) ve NATO'daki müttefiklerine Cenevre zirvesinin Moskova'nın düşmanca davranışlarını ve aşırılıklarını meşrulaştırmak için bir fırsat olmayacağına ve Rusya Devlet Başkanı’nın ‘kırmızı çizgileri’ geçtiğinde kendisini ne gibi sonuçların beklediğini Biden'dan duyacağına dair güvence verdi.”
ABD Başkanı'nın Brüksel'den müttefikleri adına konuşma yapması için geniş bir yetki aldığını da sözlerine ekleyen kaynak, “Biden, Avrupalı ​​liderlere, zirvede öncelikleri arasında yer alan; Moskova ile iş birliği ve diyalog kanallarını kapatmama niyetini de dile getirdi” dedi.
Washington'ın, stratejik tesislere yönelik siber saldırılardan ve ABD başkanlık seçimlerine müdahaleden bölgesel nüfuzu genişletmek için güç kullanımına kadar zirveye taşıdığı hassas dosyalara rağmen,  ABD'nin gözü, Moskova ve Pekin arasında yavaş yavaş oluşan ittifaktaydı. En büyük çıkarı, daha güçlü düşmanına karşı elini daha zayıf düşmanına uzatmaya devam ediyor olmasıydı. Bu nedenle, ülkesi sürekli olarak birçok ülkenin içişlerine karışmanın yanı sıra siber saldırılar ve insan hakları ihlalleri yapmakla suçlanan ve ABD ile AB tarafından ekonomik yaptırımlar uygulanan Putin için sadece zirvenin gerçekleşmesi bile bir başarıydı. Kremlin’in lideri ayrıca, Çin'in yıllardır ABD dış politikasına musallat olan bir saplantı haline geldiğinin ve eğer ABD kendisini son zamanlarda stratejik bir tehdit düzeyine yükselttiği Çin'in yükselişini sınırlamaya adamak istiyorsa Moskova ile gerilimi sürdürmenin Washington'ın çıkarına olmadığının da farkında.
Zirvenin sonunda ilk basın toplantısını düzenleyen Putin, görev yerlerinde bulunmayan Rusya’nın Washington ve ABD’nin Moskova büyükelçilerinin yakında görev yerlerine dönmesinin kararlaştırıldığını ve iki tarafın siber güvenlik alanında koordinasyon konusunda anlaştığını açıkladı. Rus lider, tüm tarafların bu alanda üzerine düşeni yapması gerektiğini söyledi. Rus haber ajansı Interfax’ın haberine göre Kremlin, iki liderin görüşmelerinin ardından yaptığı açıklama, Putin ve Biden’ın, Çarşamba günü Cenevre'de nükleer bir savaşı önlemeyi amaçlayan stratejik nükleer istikrar konusunda ortak bir bildirge yayınlamayı kabul ettiklerini bildirdi.
Rus lider, görüşmeleri olumlu ve yapıcı olarak nitelendirdikten ve iki lider arasında doğrudan diyalog için önemli bir kanal açtığını belirttikten sonra, Ukrayna’nın NATO'ya katılımı konusunda hiçbir şeyin tartışmaya gerek olmadığını söyledi. Putin, Rusya'nın ana muhalefet lideri Aleksey Navalni ile ilgili olarak da Navalni’nin yasaları kasıtlı olarak defalarca kez ihlal ettiğini, bu konunun ‘insan hakları konusunda kimseden ders almayan’ Rusya ile tartışmaya yer olmadığını vurguladı.
Rusya'da ifade özgürlüğünün baskı altına alınmasıyla ilgili bir soruya verdiği yanıtta ABD’deki siyahilerin ve diğer azınlıkların başına gelenleri ve bu yılın başlarında ABD Kongre Binası’na (Capitol) yapılan saldırı sırasında olanları hatırlatan Putin, “Orada olanlara sempati duyuyoruz, ancak başkalarının işlerine karışmak istemiyoruz” dedi. Putin son olarak Biden’ın kendisini Beyaz Saray’a davet edip etmediğine ilişkin bir soruyu, “Hayır; Biden beni Beyaz Saray'a davet etmedi. Böyle bir görüşme için uygun koşullar olmalı” diye yanıtladı.



Rubio: İran’la yapılacak her görüşmede füze programı da yer almalı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bugün (Çarşamba) Washington’da düzenlenen Kritik Mineraller Bakanlar Toplantısı kapsamında bir basın toplantısı düzenledi. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bugün (Çarşamba) Washington’da düzenlenen Kritik Mineraller Bakanlar Toplantısı kapsamında bir basın toplantısı düzenledi. (Reuters)
TT

Rubio: İran’la yapılacak her görüşmede füze programı da yer almalı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bugün (Çarşamba) Washington’da düzenlenen Kritik Mineraller Bakanlar Toplantısı kapsamında bir basın toplantısı düzenledi. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bugün (Çarşamba) Washington’da düzenlenen Kritik Mineraller Bakanlar Toplantısı kapsamında bir basın toplantısı düzenledi. (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un İran’la temas kurmaya hazır olduğunu belirtirken, olası görüşmelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı kalmayacağını, İran’ın füze programının da masada yer alması gerektiğini vurguladı. Açıklama, Başkan Donald Trump’ın Pekin’e Tahran’a yönelik baskıyı artırma çağrılarıyla eş zamanlı yapıldı.

Rubio, Washington’da gazetecilere, “İranlılar görüşmek isterse biz hazırız” dedi; ancak İran resmi medyasında yer alan ve görüşmelerin cuma günü Umman’da yapılacağı yönündeki haberleri doğrulamadı.

ABD Başkanı Donald Trump da çarşamba günü, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yaptığı ve “kapsamlı” olarak nitelendirilen telefon görüşmesinde İran’daki durumu ele aldıklarını söyledi. Bu temas, ABD yönetiminin Pekin ve diğer ülkelere Tahran’ı izole etme yönündeki baskılarını artırdığı bir süreçte gerçekleşti.

Askerî seçenekleri de içeren olasılıkları değerlendirmeyi sürdüren Trump, geçen ay sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşımda, İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelerden ABD’ye yapılan ithalata yüzde 25 gümrük vergisi uygulanacağını duyurduğunu hatırlattı.

İran’ın nükleer programını dizginlemeyi amaçlayan yıllara yayılan yaptırımlar, ülkenin uluslararası alanda büyük ölçüde tecrit edilmesine yol açtı. Buna karşın, Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre Tahran 2024 yılında 125 milyar dolar tutarında uluslararası ticaret gerçekleştirdi. Bu rakamın 32 milyar doları Çin, 28 milyar doları Birleşik Arap Emirlikleri ve 17 milyar doları Türkiye ile yapılan ticaretten oluştu.


Çin’in Yıldız Savaşları’ndan fırlamış süper silahı: Luanniao ne kadar gerçekçi?

Uzmanlara göre uzay yarışında Avrupa'yı çoktan geride bırakan Çin, ABD'nin ardından ikinci sırada (CCTV)
Uzmanlara göre uzay yarışında Avrupa'yı çoktan geride bırakan Çin, ABD'nin ardından ikinci sırada (CCTV)
TT

Çin’in Yıldız Savaşları’ndan fırlamış süper silahı: Luanniao ne kadar gerçekçi?

Uzmanlara göre uzay yarışında Avrupa'yı çoktan geride bırakan Çin, ABD'nin ardından ikinci sırada (CCTV)
Uzmanlara göre uzay yarışında Avrupa'yı çoktan geride bırakan Çin, ABD'nin ardından ikinci sırada (CCTV)

Çin, bilimkurgu filminden fırlamış gibi duran bir süper silah üzerinde çalışıyor.  

Pekin yönetiminin geçen ayın başlarında yeni görüntülerini yayımladığı Luanniao savaş gemisi, Çin ordusunun uzay ve hava savunma sistemi Nantianmen'in en önemli parçasını oluşturuyor. 

Çin'in kamu yayıncısı Çin Merkez Televizyonu'ndaki (CCTV) askeri teknoloji programı "Lijian'ın" paylaştığı özelliklere göre uçan gemi, 242 metre uzunluğa ve 684 metre kanat genişliğine sahip olacak.

Luanniao'nun ayrıca Xuan Nu adlı inansız saldırı jetlerinden 88 adet taşıyabileceği ileri sürülüyor.

Yapımının 20 ila 30 yıla kadar tamamlanması öngörülen uçan geminin kalkışta 120 bin ton ağırlığı sırtlayabileceği savunuluyor. 

Dünyanın en büyük savaş gemisi olan Amerikan donanmasına ait USS Gerald R. Ford ise 337 metre uzunluğunda ve 78 metre genişliğinde. Mürettebat ve yakıt dahil ağırlığı da 100 bin ton civarı. 

Geminin Yıldız Savaşları serisindeki uzay araçlarına benzetildiği Telegraph'ın analizinde, Luanniao'nun özellikle Tayvan ve Güney Çin Denizi üzerinde Pekin yönetimine büyük avantaj sağlayabileceğine dikkat çekiliyor. 

Avustralya'daki Griffith Üniversitesi'ne bağlı Griffith Asya Enstitüsü'nden Peter Layton, uzay gemisinin karadan havaya füzeleri ve diğer savaş uçaklarını aşarak uçabileceğini belirtiyor: 

Bu gemi genel olarak hava koşullarının etkisinden uzak olduğu gibi çoğu savunma sisteminin menzilinin de dışında kalacak.

Luanniao'nun konsepti yaklaşık 10 yıl önce tanıtılmış ancak birçok uzman tarafından gerçekçilikten uzak bir askeri propaganda olarak görülmüştü. 

Böyle bir uçağın atmosferin üst katmanlarına kadar çıkıp yüzeye füze fırlatması için gerekli teknoloji şimdilik mevcut değil. Layton, Çin'in Luanniao'yu bir uydu gibi yörüngeye fırlatabileceğini ancak uçağın bu sefer de uzay enkazına çarpabileceğini söylüyor. 

Çin'in Luanniao'yu yörüngeye fırlatmak için yeniden kullanılabilir bir rokete de ihtiyacı olacak. Pekin, Elon Musk'ın SpaceX'inin geliştirdiği yeniden kullanılabilir roketlerden ilham alabilir fakat Layton, ülkenin böyle bir roketi ancak 10 ila 15 yıl içinde geliştirebileceğini savunuyor. 

DW'nin irtibata geçtiği Alman diplomat ve uzay araştırmacısı Heinrich Kreft de şu yorumları yapıyor: 

Proje, bugünün perspektifinden hiçbir şekilde gerçekçi değil. Ancak 20 veya 30 yıl önce bilimkurgu olarak görülen birçok şey bugün gerçeğe dönüştü.

Independent Türkçe, Telegraph, DW


Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
TT

Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)

Dondurulmuş Libya varlıkları dosyası, ABD Adalet Bakanlığı’nın cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş Amerikalı iş insanı Jeffrey Epstein’e ilişkin yeni bir belge grubunu yayımlamasının ardından yeniden gündeme geldi.

Söz konusu dosyalarda Libya’ya ilişkin yer alan iddialar, Libyalılar arasında endişe ve soru işaretlerine yol açtı. Belgelerde, Epstein’in Temmuz 2011’de, İngiliz ve İsrail istihbarat servislerinin desteğiyle, ülke dışında bulunan ve dondurulmuş durumdaki Libya varlıklarını hedef almaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin eski Başkan Yardımcısı Abdulhafız Goga, bu iddiaları yalanladı. Goga, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu iddiaların kesinlikle hiçbir doğruluk payı yok. Söz konusu fonlar uluslararası mali mekanizmalar çerçevesinde yönetiliyordu” dedi. Gündeme gelen bilgileri ‘yalnızca değerlendirme ve tahminlerden ibaret’ olarak nitelendiren Goga, bunların ‘herhangi bir kesinlik ifade etmediğini’ vurguladı.

Söz konusu dönemde Libya’daki en üst düzey ikinci yetkili olan Goga, bu tür sızıntıların amacının ‘zaten istikrarsız olan Libya’daki durumu daha da karmaşık hale getirmek’ olduğunu ifade etti.

zcdfrgt
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçtiğimiz aralık ayında Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Mütevelli Heyeti ile yaptığı toplantıda (Libya Yatırım Otoritesi sayfası)

Libya’ya ait yurt dışındaki varlıklar, 2011 yılında merhum lider Muammer Kaddafi yönetimine karşı başlatılan ‘devrimin’ ardından, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1970 ve 1973 sayılı kararları uyarınca dondurulmuştu. Bu kapsamda, küresel bankalara dağılmış mevduatlar, egemen fonlar ve mali yatırımlardan oluşan varlıkların toplamının yaklaşık 200 milyar dolar olduğu belirtilirken, eski Başkanlık Konseyi bu tutarın yaklaşık 67 milyar dolara gerilediğini açıklamıştı.

Ancak Epstein dosyalarının yayımlanmasının ardından bu varlıklara ilişkin endişeler yeniden gündeme geldi. Bu endişeleri dile getiren isimlerden biri olan, Dış Yatırımlar ve Uzun Vadeli Portföy Şirketi’nin eski başkanı Dr. Halid ez-Zentuti, söz konusu iddiaların ve benzeri girişimlerin yaşanmış olabileceğini dışlamadığını belirterek, ‘2011’den bu yana varlıkları hedef alan tekrarlayan girişimler bulunduğuna’ dikkat çekti.

Zentuti, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Afrika ülkeleri başta olmak üzere çeşitli ülkelerde Libya’ya ait yatırım kuruluşlarına bağlı varlık ve gayrimenkullerin müsaderesine yönelik davalar söz konusu. Ayrıca Avrupa mahkemelerinde, aralarında Avrupa’daki kraliyet ailelerinin de bulunduğu aileler tarafından açılan asılsız davalara dayanan yargı kararları bulunuyor” dedi.

Zentuti, “Libya’daki kırılgan durum, siyasi bölünmüşlük ve ilgili kurumların etkin denetim eksikliği, dondurulmuş Libya varlıklarının hedef alınması için elverişli bir ortam yarattı. Bu durum, bazı tarafları, şirketleri ve devletleri bu fonlardan pay almaya teşvik etti” değerlendirmesinde bulundu. Zentuti ayrıca, Libya içindeki bazı çevrelerin, komisyon ya da rüşvet karşılığında sahte bilgi ve belgeler sunarak bu sürece zımnen dahil olmuş olabileceğini de dile getirdi.

Epstein dosyalarında yer alan mesajlara göre, daha önce İngiliz istihbaratı ve İsrail’in Mossad teşkilatında görev yapmış bazı kişilerin, uluslararası hukuk bürolarıyla yapılan görüşmeler kapsamında, dondurulmuş Libya varlıklarının tespit edilmesi ve geri alınması konusunda yardım sunmaya hazır oldukları ifade edildi.

Libya’ya ait dondurulmuş fonlar, 2011’den bu yana Avrupa’da çeşitli girişimlere konu oldu. Bunların son örneği, geçen yıl Birleşik Krallık Lordlar Kamarası’nda İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) mağdurlarına tazminat ödenmesine yönelik tartışmalar olurken, daha önce de Belçika’da Euroclear Bank’ta bulunan yaklaşık 15 milyar euronun üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması için yıllar süren hukuki süreçler yaşanmış ve bu süreçlerde kraliyet ailesinin de rol oynadığı belirtilmişti.

sdf
Trablus'taki Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Genel Merkezi (LIA resmi internet sitesi)

Medyada Epstein dosyaları olarak anılan belgelerle ilgili tartışmalar, Libya’da biri batıda Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), diğeri ise doğu ve güneyin bazı kesimlerini kontrol eden ve Parlamento tarafından desteklenen Usame Hammad hükümeti olmak üzere iki yönetim arasındaki kronik bölünmüşlük ortamında gündeme geldi. Bu durumun, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıkları dosyasına olumsuz yansıdığı değerlendiriliyor.

Dondurulmuş fonlara yönelik endişelerin artması üzerine UBH geçen yıl, bazı yatırımların süregelen savaşlar nedeniyle durduğu gerekçesiyle tazminat talep eden davaların tespit edilmesinin ardından, çeşitli ülkelerle iş birliği içinde bu varlıkları takip etmek üzere bir hukuk komitesi oluşturdu. Aynı zamanda bir Libya parlamento komitesinin de dosyayı ele almak üzere Batılı ülkelere ziyaretlerini yoğunlaştırdığı belirtildi.

Libyalı siyasi analist Hüsam Feniş, Epstein dosyalarını, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıklarını hedef alan ve ‘Libyalıların elinde kalan son siper’ olarak gördüğü bu fonlara yönelik gerçek ve süreklilik arz eden girişimler olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Feniş, siyasi bölünmüşlüğün sürmesinin, bu varlıklarla oynanması ve dış müdahalelere açık hale gelmesi riskini artıracağını öngörerek, parçalanmış bir devlet yapısında, fonları korumaya yönelik komitelerin bireysel çabalarının etkisiz kalabileceğine dikkat çekti.

Kurumların birleştirilmesine kadar geçen süreçte Zentuti, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya varlıklarının hukuki olarak korunmasına bağlı kalması gerektiğini vurgulayarak, bu fonların, açık bir yetkilendirme ve uluslararası standartlar çerçevesinde, uzman uluslararası şirketler aracılığıyla yönetilmesi ve değerlendirilmesine izin verilmesi çağrısında bulundu. Zentuti, bunun fonların büyütülmesi ve küresel mali riskler, enflasyon ve değer kaybına karşı korunması için gerekli olduğunu ifade etti.

Öte yandan, Euronews’in internet sitesinde yer verdiği Jeffrey Epstein belgeleri, Temmuz 2011 tarihli bir e-postayı da ortaya koydu. Epstein’in ortaklarından biri tarafından gönderilen mesajda, Libya’daki karışıklıktan yararlanılarak Batılı ülkelerde dondurulan Libya varlıklarının geri alınmasına yönelik planlara işaret edildi. Belgelerde, söz konusu varlıkların tutarının yaklaşık 80 milyar dolar olduğu, bunun 32,4 milyar dolarının ABD’de bulunduğu, gerçek değerinin ise bu rakamın üç ya da dört katına ulaşabileceği öne sürüldü.