Türkiye, NATO sonrasında Afganistan'da güvenliği sağlayabilir mi?

Afganistan'da görev yapan Türk askerleri / Fotoğraf: Getty Images
Afganistan'da görev yapan Türk askerleri / Fotoğraf: Getty Images
TT

Türkiye, NATO sonrasında Afganistan'da güvenliği sağlayabilir mi?

Afganistan'da görev yapan Türk askerleri / Fotoğraf: Getty Images
Afganistan'da görev yapan Türk askerleri / Fotoğraf: Getty Images

Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) 11 Eylül saldırıları nedeniyle Afganistan'a düzenlediği harekat 20 yılı geride bırakmak üzere.
Harekat ile El Kaide lider Usame bin Ladin'in öldürülmesiyle Taliban ve diğer Taliban yanlısı güçlerin ortadan kaldırılması planlanıyordu.
Bir süre sonra NATO gücü de düzenlenen harekata dahil oldu ancak Taliban ortadan kaldırılmadığı gibi saldırılarını artırdı.
Afganistan'da askeri operasyonlarla bir sonuç elde etmeyeceğini anlayan ABD yönetimi, barışın sağlanması için birçok girişimde bulundu.
Barış görüşmelerinin başlatılmasına yönelik ilk girişim Barak Obama döneminde gündeme geldi. 
2011-2013 ile 2016'da barış için çabalar oldu ancak girişimlerden herhangi bir sonuç alınmadı.
Taliban, 2018'de sergilediği sert ve uzlaşıdan uzak tutumunu kısıtlı da olsa terk ederek Katar'ın başkenti Doha'da ABD'nin temsilcileriyle bir araya geldi.
ABD ve Taliban'ın anlaşmaya yakınlaştığı açıklansa da olumlu hava kısa sürede dağıldı.
Aralık 2019'da taraflar arasında görüşmeler tekrar başladı ve ABD'nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, taraflar arasında anlaşmanın gerçekleştiğini ve Başkan Donald Trump'ın onayının beklendiğini duyurdu.
Anlaşma görüşmeleri çerçevesinde Taliban'ın "şiddete son vermesi" ve "yabancı güçlerin ülkeden geri çekilmesi" başlıkları altında birtakım yeni kararlar alındı.
Alınan karar gereği ABD askeri güçlerini 1 Mayıs 2021'den itibaren geri çekmeye başladı. 11 Eylül'e kadar ise tüm askerlerini Afganistan'da çekecek. 
ABD ve NATO üyesi ülkelerin askerlerini çekmesiyle birlikte ülkede güvenlik sorunun nasıl sağlanacağı soruları gündeme geldi. 
Özellikle işletmesi ve güvenliğinin Türkiye'nin sorumluluğunda olduğu Kabil'deki Hamit Karzai Uluslararası Havalimanı'nın bundan sonraki durumunun ne olacağı merak konusu oldu.
Yabancı güçlerin terk etmeye başladığı Afganistan'ın güvenliğine Türkiye talip. 
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby, ABD'nin çekilmesinden sonra havalimanının güvenliği için Türkiye ile ön görüşmeler yaptıklarını söyledi.
Afganistan ile ilgili olarak ABD'li yetkililerle görüştüklerini teyit eden Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da şartlara bağlı olarak Afganistan'da kalma niyetlerinin olduğunu belirterek şu ifadelere yer verdi:
"Şartlarımız nedir? Siyasi, mali ve lojistik destek. Bunlar yapıldığı takdirde biz Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı'nda kalabiliriz. Şartlarımızla ilgili cevabı bekliyoruz. Bununla birlikte Afgan halkı bizim kardeşimiz. Hedef Afganistan'da sulhu, sükunu sağlamak. Bizim tarihi kardeşliğimiz var. Afgan halkı istediği müddetçe Afganistan'da kalabilmek, yardımcı olabilmek istiyoruz."
Ancak Taliban Sözcüsü Suhail Shaheen, Türkiye'nin talebini reddederek koruma teklifine karşı çıktı. 
Reuters haber ajansına konuşan Shaheen "Türkiye 20 yıldır NATO kuvvetlerinin bir parçasıydı. O nedenle ABD ile 29 Şubat 2020'de vardığımız anlaşma uyarınca onlar da Afganistan'dan çekilmeli" ifadelerini kullandı.

Peki Türkiye, Afganistan'da kalabilir mi? Bunun Ankara'ya maliyeti ne olur?
Konuya ilişkin Independent Türkçe'ye değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, gerekli şartlar sağlanmadan Türkiye'nin Afganistan'da kalmasının büyük bir risk oluşturacağı görüşünde.

"Türkiye'nin tek başına kalkması sözkonusu değil"
Stratejist ve uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, Türkiye için bunun çok maliyetli bir iş olacağını söyledi.
Ankara'nın ABD'den lojistik, maddi ve diplomatik destek talebinde bulunmasının gayet normal olduğunu kaydeden Prof. Han, "ABD ve NATO birlikte 20 senedir bir operasyon gerçekleştiriyor. Hep beraber altından kalkılamamış bir işin altından Türkiye'nin tek başına kalkması sözkonusu değil" dedi.
İki ülke ilişkilerinin çok derin tarihsel bağlar içerdiğine değinen Han, "Yürütülen NATO operasyonlarında Türk askerinin saldırıya uğramadığını hatta başka ülke askerlerinin saldırıyı önlemek için kollarına Türk bayrağını takarak devriye gezdiğini biliyoruz. Ancak Türkiye tek başına güvenliği sağlayıcı ülke olarak kalma noktasında bir tercihte bulunursa bu iyi niyetin devam edeceğini düşünmek fazla iyimserlik olur" diye konuştu.
Taliban'ın Türkiye'nin kalmasına karşı çıktığını hatırlatan Han, içerisindeki yabancı unsurların katılımı ve teşvikiyle ülke çapında güvenliği sağlama operasyonlarında Türk askeriyle karşı karşıya gelebileceğini belirterek şunları kaydetti:
"Bunun maliyeti olduğu gibi Ankara için ciddi bir güvenlik riski olur. NATO'nun güvenliğini sağlayamadığı Afganistan'da tek başına Türkiye tarafından güvenliğinin sağlanmasına imkan yok. Çok ciddi bir iktisadi pakete ihtiyaç var. Ankara'nın burada yapabileceklerinin bir sınırının olduğu açık. Tek başına veya münhasır kendisi karar alarak Ankara'nın bu işi yürüteceği tartışmalıdır. Havaalanının güvenceye alma meselesinde Türkiye'nin belli bir performansı var ama bunun tek başına güvence altına alınması ülkeye kalıcı bir barış ve huzur getirmez."

"Başarısız bir misyonun içerisine girmesinin bir faydasını görmüyorum"
Birçok ülkeye göre Türkiye'nin avantajlı bir konumda olduğunu ancak buna rağmen tek başına bu yükü yüklenemeyeceğini dile getiren Han, "Pakistan ile olan ilişkiler bir avantaj. Çünkü Pakistan kendi yarattığı canavarı tam kontrol edemese de Taliban üzerinde belli bir etkiye sahip. Görüşmelerin olduğu Katar'la da Ankara'nın ilişkileri oldukça olumlu. Bunların bir artısı var ama bunlar böyle tek başına Türkiye'nin bu yükü yüklenebileceği bir çerçeveyi çizmez" değerlendirmesinde bulundu.
Lojistik, diplomatik ve iktisadi destek sağlanmadan Türkiye'nin görevi üstlenmesinin başarısızlığa mahkum olacağını savunan Han, sözlerini şöyle tamamladı:
"Koşulları çok dikkatli belirlemeden Türkiye'nin Afganistan'da tanımı ve çerçevesi belli olmayan ve muhtemelen başarısızlığa mahkum bir misyonun içerisine girmesinin bir faydasını görmüyorum. Başarısızlık derken şunu kastediyorum; bu görüşmenin taraflarının uzlaşması çok zor. Türkiye'nin yapıcı bir misyonu olmalı. ABD Türkiye'ye cenazeyi kaldırma misyonu biçiyorsa eğer Ankara'nın bu işi daha dikkatli planlaması gerekiyor."

"Taliban'ın 'oluru' olmadan Türkiye'nin orada kalması risklidir"
NATO'nun kıdemli sivil temsilcisi olarak Afganistan'da görev yapan Hikmet Çetin de Taliban'ın "oluru" olmadan Türkiye'nin orada kalmasının çok riskli olduğuna dikkati çekti.
Çetin, yıllarca sürse de işin kazananın olmayacağını, ülkede kalıcı barışın sağlanmasının tek yolunun siyasi müzakerelerden geçtiğini belirtti.
Barışın sağlanması için Afgan hükümeti ve Taliban arasında müzakerelerin uzun yıllar sürdüğünü anımsatan Çetin, "Çünkü müzakerelerde yer alan hükümet ve Taliban heyetleri karar alabilecek düzeyde değildi. Sonra ABD'nin müzakerelerde devreye girmesiyle bir anlaşmaya varıldı" dedi.
İstanbul'da Afganistan'a komşu tüm ülkelerin katılımıyla düzenlenecek olan konferansın iptal edilmesine ilişkin Çetin, "Konferans neden düzenlenmedi? Çünkü açık söylenmese de Taliban'ın ön anlaşmadaki şartı yabancı güçlerin 1 Mayıs'a kadar ülkeyi terk etmesiydi. Joe Biden yönetimi ise ‘ben yeni geldim, toparlayamadım' diyerek 11 Eylül için gün verdi. Dolayısıyla Taliban da konferansa sıcak bakmadı" yorumunda bulundu.
Türkiye'nin Afganistan'da kalmasının risklerine değinen Çetin, sözlerine şöyle devam etti:
"Hükümetin özellikle Taliban'ın 'oluru' olmadan Türkiye'nin orada kalması risklidir. Çünkü Taliban şu an bile 'Türkiye çekilsin' diyor. Ankara bu işi çok iyi biliyor ama onay olmadan oraya gitmek bana göre risklidir. Riskli dediğim saldırı olabilir ve bu saldırılarda insanlar ölebilir. Ayrıca bunun bir bedeli var. En azından NATO'nun lojistik ve maddi destek vermesi gerekir. Maalesef bunların hiçbiri şu an yok."

"Türkiye dikkat etmezse Pakistan'ın durumuna düşebilir"
Askeri danışman, Afganistanlı yazar Esedullah Oğuz ise son 200 yıla bakıldığında hiçbir yabancı gücün Afganistan'ı tam olarak kontrol edemediğini ve belli bir süre sonra büyük kayıplarla geri çekilmek zorunda kaldığını hatırlattı. 
Kim olursa olsun yabancıların ülkenin güvenliğini sağlayamayacağını belirten Oğuz, bunun ancak Afganistanlılarla mümkün olabileceğine işaret etti.
İmar işlerini gerçekleştiren ve Afgan siyasetine fazla müdahil olmayan Türkiye'nin Afganistan'da savaşan taraflar dahil herkes tarafından kabul edilen tek ülke olduğunu ifade eden Oğuz, "Amma… Ankara Afganistan'ın iç siyasetine ciddi olarak karışmaya başlarsa ve buna Pakistan'ı da karıştırırsa, her şey bir anda Türkiye'nin aleyhine dönebilir. Dolayısıyla Ankara mümkün olduğunca Afganistan'ın içişlerine karışmaktan uzak durmalıdır" diye konuştu.
Zamanında Pakistan'ın Sovyetlere karşı savaşan mücahitlere silah ve lojistik destek sağladığını, savaştan kaçan milyonlarca Afgan'a kucak açtığını ve tüm bunlara Sovyet sonrası Afganistan'da kendisine yandaş bir yönetimin kurulması için katlandığını aktaran Oğuz, ancak 11 Eylül saldırılarının planlarını alt üst ettiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
"İslamabat hala hedefinden vazgeçmiş değil. Bu yüzden bugün Pakistan Afganistan'ın en büyük düşmanı. Türkiye de dikkat etmezse, aynı duruma düşebilir. Yani bugün Afganistan'ın en iyi dostu olan Türkiye, yarın gözden düşebilir. Havaalanının güvenliğini üstlenmek başka tüm ülkenin güvenliğini üstlenmek başkadır. Oranın güvenliği sağlanabilir ama başkentin göbeğinde günaşırı bombalar patlarken, havaalanının güvenli olmasının ne anlamı var. Bunu tartışmak gerekir."

"Türkiye komşu ülkeler ile çıkar çatışmasına girebilir"
Kabil hükümetinin her an düşecekmiş gibi bir görüntü verdiğini çünkü son birkaç haftada 20'den fazla ilçenin Taliban'ın eline geçtiğini söyleyen Oğuz, "Ankara'nın böyle bir hükümete güvenerek birtakım görevler üstlenmesi hem tehlikeli hem de itibarını sarsar. Eğer bunu yapacaksa hükümetin yanı sıra Taliban'ın rızasını almalıdır. Türkiye yanlış bir adımla büyük çabalar, maddi ve manevi külfetler sonucu elde ettiği itibar ve güveni heba etmemelidir" değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin Afganistan ve Pakistan ile olan dostluklarının duygusal, akıl ve mantık süzgecinden geçmediği gibi henüz test edilmediğini de ileri süren Oğuz, sözlerini şöyle tamamladı:
"Ankara henüz bu ülkelerle çıkar çatışmasına girmemiştir. Türkiye yarın siyasete aktif olarak müdahil olursa, önce Afganistan'da savaşan taraflar ardından da Pakistan başta olmak üzere pek çok komşu ve bölge ülkesiyle çıkar çatışmasına girebilir. Ülkeler arasında daimi dostluk veya düşmanlık yoktur. İlişkileri belirleyen çıkarlardır. Nitekim Türkiye bugün Çin ile ilişkilerini bozmamak, maddi ve manevi kayıp yaşamamak için Uygurlara uygulanan soykırıma ses çıkarmamakta. Oysa tüm Batı, Çin'in uygulamalarını soykırım olarak tanımlamış ve lanetlemiştir. Afganistan yüzünden Türkiye de yarın Pakistan'la bir çıkar çatışmasına girdiği takdirde, 50 yıllık dostunu kaybetmiş olacaktır."



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.