Yemenliler Taiz kuşatmasına yönelik uluslararası toplumun sessizliğinden şikayetçi

Taiz'deki Ulusal Müze'nin yıkılan binasında bulunan iki Yemenli (Reuters)
Taiz'deki Ulusal Müze'nin yıkılan binasında bulunan iki Yemenli (Reuters)
TT

Yemenliler Taiz kuşatmasına yönelik uluslararası toplumun sessizliğinden şikayetçi

Taiz'deki Ulusal Müze'nin yıkılan binasında bulunan iki Yemenli (Reuters)
Taiz'deki Ulusal Müze'nin yıkılan binasında bulunan iki Yemenli (Reuters)

Uluslararası toplumun ve Birleşmiş Milletler’in (BM) Husiler tarafından yoğun nüfuslu Taiz kentine yönelik 7 yıldır uygulanan kuşatmayı görmezden gelmesi Yemen siyasi çevrelerinin büyük tepkisini çekiyor. Buna karşılık, Hudeyde Limanı’nın denetlenmesi ve İran silahlarını ve uzmanlarını getirmesini önlemek için Sana Havaalanı’nı kullanılmasına izin verilmemesi yoluyla savaş çabalarına getirilen kısıtlamalara ilişkin Husilerin iddialarıyla ilgilenmeleri eleştirildi.
Yemen’de siyaset ve insan hakları çevrelerinde hakim olan bu öfke durumu, Husiler tarafından kuşatma, limanların kapatılması ve yollarının engebeli olduğu bilinen bir sınır geçişi dışında hareket ve seyahatin kısıtlanması nedeniyle son zamanlarda Taiz Valiliği'nde yaklaşık 4 milyon sakinin çektiği acıyı dikkate almadan, sunulan dosyalara odaklanan uluslararası toplumun ve BM’nin adımları ve bölgesel arabuluculuğu ile paralel olarak arttı.
Yemen Enformasyon ve Kültür Bakanı Muammer el-İryani konuya ilişkin son yaptığı açıklamada, 2015 yılından bu yana Taiz'e uygulanan acımasız kuşatmanın devam etmesini şiddetle kınayarak, “4 milyondan fazla insana eşi benzeri görülmemiş bir insanlık dramı ve günlük acılar yaşatan Taiz'e uygulanan kuşatma, bölge halkına yönelik savaş suçlarına varan toplu cezalandırma politikasının bir parçası” dedi.
Yemenli Bakan, Husiler tarafından başlatılan bu kuşatmanın peş peşe yedinci yılında da devam etmesini, grubun uluslararası toplumu kandırarak yanlış yönlendirmek için oluşturduğu kuşatma yalanını, insani yardım dosyasını kullanarak ticaret yaptığını ve Yemenlilere karşı işlediği iğrenç suçları örtbas etmeye yönelik sefil girişimlerini ve iddialarının sahteliğini gösterdiğini vurguladı.
Yemen'e yönelik herhangi bir sükunet çabasının, Taiz vilayetindeki koşulsuz ve eksiksiz kuşatmanın kaldırılmasını ve halkının çilesine son verilmesini içermediğini belirten İryani, "Bunlar 4 milyon vatandaşın acılarına sırt çeviren eksik çabalar. Ayrıca insani meseleler konusunda uluslararası toplumun çifte standart politikasını doğruluyor" dedi.
Yemen Enformasyon Bakanı uluslararası toplumu, Birleşmiş Milletleri, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerini ve BM ve ABD Temsilcileri’ni yasal ve insani sorumluluklarını yerine getirmeye ve Husi milislerin İsveç Anlaşması'nın uygulanması çerçevesinde sivillerin hareketini ve gıda ürünlerinin geçişini kolaylaştırmak amacıyla Taiz üzerindeki kuşatmayı kaldırması için baskıyı yoğunlaştırmaya çağırdı.
Yemenli gazeteci-yazar Veddah el-Celil ise Şarku'l Avsat'a şu açıklamayı yaptı:
“Uluslararası toplum, tıpkı Yemen'deki birçok insani sorunu görmezden geldiği gibi Taiz kuşatmasını ve bunun sonucunda ortaya çıkan insanlık trajedisini görmezden geliyor. Bu konuda sadece üzerlerindeki sözde kuşatma ve karşı karşıya oldukları savaş nedeniyle kendi kontrol alanlarında insanlık trajedisinin yaşandığına ilişkin Husi iddialarına odaklanıyorlar.”
Meselenin sadece Taiz ile de sınırlı olmadığını belirten Celil şunları kaydetti:
“Son zamanlarda Husiler Marib şehrini balistik füzelerle iki kez bombaladı ve Yemen içinde ve bölge başkentlerinde barış arabulucuları ve uluslararası ve Batılı elçinin yaptığı istişareler ve ziyaretler gerçekleşirken yerinden edilmiş bir dizi sivili öldürdü. Uluslararası toplumun tüm unsurları tarafından sanki bu suçlar sadece kazalarmış gibi, katılıktan ve ciddiyetten yoksun, zayıflık içeren kınama ve açıklamalardan başka bir şey yayınlanmadı.”
Celil, Husi milisleri tarafından kontrol edilen bölgelerde vatandaşların yaşadığı son derece kötü ekonomik ve yaşam koşullara ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Uluslararası toplum, yönetimleriyle, kuruluşlarıyla ve örgütleriyle bu trajedinin ana nedeninin Husilerin kendisi olduğunu çok iyi biliyor. Ayrıca insani yardımların yağmalanarak Husilere hizmet etmek veya onları pazarlarda satarak hak sahiplerini mahrum etmek konusunda tam veri ve bilgiye sahipler. Husiler devlet kurumlarını ve gelirlerini yağmalama, adam kaçırma, işkence, cinayet ve tecavüz suçlarının yanı sıra memurları maaşlarından mahrum bırakma gibi suçlar işliyor. Bütün bunlara rağmen uluslararası toplum bu insanlık dramına failin denetimini ve etkisini sona erdirmek ve uygulamalarını durdurmaktan uzak bir çözüm arıyor.”
Taiz kuşatmasını çağın suçu olarak tanımlayan Celil, bu olayla ilgili uluslararası yaklaşımın fırsatçı ve failin lehine ve mağdurun aleyhine bir önyargıya sahip olduğunu ifade etti. “Uluslararası toplum, Taiz kuşatmasını yok sayan, ayrıntılara ve diğer dosyalara odaklanan anlaşmalar yapmaya, istişareler ve tartışmalar yapmaya devam etti. Meşru hükümet, tüm bu istişareleri Taiz’i ana gündem maddesi yapmadan ve kuşatmayı kırarak insanlık trajedisini sona erdirmeyi bir öncelik olarak sunmadan kabul ederek bu ihmale ortak oldu.”
Yemen İnsan Hakları İhlallerini İzleme Koalisyonu (YCMHRV) İcra Direktörü Mathar el-Bezici, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Husi milislerin Haziran 2015'ten bu yana Taiz şehrinde boğucu bir kuşatma uyguladıklarını doğruladı. Bezici, Taiz sakinlerinin milyonlarca şehir sakininin toplu olarak cezalandırılması ve insan hakları hukuku ile uluslararası insani hukukun açık bir ihlali olarak kabul edilen kuşatmadan muzdarip olduğunu vurguladı.
Bezici ayrıca, "Milisler, sivillerle dolu yerleşim yerlerine ayrım gözetmeksizin topçu ve füze bombardımanı yapmanın yanı sıra, özellikle çocuklar, kadınlar ve yaşlılar arasında yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği keskin nişancılık ve mayın yerleştirme operasyonları uyguluyor” dedi.
Şehrin girişlerinde ve yollarında bu boğucu kuşatmanın devam etmesini eleştiren Bezici, bu kuşatmanın “insani, ekonomik, yaşam ve sağlık durumuna yansıdığını, nüfusun gıda ve diğer yardımların hareketi ve girişi sırasında Husi kontrol noktalarındaki faaliyetlerinden muzdarip olduğunu ve milislerin bu yardımları sık sık şehrin girişlerindeki askeri noktalarda yağmaladığını belirtti. Bezici, “Taiz kuşatması dosyası, özellikle İsveç'teki Stockholm istişarelerinde tartışıldığı kadar malesef gereken ilgiyi görmedi ve özellikle son dönemde gündeme getirilmiyor” dedi. 
Yemenli insan hakları savunucusu, Husi milislerine şehirdeki kuşatmayı ve askeri noktaları ve kontrol noktalarını derhal kaldırmaları ve gıda yardımlarının girmesine izin vermeleri çağrısında bulundu. Ayrıca BM’ye ve BM Temsilcisi’nin Yemen’deki ofisine Taiz kuşatması dosyasını ele alması ve devam eden istişarelerde bu dosyayı ilk sıra koyması talebinde bulundu.



Hizbullah masada mı? Perde arkası iddialar gündemde… Lübnan dosyası İran’a mı devrediliyor?

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Hizbullah masada mı? Perde arkası iddialar gündemde… Lübnan dosyası İran’a mı devrediliyor?

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Hizbullah arasında, Lübnan’ı temsilen müzakereleri kimin yürüteceğine ilişkin artan gerilim ve İsrail’in yoğunlaşan saldırıları, Avn’ın Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevaf Selam ile planladığı görüşmenin ertelenmesine neden oldu. Taraflar, tansiyonun düşürülmesi ve uygun bir zemin oluşturulması amacıyla toplantıyı ileri bir tarihe bırakırken, bu süreçte iletişimi kesmeyerek temaslarını sürdürme kararı aldı. ABD’nin saldırıları durdurma yönünde ilerleme sağlaması halinde görüşmenin kısa sürede yeniden yapılması öngörülüyor.

Ancak yüksek siyasi tonla yürütülen bu medya savaşı, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, İsrail ile doğrudan müzakereleri reddetme gerekçelerini açıkladığı bildiride yer alan mesajların önemini gölgelemiyor.

Kasım’ın, “Yetkililer bilsin ki performansları ne Lübnan’a ne de kendilerine fayda sağlar. İsrail-Amerikan tarafının onlardan istediği onların elinde değil, sizin ondan istediklerinizi de size vermeyecek” sözleri, Avn’ın ABD arabuluculuğunda doğrudan müzakere seçeneğini destekleyen siyasi çoğunlukta şaşkınlıkla karşılandı.

İran mesajı

Lübnanlı kaynaklara göre, Kasım’ın dile getirmediği hususlar açıklamalarından daha fazla önem taşıyor. Bu çerçevede Hizbullah’ın sahada tek başına “etki ve güç sahibi” olduğu mesajını vermeyi amaçladığı belirtiliyor. Kaynaklar, bunun İran’ın Lübnan adına müzakere yürütme konusunda en yetkin taraf olduğu yönünde dolaylı bir işaret taşıdığını ifade ediyor. Kasım’ın, İran ile ABD arasında Pakistan’da yapılan görüşmeler sonrası sağlanan ateşkese teşekkür etmesi de bu yaklaşımın bir yansıması olarak görülüyor.

vfeve
Güney Lübnan’da, İsrail sınırına yakın bölgede UNIFIL güçlerine ait bir devriye (AP)

Kasım’ın, dolaylı müzakereleri kimin yürüteceğini özellikle belirtmemesi dikkat çekerken, “Ateşkes herhangi bir arabulucudan gelirse kabul etmeliyiz” demesi de soru işaretlerine yol açtı.

Beyrut kulislerinde dolaşan iddialara göre Hizbullah, İran’ın ABD ile Pakistan’da yürüttüğü müzakerelere dolaylı biçimde dahil oluyor. Partiyle bağlantılı danışmanların masada yer almadığı, ancak yakın bir odada bulunarak gerektiğinde görüş aktardığı öne sürülüyor. Diplomatik kaynaklar ise bu senaryonun doğru olması halinde Hizbullah’ın Lübnan dosyasını İran’a devretme ısrarının Washington tarafından kabul edilmeyeceğini belirtiyor. ABD’nin, Lübnan’ın İran’a bağlanmasına karşı çıktığı ve doğrudan müzakere yetkisinin anayasal olarak cumhurbaşkanına ait olduğunu savunduğu ifade ediliyor.

Hizbullah neden doğrudan müzakereleri reddediyor?

Kaynaklar, Hizbullah’ın askeri sahadaki gücüne dayanarak son sözün kendisinde kalmasını istediğini ve müzakereleri yürütecek tarafı da kendisinin belirlemek istediğini öne sürüyor. Ancak İsrail’in köyleri yıkmaya ve operasyonlarını sürdürmeye devam ettiği bir ortamda, bu tutumun Lübnan halkına nasıl anlatılacağı sorusu gündeme geliyor.

sdtgrt
Güney Lübnan’da, İsrail topçu atışlarının hedef aldığı bölgede yükselen duman (EPA)

Hizbullah’ın doğrudan müzakereleri reddederek zaman kazanmaya çalıştığı, bunun ise İsrail’e saldırılarını sürdürmek için gerekçe sunduğu ifade ediliyor. Saldırıların yalnızca sınır hattıyla sınırlı kalmayıp Litani Nehri’nin kuzeyine kadar uzandığı belirtiliyor.

Kaynaklar, zamanın Lübnan’ın aleyhine işlediğini vurgulayarak Hizbullah’ın silahlarını devlete devretmesi ve müzakere koşullarını güçlendirecek cesur bir adım atması gerektiğini dile getiriyor.

Avn’a siyasi destek çağrısı

Krizin aşılması için Cumhurbaşkanı Avn’a siyasi destek sağlanması gerektiğini belirten kaynaklar, Avn’ın ABD arabuluculuğunda doğrudan müzakere çağrısından geri adım atmayacağını ifade ediyor. Avn’ın, müzakerelerin başlaması için İsrail’in saldırılarını durdurmasını şart koştuğu ve ulusal ilkelerden taviz vermeyeceğini vurguladığı aktarılıyor.

Ülkedeki gerginliğin azaltılması için siyasi söylemlerde daha ılımlı bir dil benimsenmesi gerektiği, aksi halde iç barışın riske girebileceği uyarısı yapılıyor.

Güneyde geri dönüş zor

Kaynaklar, savaşın sürmesi halinde güneyde yerinden edilenlerin geçici göçünün kalıcı hale gelebileceği uyarısında bulunuyor. İsrail’in geniş çaplı yıkımı nedeniyle birçok köyün yaşanamaz hale geldiği, bu nedenle geri dönüşün zorlaştığı ifade ediliyor.

Diplomatik çözümün tek çıkış yolu olduğu belirtilirken, Hizbullah’ın savaş politikalarının ülkeye ağır bedeller yüklediği ve uluslararası toplumun silahların devlet kontrolüne alınması yönündeki baskısının arttığı kaydediliyor. Ayrıca güneyin yeniden inşası için uluslararası destekli bir planın zorunlu olduğu, bunun da Hizbullah üzerinde siyasi baskı oluşturabileceği ifade ediliyor.


Irak’ın Riyad Büyükelçisi: Bölgesel koşullar hacıların kara yoluyla sevkini zorunlu kıldı

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
TT

Irak’ın Riyad Büyükelçisi: Bölgesel koşullar hacıların kara yoluyla sevkini zorunlu kıldı

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl, bu yıl Iraklı hacı sayısının yaklaşık 41 bin olduğunu ve kafilelerin Suudi topraklarına günde ortalama bin 500 hacı olacak şekilde, ülkenin kuzeyindeki Cedide Arar sınır kapısından giriş yaptığını söyledi. Süheyl, sürecin entegre bir hizmet sistemiyle yürütüldüğünü belirtti.

Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Süheyl, Bağdat ile Riyad arasındaki koordinasyonun en üst düzeyde sürdüğünü, iki ülkede hac ve umre ile içişleri bakanlıkları arasında güvenlik düzenlemeleri ve hacıların ibadetlerini huzur içinde yerine getirmeleri için gerekli organizasyonların ele alındığını ifade etti.

Büyükelçi, Irak’ın bu yıl yalnızca kara yoluyla sevk seçeneğini tercih etmesinin, mevcut bölgesel koşullar çerçevesinde hacıların güvenliğini sağlama amacı taşıdığını ve olası aksaklıkların önüne geçmeyi hedeflediğini vurguladı. Süheyl ayrıca Cedide Arar sınır kapısının gelişmiş altyapı ve donanımına övgüde bulundu.

41 bin hacı

Safiye Talib es-Suheyl, mevcut bilgilere göre Irak’ın bu sezonki hac kotasının 41 bin kişi olduğunu, ayrıca 200 doktorun da kafilelere eşlik ettiğini belirtti. Bu sayının Irak’ın tüm vilayetleri ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden gelen hacıları kapsadığını, idari, sağlık, rehberlik ve medya ekiplerinin de sürece dahil olduğunu kaydetti.

Kara yolu tercih edildi

Büyükelçi, Bağdat’ın bu sezon yalnızca kara yolu seçeneğini benimsediğini ve sevkin Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki Cedide Arar sınır kapısı üzerinden gerçekleştirildiğini belirterek, bunun mevcut saha koşullarıyla uyumlu ve güvenlik öncelikli bir karar olduğunu söyledi.

fdfvfe
Safiye es-Suheyl, Irak’ın bu sezonki hac kotasının 41 bin Iraklı hacı olduğunu açıkladı (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Süheyl, “Iraklı hacıların ilk kafilesi 26 Nisan Pazar akşamı yola çıktı. İlk gruplar, Kuzey Sınır Bölgesi Emiri Prens Faysal bin Halid’in gözetiminde karşılandı. Kendisi bu konuya özel önem veriyor. Arar’daki yetkililerle birlikte Iraklı hacılara en üst düzeyde misafirperverlik ve hizmet sunulması için yoğun çaba gösterildi” dedi.

Cedide Arar sınır kapısı

Süheyl, Cedide Arar sınır kapısının gelişmiş altyapısına dikkat çekerek, “Bizzat inceleme fırsatı bulduk. 9 bin metrekareyi aşan hac terminali, günlük 20 bin hacı kapasitesi, 68 pasaport gişesi, 6 kontrol noktası ve 24 saat hizmet veren entegre sağlık ve güvenlik sistemi bulunuyor” ifadelerini kullandı.

evfev
Kuzey Suudi Arabistan’daki Cedide Arar sınır kapısına varan bir Iraklı hacı (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Sevkiyatın günlük yaklaşık 1500 hacı olacak şekilde sürdüğünü belirten büyükelçi, modern ve klimalı turistik otobüslerle taşınan hacılar için Suudi Arabistan topraklarında güzergâh boyunca dinlenme noktaları oluşturulduğunu, Hac ve Umre Bakanlığı tarafından kurulan çadır kentlerde konaklama, yemek, sağlık hizmetleri ve ibadet alanlarının sağlandığını aktardı.

Suudi tarafıyla koordinasyon

Süheyl, Irak ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin köklü ve çok boyutlu olduğunu, iki ülke arasında din, coğrafya ve ortak çıkar bağlarının bulunduğunu vurguladı. Hac dosyasının bu ilişkilerde özel bir yere sahip olduğunu belirten büyükelçi, bunun dini ve insani bir boyut taşıdığını ifade etti.

Irak’ın, 1447 Hac sezonu düzenlemelerine ilişkin anlaşmayı Suudi Arabistan ile imzalayan 150’den fazla ülke arasında ilk ülke olduğunu kaydeden Süheyl, bunun iki ülke arasındaki koordinasyonun derinliğini gösterdiğini söyledi.

rhttyh
Iraklı büyükelçiye göre Bağdat ile Riyad arasındaki koordinasyon en üst düzeyde yürütülüyor (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Bu sezon hazırlıkların Irak Yüksek Hac ve Umre Kurumu ile Suudi Hac ve Umre Bakanlığı arasında en üst düzeyde yürütüldüğünü belirten büyükelçi, aynı zamanda iki ülkenin içişleri bakanlıkları arasında da güvenlik koordinasyonunun sağlandığını, Irak İçişleri Bakanı’nın geniş kapsamlı toplantılar düzenlediğini ve bu sürecin Suudi muhataplarla eşgüdüm içinde yürütüldüğünü aktardı.

Süheyl, koordinasyonun Irak içindeki kara yollarının güvenliğinden başlayarak Arar sınır kapısına kadar sürdüğünü, buradan itibaren güvenlik sorumluluğunun Suudi tarafına geçtiğini ve kutsal bölgelere kadar entegre bir sistem içinde devam ettiğini söyledi.

Hacılar için çadır kent

Büyükelçi, Suudi Arabistan’ın Kral Selman bin Abdülaziz ve Veliaht Prens liderliğinde hacılara sunduğu hizmetleri takdir ederek, gümrük ve pasaport işlemlerinin kolaylaştırıldığını, 24 saat sağlık ve acil hizmetlerin sağlandığını, lojistik destek, ulaşım ve rehberlik hizmetlerinin sunulduğunu ifade etti. Hacılar için kurulan çadır kentlerin de bu hizmetlerin önemli bir parçası olduğunu belirtti.

Süheyl, Irak diplomatik misyonunun Cidde Başkonsolosluğu ve Irak Hac Heyeti ile koordinasyon içinde çalışarak hacıların tüm ihtiyaçlarını takip ettiğini ve gerekli konsolosluk ile idari desteği sağladığını söyledi.

dserfg
Süheyl, Suudi Arabistan’ın Kral ve Veliaht Prens liderliğinde hacılara yönelik hizmetlerini takdir etti (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Konuşmasında kara yolu güzergâhına da değinen Süheyl, İslam tarihinin en önemli hac yollarından biri olan ve Abbasi Halifesi Harun Reşid’in eşi Zübeyde bint Cafer’in adıyla anılan “Darb Zübeyde”yi hatırlattı. Bu yolun, Kufe ile Mekke arasında hacılar için su ve altyapı imkânları sağlamak amacıyla geliştirildiğini ifade etti.

Süheyl, açıklamasının sonunda, Irak’ın hükümeti, halkı ve dini otoriteleriyle birlikte hac yolculuğuna büyük önem verdiğini, Suudi Arabistan ile iş birliği içinde bu yılki hac sezonunun güvenli ve sorunsuz geçmesi için çalıştıklarını vurguladı.


İsrail saldırısında Filistinli sağlık çalışanı hayatını kaybetti

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
TT

İsrail saldırısında Filistinli sağlık çalışanı hayatını kaybetti

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)

Gazze Şeridi’nin kuzeyine bugün (Çarşamba) İsrail güçlerince düzenlenen hava saldırısında bir Filistinli sağlık görevlisi hayatını kaybetti, bir kadın da yaralandı.

Filistin resmi haber ajansı WAFA’nın tıbbi kaynaklara dayandırdığı haberine göre, sağlık görevlisi İbrahim Sakr, Gazze Şeridi’nin kuzeybatısında yer alan et-Tevam kavşağı yakınlarında düzenlenen saldırıda yaşamını yitirdi.

Kaynaklar ayrıca, Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya beldesinde bir kadının İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandığını aktardı.

Son 24 saat içinde aralarında naaşı enkaz altından çıkarılan bir kişinin de bulunduğu beş kişinin hayatını kaybettiği, yedi kişinin ise yaralandığı bildirildi.

Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkesten bu yana can kaybı 823’e, yaralı sayısı ise 2 bin 308’e yükseldi. Aynı dönemde 763 kişinin cansız bedeninin enkaz altından çıkarıldığı kaydedildi.