Davullu zurnalı düğün yapan şeytanlar, uyurken boğmaya çalışan cinler... Efsanelerdeki en korkutucu sıradışı varlıklar, "Türklerin Şeytani Masalları" kitabında anlatıldı

Tasviri resmi görülen şeytan da Türk masallarında ve efsanelerinde yer alan varlıklardan biri / Fotoğraf: YouTube
Tasviri resmi görülen şeytan da Türk masallarında ve efsanelerinde yer alan varlıklardan biri / Fotoğraf: YouTube
TT

Davullu zurnalı düğün yapan şeytanlar, uyurken boğmaya çalışan cinler... Efsanelerdeki en korkutucu sıradışı varlıklar, "Türklerin Şeytani Masalları" kitabında anlatıldı

Tasviri resmi görülen şeytan da Türk masallarında ve efsanelerinde yer alan varlıklardan biri / Fotoğraf: YouTube
Tasviri resmi görülen şeytan da Türk masallarında ve efsanelerinde yer alan varlıklardan biri / Fotoğraf: YouTube

Korku, en güçlü duyguların başında geliyor.
İnsanları olmadık tepkilere ve davranışlara zorlayan korku duygusunun tahrik edici ve merak uyandırıcı bir yanı da var.
İnsanların korktukları olayları da her zaman merak ettikleri biliniyor.
Bundan dolayı geçmişten günümüze korku içeren filmler ve kitaplar her zaman satış oranlarında veya izlenmelerde üst sıralarda yer buluyor.
Sadece Türkler'de değil, her toplumun masallarında, efsanelerinde korku ayrılmaz bir parça olarak yerini alıyor.
İnsanların hayal dünyalarında geliştirdikleri sıradışı varlıklar, bu masalların ve efsanelerin baş kahramanları olarak binlerce yıl boyunca dilden dile aktarıldı. Hatta kimisinin ünü ve inanırlığı günümüze kadar ulaştı.
Birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Türkiye'de masal ve efsaneler açısından hayli zengin bir coğrafya.
Bu masal ve efsaneler içinde birçok da korkutucu sıradışı varlığa dair söylenceler de var.
Geçmişte bu sıradışı varlıklara olan inanç o kadar güçlüydü ki insanlar gündelik yaşamlarını bile yeri geldiğinde onlara göre düzenler, kendilerini korumak üzere önlemler aldıkları bilinen bir gerçek. 
Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Görevlisi Dr. Yazar Seçkin Sarpkaya, Türkiye genelindeki 4 bin 500'e yakın masal ve efsaneyi tarayarak bir kitap hazırladı. "Türklerin Şeytani Masalları" adlı kitap Karakum Yayınları'ndan çıktı. Kitapta günümüzde bile okuyanı ürperten 34 sıradışı varlığa dair söylence yer alıyor.
Kitap, Sarpkaya'nın "Türkiye Sahası Masal ve Efsanelerinde Demonolojik Varlıklar" adlı yüksek lisans tezinin uyarlanmış hali.
İlk baskısı 2017'de yapılan kitabın dördüncü baskısı geçtiğimiz günlerde yapılarak yeniden piyasaya sürüldü.
Kitapta anlatılan, birçoğumuzun dinlediğimiz masallarda veya efsanelerde adını duyduğumuz ancak özelliklerini pek bilmediğimiz o sıradışı varlıklara ilişkin bilgiler yer alıyor. 

Seçkin Sarpkaya (sağda) / Fotoğraf: Independent Türkçe 
Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte olan devler
Birçok toplumun masallarında ve efsanelerinde yer alan devler, Türk masallarında ve efsanelerinde de yaygın bir şekilde görülüyor.
Dev ile ilgili masallarda çeşitli tasvirler var. Ancak Türk mitolojisinde en yaygın haliyle dev, bir dudağı yerde bir dudağı gökte, insanın kokusunu uzak mesafelerden alabilen, genellikle kötü ama kimi zaman iyi de olabilen çok büyük ve korkunç bir varlık olarak tasvir ediliyor.

Periler, güzeller ama kötülük de yapabiliyorlar
Yine birçok toplumunun masallarında yer alan periler, genellikle çok küçük, büyülü, insanlara yardım eden veya kötülük yapabilen ve genellikle dişi olan olağan üstü varlıklar olarak hayal ediliyor.
Türk masallarında ise peri daha çok güzellikle ilişkilendiriliyor. Hatta kimi zaman peri kızıyla evlenme de görülüyor. Periler masallarda çeşitli hayvanların şekline hatta insana bile dönüşebiliyor.

Yerli cadılar, süpürgede değil küpe binerek uçuyor
Batı toplumlarında çok yaygın bir inanış olan ve günümüzde bile birçok filme konu olan cadılara, Türk masallarında da sıklıkla yer veriliyor.
Türk masallarında hortlak ile cadılar arasında benzerlik bulunuyor. Cadılar, geceleri dirilen, insanlara kötülük eden ve genellikle kadın olan varlıklar olarak tasvir ediliyor.
Cadı masallarının en yaygın olduğu yerlerden biri ise Trabzon. Burada "Cazı" olarak da anılan cadıların en tehlikelisi "Kırım Cazısı" veya "Kırım Kocakarısı" olarak biliniyor. Batı kültürlerinde cadı genellikle süpürgeye binip uçarken, Türk masallarında ise küpe binerek uçtuğu anlatılıyor.

Canavar, "Böcü" adıyla da biliniyor
Türkiye masallarında daha çok hayvani özelliklere sahip olduğu ve büyük bir kurt olarak düşünülen varlık canavar olarak ifade ediliyor.
Kimi zaman bazı masallarda "Böcü" adı da canavar için kullanılıyor.

Ejderha, ölüm ve karanlığın sembolü
Yine başta Batı toplumları ve Çin efsanelerinin önemli kahramanlarından ejderha da Türk masallarında kendine geniş yer buluyor. Türkiye, Türklerinin masallarında ejderha hızlıdır, büyüktür, ağzından ateşler püskürür ve etrafındaki her şeyi yakar. Ölüm ve karanlığın sembolü olarak da görülür.

Sivri kazmalı, darbukalı cinler…
İslamiyet'in de varlıklarını kabul etmesi nedeniyle günümüzde de yaygın bir inanış olan cinlerin tasviriyle ilgili masallarda kısa bilgiler var. Masallarda cin istediği şekle girebilir. Bir kadın kendilerine ait gölün kenarına gelince taşlarlar ancak o sırada görünmezdirler. Cinlerin elinde sivri kazmaları vardır. Cinlerin darbukası (dömbek) vardır. Korkunç sesler ve ışıklar çıkarırlar.

Arap, yeraltında yaşar, dev ve cinlere benzer
Her ne kadar bir ulusun adı olsa da Arap ismi, Türk masallarında dev ve cin ile benzeyen, genellikle olumsuz özellikler taşıyan ama bazı masallarda ise olumlu olarak da anlatılan bir varlığı da tasvir için kullanılır. Genellikle kuyu, kaya altı mağarası gibi yeraltıyla ilgili mekanlarda yaşar veya bulunur.

Şeytanlar, cinler ve perilerle davullu, zurnalı eğlence yapıyor
Yine kutsal kitaplarda da anlatılmasından dolayı halen yaygın bir inanış olan şeytan, Türk masallarında da geçiyor. Masallara göre şeytan insanların gözüne görünmez, onları kötü ve zarar veren işlere sürükler. Adına iblis de denir. Kimi masallarda kör, tek gözlü ve topal olarak da tasvir edilir. Şeytanlar, cinler ve perilerle birlikte davul, zurna eşliğinde düğün yapar, eğlenceler düzenlerler. Sabaha kadar süren bu eğlenceler horoz sesinin duyulmasıyla biter ve şeytanlar kaçar.

Şahmaran, en yaygın bilinen masal kahramanlarından biri / Fotoğraf: Wikipedia
Şahmaran, görünüşü ürkütücü ama kendisi iyi
Halı ve kilim desenlerinde de hayali tasvirine yer verilen Şahmaran, Türk masallarında sıklıkla bahsedilen varlıklardan.
Şahmaran, insan ve yılan karışımı bir şekilde de tasvir edilir. İnsan gibi konuşur ve insanlarla iletişim kurabilir. Yeraltıyla alakalı yerlerde yaşar.
Şahmaran'ın genelde bir kuyudan inilerek ulaşılan bir sarayı vardır. Şahmaran, yılan ve ejderhayla bağlantısından dolayı korkulan bir varlık olmasına karşın bazı masallarda iyi ve yardımsever olduğu da görülür.

Loğusa kadınların belalısı: Alkarısı (Albastı):
Sadece Anadolu'da değil aynı zamanda Kafkasya ve Orta Asya'ya kadar geniş bir coğrafyada bilinen bir efsanevi varlık.
Bölgelere göre "almıs", "abası" gibi isimlerle de bilinen bu efsanenin Sümerler'deki "Al" ve "Alu" adlı varlıklarla ilişkili olabileceği iddia ediliyor.
Çeşitli su kaynaklarında ve su temin edilen yerlerde bulunan bu varlık, özellikle loğusa kadınlara, bebeklere ve atlara zarar veriyor.
Vücuduna iğne batırılıp görünür hale getirilir ise esir edilerek bulunduğu eve hizmetçi yapılabiliyor.
Üzerindeki iğne çekildiğinde tekrar kaçarak kendi türünün yanına dönse bile diğer alkarıları onu kabul etmeyerek öldürüyor.
Öldüğü suyun kıpkırmızı olmasıyla anlaşılıyor.

Pirabok, kötülük yapan vahşi yaratık
Daha çok Mardin ve Diyarbakır efsanelerinde geçer. Pir Abok, Hul Hule, Piraboçik, Pirelik ve Pirik gibi adlandırmaları da vardır. Kötülük yapan bir cin olarak düşünülür, saçı beline kadar uzamış, dişleri uzun, eğri, yüzü benekli, gözbebeği korkunç, çirkin ve vahşi bir yaratık olarak tasvir edilir.

Kapoz, çirkin ve korkutucu
Efsanelerde "Kapos", "Kepoz", "Karabasan", "Karakura" adlarıyla da bilinen bir varlıktır. İnsan şeklinde ama şekil bozukluklarıyla çirkin ve korkutucudur. Kocaman memelerini omuzlarına atmış, uzun ve dağınık saçlı, iri yarı bir kadın olarak tasvir edildiği efsaneler de vardır. Kara keçi ve kedi, köpek kılığına da girebilir. Alkarısı gibi özellikle bebeklere ve atlara musallat olur.

Geçkinler, Muğla efsanelerinin sıra dışı varlığı
Daha çok Muğla efsanelerinde yer alan cin türünden olduğuna inanılan bir olağan üstü varlıktır. Ellerinde şarap şişeleri olan kadınlar olarak tasvir edildikleri de olur. İnsanı korkutan sesler çıkarırlar.

Şubat gelince tek kalınmaz çünkü Şubat Karısı karşınıza çıkabilir
Efsaneye göre Şubat Karısı kuyuda yaşar. Eylemlerini gerçekleştirmek üzere kuyudan çıkıp gelir. Her yıl Şubat ayında kuyudan çıkar. Çocukları tanıdıkları birinin sesiyle kandırır ve yanına gelen çocukları boğar. İnsanların yanına tanıdıkları biri gibi çıkıp onları kandırıp götürür. Bu yüzden Şubat ayında bir yere gitmek için sözleşilmez, yalnız sokağa çıkılmaz, yalnız uyunmaz.

Haftar, insanları korkutmayı seviyor
Diyarbakır efsanelerinde adı geçer. Heft Vurması ve Heftik Vurması adıyla da bilinen Haftar, belirsiz, yapısı tam olarak açıklanmayan ve insanın yanından hızlıca geçen bir şey olarak tasvir edilir. İnsanları korkutmaya yönelik eylemler gerçekleştirir.

Oğrak, keçi veya oğlak şeklinde de görülür
Ağrı efsanelerinde adı geçen cinlere benzer özellikler taşıyan Oğrak, kimi zaman keçi, oğlak şeklinde görülür, kimi zaman bir ceset şekline dönüşür. Genelde yolda giden insanların karşısına çıkarak onları korkutur.

Pispatik, adam şeklinde ama güzel kadına da dönüşebiliyor
Yine Diyarbakır efsanelerinde geçen bir varlık olan Pispatik, bir adam şeklindedir ancak üzerine çuvaldız batırılınca genç ve güzel bir kadına dönüşür. Loğusa kadınlara zarar vermesinden dolayı evde olduğu veya evle bağlantılı olduğu da düşünülür. Yollarda da insanın karşısına çıkabilir.

Congulus, kışın Yozgatlıların korkulu rüyası
Yozgat civarındaki efsanelerin kahramanı Congulus, kışın en sert günlerinde ortaya çıkar ve açıkta bulduğu suyu yiyecekleri kusarak kirletir.
Bunlardan içen veya yiyen hastalanır. Kimi zaman insanları uykudayken sevdiği insanın sesiyle çağırarak kaçırır.
Bu kişinin uyanabilirse kurtulacağına, uyanamazsa donarak öleceğine inanılır.
Congulus'un pancar olan eve gelmeyeceğine inanıldığından Congulus günlerinde evde pancar kaynatılır ya da evin eşiğine gömülür.

Karabasan efsanesinin benzerleri farklı isimlerle değişik illerde biliniyor
Hibilik, Malatyalılara rahat uyku uyutmazdı
Malatya efsanelerinde yer alan alkarısına benzeyen bir varlıktır. Alkarısından farklı olarak erkeklere de musallat olur.
Yalnız bir erkek veya kadın şeklinde görünerek uykularında insanların göğsüne çökerek öldürene kadar boğazlarını sıkar. Gıbilik adıyla da bilinir.  

Trabzon efsanelerinde Davara, gece ortaya çıkıyor
Trabzon efsanelerinde adı geçen Davara, iri yarı, şişman, ağır bir yaratık olarak tasvir edilir. Avuç içinde ince bir delik vardır. Genellikle evde bulunur. Gece vakti uykularında insanların üzerine çökerek onları boğmaya çalışır.

Mekir, mezarlıkları ve hamamları mesken tutuyor
Anadolu'nun iç ve doğu bölgelerinde özellikle de Gümüşhane, Tokat, Erzurum efsanelerinde geçer. Bir cin olduğu düşünülür özellikle geceleri mezarlıklarda, hamam gibi yerlerde insanların karşısına çıkan bir yaratık olarak tanımlanır.
Hayvan şekillerine girebildiği gibi bir ölü veya tabut şeklinde de görülebilir. Kara renklidir, şekil değiştirebilir.

Enkebir'den kurtulmanın yolu ezan okumak
Anadolu'nun bazı yerlerinde karabasan olarak bilinen varlığın bir türü olduğuna inanılır. Sivas efsanelerinde adı daha çok geçer. Yine Karavura, Kara Kunduz gibi insanların uyurken üzerlerine çökerek öldürmeye çalışır. Ondan kurtulmanın tek yolu ezan okumaktır.

Ayak parmağını oynatan kadın Karavura'dan kurtulurdu
Karkura, Karakura gibi isimlerle bilinir. Cin bazen de albastı ile benzer özellikle gösterir. Birçok ilde farklı isimlerle de adlandırılan Karavura, uyuyan kadınların üstüne çıkıp boğmaya çalışır ve kedi gibi mırıldanır. Kadın o sırada ayak parmağını oynatabilirse kurtulabilir. Kimi efsanelerde de kedi büyüklüğünde bir keçiye benzeyen Karakuvura, erkekleri boğmak için üstlerine çullanan bir varlık olarak geçer.

Kardek, iki yılda bir köylere yaklaşır, ölümle anılırdı
Bingöl efsanelerinde geçer. İki yılda bir köylerin yakınına gelip seslenir. Onun çağrısına uyup giden insanlar dönmemiştir. Bundan dolayı bölgede ölüme gitmeyi ifade eden "Kardek seni mi çağırdı?" ifadesi bulunmaktadır.

Kara Kunduz, görünmez ama öldürür
Bir Malatya efsanesinde geçen göze görünmeyen ve insanı öldürmeye çalışan bir varlıktır.
Independent Türkçe



Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
TT

Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)

1990'ların aksiyon klasiği Yüz Yüze'nin (Face/Off) devam filmi için yönetmen koltuğu boş kaldı. 

Collider'ın haberine göre, daha önce hem senaristliği hem de yönetmenliği üstleneceği açıklanan Adam Wingard, Paramount Pictures'ın devam projesinden ayrıldı.

Hollywood Reporter ayrılığın iki tarafın karşılıklı anlaşmasıyla gerçekleştiğini yazıyor. Böylece Face/Off 2, yönetmensiz kaldı ve stüdyo, John Travolta ve Nicolas Cage'li kült filmin devamı için farklı isimlerden yeni fikirler dinlemeye başladı.

2019'da yapımcı Neal Moritz'in bir yeniden çevrim üzerinde çalıştığı haberi gündeme gelmiş, Paramount da senaryoyu yazması için Oren Uziel'i görevlendirmişti. 2021'deyse stüdyo, Wingard'ı yönetmen olarak projeye dahil etmişti. Ayrıca Wingard'ın senaryoyu Simon Barrett'la birlikte kaleme aldığı duyurulmuştu.

Wingard'ın sıradaki filmi, A24 imzalı gerilim Onslaught. Yapımın oyuncu kadrosunda Adria Arjona, Dan Stevens, Drew Starkey ve Rebecca Hall yer alıyor. 43 yaşındaki Wingard, Misafir (The Guest), Katliam Gecesi (You're Next) ve Godzilla ve Kong: Yeni İmparatorluk'la (Godzilla x Kong: The New Empire) tanınıyor.

John Woo'nun yönettiği 1997 yapımı Yüz Yüze, deneysel bir prosedürle yüzlerini ve kimliklerini değiştiren bir FBI ajanıyla bir teröristin hikayesini anlatıyordu. Paramount'un Haziran 1997'de vizyona soktuğu film, dünya genelinde 240 milyon doların üzerinde hasılat elde etmiş ve ses efektleri kurgusu dalında Oscar adaylığı kazanmıştı.

Wingard, 2024'te Hollywood Reporter'a verdiği röportajda, Face/Off 2 için geldiği noktadan duyduğu heyecanı dile getirmişti.

"Face/Off meselesine çok girmek istemiyorum ama evet, bence senaryo gerçekten acayip iyi" demişti: 

Okuduğunuzda 'Vay anasını!' diyorsunuz. Bu, hayal bile edemeyeceğim kadar sahici bir devam filmi.

Independent Türkçe, Collider, Hollywood Reporter


Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
TT

Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)

Yeni korku filmi Psycho Killer, Rotten Tomatoes'da adeta yerden yere vuruluyor.

Yedi (Seven), The Killer ve Hayalet Süvari'yle (Sleepy Hollow) tanınan Andrew Kevin Walker'ın yazdığı yeni seri katil filmi, ABD'de 20 Şubat'ta sinemalarda gösterime girdi. Barbarian yıldızı Georgina Campbell'ın başrolünde yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda Grace Dove, Malcolm McDowell ve Logan Miller da var. 

Gavin Polone'un yönettiği Psycho Killer, eşinin vahşice öldürülmesinin ardından bir polis memurunun failin peşine düşmesini anlatıyor.

Eleştirmenlerin yorumları şu ana kadar istisnasız biçimde olumsuz: Film, Rotten Tomatoes'da nadir görülen şekilde yüzde sıfır puanda kaldı.

Rotten Tomatoes, Psycho Killer için yeterli sayıda doğrulanmış kullanıcı yorumu toplayınca izleyici puanı da açıklandı. Sinemaseverler eleştirmenlere kıyasla biraz daha yumuşak davranmış olsa da genel hava hâlâ olumsuz. Yeni yorumlar geldikçe tablo değişebilir ancak filmin izleyici skoru şimdilik yüzde 33'te kalmış görünüyor.

Olumsuz yorumlarda öne çıkan eleştiriler benzer: Oyunculuk ve senaryo en çok yerilen noktalar olurken, bazı izleyiciler özel efektlerden duydukları hayal kırıklığını da dile getirdi. Ayrıca film çoğu kişi tarafından "sıkıcı" bulundu.

Epic Film Guys, X'te "Psycho Killer sıkıcı, yavan bir keşmekeş" diye yazdı: 

Zayıf performanslar, sıradan karakterler ve dağınık hikaye, etkisiz ölüm sahneleriyle birleşince insanı tatmin etmiyor. En büyük kozunuz Malcolm McDowell'sa, ortada bir sorun vardır.

Midnight Movie Talk'tan Erick Weber ise daha sert konuştu: 

Akıl almaz derecede berbat. Gördüğüm en aptal senaryolardan biri. Fragmanla film arasındaki fark yüzünden izleyici 20th Century Studios'u dava etmeli.

AllAboutMovies de filmi "ortalamanın altında" ve "sebepsiz yere yavaş" diye niteledi; Campbell içinse "iyi olan tek şey oydu" yorumunu yaptı.

Fresh Fiction TV'den Courtney Howard da benzer bir çizgideydi: 

Son derece sıkıcı, dağınık bir film. Tembel, ilkel ve akıl karıştıran yaratıcı tercihlerle dolu. Georgina Campbell'a gerçekten yazık etmişler.

Filmin bütçesinin 10 milyon doların altında olduğu belirtiliyor. Bu nedenle gişede zamanla makul bir hasılata ulaşıp az da olsa kâra geçmesi ihtimal dahilinde. Kısacası düşük bütçe umut verse de gelen tepkiler filmin işinin kolay olmayacağını söylüyor.

Psycho Killer'ın Türkiye'deki vizyon tarihi şimdilik belirsiz.

Independent Türkçe, ScreenRant, GamesRadar


Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
TT

Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)

76. Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale) etkinlik boyunca siyasi tartışmalardan kaçındığı gerekçesiyle art arda eleştiriler alsa da jürinin tercihleri ve kazananların konuşmaları bu eksikliği önemli ölçüde telafi etti.

Festivalin büyük ödülü Altın Ayı, hükümetin hedefi haline gelen bir Türk ailesini izleyen, İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar'a gitti. Hollywood Reporter'ın aktardığına göre ödülü takdim eden Jüri Başkanı Wim Wenders, filmi "totalitarizmin siyasal diliyle sinemanın empatik dili arasındaki karşıtlığı" anlatan bir yapım diye niteledi.

Ödülünü alırken Çatak, siyasi bir konuşma hazırladığını ancak bunu paylaşmamayı seçtiğini söyledi: 

Çok sayıda zeki insan çok sayıda akıllıca şey söyledi ve ben sahneyi bu filmi birlikte yaptığım harika insanlara bırakmak istiyorum. Bu ödülün asıl kahramanları onlar.

Yine de filmindeki bir sahnenin "Berlin'de geçen son birkaç günü hatırlattığını" belirterek şunu ekledi: 

Sinemacılar sinemacılara karşı, sanatçılar yaratıcı insanlara karşı... Ama biz düşman değiliz. Biz müttefikiz. Asıl tehdit aramızda değil. Asıl tehdit otokratlar. Aşırı sağ partiler. Zamanımızın nihilistleri; iktidara gelip yaşam biçimimizi yok etmeye çalışanlar.

İkincilik ödülü olan Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü ise Emin Alper'in Kurtuluş filmine gitti. Alper konuşmasında, hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere cezaevindeki bazı muhalif isimlerle dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Alper ayrıca "zorbalık altında acı çeken İran halkı" ve "en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Gazze'deki Filistinliler" için de sesini yükseltti.

Chronicles from the Siege'le GWFF En İyi İlk Uzun Metraj Film Ödülü'nü kazanan yönetmen Abdallah Alkhatib, sahneye kefiyeyle çıktı. Yapımcı Taqiyeddine Issaad ise Filistin bayrağı taşıyordu.

Alkhatib, "Berlinale'ye katılmak konusunda tek bir nedenle çok büyük baskı altındaydım" dedi: 

Burada durup 'Filistin özgür olacak' demek için.

Filistinli sinemacı sözlerini şöyle sürdürdü: 

Ve bir gün Gazze'nin tam ortasında, Filistin'in diğer şehirlerinin tam ortasında büyük bir film festivali düzenleyeceğiz. Festivalimiz kuşatma altında yaşayanlarla, işgal altında yaşayanlarla ve dünyanın dört bir yanında diktatörlükler altında yaşayanlarla dayanışma içinde olacak. Sinemadan önce siyasetten konuşacağız. Sanattan önce direnişten, görevden önce özgürlükten, kültürden önce insandan söz edeceğiz. O uzun zamandır beklenen gün geliyor.

Alkhatib sözlerine "Uzun zamandır beklenen gün geliyor ve insanlar ne olduğunu sorduğunda onlara, 'Filistin hatırlıyor' deyin. Bizimle birlikte duran herkesi hatırlayacağız ve bize, onurlu bir yaşam sürme hakkımıza karşı çıkan ve sessiz kalmayı seçen herkesi hatırlayacağız" diyerek devam etti. 

37 yaşındaki yönetmen sözlerini şöyle sürdürdü:

Bazı insanlar bana, şimdi söylemek üzere olduklarımı söylemeden önce dikkatli olmam gerektiğini söyleyerek Almanya'da bir mülteci olduğumu hatırlattı. Çok fazla kırmızı çizgi var ama umurumda değil. Benim umurumda olan halkım, Filistin. O yüzden son sözüm Alman hükümetine: İsrail'in Gazze'deki soykırımında ortaksınız. Bu gerçeği anlayacak kadar zeki olduğunuza inanıyorum ama umursamamayı seçiyorsunuz. Filistin özgür olsun; şimdi, dünyanın sonuna kadar.

Kısa Film Altın Ayı ödülü Marie-Rose Osta'nın Someday, a Child'a (Yawman ma walad) verildi. Osta'nın konuşması seyirciden alkış ve tezahüratlarla bölündü.

Osta, "Burada ikiye bölünmüş halde duruyorum" dedi: 

Bir yanımda yönetmen olan tarafım var; hayatımı değiştirecek bu sevimli, güzel ayıyı alıyor olmaktan inanılmaz etkilenmiş durumdayım. Öte yandan içimdeki insan. Lübnanlı bir kadın, bir tanık... Ve hikayemi sizinle paylaşmak zorundayım.

Osta, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Bir çocuk hakkında film yaptım. Süper güçleri var; uykusundan onu uyandıran rahatsız edici sesleri yüzünden iki İsrail savaş uçağını düşürüyor. Bu sinema. Ama gerçek hayatta Filistin'in her yerindeki ve benim Lübnan'ımdaki çocukların, onları İsrail bombalarından koruyacak süper güçleri yok. Ateşkes, hem Gazze'de hem Lübnan'da İsrail tarafından ihlal ediliyor. Hiçbir çocuğun bir soykırımdan sağ çıkmak için süper güçlere ihtiyacı olmamalı. Bu ödülün bir anlamı varsa o da Lübnanlı ve Filistinli çocukların pazarlık konusu olmayacağıdır.

Berlinale'nin yeni başkanı Tricia Tuttle, hem festivalde ifade özgürlüğünün yerini savunan hem de basın toplantılarında siyasi soru sorulmasına mesafeli duran uzun bir açıklama kaleme almıştı. Buna karşılık, 80'den fazla sinemacı festivalin Gazze'deki soykırıma karşı sessizliğini kınayan bir açık mektuba imza atmıştı.

Wim Wenders, Altın Ayı'yı Çatak'a takdim etmeden önce Tuttle'ı överek "Bir fırtınayı birlikte atlattık" dedi. Tuttle ise töreni şu sözlerle kapattı: 

Bu akşam bu sahne, Berlinale'nin kendisi gibiydi. Burası hiçbir zaman sessizliğin yeri olmadı. Burası sanatçıların konuştuğu bir yer; bazen rahatsız eden ya da tartışmalı bulunan biçimlerde konuşurlar ama o alanı açık tutmamız önemli. Konuşmazsak ne olur, kim bilebilir?

12-22 Şubat'ta Berlin'de düzenlenen festival, açılış gecesinde jüri başkanı Wim Wenders'in Gazze'yle ilgili verdiği yanıtın ardından siyasi tartışmaların gölgesinde kalmıştı.

Wenders, "Sinemacılar olarak siyasetin dışında kalmalıyız" sözleriyle eleştirilerin hedefi haline gelmişti.

Independent Türkçe, IndieWire, Hollywood Reporter, Variety