İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward Şarku’l Avsat’a konuştu: İnsani yardımın durdurulması, Suriye halkına ölüm cezası demek

Woodward, İran’ı, Suriye ve Yemen'de ‘sorunun bir parçası’ olarak görürken Husilerin ateşkesi kabul etmelerini istedi

Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)
Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)
TT

İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward Şarku’l Avsat’a konuştu: İnsani yardımın durdurulması, Suriye halkına ölüm cezası demek

Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)
Birleşik Krallık’ın BM Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward (BM İngiltere Misyonu)

Birleşik Krallık’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Lady Barbara Woodward, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda Suriye'de yaşananları ‘dünyanın en trajik krizlerinden biri’ olarak nitelendirdi.
Woodward, BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 10 Temmuz’da sona erecek olan sınır ötesi yardım gönderme misyonunu yenilememesinin Suriye halkı için bir ‘ölüm cezası’ olacağı konusunda uyarırken Batılı diplomatlar, Moskova'nın bu konudaki tutumunun ABD Başkanı Joe Biden ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki zirvenin sonucunun ‘ilk testi’ olduğuna dair inançlarını ifade ettiler. Woodward, Bab el-Hava Sınır Kapısı’nın genişletilmesine ek olarak el-Yarubiye ve Bab es-Selam Sınır Kapılarının yeniden açılması çağrısında bulundu.
İngiliz Kraliyet Ailesi tarafından 2016 yılında kendisine ‘Lady’ unvanı verilen İngiliz diplomat, İran’ın sadece Suriye’de değil, ateşkes anlaşmasına varmak ve yaklaşık 16 milyon Yemenliye insani yardım ulaştırmak için siyasi bir çözüme doğru ilerleme kaydedilmesine destek vermek yerine Husi milislerini desteklemeye devam ettiği Yemen'de de ‘çözümün bir parçası’ olmaktan ziyade sorunun bir parçası olduğunu vurguladı. Woodward, buna karşın Suudi Arabistan, Umman ve ABD’nin Husilerin ateşkesi kabul etmesi ve Marib'deki balistik füze saldırısı ve Suudi Arabistan’daki bir okula yapılan saldırı gibi saldırıları durdurması için gösterdiği çabaları ‘büyük bir memnuniyetle’ karşıladığını söyledi. Libya dosyasına da değinen Woodward, Rusya ve Türkiye’yi BMGK’nın 2570 sayılı kararı ve Libyalılar arasında yapılan anlaşmaların hükümleri uyarınca askeri güçlerini ve paralı askerlerini Libya topraklarından çekmeye çağırdı. Bu hafta yapılması planlanan Libya konulu ikinci Berlin Konferansı’ndan olumlu sonuçlar alınmasını ve siyasi süreçte bu yılın sonunda yapılması planlanan seçimlere doğru olumlu bir ilerlemeye kaydedilmesini umduğunu ifade eden İngiliz diplomat, yeni tip koronavirüs (Kovid-19), iklim değişikliği ve kalkınma gibi büyük zorlukların üstesinden gelmek için İngiltere ve Suudi Arabistan arasında ‘geniş kapsamlı’ ikili iş birliğinden bahsetti.

İşte İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward ile yapılan röportajın tam metni:
-Bölgemiz daha önce başlayan veya yeni patlak veren çatışmalarla dolu. Ancak Suriye halen bu çatışmaların en kötüsüne tanık oluyor. BMGK birkaç kez bu savaşı durdurmaya çalıştı, fakat başarısız oldu. Şimdi Washington'da yeni bir yönetim başladı. ABD Başkanı Joe Biden ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki zirve sonuçlarında bir umut görüyor musunuz?
Haklısınız. Suriye dünyanın en uzun çatışmalarından birini yaşıyor. Dünya Mülteciler Günü'ne yaklaşırken dünyanın en trajik mülteci krizlerinden birine tanık oluyor. Bu, BMGK’nin ayda üç kez siyasi durumu, insani krizi ve kimyasal silah kullanımını tartıştığı bir konudur. Buna karşın Washington'daki yeni yönetim, bir çözüm bulmaya çalışmak için yeni ve ilerici bir taahhüt getirdi. ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield’ın bölgeyi yakın bir tarihte ziyaret ettiğini ve Suriye'deki son durumu bizzat gördüğünü biliyorum. 13 milyon Suriyelinin insani yardıma çok ihtiyacı olması rahatsız edici bir durum olmaya devam ediyor. BM’ye bağlı bir misyonunun en fazla yardım dağıtması gereken yer burası. Önümüzdeki ay BMGK’de bu insani krizle nasıl yüzleşeceğimizi ve ilk adım olarak Riyad veya Londra’nın nüfusunu aşan iki milyonu çocuk 13 milyon Suriyeliye nasıl daha fazla insani yardım ulaştıracağımızı tartışacağız. Bu yüzden daha fazla sınır kapısından insani yardımların geçmesini istiyoruz, bu yüzden ateşkes çağrısı yapıyoruz, bu yüzden siyasi çözüm için çalışmak istiyoruz.

-Lakin şuan bu durum, Rusya’nın insani yardımların yapıldığı sınır kapısını yardımlara açık tutmayı kabul edip etmeyeceğine bağlı. Rus meslektaşlarınızdan Rusya’nın bir kez daha insani yardımların girişine izin verip vermeyeceklerine dair bir ipucu alabildiniz mi?
Konunun ABD Başkanı Biden ve Rusya Devlet Başkanı Putin arasındaki zirve sırasında gündeme geldiğini biliyorum, ancak şuan elimde  buna dair herhangi bir ipucu yok. Açık konuşmak gerekirse, sınırın kapatılması, Suriye halkına verilen ölüm cezası olur. Dolayısıyla sınırların kapatılmasına yönelik oy kullanmak ya da insani yardımların devam etmesine dair karar taslağını veto etmek, açıkçası Suriyelilerin hayatıyla, bölgenin sağlığıyla ve güvenliğiyle oynanan siyasi bir oyun olacaktır. Bu, Suriye’nin kuzeybatısında mahsur kalan insanlara gıda yardımı, insani yardım ve Kovid-19 aşıları ulaştırılmasıyla ilgili. Bu yüzden, Rusların sadece Bab el-Hava Sınır Kapısı’nı açık tutmanın değil, aynı zamanda el-Yarubiye ve Bab es-Selam Sınır yapılarını da yeniden açmanın önemini anlayacaklarını umuyorum. Çünkü geçtiğimiz yıl tek geçiş noktasını yeterli olmadığını gördük. Çatışma devam ediyor ve yardıma ihtiyaç duyanların en az yüzde 20'si şimdi eskisinden daha çok yardıma muhtaçlar. Bu yüzden bu önemli oylamaya giden haftalarda Ruslarla yakın temas halinde olacağız.

-Suriyelilerin yaşadıkları korkunç insani durumun yanı sıra Ürdün, Irak ve Lübnan gibi komşu ülkeler de Suriyeli mülteciler nedeniyle büyük zorluklarla karşı karşıya kaldılar. Sizce uluslararası toplum bu konuda neler yapabilir?
Bu, Dünya Mülteciler Günü için oldukça konuda odaklı bir soru. Komşu ülkeler omuzlarında büyük bir mülteci yükü taşıyorlar. Bu yüzden İngiltere olarak BM insani programlarına ve mültecilere bir an önce yardım edebilmek, ardından ateşkes ve mülteci kamplarındaki insanlara bir çıkış yolu bulabilecek siyasi çözümler üzerinde çalışabilmek için geçtiğimiz hafta kendisiyle görüştüğüm BM Mülteciler Yüksek Komiseri’ne (Filippo Grandi) yardım etme konusunda kararlıyız.

İran ve devam eden istikrarsızlık
-İran'ı bu çözümün bir parçası olarak mı yoksa sorunun bir parçası olarak mı görüyorsunuz? Sizce İran'ın bu oyunda rolü nedir?

İran, sadece burada değil, diğer bölgesel çatışmalarda da çözümün bir parçası olma konusunda da muazzam bir potansiyele sahip. Ancak şunu söylemeliyim ki, İran şimdiye kadar Husilere verdiği destekle ve balistik füze denemeleriyle bölgenin istikrarsızlaşması ve sorunun bir parçası gibi görünüyor. Dolayısıyla İran'ın bölgede yapıcı bir rol oynamaya geri döneceğini umuyoruz. Bunun çok yardımcı olacaktır.

-Yemen meselesine geleceğim, ancak öncesinde mülteciler söz konusu olduğunda, özellikle Lübnan hakkında da ne düşünüyorsunuz?
Komşu ülkeler omuzlarında kendileri için korkunç olan büyük bir mülteci yükü taşıyor. Bu yüzden, mültecilerden kaynaklanan bu kritik sorulardan bazılarını sadece Lübnan'da değil, komşu ülkelerde ve tüm dünyada mevcut aşamada çözmeye çalışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

-Az evvel dediğim gibi Yemen meselesine geçelim. Yemen, dünyanın en kötü trajedilerinden biridir. Son zamanlarda BM, ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık ve diğerler birçok ülkenin büyük çabalar sarf ettiğini, fakat hiçbirinin işe yaramadığını gördük. İran'ın bu çatışmada yapıcı bir rol oynadığını düşünüyor musunuz?
Yemen'de uzun süredir devam eden bir çatışmanın yaşandığını ve 16 milyon insanın yardıma muhtaç olduğunu görüyoruz. İran'ın Yemen’de ateşkesin sağlanması ve insani yardımların ulaştırılması için siyasi bir çözüme doğru ilerleme kaydedilmesine yardımcı olmadığını düşünüyorum. Suudi Arabistan ve Umman’ın ileriye dönük bir yol bulmaya yönelik çabalarını memnuniyetle karşılıyoruz. Çünkü BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths'in bize söylediği gibi ateşkes üzerinde anlaşmak, Hudeyde limanını açmak, Sana Uluslararası Havaalanı’nı açmak ve bir milyon varilden fazla petrolün denize sızabileceği, korozyona uğrayan ve paslanan petrol tankeri Safer’e bir çözüm bulmak amacıyla taraflar arasında birçok kez diyalog başlatma girişiminde bulundular. Bir noktada bir biriyle kesişen çok sayıda sorun var. Bu sorunlarda İran'ın yapıcı bir rol oynaması oldukça faydalı olacaktır. Ama en önemlisi, bence, Husiler ateşkesi kabul etmez ve bu şiddete, 10 gün önce Marib'de düzenlenen balistik füze saldırısı ve Suudi Arabistan’da bir okula yönelik saldırı gibi saldırılara son vermezse çabaların hiçbiri yangını söndürmeye ve bir çözüm bulmaya yardımcı olmaz.
Griffiths'in yerine geçebilecek aday isimlerin sahip olması gereken özellikler

-Biri İngiliz olmak üzere Martin Griffiths'in yerini alabilecek üç aday var. Martin Griffiths’in yerine İngiltere’den bir ismin geçmesi için baskı yapıyor musunuz?
Martin Griffiths'in, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking’in de aralarında olduğu bölgedeki birçok aktörle sarf ettiği sınırsız çabayı memnuniyetle karşılıyoruz. Bence Martin'in halefinin sabırlı, kararlı, esnek ve çözüm bulmaya çalışırken yaratıcı olması gerekiyor. Bunlar, Griffiths’in yerine atanacak isme karar verecek olan BM Genel Sekreteri (Antonio Guterres) için en önemli beceriler ve niteliklerdir.

-Peki, Griffiths’in yerine geçecek isim aynı yaklaşımı mı izlemeli?
Örneğin Tim Lenderking'in ABD’nin Yemen Özel Temsilcisi olarak atanmasının yeni fikirler getirdiğini gördük, hem Suudi Arabistan'dan hem de Umman'dan atılan bir dizi yaratıcı adıma tanık olduk. Bu yüzden aynı anda hem gelişen hem de kötüleşen bir duruma her zaman yeni yaklaşımlar için yer olduğunu düşünüyorum.

-Libya’ya meselesine geçelim. Libya, Birleşik Krallık için BMGK’de özel bir yere sahip.  Şimdi Libya konulu ikinci Berlin Konferansı’nın sonuçlarına dair bir umut var mı? BM'nin siyasi yol haritasında atılması gereken sonraki adımlar ve kalan sorunları çözmeye çalışırken üstlendiği rol nedir?
23 Haziran'da yapılması planlanan Berlin konferansını sabırsızlıkla bekliyoruz. Konferansın değerlendirme yapmak için önemli bir fırsat olacağını düşünüyorum. Bence birçok alanda ilerleme kaydedildi. Jan Kubis'in BM’nin yeni Libya Özel Temsilcisi olarak atanmasını ve Aralık ayında yapılacak seçimlere hazırlık amacıyla BM gözlemcilerinin ülkeye gelişini memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak asıl önemli olan, BMGK’nın 2570 sayılı kararı çerçevesinde Libya’daki yabancı güçlerin ülkeyi terk etmeleridir. Bu aynı zamanda Libyalıların talepleriyle de uyumludur. Yabancı güçler durumu daha da istikrarsızlaştırırken barış ve istikrara doğru ilerlemeye ve seçim sürecine yardımcı olmuyor. Dolayısıyla, Berlin'deki konferansta bu konunun tartışılabileceğini ve belki de yabancı güçlerin Libya'dan çıkışının bir yolunun bulunmasını umuyoruz.

Libya’daki Rus ve Türk güçleri
-Yine bu çatışmada da Türk güçleri ile paralı askerler, silahlar ve çeşitli alanlarda destek sağlayan diğer ülkelerin yanı sıra Rusya’nın rolü var. Rusya'nın bu sorunu çözmek için iş birliği yapacağına dair bir umudunuz var mı?
Libya halkı ve Libya’daki geçici hükümet, BMGK’nin 2570 sayılı kararı doğrultusunda yabancı güçlerin ülkeden ayrılmasını istiyor. Rus güçlerinin ülkeden gitmesi önemlidir. Aynı şey Türk güçleri için de geçerlidir. Bu yüzden bunun önemli olduğunu düşünüyorum.

-Son zamanlarda Tigray bölgesinde de durum kötüleşti. Eğer uluslararası toplum bir şeyler yapmazsa insan yapımı bir kıtlığın baş gösterebileceği düşünülüyor. Sizce orada bir kıtlığın patlak vermemesi ve krizin daha da kötüleşmemesi için yapılması gerekenler neler?
Bunun insan yapımı bir kıtlık olması konusunda kesinlikle haklısın. Burada tam bir trajedi yaşanıyor. Bu kıtlık ne kuraklık ne de çekirgelerden kaynaklanmıyor. Bu, iktidardakilerin aldığı kararlardan kaynaklanan bir kıtlık ve ancak iktidardakilerin kararlarıyla önlenebilir. Eritre güçlerinin geri çekilmesi önemli. Geçtiğimiz Mart ayında anlaşmıştık, şimdi Haziran ayındayız, ama halen anlaşmanın uygulandığına dair bir işaret yok. Bölgede 350 bin kişi büyük bir açlık riskiyle karşı karşıya. Öte yandan milyonlarca insan daha gıda güvensizliği tehlikesiyle yüzleşiyor. Önemli olan Tigray bölgesine gıda yardımı sağlamak. Daha sonra, bu yıl tarım alanındaki kıtlığı bir şekilde tersine çevirebiliriz. Bu da gelecek yıl da kıtlık olacağı anlamına geliyor. Bu nedenle, Eritre güçlerinin geri çekilmesi ve ardından insani yardımın bölgeye girişine izin verilmesi gerekiyor.

-Bahsettiğim tüm çatışmalarda çok büyük insan hakları ihlallerine tanık olduk. Bu ülkelerden bazılarında hesap verdirilmeden herhangi bir şey yapabileceğimizi düşünüyor musunuz?
Bu çok önemli bir nokta. Dışişleri Bakanım (Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Dominic Raab) için de büyük önem taşıyor. Bunu Myanmar'da ve (Çin'deki, nüfusunun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu) Sincan Özerk Bölgesi’ndeki durum için yaptık.  Hesap verebilirlik meselesinin sadece iki taraflı değil, bunların ötesinde önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Bu hafta Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcılığı'na İngiliz Hukukçu Karim Asad Ahmad Khan seçildi. Hesap verebilirliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara sahibiz.

Suudi Arabistan ile ilişkiler
-Suudi Arabistan ile İngiltere ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bence bu konuda değerlendireme yapmak, iki ülkenin büyükelçilerinin uzmanlık alanına giriyor, ama son zamanlarda Riyad ve Londra arasında çok başarılı üst düzey ziyaretler ve diyaloglar gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum. Güçlü ve çok taraflı bir iş birliğimiz var. Bu nedenle G-20 Dışişleri Bakanları toplantısını önümüzdeki ay yapmayı düşünüyoruz. Çok taraflı forumlarda birlikte çalışmaya, Kovid-19 ile mücadelede, ilim değişikliği ve fosil yakıtları ortadan kaldırma konularının yanı sıra bazı gelişmekte olan ülkeleri iklim değişikliğini hafifletme ve iklim değişikliğine uyum sağlama konusunda desteklemek için teknik çözümler bulmada beraber çabalamaya ve birlikte BM Kovid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı’na (COVAX) katkıda bulunmaya devam edebileceğimizi umuyorum. Buna ilaveten kalkınma ve mali yardımlar dahil olmak üzere diğer birçok alanda birlikte çalışmayı sürdürebiliriz. Birlikte çalışabileceğimiz çok yer var.

-Yakın tarihte İngiltere’de gerçekleşen G7 Liderler Zirvesi, ardından NATO toplantısı ve Brüksel'deki Avrupa Birliği (AB)-ABD Zirvesi, Cenevre'deki Biden-Putin zirvesi gibi toplantılar hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz? Dünyadaki sorunları çözmek amacıyla uluslararası toplumda toplu eylem için yeni bir atmosfer oluştuğunu düşünüyor musunuz?
Evet, bence burada çok olumlu ve güçlü iki unsur var. Biri bir yılı aşkın bir süre sonra dünya ilk kez yüz yüze yapılan bir liderler zirvesine tanık olmasıydı. İkincisi İngiltere’nin G7 Liderler Zirvesine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duymasıydı. Dünya ekonomisinin üçte ikisini temsil eden ülkelerin liderlerini bir araya getirmek çok önemli bir başarıydı. Aynı şekilde liderlerin COVAX’ın kapsamının genişletilmesi, iklim değişikliğine yönelik daha fazla adım atılması ve açık toplumlar ve demokrasiye bağlılık yönündeki sözleri de büyük önem taşıyordu. Artık AB’den ayrıldığımıza göre BM’nin beş daimi üyesinden biri, NATO üyesi ve İngiliz Milletler Topluluğu lideri olarak kaldık. Britanya dünyada iyilik için bir güç olmaya devam ediyor.
Birleşik Krallık’ın iyiliğe yönelik küresel gücünün, Biden yönetiminin yeni yaklaşımıyla paralel olduğuna inanıyorum. ABD'nin çok taraflı bir oyuncu olarak çok net bir şekilde uluslararası kuruluşlara geri döndüğünü söylediğini duyduk.
Tüm bunlar, ABD’nin dünya meselelerine getirdiği önemli dinamizmi ortaya koydu. Bu yüzden bazı olumlu eğilimler olduğunu düşünüyorum. Zira bu olumlu eğilimlere ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü çözmemiz gereken çok büyük sorunlarımız var. Kovid-19 salgını ve iklim değişikliği, başlıca önemli sorunlar arasında yer alıyor. Fakat kalkınma, ekonomik eşitsizlik ve BM tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nda (UNDP) ilerleme kaydedilememesi de söz konusu. Bu sorunları çözmek için G-7 ve G-20’nin yanı sıra BM gibi diğer çok taraflı uluslararası platformlarda da Suudi Arabistan ile birlikte çalışmamız gerekiyor.



Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.


Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
TT

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)

ABD ordusu, son aylarda yaşanan benzer olayların sonuncusu olarak, Doğu Pasifik'te bir tekneyi bombaladığını ve üç mürettebatın öldüğünü açıkladı.

Trump yönetimi, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle imha edilen gemilerin başarısını övüyor. ABD ordusu, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, teknenin "uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığını" belirtti.


Rodriguez: Daha demokratik, adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz

Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
TT

Rodriguez: Daha demokratik, adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz

Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)

Venezuela'nın geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez, devlet televizyonunda dün yayınlanan konuşmasında, "daha demokratik, daha adil ve daha özgür bir Venezuela" inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Rodriguez, yüzlerce siyasi mahkumu serbest bırakacak tarihi af yasasının kabul edilmesinden bir gün sonra, dün yaptığı açıklamada, "Bugün daha demokratik, daha adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz ve bu herkesin çabasıyla yapılmalıdır" ifadelerini kullandı.