Musul’un kamu ve özel mallarına yönelik organize yağma sürüyor

Şarku'l Avsat’ın, Musul’daki mağdurlar ve yetkililerle yaptığı röportajda, çeşitli siyasi partilere ve milis gruplara karşı suçlamalar yapıldı

Musul'daki bir arkeolojik sit alanı, işgaller nedeniyle yerleşim bölgesine dönüştürüldü (Şarku’l Avsat)
Musul'daki bir arkeolojik sit alanı, işgaller nedeniyle yerleşim bölgesine dönüştürüldü (Şarku’l Avsat)
TT

Musul’un kamu ve özel mallarına yönelik organize yağma sürüyor

Musul'daki bir arkeolojik sit alanı, işgaller nedeniyle yerleşim bölgesine dönüştürüldü (Şarku’l Avsat)
Musul'daki bir arkeolojik sit alanı, işgaller nedeniyle yerleşim bölgesine dönüştürüldü (Şarku’l Avsat)

“Musul yağmalandı. Hakları olsun ya da olmasın Musul’da ne varsa el koydular... Neden olmasın ki her şey onların elinde; iktidar, kanunlar ve hatta vatandaşların hayatı...” Bu sözler, Musul’da taksi şoförlüğü yapan 56 yaşındaki Muhammed el-Hamdani’ye ait.
Kullandığı taksiyi durdurup alnındaki teri sildikten sonra duygularını kontrol etmeye çalışarak Musul’da yaşananları Şarku’l Avsat’a anlatan Hamdani sözlerini şöyle sürdürdü:
“Musul'un milisler ve iktidardakiler tarafından yağmalanması, gayrimenkullerden, arazilere ve projelere kadar her şeyi etkileyen sistematik bir durumdur. Devlet daireleri dahi onlara teslim edildi. Hükümette makamları ve siyasi olarak temsilcileri de var.”
Elini ağzını götürerek susması gerektiğini beden diliyle ifade eden Hamdani, “Ama yine de susmalısınız. Çünkü dedikleri gibi, şehri DEAŞ'den kurtardılar ve terörden korudular” ifadelerini kullandı.
Bir anlığına sessizleşen Hamdani ardından şöyle devam etti:
“Hatta arkeolojik sit alanları veya park ve yeşil alanlar ya da okul ve sağlık merkezleri inşa etmek için tahsis edilmiş araziler gibi alım-satımı yasak alanları dahi ele geçirip ya sattılar ya da çoğu Musullu olmayan üyeleri arasında dağıttılar.”
Musul’da doğan ve tüm hayatını burada geçiren 49 yaşındaki Ebu Firas ise tanıdıklarından biri onu çok geç olmadan uyarmış olmasaydı, sahibi olduğu araziyi kaybedecekti. Ebu Firas’ın arazisi, Musulu yağmalayan kişilerce, arazinin yurt dışına göç eden bir kişiye ait olduğuna dair sahte belgelerle ele geçirilmeye çalışıldı.
Ebu Firas başından geçen olayı şöyle anlattı:
“Yaklaşık bir ay önce komşularımdan biri, sahibi olduğum arazinin satışa çıkarıp çıkarmadığım konusunda bilgi almak için beni aradı ve bir grup insanın araziyi konut parsellerine bölüp satışa hazırladığını söyledi. Oraya gittikten sonra bana kooperatif olduklarını ve resmen sahibi olduğum araziyi vatandaşlara satmak için parselleyeceklerini söylediler. Bir yakınım araya girdikten sonra arsa nosunda hata olduğunu söyleyip araziyi bıraktılar.”
Musul kentindeki emlak ve arazi dosyası, devlete ait arazilerin ele geçirilmesinden yasadışı satışına, proje ve parklara ayrılan arazilerin konut arazisine dönüştürülmesinden arkeolojik sit alanlarının tabularına varana kadar birçok sorun barındırıyor.
Musul'da bazı partilerin ekonomi ofislerinin denetiminde, silahlı grupların yetkilileriyle iş birliği içinde yapılan bu suistimaller, Adalet Bakanlığı'nın Musul'daki tapu dairesinin kapatılması emrini vermesine neden oldu. Ayrıca Başbakan, basında yer alan nüfuzlu tarafların gayrimenkul dolandırıcılığına karıştığına ilişkin haberlerin ardından bu yılın başlarında suistimalleri araştırmak için kurulan özel bir komiteyi Musul’a gönderdi.
Musul’da kamu ve özel mülklere yönelik suiistimalleri durdurmak için son resmi adım Ninova Şeffaflık Komisyonu tarafından atıldı. Komisyon, yasa dışı olarak dağıtılan 844 arsaya tedbir koydu.

Devlet mallarına el konulması
Şehir ve bölge planlama uzmanı mühendis Firas Salim es-Saig, hangi şehir olursa olsun şehir planlamasında ‘yeşil alanlar, okullar, sağlık merkezleri ve diğerleri gibi kamu tesisleri için farklı alanların tahsis edilmesi’ gerektiğini belirterek, “Bu yerler, yasaklı alanlardır ve şehrin akciğerleri olarak kabul edildiğinden kategorileri ne olursa olsun değiştirilemez” yorumunda bulundu. Musul'da bu alanların yüzde 70'inden fazlasının denetimsiz bir şekilde ele geçirilerek ve dağıtılarak konut arazisi haline getirildiğini belirten Saig, el-Endülüs, eş-Şurta, el-Camia, es-Sukar ve diğer mahallelerdeki bu tür arazilere özel konutların inşa edildiğini söyledi.
Saig sözlerini sürdürdü:
“Mesele burada da bitmiyor ve şehrin gelecek planlarında inşa edilecek okul ve sağlık merkezleri için ayrılan alan ve arazilere kadar uzanıyor. Bu durum yeni mahallelerde hükümeti büyük bir açmaza sokacaktır. Hükümet bu mahallelerde okul veya herhangi bir kamu tesisi yapamayacaktır.”
Irak Adalet Bakanlığı, bu yılın başlarında Musul’daki Tapu Sicil Müdürlüğü’nü kapattıktan sonra, incelemelerde bulunacağını ve dosyalarında sahtecilik yapılan gayrimenkullerin bir listesini çıkaracağını açıklamıştı. Yerel yetkililere göre söz konusu araziler Musul'daki nüfuz sahibi milislerle bağlantılı kişilere satıldı.
Ninova Valisi Yardımcısı Hasan el-Allaf, Ninova’daki gayrimenkullere el konulması dosyasına ilişkin açıklamasında, “Emlak kayıtlarında yapılan sahtecilik, Musul şehrinde Irak devletine ait 5 bin dönüm arazinin kaybedilmesine neden oldu” dedi. Allaf, yaptığı açıklamalarda Musul şehrindeki tapu dairesi görevlilerini ‘kayıt sahteciliği ve arazi çalmaktan’ sorumlu tuttu.
Ninova'daki Tapu Sicil Müdürlüğü'nden kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Şarku’l Avsat’a, kendilerini kooperatif olarak tanıtan kişilerin yanı sıra müteahhit olarak çalışan kişilerin de olduğunu ve Musul’un çeşitli bölgelerinde boş arsa olup olmadığını araştırdıklarını söyledi. Bu kişilerin buldukları boş arazilerin tapu sicillerini kontrol ettikten sonra devlete ait olduklarını öğrenir öğrenmez, bazı nüfuzlu kişilerin yardımıyla onları ele geçirmek için çalıştıklarının söyleyen kaynak, “Arazileri parselliyorlar ve milyonlarca dolar kazanmak için vatandaşlara satıyorlar” şeklinde konuştu.
Musul şehrinde kamu ve özel mülklere ait 9 binden fazla dosyanın Tapu Sicil Müdürlüğü'nden, herkesin gözü önünde ve herkesin duyabileceği şekilde hiçbir şey yapılmadan kaybolduğunu vurgulayan kaynak, “Resmi evrakta sahtecilikten sorumlu olanlar ve devlet arazisinin satışından birincil olarak yararlananlar, Haşdi Şabi içindeki nüfuz sahibi milislerdir. Tapu Sicil Müdürlüğü’ndeki çalışanları buna zorluyorlar. Kimse isimlerini dahi söylemeye cesaret edemiyor. Çünkü her şey onların kontrollerinde. İstedikleri kişiyi DEAŞ’la bağlantılı olduğu şeklinde asılsız suçlamalarda bulunabilirler. Bu da, haklarında ölüm cezasına varabilecek kararların alınabileceği mahkeme süreçleri anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
Musul, 7 Ocak’ta, sahtecilikle devlet arazilerine el koyan bir çetenin üyelerinin tutuklandığının duyurulmasının ardından devlete ait ya da Hıristiyan vatandaşların ve DEAŞ üyelerinin adına kayıtlı emlak belgelerinde sahtecilik yapmakla suçlanan hükümet çalışanlarını hedef alan geniş bir tutuklama kampanyasına tanık oldu. Bu tutuklamaların ardından Tapu Sicil Müdürlüğü’ndeki bir dizi görevli, emlak belgelerinde tahrifat ve sahtecilik yapmaktan suçlu bulundu.  Musul Tapu Sicil Müdürü Ferhan Hüseyin Taha, Irak Ceza Kanunu'nun 340’üncü maddesi uyarınca beş yıl bir ay hapis cezasına çarptırıldı.
Arkeolojik sit alanları da etkilendi
Mesele devlete ait okul, sağlık ocağı, kamu hizmeti ve yeşil alan yapımına tahsis edilen arazilerle sınırlı kalmayıp, Eski Eserler Kurumu'na ait olan ya da arkeolojik sit alanı olarak geçen arazilere kadar uzandı. Nergal mahallesindeki tarihi Ninova Duvarı, geçtiğimiz Mart ayında buldozerlerle yıkıldı. Bunun üzerine sosyal medyada, kentin tarihini ve kimliğini etkileyen bu ihlallerin durdurmak için bir kampanya başlatıldı.
Ninova’daki yerel yetkililer, resmi bir açıklamayla tarihi Ninova Duvarı’nın yıkıldığı haberlerini yalanladılar. Açıklamada, haberlerde yer alan buldozer resimlerinin DEAŞ’ın işgali dönemine ve onun eski eserleri yok ettiği sahnelere ait olduğu vurgulandı. Açıklamada, Nergal mahallesinde yaşananların vatandaşların devletin 2003 yılından önce tazminatsız olarak el koyduğu ve ana caddeye dönüştürdüğü arazilerini geri almak için açtıkları davayı kazanmalarının ardından bölgedeki yolların yapımıyla ilgili olduğu belirtildi.
Adının açıklanmasını istemeyen Ninova İl Meclisi’ne yakın bir kaynak, eski rejim döneminde el konulup ana caddeye dönüştürülen, fiyatının 100 milyar Irak dinarı (yaklaşık 70 milyon dolar) civarında olduğu tahmin edilen ve Musullu bir aileye ait olduğu iddia edilen bir arazinin, Haşdi Şabi içinde nüfuz sahibi olan ‘Ebu Reyyan’ adındaki bir kişi ile araziyi konut projesine dönüştürmek isteyen yatırımcılardan biri arasında yapılan anlaşmaya aileye iade edildiğini söyledi.  Kaynak bu durumun yerel yönetimi, Ninova Duvarı'na yakın bir bölgede alternatif bir yol açmaya ittiğini belirtti.
Gayrimenkul sorunları ve tazminat alanında uzman olan avukat Şakir Semir, Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, “Devlet vatandaşın sahip olduğu arazileri üç durumda tazmin ederek kullanabilir.  Birinci durumda devlet sahip olduğunuz arazinin tamamını istiyorsa arazi için uygun tazminatı siz belirlersiniz. İkinci durumda, devlet arazinin bir kısmını istiyorsa burada iki durum arasında bir ayrım yapılır. Birincisi, eğer araziye ana cadde yapılacak veya ticari bir alana dönüştürülecekse vatandaşın arazisinin geriye kalanında durum iyileştirilmelidir. Burada devlet genellikle bu arazi için tazminat ödemez. Çünkü vatandaşın arazinin geriye kalanının değeri ikiye katlanmış olur. Ancak arazinin geri kalanının statüsünde bir değişiklik olmuyorsa devlet burada, aldığı alanla orantılı olarak kısmi bir tazminat öder” ifadelerini kullandı.
Değerlendirmesine Musullu aileye iade edilen arazinin durumuna ilişkin yorumuyla devam eden Semir, “Devletin 2003  yılından önce el koyduğu arazi, tarım arazisi olarak sınıflandırıldı ve ana cadde açmak için kullanıldı. Bu da yapılan yolun arazilerin geri kalanının durumunu iyileştirdiği ve maddi değerlerini artırdığı anlamına gelir” dedi.
Musul'daki arkeolojik alanların ele geçirilmesi meselesi Nergal mahallesi ile sınırlı kalmayıp, Ninova arkeolojik kentinin kalbinde yer alan Rahmaniye bölgesi gibi başka alanlara da yayıldı. Sivil aktivist Ahmed el-Halidi’ye göre burası bir yerleşim bölgesine dönüştü ve içine evler inşa edildi. Şarku’l Avsat’a konuşan Halidi, “Rahmaniye bölgesi bölünerek yerleşim bölgesi haline getirildi. Daha önce bu alanlara herhangi bir yapının inşa edilmesi yasak olduğu halde sokaklar açıldı ve kerpiçten evler inşa edildi. Devlet onlara hiçbir şekilde yapı ruhsatı vermemiştir. Şii Vakfı’nın eline geçmesiyle ticaret kompleksine dönüşen Yunus Peygamber Camii'nin karşısındaki tepede de aynı durum söz konusu. Arkeolojik sit alanı kabul edilen bu bölgede herhangi bir yapının inşa edilmesi kesinlikle yasaktır” şeklinde konuştu.

Sahtecilikte uzmanlaşan gruplar
Halen birçok vatandaş, özel mülklerine yönelik ihlallerden kurtulabilmiş değil. Devlete ait arazi ve mülk sahteciliği ve dolandırıcılık konusunda uzmanlaşmış gruplar, özellikle Musul'dan ayrılan Hristiyan vatandaşlara ve DEAŞ üyelerine ait mülkleri ele geçirip arazi sahiplerinin yokluğunu, arazilerin tapu belgelerinde değişiklik yaparak mülkleri satmak için suiistimal etmekle suçlanıyorlar.
Ebu Firas bu durumla ilgili olarak söz konusu grupların, özellikle kentten ayrılan Hıristiyanların veya DEAŞ’a üye olmakla suçlananların arazilerini ele geçirme sürecini kolaylaştıran güçlü ve nüfuzlu kişilerden oluştuğunu söyledi. Ebu Firas, arazisine el konulmasını önlemek için müdahale eden yakınının, kendisine, ismi Hıristiyan birine ait gibi göründüğü için mülküne el koyulma girişiminde bulunulduğunu söylediğini aktardı.
Avukat Şakir Semir, bu yılın başlarında tapuda sahtecilik konusunda uzmanlaşmış bir grubun tutuklanmasının ardından özellikle onlarca Hıristiyan vatandaşın şikâyette bulunduğunu ve dava açtığını doğruladı.
Semir, davalıların tapu kayıtlarını Tapu Sicil Müdürlüğü’nden tamamen silmeleri nedeniyle kendilerine ait mülklerin sahibi olduklarını kanıtlamalarının zor olduğunu, bu yüzden çoğu davanın halen devam ettiğini belirtti.
Semir, dosyadaki karmaşıklığın boyutunun, Musul'u kontrol eden güvenlik güçlerinin bağlı olduğu siyasi güçlerin devlet içerisindeki kontrolü gelecekte zayıflasa veya tamamen sona erse bile gayrimenkul sahiplerinin haklarını kanıtlamada karşılaşabilecekleri zorlukları gösterdiğini söyledi.



İngiliz büyükelçisi Irak'taki grupları "mafya" olarak nitelendirdi

 İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi İrfan Sıddık (X)
İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi İrfan Sıddık (X)
TT

İngiliz büyükelçisi Irak'taki grupları "mafya" olarak nitelendirdi

 İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi İrfan Sıddık (X)
İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi İrfan Sıddık (X)

İngiltere’nin Irak Büyükelçisi İrfan Sıddık, dikkat çeken açıklamalarında silahlı grupların yöntemlerini “mafya usulleri” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın basından aktardığına göre Sıddık, ülkesinin, yalnızca hükümet kontrolü altında olması şartıyla Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ile çalışmaya karşı olmadığını belirtti. Londra’nın “kontrolsüz silah sorunuyla mücadelede”, Kuzey İrlanda deneyiminden yararlanarak Irak’a destek vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Sıddık, “Savaş kararı yalnızca meşru devlet kurumlarının yetkisindedir. Bu tür meselelerle seçilmiş hükümet ilgilenir, başka hiç kimse değil” dedi.

İran’ın Irak’taki etkisini de eleştiren İngiliz diplomat, Tahran’ın müdahalelerini “geniş çaplı ve gayrimeşru” olarak tanımladı. Başbakan Ali al-Zeydi liderliğindeki yeni hükümete devlet otoritesini güçlendirme çağrısında bulunan Sıddık, “İranlılar Irak’ın egemenliğine saygı göstermiyor. Yeni hükümetin bu sorunu çözmesini umuyoruz” ifadelerini kullandı.

İngiltere-İran ilişkilerine de değinen Sıddık, savaş sürecinde Bağdat’taki İran Büyükelçisi ile diplomatik temaslarının azaldığını söyledi. İranlı büyükelçinin, ikili görüşme önerisi gündeme geldiğinde çekimser davrandığını da ifade etti.


Gazze'de kanlı gün: 9 Filistinli hayatını kaybetti, çeteler Gazze'nin orta kesimlerini hedef aldı

İsrail'in Gazze'nin orta kesimlerindeki Megazi Kampı'na dün düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze namazı kılındı (AP)
İsrail'in Gazze'nin orta kesimlerindeki Megazi Kampı'na dün düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze namazı kılındı (AP)
TT

Gazze'de kanlı gün: 9 Filistinli hayatını kaybetti, çeteler Gazze'nin orta kesimlerini hedef aldı

İsrail'in Gazze'nin orta kesimlerindeki Megazi Kampı'na dün düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze namazı kılındı (AP)
İsrail'in Gazze'nin orta kesimlerindeki Megazi Kampı'na dün düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze namazı kılındı (AP)

Gazze Şeridi dün kanlı bir gün geçirdi. Çeşitli bölgelerde gerçekleştirilen İsrail hava saldırılarında 9 Filistinli hayatını kaybetti. Bunların 4'ü, Gazze'nin orta kesimlerindeki Megazi Kampı'nın doğusunda Gazze sakinlerinin evlerine saldıran İsrail destekli silahlı çete üyelerine destek sağlamak amacıyla düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında öldürüldü.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas'tan saha kaynaklarına göre silahlı çetelerin saldırısı, sarı hattın yaklaşık 250 metre batısında yer alan Mesced el-Masdar bölgesinde gerçekleşti. Çete üyeleri bölge sakinlerinin evlerine sızarak evleri aradı, bazı bölge sakinlerini sorguladı ve 3 genci kaçırdı.

İsrail ile Hamas arasında geçtiğimiz ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasının sağlanmasından bu yana sarı hat olarak bilinen hayali bir çizgi, Hamas’ın kontrolündeki bölgeler (hattın batısı) ile İsrail ordusunun ve ona bağlı Filistinli silahlı çetelerin konuşlandığı bölgeleri (hattın doğusu) birbirinden ayırıyor.

Trump planına göre Gazze'den çekilme aşamalarını gösteren harita (Beyaz Saray)Trump planına göre Gazze'den çekilme aşamalarını gösteren harita (Beyaz Saray)

Kaynağa göre sakinler, eski Filistinli güvenlik subayı Şevki Ebu Nasira'nın komuta ettiği silahlı çete üyelerine direniş göstermeye çalıştı. İki Hamas üyesi saldırganlara ateş açarken kısa süreli çatışmalar yaşandı. İsrail İHA’ları devreye girerek füze ateşledi. Saldırıda 2 Hamas aktivisti ve 2 sivil olmak üzere 4 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail bombardımanında en az 6 Filistinli daha çeşitli derecelerde yaralandı. Yaralıların tamamı Gazze'nin orta kesimindeki Deyr el-Belah'taki Şuheda el-Aksa Hastanesi'ne kaldırıldı.

Gazze'deki sağlık yetkililerinin açıkladığı verilere göre ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 900 Filistinli İsrail hava saldırılarında hayatını kaybetti.

Kaçırılan kişi işkenceyle öldürüldü

Kaynak, çetelerin hedef aldığı üç kaçırılandan birinin, serbest bırakılmadan önce kaçırıcılar tarafından sahada sorgulanırken ağır işkenceye maruz kaldığını ve cesedinin olay yerine bırakılarak geri çekildiğini açıkladı.

Şuheda el-Aksa Hastanesi'nde gazetecilerin çektiği ceset fotoğraflarında işkence izleri görülürken kurbanın kafasına ve göğsüne ateş edilerek infaz edildiği, üzerinde ise bağlandığına dair ip izleri bulunduğu ortaya çıktı.

Silahlı çete üyelerinin geri çekilmesinin ardından bir İsrail Apache helikopteri, kaçırılanın aynı aile üyesi olduğu ve infazdan önce sorgulandığı Beşiti ailesine ait eve füze fırlattı. Saldırıda aynı aileden ikinci bir kişi hayatını kaybetti. Öldürülen kişinin Hamas üyesi olduğu bildirildi.

Aynı bölge son günlerde İsrail destekli silahlı çetelerin birbiri ardına gerçekleştirdiği saldırılara sahne oldu. Geçtiğimiz nisan ayında İsrail'in halihazırda Gazze'nin yüzde 60'ını aşan nüfuz bölgelerini genişletmek amacıyla bölge sakinlerini yerinden etmek için bazı evler ateşe verildi.

Eş zamanlı saldırı

Megazi saldırısıyla eş zamanlı olarak Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'un güneyindeki Devvar Muza bölgesinde başka bir olay yaşandı. Eski Filistinli güvenlik subayı Husam el-Astal'ın çetesi bu bölgede faaliyet gösteriyor.

Görgü tanıkları, söz konusu silahlı çetenin sarı hattın kuzeyindeki bölgelere ilerlemesinin ardından Hamas'a bağlı silahlı unsurların saldırısına uğradığı sırada bölgede patlama ve çatışma seslerinin duyulduğunu doğruladı.

Hamas güvenliğine bağlı Rad’a gücü ve diğer Filistin grupları, sarı hattı geçen çete aracını hedef aldıklarını, bunun aracın yanmasına ve içindekilerin yaralanmasına yol açtığını duyurdu.

Şarku’l Avsat'a konuşan Han Yunus'taki silahlı gruplardan birinin saha kaynağı, aracın tanksavar mermisiyle vurulduğunu ve doğrudan ateşe maruz kaldığını, bunun sonucunda çete üyeleri arasında can kayıpları olduğunu ve bazılarının yaralandığını belirtti. Kaynak, Filistinli grupların askeri kanatlarının bu çetelere karşı durma ve tüm güçleriyle mücadele etme kararı aldığını da teyit etti.

Husam el-Astal çetesinin üyeleri geçtiğimiz 20 Nisan'da, Han Yunus'un orta kesimlerindeki Devvar Ebu Hamid bölgesine ilerledikten sonra benzer bir saldırıyla karşılaşmıştı. O dönem ‘cesur’ olarak nitelendirilen bu operasyonda, tanksavar mermileri, keskin nişancı ve hafif silahlarla kurulan bir pusuyla karşılaşmışlardı.

Dün sabah gerçekleşen saldırının ardından yalnızca birkaç saat sonra Han Yunus'un orta kesiminde Filistinlilere ait bir araç İHA saldırısına uğradı. Saldırıda biri Hamas aktivisti olmak üzere insani yardım alanında çalışan 2 kişi hayatını kaybetti.

Dün İsrail’in Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kentinde düzenlediği hava saldırısında hedef alınan aracın enkazını inceleyen Filistin sivil savunma ekipleri (EPA)

İsrail’in Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kentinde dün düzenlediği hava saldırısında hedef alınan aracın enkazını inceleyen Filistin sivil savunma ekipleri (EPA)

Gazze Şeridi'nde yaşanan tüm silahlı çete saldırılarında İsrail'in müdahalesinde tekrar eden bir durum göze çarpıyor. Çete üyelerinin Hamas'la çatışmanın ardından, özellikle kendi saflarında kayıp verilmesi durumunda, Hamas'ın kontrolündeki bölgelerden geri çekilmesine ateş desteği sağlanıyor.

‘Quad copter’ adı verilen küçük mermiler ve roketler taşıyan minyatür İHA’ları İsrail'in kullanıp kullanmadığı bilinmiyor. Daha önce Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, yakalanan silahlı çete üyeleriyle yürütülen soruşturmaların bulgularını aktarmıştı. Bu bulgular, söz konusu kişilerin Filistin grubu üyelerini hedef almak amacıyla İsrail ordusu tarafından insansız hava aracı kullanımı konusunda eğitildiğini ortaya koymuştu.


Esed'in kimyasal silah programının kalıntıları bulundu

Suriye'nin Lahey'deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Daimî Temsilcisi Muhammed Kattub, "Suriye'de Kimyasal Silah Kullanımından Sonra Hesap Verebilirliğin Aranmasında Roller ve Sorumluluklar" konulu müzakere oturumunda. (SANA)
Suriye'nin Lahey'deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Daimî Temsilcisi Muhammed Kattub, "Suriye'de Kimyasal Silah Kullanımından Sonra Hesap Verebilirliğin Aranmasında Roller ve Sorumluluklar" konulu müzakere oturumunda. (SANA)
TT

Esed'in kimyasal silah programının kalıntıları bulundu

Suriye'nin Lahey'deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Daimî Temsilcisi Muhammed Kattub, "Suriye'de Kimyasal Silah Kullanımından Sonra Hesap Verebilirliğin Aranmasında Roller ve Sorumluluklar" konulu müzakere oturumunda. (SANA)
Suriye'nin Lahey'deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Daimî Temsilcisi Muhammed Kattub, "Suriye'de Kimyasal Silah Kullanımından Sonra Hesap Verebilirliğin Aranmasında Roller ve Sorumluluklar" konulu müzakere oturumunda. (SANA)

Suriyeli bir yetkili, devrik lider Beşşar Esed döneminde yürütülen gizli kimyasal silah programına ait kalıntıların bulunduğunu açıkladı. Yetkili, ülkede yıllarca süren iç savaş sırasında gerçekleştirilen ölümcül gaz saldırılarında kullanılanlara benzer mühimmat ve ham maddelerin ele geçirildiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Suriye’nin Lahey’deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü nezdindeki daimî temsilcisi Mohammad Kattub, yetkililerin Esed dönemindeki kimyasal silah programıyla bağlantılı oldukları şüphesiyle 18 kişiyi gözaltına aldığını söyledi. Gözaltına alınanlar arasında eski rejimde görev yapmış üst düzey askeri, siyasi ve teknik isimlerin de bulunduğu ifade edildi.

Kattub ayrıca, “Esed güçleri tarafından kullanılan sarin gazı bileşenlerinin” de bulunduğunu açıkladı. Yetkili, kimyasal silahlarda kullanıldığı belirtilen 70’ten fazla füze ve bombanın da ele geçirildiğini kaydetti.

Suriye temsilcisi Kattub, birkaç gün önce Lahey’de düzenlenen “Suriye’de kimyasal silah kullanımının ardından hesap verebilirlik arayışında roller ve sorumluluklar” başlıklı oturuma katılmıştı.