Savaş ve kuraklık Suriye'nin ‘beyaz altınını’ tehdit ediyor

Hükümetin, tamamlanmayan emlak satışlarına vergi uygulama kararı eleştirildi

Suriye'nin başkenti Şam'ın doğusundaki bir buğday tarlasında çalışan çiftçiler (Reuters)
Suriye'nin başkenti Şam'ın doğusundaki bir buğday tarlasında çalışan çiftçiler (Reuters)
TT

Savaş ve kuraklık Suriye'nin ‘beyaz altınını’ tehdit ediyor

Suriye'nin başkenti Şam'ın doğusundaki bir buğday tarlasında çalışan çiftçiler (Reuters)
Suriye'nin başkenti Şam'ın doğusundaki bir buğday tarlasında çalışan çiftçiler (Reuters)

Suriye’de savaş ve kuraklık, ‘beyaz altın’ olarak bilinen pamuk mevsimini tehdit ediyor. Fırat Nehri’nin su seviyesinin tarihte daha önce görülmemiş seviyelere düşmesinin ardından Suriye pamuğunun merkezi olan ülkenin kuzey ve doğu bölgelerindeki susuzluk endişe yaratırken stratejik öneme sahip olan tarım mahsulünde gerileme devam ediyor.
Rakka Tarım İşleri Müdürü Muhammed el-Huzeli, yerel basına yaptığı açıklamada, hükümet planına göre pamuk ekimi için ayrılan alanların 28 bin 200 hektar olduğunu, ancak su kıtlığının bu alanları azalttığını açıkladı. 450 hektarı rejimin kontrolündeki alanlarda olmak üzere 14 bin hektar alana pamuk ekildiğini kaydeden Huzeli, rejimin kontrolü altındaki bölgelerde geçtiğimiz yıl bin 250 hektar alana ekim yapıldığından yüzde 50’lik bir düşüşün olduğunu pamuk ekilen alanların geçtiğimiz yıla göre yüzde 50 azaldığını belirtti. Huzeli, hektar başına 3 bin 500 ton pamuk üretimi beklediklerini de sözlerine ekledi. Huzeli, çiftçiler arasında, mahsul ekimi sırasında gübre kıtlığının yanı sıra geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi sulama suyunun kesintiye uğraması konusunda endişeler olduğuna dikkati çekti.
Suriye ciddi bir su kriziyle karşı karşıya. 2006 yılında Suriye’nin el-Cezire bölgesini vuran kuraklık tarıma ciddi bir darbe vurmuş, bu durum, ülkenin doğusu ve kuzeyindeki kırsal kesimlerden on binlerce insanı Suriye'nin merkezindeki şehirlerin eteklerine kaçmaya itmişti. Suriye savaşının patlak vermesi ve DEAŞ’ın el-Cezire bölgesindeki geniş alanların kontrolünü ele geçirmesiyle durum daha da kötüleşti. Bunun yanı sıra Türkiye, Suriye'deki savaş şartlarından yaralanarak 1987 yılında Suriye ile imzaladığı ve Suriye'nin Fırat Nehri sularındaki payını saniyede 500 metreküpten az olmamak üzere belirleyen geçici anlaşmadaki taahhüdünden vazgeçti.
Fırat Nehri suyunu tutmaya devam etti. Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) 2017 yılında Fırat'ın doğusundaki bölgelerin çoğunun kontrolünü DEAŞ’tan almasının ardından nehir suyunu tutma hamleleri daha da sıklaştı. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi raporlarına göre su akış seviyesi düşmeye devam ederek 2020'nin başlarında 226 metreküpe geriledi.
Fırat Nehri'nin su seviyesi 2021 yılının başlarında beş metre azaldı. Tarihte ilk kez karşılaşılan bu durum, Suriye'nin kuzeyinde ve doğusunda elektrik kesintilerine ve geniş tarım arazilerinin susuz kalmasına neden oldu.
Fırat Nehri üzerine kurulu barajın rezervuar hacmi 14 milyar metreküp, ancak rezervuarda çok daha az miktarda su bulunuyor. Nehir üzerinde beş dev baraj inşa eden Türkiye, halen iki barajın daha inşasına devam ediyor.
Pamuk, savaştan önce, petrol dışı net sanayi üretiminin yüzde 27'sini ve petrol dışı ihracatın yaklaşık yüzde 45'ini oluşturan tekstil endüstrisi için hammadde sağlanmasına katkıda bulunuyordu. Suriye'de pamuk ekilen arazi 250 bin hektar, yani toplam sulanan arazinin yüzde 22'sini oluştururken pamuk ekilen araziler genel olarak Haseke, Halep, Rakka, Deyr-i Zor ve Hama illerinde yer almaktadır. Ancak savaş, bu alanların 32 bin hektara inmesine neden oldu. Son üç yılda sulama için gerekli yakıt kıtlığının yanı sıra kuraklık ve ihtiyacın yüzde 10'unu zar zor karşılayan tohum ve gübre kıtlığı nedeniyle bu alanlar neredeyse yarı yarıya azaldı.
2018 yılında pamuk mahsulünün pazarlanan üretim miktarı ise yaklaşık 50 bin ton olarak gerçekleşti. 2019 yılında bu miktar 45 bin tona düştü. Geçtiğimiz yıl ise 20 bin tonu aşmadı. Şam, pamuk ekim alanlarının genişletilmemesinin nedeninin üretim için gerekli malzemelerin yeterince sağlanamaması olduğunu kabul etti. Hama ve Rakka'da su kıtlığı ve pazarlama zorluğu nedeniyle pamuk yetiştirilmedi.
Şam, Fırat'ın doğusundaki geniş alanları kontrol eden SDG’yi, bu bölgelerdeki çiftçilerin ürünlerini Şam'a satmalarını engellemekle suçluyor. Buna karşın çiftçiler, Şam ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin tarladaki mahsule düşük fiyatlar biçmelerinden şikayet ediyor. Tarım alanındaki kaynaklar, geçtiğimiz mevsim bir kilo pamuk üretmenin maliyeti 900 Suriye lirası iken, Şam'ın bir kilo pamuk için teklif ettiği fiyatın 700 lira olduğunu, Özerk Yönetim’in ise geçtiğimiz Eylül ayında pamuk mahsulünün satın alınmasına ve rejimin kontrolündeki bölgelerin yanı sıra Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) ihracatına izin verme kararından sonra 750 lira teklif ettiğini söylediler.
Şam hükümeti, geçtiğimiz Mart ayında mevcut cari yılın başlamasından önce, Özerk Yönetim bölgelerindeki çiftçilere teklifler sunma konusunda hızlı davrandı. Özellikle en büyük üretime sahip olan Haseke'de mahsulün Pamuk Çırçırlama ve İplik Üretimi Genel Teşkilatı merkezlerine ulaşım masraflarını karşılayacağını ve bir kilo pamuğu iki katı fiyatına yani bin 500 Suriye lirasına satın alacağını açıkladı. Ancak, bir ABD dolarının döviz kurunun 3 bin Suriye lirasını aşması nedeniyle bu fiyat tatmin edici olmadı.
Suriye’nin 2003-2005 yılları arasında 132 bin ton olan pamuk ihracatı, savaşın başlamasıyla birlikte 2010-2012 yılları arasında 59 bin tona geriledi. Pamuk üretiminde birim alan bazında dünyada ikinci, 2011 yılından önce kimyasal gübreye ihtiyaç duymayan organik pamuk üretiminde Asya’da üçüncü sırada yer alan Suriye’nin pamuk üretimi yüzde 93 oranında geriledi. 
Öte yandan Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed tarafından geçtiğimiz Mart ayının sonunda onaylanan ve satış sürecinde mülkün gerçek değerinin yaklaşık yüzde 1'i oranında (on milyonlarca lira olduğu tahmin ediliyor) vergi uygulanmasını öngören emlak satış yasasının uygulanmasıyla ilgili soruları yanıtlayan ekonomistler, Maliyet Bakanlığı’nın satıştan vazgeçme sürecinin emlak satış vergisine eklenmesi gereken bir satış süreci olarak değerlendirilmesi kararını eleştirdiler. Uzmanlardan biri, Bakanlık tarafından yayınlanan genelgenin ‘alım-satım çarkını ortadan kaldırmak ve ekonomik süreci durdurmak’ anlamına geldiğini söyledi.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.