FAO Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Genel Müdür Yardımcısı ve Bölge Temsilcisi Abdulhakim el-Vair, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘2030 yılına kadar 75 milyon Arap açlık tehdidi altında olacak’

BM raporunda bölgedeki gıda güvensizliğinin kötüleştiği uyarısı yer alıyor.

Abdulhakim el-Vair
Abdulhakim el-Vair
TT

FAO Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Genel Müdür Yardımcısı ve Bölge Temsilcisi Abdulhakim el-Vair, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘2030 yılına kadar 75 milyon Arap açlık tehdidi altında olacak’

Abdulhakim el-Vair
Abdulhakim el-Vair

Birleşmiş Milletler tarafından dün yayınlanan “2020 yılı Yakın Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumuna İlişkin Genel Bakış” başlıklı raporda, bölge ülkelerinin açlığı ortadan kaldırma, gıda güvenliğini sağlama ve yetersiz beslenme sorunlarını çözmeye yönelik İkinci Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni gerçekleştirmede kaydettiği ilerlemeye ilişkin veriler sunuldu.
Raporda, sağlıklı ve dengeli beslenemeyen yoksul insanların sayısında artışa neden olan Kovid-19 pandemisinin yol açtığı büyük ekonomik zorlukların bölgede gıda güvenliğini ve beslenme koşullarını kötüleştirdiğine dikkat çekildi.
Arap ülkeleri arasında ekonomi, siyasi statü ve dayanıklılık bakımından büyük farklılıklar olması sebebiyle salgının gıda güvenliği ve beslenme üzerindeki etkileri bölgede farklı seviyelerde gerçekleşti. Zira salgından en çok etkilenen ülkeler, ekonomileri kırılgan olanlar ve uzun süreli krizler yaşayanlar arasından çıktı.
FAO Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Genel Müdür Yardımcısı ve Bölge Temsilcisi Abdulhakim el-Vair, Şarku’l Avsat’ın konuya ilişkin sorularını cevapladı. Bölgedeki gıda durumu hakkında özel açıklamalarda bulunan Vair, gıda güvensizliğini ve yetersiz beslenmeyi “ciddi zorluk” olarak nitelendirdi. Vair, Arap bölgesinin İkinci Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde yer alan açlığı ortadan kaldırma hedefini gerçekleştirmekten halen oldukça uzak olduğunu vurguladı. Abdulhakim el-Vair, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda gıda güvenliğinden yetersiz beslenmeye, uluslararası alanda atılan adımlardan Arap bölgesinde yaşananlara kadar birçok başlıkta açıklamalarda bulundu:

Son dönemde küresel gıda durumuna yönelik uluslararası ve kurumsal raporlarda sıklıkla “facia” nitelemesi yapılıyor. Birçok ülke pandeminin daha da kötüleşmesi dolayısıyla karşı karşıya kaldığı ekonomik krizden çıkamadı. Bölgemizde en çok risk altında olan ülkeler hangileri?
Bölgedeki gıda güvensizliği ve yetersiz beslenme ciddi bir zorluk oluşturuyor. Ancak bunu bir facia olarak adlandıramayız. Öncelikle Arap bölgesinin neden halen İkinci Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde yer alan açlığı ortadan kaldırma hedefini gerçekleştirmekten uzak olduğunun anlaşılmasını sağlayan oldukça net sebepler var. Son on yılda bölgedeki gıda güvensizliği, özellikle de yetersiz beslenme, başta devam eden çatışmalar olmak üzere çeşitli nedenlerle net bir artış gösterdi. Diğer yandan gıda güvenliğinde ve beslenmede tanık olunan düşüş küresel bir durum. Sadece Arap bölgesi ile de sınırlı değil. Ancak bölgenin tanık olduğu ekonomik zorluklar ve birçok ülkenin yaşadığı ekonomik ve siyasi istikrarsızlık, durumun kötüleşmesine ve açlığı sona erdirme hedefine ulaşmaktan uzakta kalınmasına önemli ölçüde katkıda bulunuyor. Aynı zamanda pandeminin her düzeyde oluşturduğu etkilerin de bu durumun daha da kötüleşmesine neden olduğunun anlaşılması son derece önemli. BM raporunda Arap bölgesinde açlıktan etkilenenlerin sayısının 2030 yılına kadar 75 milyona ulaşacağı ve devam eden pandemi koşullarının bu tahmini daha da kötüleştirebileceği öngörülüyor.
Yakın Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde, 2020 yılında 5 milyon Suriyeli, BM Dünya Gıda Programı’nın (WFP) yardımlarına güveniyordu. Aynı zamanda Lübnanlı işçiler, tarım sektöründeki işler için Suriyeli işçilerle rekabet ediyorlar. Bu durum kırsal kesimde işsizliği ve yoksulluğu artırdı. Dolayısıyla gıdaya erişim imkanlarını zayıflattı. Raporlar, Güney Yemen’de, çatışmalar öncesinde de etkili olan sosyal ve ekonomik koşulların yanı sıra şiddetin etkisiyle 2020’de 29,8 milyon insanın akut gıda güvensizliği yaşadığını gösteriyor. Rapor, bu durumun ana sebebinin önceden de var olan sosyal ve ekonomik koşulların yanı sıra ortaya çıkan çatışmalar olduğunu gözler önüne seriyor.

En fazla tehdit altına bulunan ülkelere yardım etmek ve söz konusu duruma acil olarak müdahale etmek için gerek tek başınıza gerekse ortaklarınızla yürüttüğünüz bir iş birliği var mı?
Bütün BM kuruluşları ve programları Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni 2030 yılına kadar gerçekleştirmek için sürekli olarak iş birliği içinde çalışıyorlar. Çalışmaların hedefinde, söz konusu durumdan en fazla etkilenen ülkelerin bu hedefleri gerçekleştirmek için izledikleri yola geri dönmeleri için yardım etmek var. Bu kuruluşlar, ülkelerin ve bölgelerin imkanlarını geliştirmelerine yardımcı olmak için dünya çapında binlerce girişim aracılığı ile faaliyetler yürütüyorlar. FAO da gıda güvenliğinin sağlanması, beslenmenin iyileştirilmesi ve tarım sektörünün geliştirilmesi için küresel ve bölgesel çalışmalara öncülük eden kuruluşlardan biridir. FAO, üye ülkelerin liderliğinde, tarımsal dönüşümü ve sürdürülebilir kırsal kalkınmayı hızlandırmayı amaçlayan “El Ele” girişimi de dahil olmak üzere birçok çalışma başlattığını duyurdu. Ancak bu çalışmaların ne kadar etkili olacağının kilit faktörü kurulan ortaklıklardır. Dünya çapında kalkınmanın ana güçleri devletlerdir. Diğer yandan kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve özel sektör için de bu durum geçerlidir. Gıda güvenliğinin yüzleştiği krizleri çözmek için ortak iş birliği olmazsa mevcut durum, diğer tüm seviyelerde sürdürülebilir kalkınma zorluklarının devam etmesiyle birlikte kötüleşmeye devam edecektir. Tüm hedefler arasında doğrudan bir bağlantı bulunuyor. Örneğin yoksulluk ortadan kaldırılmadığı sürece açlık da devam edecektir. Gıda güvenliğini ve beslenmeyi iyileştirmeden, sağlık ve refah olmayacaktır. Hedef tüm negatif durumları düzeltmektir. Ancak mevcut durum, bu hedefin gerçekleştirilmesine karşı tehdit oluşturuyor. Bölge, gerçek ortaklıklar oluşturmada çoğu siyasi nedenler olmak üzere çeşitli zorluklarla karşı karşıya. Ancak özellikle insanların hayatta kalmaları için temel gereklilik olan gıda alanında faaliyet gösteren sektörleri iyileştirmek amacıyla ekip çalışmasını teşvik etmek için tüm imkanları oluşturmakta kararlıyız.

En çok risk altında olan ülkelerin yaşadıkları krizlerin, teknik ya da finansal destek yolu ile ekonomik olarak çözülebileceğini düşünüyor musunuz?
Ekonomik krizleri etkileyen faktörlerin çok karmaşık, birbirleri ile bağlantılı, ayrıca büyük ölçüde siyasi durumun istikrarına ve tüm coğrafi seviyelerde yeterli gıda zincirlerinin varlığına bağlı olduğunu düşünüyorum. Ancak FAO’nun rolü oldukça etkili. Bu rolü, ülkelerin genel olarak tarım, gıda ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında ivme kazanmasına yardımcı olan onlarca yıllık kurumsal deneyime ve insani yeterliliğe dayanıyor. En önemli rolü, ülkelerin ve uluslararası kuruluşların müzakere masasına oturmalarına, kararlar almalarına ve gıda sistemlerini iyileştiren politikaları desteklemelerine yardımcı olması. Dünya çapında 2 milyardan fazla insanı etkileyen gıda sorunuyla mücadele etmek için mevcut beslenme düzenimizde ve tüketim alışkanlıklarımızda acilen köklü değişiklikler yapmamız gerekiyor. Dolayısıyla BM’nin 2016-2025 10 Yıllık Beslenme Eylem Planı ülkeler ve ortakları için eşsiz bir fırsat. Şu an bu eylem planının beşinci yılındayız. Ancak halen hedefin çok gerisindeyiz ve zaman da tükeniyor.

Bölgede ülkelerin kaynakları dikkate alınarak gıda entegrasyonunu koordine eden bir BM programının olması mümkün mü?
Söylediğim gibi yürürlükteki BM 2016-2025 10 Yıllık Beslenme Eylem Planı beşinci yılına girdi ancak veriler ülkelerde ve ortaklarında, on yıllık eylem planının önerdiği taahhütlere uygun hareket edilmesi için acilen müdahale edilmesi gereken zorluklar olduğunu gösteriyor. 2030 yılına kadar yetersiz beslenmenin her biçimini sona erdirmeyi amaçlayan sürdürülebilir kalkınma hedefine ulaşmak için beslenme alanındaki çalışmaların yoğunlaştırılması ve yatırımların artırılması gerekiyor. Bölgedeki ortaklarla; örneğin Arap Birliği ve alt kuruluşlarıyla sürekli koordinasyon halinde çalışıyoruz. Bu ortaklıklarda ülkelerin her birinin ekonomik ve siyasi durumunu gözetiyoruz. Bölge ülkelerindeki ulusal programlarımız, gerek acil finansal destek, gerekse uzmanlık, kapasite geliştirme ve gıda zincirleri politikalarını gözden geçirme ve iyileştirme konularında yardımlar sunuyor. FAO’nun duyurduğu “El Ele Girişimi” bölgedeki sürekli çalışmaları bağlamında geliyor. Girişim bölge ülkelerinde, Yemen’de ve Suriye’de programlarını ve planlarını aktif hale getirmeye başladı.

Körfez bölgesi ile iş birliğinizin boyutları neler? Gıda durumu ile Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 kalkınma projesi arasında temas noktaları görüyor musunuz?
Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, başta BM’nin programları olmak üzere FAO’nun çeşitli çalışmalarına gönüllü olarak büyük katkılarda bulunuyorlar. Suudi Arabistan’daki FAO programı, dünyadaki en büyük teknik iş birliği çalışmalarından biri. FAO 2019 yılında, 93 milyon dolar değerinde 6 yıllık bir program imzaladı. Programda Arabica kahvesi üretimi, işlenmesi ve pazarlanması, arıcılık, meyve yetiştiriciliği, balık ve hayvancılık ile yağmurla beslenen mahsullerin yetiştirilmesinin ülke içinde yaygınlaştırılması amaçlanıyordu. Suudi Arabistan bu program ile FAO’nun en büyük kaynak ortakları arasında yer aldı ve Yakın Doğu bölgesinde en büyük katkı sağlayan ülke oldu. Program tarafından Suudi Arabistan’da sağlanan teknik destek, yetkili bakanlığın stratejik girişimlerinin ve Ulusal Dönüşüm Programı 2020 ile Vizyon 2030 bağlamında oluşturulan girişimlerin uygulanması için yardım desteği içeriyor. İş birliği ve ortaklıkların kurulması sadece bu anlaşma ile sınırlı değil. Ortak çalışmalar da devam ediyor. Ayrıca gıda güvenliğini ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak üzere sürekli olarak güncellenen ve Suudi Arabistan’ın amaçları ile uyumlu girişimler de bulunuyor.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.