FAO Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Genel Müdür Yardımcısı ve Bölge Temsilcisi Abdulhakim el-Vair, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘2030 yılına kadar 75 milyon Arap açlık tehdidi altında olacak’

BM raporunda bölgedeki gıda güvensizliğinin kötüleştiği uyarısı yer alıyor.

Abdulhakim el-Vair
Abdulhakim el-Vair
TT

FAO Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Genel Müdür Yardımcısı ve Bölge Temsilcisi Abdulhakim el-Vair, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘2030 yılına kadar 75 milyon Arap açlık tehdidi altında olacak’

Abdulhakim el-Vair
Abdulhakim el-Vair

Birleşmiş Milletler tarafından dün yayınlanan “2020 yılı Yakın Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumuna İlişkin Genel Bakış” başlıklı raporda, bölge ülkelerinin açlığı ortadan kaldırma, gıda güvenliğini sağlama ve yetersiz beslenme sorunlarını çözmeye yönelik İkinci Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni gerçekleştirmede kaydettiği ilerlemeye ilişkin veriler sunuldu.
Raporda, sağlıklı ve dengeli beslenemeyen yoksul insanların sayısında artışa neden olan Kovid-19 pandemisinin yol açtığı büyük ekonomik zorlukların bölgede gıda güvenliğini ve beslenme koşullarını kötüleştirdiğine dikkat çekildi.
Arap ülkeleri arasında ekonomi, siyasi statü ve dayanıklılık bakımından büyük farklılıklar olması sebebiyle salgının gıda güvenliği ve beslenme üzerindeki etkileri bölgede farklı seviyelerde gerçekleşti. Zira salgından en çok etkilenen ülkeler, ekonomileri kırılgan olanlar ve uzun süreli krizler yaşayanlar arasından çıktı.
FAO Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Genel Müdür Yardımcısı ve Bölge Temsilcisi Abdulhakim el-Vair, Şarku’l Avsat’ın konuya ilişkin sorularını cevapladı. Bölgedeki gıda durumu hakkında özel açıklamalarda bulunan Vair, gıda güvensizliğini ve yetersiz beslenmeyi “ciddi zorluk” olarak nitelendirdi. Vair, Arap bölgesinin İkinci Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde yer alan açlığı ortadan kaldırma hedefini gerçekleştirmekten halen oldukça uzak olduğunu vurguladı. Abdulhakim el-Vair, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda gıda güvenliğinden yetersiz beslenmeye, uluslararası alanda atılan adımlardan Arap bölgesinde yaşananlara kadar birçok başlıkta açıklamalarda bulundu:

Son dönemde küresel gıda durumuna yönelik uluslararası ve kurumsal raporlarda sıklıkla “facia” nitelemesi yapılıyor. Birçok ülke pandeminin daha da kötüleşmesi dolayısıyla karşı karşıya kaldığı ekonomik krizden çıkamadı. Bölgemizde en çok risk altında olan ülkeler hangileri?
Bölgedeki gıda güvensizliği ve yetersiz beslenme ciddi bir zorluk oluşturuyor. Ancak bunu bir facia olarak adlandıramayız. Öncelikle Arap bölgesinin neden halen İkinci Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde yer alan açlığı ortadan kaldırma hedefini gerçekleştirmekten uzak olduğunun anlaşılmasını sağlayan oldukça net sebepler var. Son on yılda bölgedeki gıda güvensizliği, özellikle de yetersiz beslenme, başta devam eden çatışmalar olmak üzere çeşitli nedenlerle net bir artış gösterdi. Diğer yandan gıda güvenliğinde ve beslenmede tanık olunan düşüş küresel bir durum. Sadece Arap bölgesi ile de sınırlı değil. Ancak bölgenin tanık olduğu ekonomik zorluklar ve birçok ülkenin yaşadığı ekonomik ve siyasi istikrarsızlık, durumun kötüleşmesine ve açlığı sona erdirme hedefine ulaşmaktan uzakta kalınmasına önemli ölçüde katkıda bulunuyor. Aynı zamanda pandeminin her düzeyde oluşturduğu etkilerin de bu durumun daha da kötüleşmesine neden olduğunun anlaşılması son derece önemli. BM raporunda Arap bölgesinde açlıktan etkilenenlerin sayısının 2030 yılına kadar 75 milyona ulaşacağı ve devam eden pandemi koşullarının bu tahmini daha da kötüleştirebileceği öngörülüyor.
Yakın Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde, 2020 yılında 5 milyon Suriyeli, BM Dünya Gıda Programı’nın (WFP) yardımlarına güveniyordu. Aynı zamanda Lübnanlı işçiler, tarım sektöründeki işler için Suriyeli işçilerle rekabet ediyorlar. Bu durum kırsal kesimde işsizliği ve yoksulluğu artırdı. Dolayısıyla gıdaya erişim imkanlarını zayıflattı. Raporlar, Güney Yemen’de, çatışmalar öncesinde de etkili olan sosyal ve ekonomik koşulların yanı sıra şiddetin etkisiyle 2020’de 29,8 milyon insanın akut gıda güvensizliği yaşadığını gösteriyor. Rapor, bu durumun ana sebebinin önceden de var olan sosyal ve ekonomik koşulların yanı sıra ortaya çıkan çatışmalar olduğunu gözler önüne seriyor.

En fazla tehdit altına bulunan ülkelere yardım etmek ve söz konusu duruma acil olarak müdahale etmek için gerek tek başınıza gerekse ortaklarınızla yürüttüğünüz bir iş birliği var mı?
Bütün BM kuruluşları ve programları Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni 2030 yılına kadar gerçekleştirmek için sürekli olarak iş birliği içinde çalışıyorlar. Çalışmaların hedefinde, söz konusu durumdan en fazla etkilenen ülkelerin bu hedefleri gerçekleştirmek için izledikleri yola geri dönmeleri için yardım etmek var. Bu kuruluşlar, ülkelerin ve bölgelerin imkanlarını geliştirmelerine yardımcı olmak için dünya çapında binlerce girişim aracılığı ile faaliyetler yürütüyorlar. FAO da gıda güvenliğinin sağlanması, beslenmenin iyileştirilmesi ve tarım sektörünün geliştirilmesi için küresel ve bölgesel çalışmalara öncülük eden kuruluşlardan biridir. FAO, üye ülkelerin liderliğinde, tarımsal dönüşümü ve sürdürülebilir kırsal kalkınmayı hızlandırmayı amaçlayan “El Ele” girişimi de dahil olmak üzere birçok çalışma başlattığını duyurdu. Ancak bu çalışmaların ne kadar etkili olacağının kilit faktörü kurulan ortaklıklardır. Dünya çapında kalkınmanın ana güçleri devletlerdir. Diğer yandan kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve özel sektör için de bu durum geçerlidir. Gıda güvenliğinin yüzleştiği krizleri çözmek için ortak iş birliği olmazsa mevcut durum, diğer tüm seviyelerde sürdürülebilir kalkınma zorluklarının devam etmesiyle birlikte kötüleşmeye devam edecektir. Tüm hedefler arasında doğrudan bir bağlantı bulunuyor. Örneğin yoksulluk ortadan kaldırılmadığı sürece açlık da devam edecektir. Gıda güvenliğini ve beslenmeyi iyileştirmeden, sağlık ve refah olmayacaktır. Hedef tüm negatif durumları düzeltmektir. Ancak mevcut durum, bu hedefin gerçekleştirilmesine karşı tehdit oluşturuyor. Bölge, gerçek ortaklıklar oluşturmada çoğu siyasi nedenler olmak üzere çeşitli zorluklarla karşı karşıya. Ancak özellikle insanların hayatta kalmaları için temel gereklilik olan gıda alanında faaliyet gösteren sektörleri iyileştirmek amacıyla ekip çalışmasını teşvik etmek için tüm imkanları oluşturmakta kararlıyız.

En çok risk altında olan ülkelerin yaşadıkları krizlerin, teknik ya da finansal destek yolu ile ekonomik olarak çözülebileceğini düşünüyor musunuz?
Ekonomik krizleri etkileyen faktörlerin çok karmaşık, birbirleri ile bağlantılı, ayrıca büyük ölçüde siyasi durumun istikrarına ve tüm coğrafi seviyelerde yeterli gıda zincirlerinin varlığına bağlı olduğunu düşünüyorum. Ancak FAO’nun rolü oldukça etkili. Bu rolü, ülkelerin genel olarak tarım, gıda ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında ivme kazanmasına yardımcı olan onlarca yıllık kurumsal deneyime ve insani yeterliliğe dayanıyor. En önemli rolü, ülkelerin ve uluslararası kuruluşların müzakere masasına oturmalarına, kararlar almalarına ve gıda sistemlerini iyileştiren politikaları desteklemelerine yardımcı olması. Dünya çapında 2 milyardan fazla insanı etkileyen gıda sorunuyla mücadele etmek için mevcut beslenme düzenimizde ve tüketim alışkanlıklarımızda acilen köklü değişiklikler yapmamız gerekiyor. Dolayısıyla BM’nin 2016-2025 10 Yıllık Beslenme Eylem Planı ülkeler ve ortakları için eşsiz bir fırsat. Şu an bu eylem planının beşinci yılındayız. Ancak halen hedefin çok gerisindeyiz ve zaman da tükeniyor.

Bölgede ülkelerin kaynakları dikkate alınarak gıda entegrasyonunu koordine eden bir BM programının olması mümkün mü?
Söylediğim gibi yürürlükteki BM 2016-2025 10 Yıllık Beslenme Eylem Planı beşinci yılına girdi ancak veriler ülkelerde ve ortaklarında, on yıllık eylem planının önerdiği taahhütlere uygun hareket edilmesi için acilen müdahale edilmesi gereken zorluklar olduğunu gösteriyor. 2030 yılına kadar yetersiz beslenmenin her biçimini sona erdirmeyi amaçlayan sürdürülebilir kalkınma hedefine ulaşmak için beslenme alanındaki çalışmaların yoğunlaştırılması ve yatırımların artırılması gerekiyor. Bölgedeki ortaklarla; örneğin Arap Birliği ve alt kuruluşlarıyla sürekli koordinasyon halinde çalışıyoruz. Bu ortaklıklarda ülkelerin her birinin ekonomik ve siyasi durumunu gözetiyoruz. Bölge ülkelerindeki ulusal programlarımız, gerek acil finansal destek, gerekse uzmanlık, kapasite geliştirme ve gıda zincirleri politikalarını gözden geçirme ve iyileştirme konularında yardımlar sunuyor. FAO’nun duyurduğu “El Ele Girişimi” bölgedeki sürekli çalışmaları bağlamında geliyor. Girişim bölge ülkelerinde, Yemen’de ve Suriye’de programlarını ve planlarını aktif hale getirmeye başladı.

Körfez bölgesi ile iş birliğinizin boyutları neler? Gıda durumu ile Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 kalkınma projesi arasında temas noktaları görüyor musunuz?
Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, başta BM’nin programları olmak üzere FAO’nun çeşitli çalışmalarına gönüllü olarak büyük katkılarda bulunuyorlar. Suudi Arabistan’daki FAO programı, dünyadaki en büyük teknik iş birliği çalışmalarından biri. FAO 2019 yılında, 93 milyon dolar değerinde 6 yıllık bir program imzaladı. Programda Arabica kahvesi üretimi, işlenmesi ve pazarlanması, arıcılık, meyve yetiştiriciliği, balık ve hayvancılık ile yağmurla beslenen mahsullerin yetiştirilmesinin ülke içinde yaygınlaştırılması amaçlanıyordu. Suudi Arabistan bu program ile FAO’nun en büyük kaynak ortakları arasında yer aldı ve Yakın Doğu bölgesinde en büyük katkı sağlayan ülke oldu. Program tarafından Suudi Arabistan’da sağlanan teknik destek, yetkili bakanlığın stratejik girişimlerinin ve Ulusal Dönüşüm Programı 2020 ile Vizyon 2030 bağlamında oluşturulan girişimlerin uygulanması için yardım desteği içeriyor. İş birliği ve ortaklıkların kurulması sadece bu anlaşma ile sınırlı değil. Ortak çalışmalar da devam ediyor. Ayrıca gıda güvenliğini ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak üzere sürekli olarak güncellenen ve Suudi Arabistan’ın amaçları ile uyumlu girişimler de bulunuyor.



Suriye hükümeti, Suveyda vilayetindeki Dürzi gruplarla tutukluları takas etti

Suveyda’nın dış mahallelerinde Suriyeli yetkililer ile Dürzi savaşçılar arasında düzenlenen esir takasında, otobüslerin önünde tutuklu ve esirler takas edilirken, 26 Şubat 2026 (AFP)
Suveyda’nın dış mahallelerinde Suriyeli yetkililer ile Dürzi savaşçılar arasında düzenlenen esir takasında, otobüslerin önünde tutuklu ve esirler takas edilirken, 26 Şubat 2026 (AFP)
TT

Suriye hükümeti, Suveyda vilayetindeki Dürzi gruplarla tutukluları takas etti

Suveyda’nın dış mahallelerinde Suriyeli yetkililer ile Dürzi savaşçılar arasında düzenlenen esir takasında, otobüslerin önünde tutuklu ve esirler takas edilirken, 26 Şubat 2026 (AFP)
Suveyda’nın dış mahallelerinde Suriyeli yetkililer ile Dürzi savaşçılar arasında düzenlenen esir takasında, otobüslerin önünde tutuklu ve esirler takas edilirken, 26 Şubat 2026 (AFP)

Suriye’nin güneyindeki Suveyda vilayetinin Medya İlişkileri Birimi Müdürlüğü, hükümet ile kentin kontrolünü elinde bulunduran Dürzi gruplar arasında ‘tutuklu ve esir değişimi’ operasyonu gerçekleştirildiğini açıkladı. Bu, taraflar arasında geçen yaz kentte yaşanan ve ölümlere yol açan çatışmalardan bu yana yapılan ilk kapsamlı değişim operasyonu oldu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, değişim kapsamında Şam, Adra Cezaevi’nde tutulan 61 Dürzi grup mensubunu serbest bırakırken; karşılığında Şeyh Hikmet el-Hicri’ye bağlı Ulusal Muhafızlar tarafından 25 Suriye hükümeti unsurunun serbest bırakılması sağlandı. Operasyon, Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) gözetiminde gerçekleştirildi.

VFEDV
Havadan çekilen bir fotoğrafta, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Suveyda vilayetinde Dürzi savaşçılar ile Bedevi kabileleri arasında yaşanan ölümcül çatışmaların ardından tahrip olmuş bir tankın kalıntıları görülüyor, 25 Temmuz 2025. (Arşiv – Reuters)

Geçtiğimiz temmuz ayında Suveyda’da mezhep temelli çatışmalar yaşandı; olaylar Dürzi savaşçılar ile Bedevi aşiretleri arasında patlak verdi. Çatışmalar, hükümetin kenti kontrol altına almak amacıyla birliklerini göndermesiyle daha da şiddetlendi.

Mücadeleler sırasında, Dürzileri destekleyen İsrail, Şam yönetimine karşı hava saldırıları düzenledi. Günler süren şiddetin ardından aynı ay, çatışmaları sona erdirmek amacıyla kapsamlı bir ateşkes ilan edildi; olaylar sırasında yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

FR5TGHT5
Suriye'nin Suveyda kentinde Suriyeli yetkililer ile Dürzi savaşçılar arasında düzenlenen esir takası töreni sırasında güvenlik görevlileri ve yetkililer, esirleri taşıyan otobüslerin yanında toplandı. (AFP)

AFP ekibi, Suveyda’nın kuzey kırsalındaki el-Metune beldesinde iki büyük otobüsün Şam yakınlarındaki Dera Cezaevi’nden tutukluları indirdiğini gözlemledi. Otobüsler, hükümet güçleri ve ICRC ekipleri eşliğinde kente hareket etti, ardından bir ambulans ve ICRC aracı eşliğinde Suveyda’ya doğru yol aldı.

Kısa bir süre sonra aynı noktaya, hükümet kontrolü dışında kalan bölgelerde faaliyet gösteren Ulusal Muhafızlar’ın elinde bulunan güvenlik ve ordu mensubu esirleri taşıyan bir otobüs ulaştı.

Suriye devlet televizyonu, tutuklu değişim operasyonunun güvenliğini sağlamak için İç Güvenlik Güçleri’nin Şam-Suveyda yolunda yoğun güvenlik önlemleri aldığını bildirdi.

GRB
Suveyda’da Suriyeli yetkililer ile Dürzi savaşçılar arasında gerçekleştirilen esir takasında esirleri taşıyan bir otobüs, 26 Şubat 2026 (AFP)

Suriye İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Nureddin el-Baba, özellikle Suveyda’daki İç Güvenlik Güçleri’nin devlet ile yasadışı gruplar arasında gerçekleştirilen tutuklu değişimi operasyonunda yoğun çaba sarf ettiğini açıkladı.

El-Baba, Suriye el-İhbariyye televizyonuna yaptığı açıklamada, “Bugün 86 aileye sevinç getiren bir değişim operasyonunu başarıyla gerçekleştirdik. Yasadışı grupların elinde rehin tutulan 25 Suriye vatandaşının serbest bırakılmasını sağladık” dedi.

El-Baba ayrıca, “Devletin elindeki 61 tutuklu serbest bırakıldı” bilgisini vererek, bunun ‘Suveyda’da durumu yatıştırma ve Suriye ulusal birliği çerçevesinde barışçıl ve siyasi çözüm adımlarını öngören Amman Anlaşması’ kapsamında gerçekleştiğini belirtti.

El-Baba, yasadışı grupların hâlâ kayıpların durumu hakkında bilgi vermeyi reddettiğini ifade ederek, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması için uluslararası çabaların sürdüğünü vurguladı.

BFFRGB
Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden (ICRC) bir yetkili, Suriye’nin güneyindeki Suveyda’nın dış mahallelerinde Bedevi kabileleri ile Dürzi gruplar arasında yapılan takası denetliyor. (SANA)

Diğer yandan ICRC Suriye Delegasyonu Başkanı Stephan Sakalian yaptığı açıklamada, ‘aylarca yakınlarını beklerken endişe içinde kalan ailelerin yeniden bir araya gelmesinde rol oynayan tüm taraflara’ teşekkür etti.

Sakalian, “Bu operasyonun, diğer olası serbest bırakma girişimlerine ve tüm taraflar arasında insani konulara ilişkin diyaloğa zemin hazırlamasını umuyoruz. Bu kapsamda, Temmuz 2025’ten bu yana güney Suriye’deki düşmanlıklar nedeniyle kaybolan kişilerin akıbetinin ve yerlerinin belirlenmesi de gündeme gelebilir” dedi.

20 Temmuz’dan itibaren ateşkes sağlanmış olsa da durum halen gerginliğini koruyor ve Suveyda’ya ulaşım güçlüklerle devam ediyor. Dürzi sakinler, hükümetin kontrolü dışında kalan bölgeleri abluka altına aldığını ve buralarda on binlerce yerinden edilmiş kişinin bulunduğunu iddia ediyor; Şam ise bunu reddediyor.


“Gazze Uluslararası İstikrar Gücü” nisan ayında göreve başlayacak

Gazze Şehrindeki sahil yakınlarında geçici çadırların önünde duran yerinden edilmiş Filistinli bir kız çocuğu (EPA)
Gazze Şehrindeki sahil yakınlarında geçici çadırların önünde duran yerinden edilmiş Filistinli bir kız çocuğu (EPA)
TT

“Gazze Uluslararası İstikrar Gücü” nisan ayında göreve başlayacak

Gazze Şehrindeki sahil yakınlarında geçici çadırların önünde duran yerinden edilmiş Filistinli bir kız çocuğu (EPA)
Gazze Şehrindeki sahil yakınlarında geçici çadırların önünde duran yerinden edilmiş Filistinli bir kız çocuğu (EPA)

Filistin asıllı Amerikalı arabulucu Bishara Bahbah dün Şarku’l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, ‘Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’nün ilk grubunun nisan ayı başlarında görevine başlayacağını ve önümüzdeki aylarda daha fazla askerin Gazze Şeridi'ne gireceğini belirtti.

Bahbah, Mısır ve Ürdün'ün Filistin polis güçlerini eğitmek için çalıştığını ve bu güçlere katılmak isteyenlerin kayıt olabilmeleri için bir internet sitesi kurulduğunu açıkladı.

Barış İçin Arap Amerikalılar Komitesi Başkanı Bahbah ayrıca Washington'ın Hamas'a ‘kademeli’ olarak silahsızlanma konusunda bir teklif sunma sürecinde olduğunu söyledi.

Polis gücünü Gazze İdare Komitesi'nin yeni güçlerine entegre etme teklifinin olduğunu açıklayan Bahbah, sürecin ağır silahlarla başlayacağını, Hamas'ın herhangi bir silah geliştirmeyeceğini ve üretmeyeceğini, silah kaçakçılığı yapmayacağını, tünel sorununun çözüleceğini ve ardından Hamas'ın kendini savunma amacıyla elinde tutmak istediği bireysel silahlarla devam edeceğini ekledi.


Eleştirilere karşılık olarak Trump, Robert De Niro’yu ‘hasta ve akıl sağlığı bozuk’ olarak nitelendirdi

Ünlü Amerikalı aktör Robert De Niro (DPA)
Ünlü Amerikalı aktör Robert De Niro (DPA)
TT

Eleştirilere karşılık olarak Trump, Robert De Niro’yu ‘hasta ve akıl sağlığı bozuk’ olarak nitelendirdi

Ünlü Amerikalı aktör Robert De Niro (DPA)
Ünlü Amerikalı aktör Robert De Niro (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump ile usta oyuncu Robert De Niro arasındaki söz düellosu yeniden alevlendi. De Niro’nun bir podcast programında başkan ve destekçilerine yönelik sert eleştirilerde bulunmasının ardından Trump, uzun bir açıklamayla oyuncuya ağır ifadelerle yüklendi. Böylece iki isim arasındaki gerilim bir kez daha gündeme taşındı.

Şarku’l Avsat’ın Independent’tan aktardığına göre tartışma, 82 yaşındaki De Niro’nun pazartesi günü MSNBC kanalında yayımlanan ‘The Best People with Nicolle Wallace’ adlı podcast programına katılmasıyla başladı.

Programda Trump ve destekçilerini sert sözlerle eleştiren De Niro, “O bir aptal. Ondan kurtulmalıyız. Ülkeyi mahvedecek. Herkesin ‘Make America Great Again’ sloganları ve Amerikan bayraklarıyla dolaşmasını istemiyorum, sanki sadece onlar Amerikalıymış gibi… Biz de Amerikalıyız” ifadelerini kullandı.

De Niro bununla da yetinmeyerek, Trump’ın salı günü yaptığı Birliğin Durumu konuşmasına atıfla ‘Bataklığın Durumu’ başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Söz konusu konuşma, Trump’ın Birliğin Durumu hitabına karşı bir mesaj olarak değerlendirildi.

Trump ise dün Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda De Niro’yu ‘hasta ve akıl sağlığı bozuk bir kişi’ olarak nitelendirdi. Başkan ayrıca paylaşımında Temsilciler Meclisi üyeleri İlhan Omar ve Rashida Tlaib’e de değinerek, Birliğin Durumu konuşması sırasındaki tutumlarını eleştirdi.

Trump paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Dün gece son derece önemli ve güzel bir etkinlik olan Birliğin Durumu konuşmasında İlhan Omar ve Rashida Tlaib’i histerik şekilde bağırırken izlediğinizde, gözlerinin kan çanağına dönmüş, adeta akıl hastaları gibi göründüğünü fark edersiniz. Açıkçası bir akıl hastanesine yatırılmaları gerekiyor gibi duruyorlar.”

Trump ayrıca, “Robert De Niro ile birlikte bir tekneye binsinler. De Niro takıntılı, hasta ve akıl sağlığı bozuk bir başka kişi. Son derece düşük bir zekâ seviyesine sahip olduğunu düşünüyorum. Ne yaptığının ya da ne söylediğinin farkında değil; söylediklerinin bazıları ise ağır suç niteliğinde” sözleriyle eleştirilerini sürdürdü.

Öte yandan De Niro, katıldığı podcast programında ‘ülkesi tarafından ihanete uğramış’ hissettiğini dile getirerek, ‘temel değerlere’ dönülmesi gerektiğini vurguladı.

De Niro, “Her şey mükemmel olmak zorunda değil ama bize gücümüzü ve insanlığımızı veren değerlere geri dönmeliyiz. Liderlerimizin hesap verebilir olmasını istiyorsanız, Anayasa’ya ve hukukun üstünlüğüne bağlıysanız ve ABD’nin sevginize layık olmasını istiyorsanız, birlikte sokaklara çıkmaya hazır olun; ülkemizi geri alacağız” dedi.

İki Oscar ödüllü oyuncu De Niro, özellikle 2024’te ikinci kez seçilmesinden önceki süreçte Trump’a yönelik eleştirileriyle biliniyor ve başkana karşı açık muhalefetini sık sık dile getiriyor.