ABD’nin Afganistan'dan çekilmesi, Çin ile mücadelesine yardımcı olur mu?

Pekin boşluğu doldurmaya hazır bir alternatif olarak yerini korurken Washington'ın geri çekilme hamlesi Hindistan'ın güvenliğine zarar verecek

Afganistan'da ABD birliklerine ait Bagram Hava Üssü, Çin'e Hint-Pasifik bölgesindeki herhangi bir ABD üssünden daha yakın bir konumdadır (AFP)
Afganistan'da ABD birliklerine ait Bagram Hava Üssü, Çin'e Hint-Pasifik bölgesindeki herhangi bir ABD üssünden daha yakın bir konumdadır (AFP)
TT

ABD’nin Afganistan'dan çekilmesi, Çin ile mücadelesine yardımcı olur mu?

Afganistan'da ABD birliklerine ait Bagram Hava Üssü, Çin'e Hint-Pasifik bölgesindeki herhangi bir ABD üssünden daha yakın bir konumdadır (AFP)
Afganistan'da ABD birliklerine ait Bagram Hava Üssü, Çin'e Hint-Pasifik bölgesindeki herhangi bir ABD üssünden daha yakın bir konumdadır (AFP)

Tarık eş-Şami
Washington’ın yüksek maddi ve insani maliyeti nedeniyle Afganistan savaşındaki rolünü sonlandırma ve ülkedeki tüm Amerikan askerlerini geri çekme kararının siyasi gerekçeleri üzerinde uzlaşılmasına ve ABD'nin Afganistan’da bir devlet inşa etme konusundaki başarısızlığına rağmen Joe Biden yönetimi, bu geri çekilmenin Çin ile jeopolitik ve stratejik rekabete katkıda bulunacağını öne sürerek Washington'daki pek çok kişiyle anlaşmazlık yaşıyor. Peki, Washington’daki görüş ayrılıkları neden kaynaklanıyor? Afganistan’ın, Çin ile kara sınırı olup Amerikan askerlerine ev sahipliği yapan tek ülke olması ve Hint-Pasifik bölgesindeki Çin'e en yakın ABD askeri üssü olan Bagram Hava Üssü’nün de Afganistan’da bulunması göz önüne alındığında bu geri çekilme Çin'in yararına olmaz mı?

Mantıklı gerekçeler
Washington’daki gözlemciler, Başkan Biden'ın Afganistan'daki tüm askeri personeli geri çekme ve ABD'nin çatışmadaki rolüne son verme kararının birçok stratejik ve siyasi gerekçesi bulunduğunu ve daha önce planladığı gibi bir Afgan devleti inşa etme çabalarının başarılı olamayacağının anlaşılmasının ardından Taliban Hareketi’nin yıllardır süregelen kontrgerilla eylemlerinden uzaklaşmanın mantıklı olduğunu düşünüyorlar. Ayrıca birçok gözlemci, ABD’nin Afganistan'daki askeri operasyonlarını sürdürmenin maliyetinin oldukça yüksek olduğuna inanıyor. Ancak en önemli etken, Taliban Hareketi’nin yardım ettiği ve ev sahipliği yaptığı El Kaide tarafından 11 Eylül 2011 tarihinde New York'ta gerçekleştirilen terör saldırılarının ardından ABD askerlerinin Afganistan'daki operasyonlarının başlamasının 20’inci yıl dönümü yaklaşırken, Amerikan kamuoyunda hakim olan savaşın devam etmesinden duyulan rahatsızlık ve gerginliktir. Mevcut ABD Başkanı Biden ile eski ABD Başkanı Donald Trump'ın hemfikir olabileceği tek konunun Afganistan’dan çekilmek olduğuna şüphe yok. Biden'ın Afganistan'dan çekilme ve 11 Eylül saldırılarının yıldönümünde çekilmeyi tamamlama kararı, Trump'ın bir basın açıklamasında alışılmadık şekilde övdüğü bir karar oldu.

Yanlış gerekçe
Fakat, Biden yönetiminin Afganistan'dan tam geri çekilmenin ABD’nin Çin ile arasındaki jeopolitik ve stratejik rekabetteki konumunu güçlendireceğini ve Afganistan'da konuşlu askerler, uzmanlar, teçhizat ve sistemler, başka bir yere yeniden konuşlandırma sürecindeyken Çin’in Asya'daki meydan okumasıyla başa çıkabilmek için mevcut tüm araçları ve yolları sağlayacağını öne sürdüğü bir gerekçe, birçok stratejist açısından tamamen yanlış.
Bu gerekçeye göre ABD, ana kaynaklarını Afganistan'da Amerikan ulusal güvenliğine yalnızca ikincil bir tehdit oluşturan sonu gelmez bir soruna ayırmamalıdır. Ancak Washington’ın sahip olduğu her şeyi ve Amerikan ulusal güvenlik kurumlarının tüm çabasını, Pekin'e odaklamasını gerektiren Çin tehdidiyle mücadeleye adaması gerekir ve bu, başka herhangi bir konuyla dikkatin dağıtılmaması gereken saf bir çaba olmalıdır.
Söz konusu gerekçeye göre sonuç ister Afganistan’da uzayan bir iç savaş olsun, isterse Kabil'deki seçilmiş hükümetin düşmesi olsun hiçbir durum ABD’nin ulusal çıkarlarını önemli ölçüde etkilemeyecektir.

Yanıltıcı strateji
Ancak, ABD’li bazı ulusal güvenlik uzmanları, bu düşünceyi yanlış buluyorlar. Çünkü onlara göre tüm askerlerin geri çekilmesi kötü ve yanıltıcı bir coğrafi strateji ve bu strateji, ABD’nin Afganistan'da az sayıda da olsa askeri varlığını sürdürülmesinin Çin ile rekabeti çeşitli nedenlerle engellemek yerine artıracağını hesaba katmıyor.
Öte yandan Afganistan, ABD'nin Çin ile stratejik olarak rekabet ettiği Asya sahasının bir parçası ve ABD için coğrafi olarak büyük öneme sahip. Afganistan’da ABD birliklerine ait Bagram Hava Üssü,  Hint-Pasifik bölgesinde Çin’e diğer tüm ABD askeri üslerinden daha yakın bir konumda bulunuyor. Ayrıca Afganistan, Çin'le kara sınırını paylaşan ve aynı zamanda ABD güçlerine ev sahipliği yapan tek ülkedir. ABD güçlerinin Afganistan’dan geri çekilme işlemi tamamladığında, bir sonraki en yakın ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) üssü, Çin'den bin 300 mil uzaklıktaki Katar'daki üs olacak.

Pekin alternatif olmaya hazır
Buna karşın Pekin, eski Başkan Donald Trump'ın Afganistan'dan çekileceğini açıkladığı geri çekilmenin ardından oluşacak boşluğu doldurmak için mümkün olan her türlü çabayı gösteriyor. Çin bu doğrultuda Kamboçya'dan Cibuti'ye Hint Okyanusu boyunca askeri üslerin güvenliğini sağlamak için başka yerlerden yararlandığı yatırımlara dayanan ‘Kuşak ve Yol Girişimi'nin Afganistan’ı da kapsayacağını duyurdu.
Uzmanların tahminlerine göre Çin Hava Kuvvetleri’nin önümüzdeki yıllarda, ABD ve NATO askerlerinin Bagram Hava Üssü’ndeki yerini alması şaşırtıcı olmayacak. Afgan hükümetinin, ABD'nin bırakacağı boşluğu doldurma konusunda çaresiz kalacak olması da, Çin'in Afganistan dışında Asya'nın orta ve güneybatısındaki stratejik nüfuzunu büyük ölçüde artıracaktır. ABD, Çin'in Batı Pasifik'teki istikrarsızlaştırıcı davranışlarıyla mücadele için güçlü ittifaklara sahipken, Afganistan, Çin'in batı bölgesine yakın tek NATO varlığı olmaya devam ediyor. Bu nedenle Washington, Çin’e karşı sahip olduğu avantajlardan vazgeçmemelidir.

Hindistan zarar görecektir
Diğer yandan ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin yarattığı boşluk, Çin tehdidine karşı ABD'nin en önemli yeni stratejik ortağı olan Hindistan'ın güvenliğine de zarar verecektir. Hindistan, Biden yönetiminin en başarılı stratejik girişimleri arasında yer alan ve Hint-Pasifik bölgesindeki geleneksel ve geleneksel olmayan güvenlik sorunlarını ele almak için iletişim seviyesini en üst düzeye çıkararak güvenlik koordinasyonu kurduğu ülkelerden biridir. ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya ile dörtlü bir güvenlik koordinasyon grubu oluşturarak bölgedeki söz konusu sorunları ele alıyor.
ABD, Hindistan'ın gücünü denizcilik alanında yansıtabilmesi ve Hint Okyanusu'nun kuzeyinde önemli ve saf bir güvenlik kaynağı olabilmesi konusunda bir çıkarı olduğu açıktır. Ama eğer Afgan hükümeti, ABD’nin çekilmesinden sonra Hindistan'ın kuzey kesiminde güvenliğini etkileyen yeni ortaklar arar ve hükümet Taliban'ın eline geçerse Çin'in bölgedeki stratejik varlığını artması muhtemeldir. Aynı zamanda Pakistan'ın Afganistan'daki nüfuzu da artacaktır. Böylece aşırılık yanlılarının da Pakistan üzerindeki nüfuzları artacaktır. Hindistan, daha fazla kaynağını ve dikkatini, Hint Okyanusu ve deniz etki alanından uzağa, zayıflamış cephesine yani kuzey sınırına yönlendirmek zorunda kalacaktır. ABD'nin Afganistan’dan geri çekilmesi dörtlü güvenlik grubundaki ülkelerden biri olan Hindistan'ı konumunu güçlendirmek yerine, engelleyecektir.

Taliban Hareketi’nin elde ettiği zaferin yansımaları
Tüm bunların yanı sıra Taliban Hareketi’nin basın tarafından aktarılacak olan zaferiyle ilgili görüntüler, ABD'nin Afganistan'dan çekilme kararı konusunda biraz sessiz kalan Asyalı müttefikleri nezdinde Washington’ın güvenilirliği üzerinde güçlü bir etkiye sahip olacaktır. Ancak zafer kazanan Taliban'ın demokratik yönetimden geriye kalanları da parçaladığına ve kadınların elde ettiği kazanımları inkar ettiğine dair görüntüler ortaya çıkarsa bunlar, ABD'nin bölgelerindeki ortak demokratik değerlere bağlılığını sık sık kıyaslayan ve sorgulayan müttefiklerin bilinç altına, ‘ABD'nin başarısızlığının resmi’ olarak kazınacaktır.
Asyalı müttefiklerin, Çin ve Kuzey Kore ile başa çıkmak için bölgelerine daha fazla kaynak yönlendirmeyi tercih edecekleri doğrudur, ama ABD’nin dünyanın başka yerlerindeki nüfuzunun azalmasına ilişkin örnekleri görmezden gelemeyecekleri de bir gerçek.

ABD yeniden geri dönebilir mi?
Belki de ABD’nin geri çekilme sonrası için en olası senaryo, Amerikan güçlerinin yeniden geri dönmesidir. Taliban Hareketi, Afganistan'ın kontrolünü ele geçirdiğinde ve DEAŞ, Irak ve Suriye'nin bazı yerlerini kontrol altına aldığında bu güvenli limanlar, yalnızca ABD'ye karşı değil,  aynı zamanda Avustralya ve Endonezya gibi Hint-Pasifik'teki büyük müttefiklerin ve ortakların güvenliğine karşı saldırılar düzenleyen onlarca savaşçı üretti.
Çünkü Afganistan'ın geleceği ile ABD'nin ve Hint-Pasifik'teki müttefiklerinin güvenliği arasında bir ayrım yok. ABD, tamamen geri çekilirse kaynak ve para tasarrufu uzun sürmeyecektir. Zira önceki dersler, bu tür senaryolara işaret etmektedir. ABD, 2011 yılında tüm Amerikan askerlerini Irak'tan geri çektiğinde, radikal İslamcı bir gücün İngiltere büyüklüğünde bir alanı işgal edip, Irak hükümetini devirmek ve tüm petrol faaliyetlerini kontrol etmekle tehdit etmesinden ve Ezidilere karşı soykırım yapmasından iki buçuk yıl sonra dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Amerikan askerlerini yeniden Irak’a göndermek zorunda kaldı. Eğer ABD, Afganistan'dan tamamen çekilirse bu senaryo yakında tekrarlayabilir.
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.