ABD, Irak-Suriye sınırı yakınlarında İran yanlısı iki grubu hedef aldı

Bölgeden gelen haberler, ölenler arasında Seyyid eş-Şuheda Tugayları liderlerinin de olduğunu bildirirken Haşdi Şabi Washington'ı tehdit etti

Hedef alınan noktalar (Şarku’l Avsat)
Hedef alınan noktalar (Şarku’l Avsat)
TT

ABD, Irak-Suriye sınırı yakınlarında İran yanlısı iki grubu hedef aldı

Hedef alınan noktalar (Şarku’l Avsat)
Hedef alınan noktalar (Şarku’l Avsat)

Irak, ABD’nin Pazartesi günü şafak vakti Irak-Suriye sınırının her iki tarafında İran'a yakın iki gruba ait bölgelere yönelik düzenlediği saldırıları resmen kınadı. Öte yandan ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) yapılan kısa açıklamada, silahlı grupların Irak’taki Amerikan personeline ve tesislerine yönelik insansız hava aracı (İHA) ile gerçekleştirdikleri saldırılara yanıt olarak Irak ve Suriye’de söz konusu gruplara ait silah depolama tesislerinin hedef alındığı belirtildi.
ABD’nin düzenlediği bombardımanlarda ölü ve yaralı sayısı açıklanmazken, bazı silahlı gruplara yakın internet siteleri, Haşdi Şabi’ye bağlı 14. Tugay’dan dört unsurun öldüğünü bildirdiler. Aynı gruplara yakın diğer kaynaklar ise Irak'ın Suriye sınırındaki El-Kaim kentinde bombalanan bölgeye yakın bir köyde iki sivilin öldürüldüğünü aktardılar.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Suriye’deki askeri üslerini ve İran yanlısı Iraklı milislerin Suriye topraklarındaki mevzilerini hedef alan bombardımanlarda en az yedi Iraklı milisin öldürüldüğünü belirtirken Suriye resmi haber ajansı SANA, bombardımanlar sırasında bir çocuğun öldüğünü bildirdi.
İran'a yakın silahlı gruplar, ABD’ye yönelik tehditler içeren öfkeli açıklamalar yaparken ölenlerin kimliklerine dair herhangi bir açıklamada bulunmadılar. Fakat diğer kaynaklar, ölenlerden ikisinin Seyyid eş-Şuheda Tugayları’nın (Ketaib Seyyid'ül Şuheda) liderleri olduğunu söylediler. Aynı kaynaklar, hedef alınan diğer grubun, Haşdi Şabi çatısı altında yer alan ve İran'a en yakın gruplardan biri olan Hizbullah Tugayları (Ketaib Hizbullah) olduğunu ifade ettiler.
Öte yandan Irak, Washington’ın bu gruplara özellikle de Haşdi Şabi’ye bağlı olan 14. ve 64. tugayların bölgelerine yönelik saldırılarını resmi olarak kınadı. Irak Başbakanı ve Silahlı Kuvvetler Komutanı Mustafa el-Kazımi'nin Askeri Sözcüsü Yahya Resul, yaptığı açıklamada, ABD'nin söz konusu noktaları hedef alan saldırısını kınarken, Irak Dışişleri Bakanlığı bu saldırılara ilişkin soruşturma başlatıldığını duyurdu. Haşdi Şabi’den yapılan açıklamada ise, ‘menfur bir saldırı’ olarak nitelendirdiği olayı kınarken ‘ABD saldırılarına yanıt verme hakkını saklı tuttuğunu’ vurguladı.
ABD’nin düzenlediği saldırılara, Irak’ta Haşdi Şabi’den koalisyonlara kadar çok sayıda Iraklı siyasi güç ve partiden tepki geldi. Bunlar arasında öne çıkanlar ise Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu, eski Başbakan Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve eski Başbakan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu oldu.
Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade tarafından yapılan açıklamada, ABD'nin düzenlediği saldırıların bölgenin güvenliğini istikrarsızlaştırmayı amaçladığı öne sürüldü. Hatibzade açıklamasında, ‘bölgedeki güvenlik istikrarsızlığının kurbanlarından birinin bizzat ABD'nin ta kendisi olacağını’ vurguladı.
Güvenlik dosyasıyla ilgilenen Iraklı uzmanlar ise ABD'nin silahlı gruplara ait bölgelere yönelik saldırılarının bir süredir beklendiğini ve iki taraf arasındaki angajman kurallarının bir parçası olduğunu belirttiler. European Centre for Counterterrorism and Intelligence Studies (Avrupa Terörle Mücadele ve İstihbarat Çalışmaları Merkezi/ECCİ) danışmanı emekli Tuğgeneral İmad Allu, Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, ABD’nin silahlı gruplara yönelik bombardımanının şaşırtıcı olmadığını, hatta Washington'ın Erbil Havalimanı yakınındaki Amerikan askeri üssünün yanı sıra Victory ve Ayn el-Esed askerleri üsleri başta olmak üzere ABD’ye ait noktaları hedef alan saldırılara yanıt vermemesi nedeniyle ABD Başkanı Joe Biden’a yönelik artan eleştiriler göz önüne alındığında bu bombardımanların haftalar önce beklendiğini söyledi. Tuğgeneral Allu, ayrıca Amerikan kuvvetlerine karşı İHA’ların kullanılmasının ABD tarafında büyük endişe uyandırdığını da sözlerine ekledi. ABD yönetiminin bu askeri müdahaleyi birkaç haftadır planladığına dikkati çeken Allu, silahlı grupların liderleri ve yetkililerinin yaptığı açıklamaların, Irak’ın el-Kaim bölgesinde ve Suriye’nin Elbukemal bölgesinde söz konusu silahlı gruplara yönelik saldırıların iki taraf arasında çatışmaya yol açacağına işaret ettiğini ve bu doğrultuda bir takım karşı adımların atılmasının beklendiğini söyledi.
Konuya ilişkin Şarku'l Avsat'a konuşan strateji uzmanı Maan el-Cuburi, “Bu saldırılar, ABD’nin son dönemde Irak'ta ve Suriye’de maruz kaldığı saldırılar sonucunda uluslararası meşru müdafaa ilkesi çerçevesinde gerçekleşirken ABD ulusal güvenliği perspektifinde angajman kurallarına dayanıyor” şeklinde konuştu. ABD’nin Irak hükümetinin bu rolü ABD’nin istediği şekilde üstlenemeyeceğini çok iyi bildiğini ve bu nedenle her zaman Suriye veya Irak'ta bu tür bombardımanlar düzenlemek yapmak zorunda kaldığını belirten Cuburi, Washington'ın bu tür saldırıların Irak hükümeti için kritik bir durum ve Irak'ın ulusal egemenliğinin ihlali olduğunun farkında olduğunu taraflar arasında imzalanan anlaşmalar uyarınca iki taraf arasında koordinasyon sağlanması gerektiğini bildiğini vurguladı.
ABD’nin düzenlediği askeri operasyonun beklenip beklenmediğine ilişkin bir soruya yanıt olarak ise Cubur şunları söyledi:
“ABD’nin çok sayıda saldırıya maruz kalması ve buna uzun süre seyirci kalamayacağı için evet, bu operasyon bekleniyordu. Washington, özellikle Viyana'daki ABD-İran müzakerelerinin tökezlemesi ve İran tarafının emellerine ulaşamamasından ötürü bu gruplara her an yanıt verebileceğine dair bir mesaj göndermek istedi. Bu da tüm olasılıklarda ve yönlerde gerginliğin olduğu anlamına geliyor.”



İran halkı: Trump'ın mesajının öngördüğünden daha karmaşık hesaplar

Fotoğraf: Majalla/Reuters
Fotoğraf: Majalla/Reuters
TT

İran halkı: Trump'ın mesajının öngördüğünden daha karmaşık hesaplar

Fotoğraf: Majalla/Reuters
Fotoğraf: Majalla/Reuters

Ahmed Mahir

Donald Trump'ın, görünen o ki rejimi devirmek için başlatılan ABD-İsrail savaşının başlangıcında İran halkına “özgürlük saatiniz yakın” şeklindeki doğrudan çağrısı, ABD Başkanı’nın saldırı anında çağrısına nasıl karşılık vereceklerinden ziyade, İranlılar hakkındaki varsayımları ile ilgili pek çok ipucu veriyordu.

Trump şunu da söyledi: “Biz işimizi bitirdiğimizde gidin ve iktidarı alın. Ondan sonra İran'ın kaderini İranlılar çizecektir. Bu, muhtemelen gelecek nesiller boyunca tek şansınız.” Bu sözler muhtemelen hayali bir halka hitap ediyordu; ABD-İsrail'in ülkesine yönelik saldırısını memnuniyetle karşılamasını ve minnettar olmasını umduğu bir halka.

Hem uzak hem de yakın tarih bir gösterge ise, İranlıların çoğunluğu İran rejimine muhalif olabilir, ülkelerinin son on yıllarda düştüğü durumdan dolayı üzgün olabilir ve bu yükün omuzlarından kalkmasını isteyebilirler, fakat aynı zamanda, yabancı bir gücün topraklarını bombalamasına ve ne zaman ve nasıl özgür olacaklarını dikte etmesine izin vermeyi reddetmektedirler. Bu iki pozisyon hiç de çelişkili değil; aksine, tarihin en eski medeniyetlerinden birine sahip olmakla övünen bir ulusun mantıklı düşüncesidir.

Savaşın ilk saatinden itibaren, herhangi bir büyük Amerikan haber kanalının yayınlarını takip ettiğinizde, “İran uzmanları” ve sürgündeki bazı muhalif seslerin siyasi yorumlarında, beklenen İran tepkisini çerçevelemede “seçicilik sorunu” olarak adlandırılabilecek bir durumu keşfedersiniz.

İster eski Amerikalı yetkililerin isterse on yıllar önce İran'ı terk eden, hatta bazıları 1979 İslam Devrimi'nden sonra doğmuş olan İran kökenli Amerikalıların yorumlarında olsun, hakim analitik çerçeve, Amerikan stratejik çıkarlarına dayanıyor. Bu yorum, rejimin gücünü pekiştirdiği son 47 yılda şekillenen siyasi gerçeklikten derin bir kopukluğu ortaya koyuyor. Siyasi tarihin İran'ın iç işlerine müdahale eden her yabancı gücün sadece kendi çıkarlarını birincil, nihai itici güç olarak gördüğünü İranlılara defalarca göstermiş olduğu gerçeğinden kopuk olduklarındansa bahsetmiyoruz bile.

Tarih İran'ın iç işlerine müdahale eden her yabancı gücün sadece kendi çıkarlarını birincil, nihai itici güç olarak gördüğünü İranlılara defalarca göstermiştir

1907'de İngiltere ve Rusya, İran'a danışmadan onu kendi aralarında nüfuz alanlarına böldüler: Güneyde İngiltere, kuzeyde Rusya etkiliydi. Bu, yalnızca Orta Asya'daki İngiliz-Rus emperyal rekabetini çözmeyi amaçlıyordu; İran ise egemen bir devlet olarak değil, coğrafi bir konu olarak ele alınmıştı.

Rıza Şah, 1941'de İkinci Dünya Savaşı'nın başında İran'ın tarafsızlığını deklare ettiğinde, İngiltere ve Sovyetler Birliği -İngiltere güneyden, Sovyetler kuzeyden- İran'ı işgal ettiler. Gerekçeleri Nazi Almanyası'na karşı savaşlarında tedarik hatlarının güvenliği için İran topraklarına ihtiyaç duymalarıydı. Ama gerçek çıkarları, lojistik ve petrol güvenliğiydi.

vfdvv
ABD-İsrail saldırısının başlamasından saatler sonra Tahran'ın merkezinde dalgalanan bir İran bayrağı (Reuters)

1951'de İran'ın demokratik olarak seçilmiş başbakanı Muhammed Musaddık, İranlıların ulusal egemenliğin bir ifadesi olarak geniş çapta desteklediği bir adımla Anglo-İran Petrol Şirketi'ni millileştirdi. İki yıl sonra, ABD ve İngiliz istihbaratı, Musaddık'ı deviren ve Şah rejimini Muhammed Rıza Pehlevi yönetiminde yeniden kuran bir darbe düzenledi; Rıza Pehlevi'nin babası da 1941'deki İngiliz-Sovyet işgali sırasında tahttan feragat etmek zorunda bırakılmıştı.

Daha yakın bir bölgesel bağlamda, Irak'a 2003 yılında özgürlüğün yakın olduğu söylendi. Libya'ya da 2011 yılında aynı şey söylendi. Her iki ülke de rejimin devrilmesinden sonra Washington'un vaat ettiği özgürlüğü bulamadı. Her iki deneyime de tanık olan İranlılar bunu çok iyi biliyor.

İran'daki son protesto dalgaları sadece tarihi olaylar değil, aksine bunlar, Trump'ın mesajlarının ve daha geniş anlamda ABD medyasının analizlerinin temelindeki varsayımı, yani halkın yabancı müdahaleyi memnuniyetle karşılayacağı varsayımını çürüten doğrudan kanıtlardır.

 İran'ın 2009, 2019, 2022 ve 2026 yıllarında ürettiği her protesto dalgası tamamen İran toplumunun kalbinden doğuyordu ve tamamen İran'a özgü şikayetlere dayanıyordu. Rejime karşı birbirini takip eden protesto dalgaları, seçim hileleri suçlamalarından ekonomik krizlere ve tutuklandıktan sonra genç bir İranlı- Kürt kadının ölümüne kadar çeşitli yerel kıvılcımlarla tetiklendi. Bu protesto dalgalarının hiçbirinin, İranlılara özgürlük zamanlarının geldiğini söyleyen bir Amerikan başkanına ihtiyacı yoktu.

Siyasi ironi, rejimin her defasında yargısız infazlar ve aktivistlerin hapsedilmesiyle kendini gösteren baskıcı stratejisinin, hem resmi açıklamalarda hem de devlet medyasının yayınladığı analiz ve yorumlarda, yabancı müdahale anlatısını sürekli olarak gündeme getirmesidir.

dfsvf
Tahran'da bir genç kızın, Mahsa Amini'nin öldürülmesine tepki olarak protestocular lastik yakıyor, 19 Eylül 2022 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ekonomik olarak, Washington İran halkını önemsediğini iddia ederken aynı zamanda onu on yıllardır yoksullaştıran ekonomik yaptırımlar uyguladığında, İranlılar bunu siyasi bir argüman olarak görmüyorlar. Onlar, siyasi mesajlar ile yaşanan gerçeklik arasında günlük yaşamlarında keskin bir çelişki görüyorlar.

Hem Dünya Bankası hem de Uluslararası Para Fonu (IMF), “azami baskı” yaptırımlarının ağırlığı altında İran'ın yaşam standartlarında sürekli bir kötüleşme olduğunu belgeledi; astronomik enflasyon, para biriminin değerinde çöküş ve sıradan vatandaşları etkileyen ilaç ve tıbbi ekipman kıtlığı. Washington'un İran halkına yönelik açık ilgisi ile yaptırımlar altındaki yaşam deneyimleri arasındaki büyük uçurum, İranlıların kendileri tarafından da fark ediliyor.

Trump'ın mesajları basit, ticari bir mantığa dayanıyor; siz rejimden nefret ediyorsunuz ve biz de rejimi yıkıyoruz, bu yüzden minnettar olmalısınız. Ancak, hem ülke içinde hem de dışında birçok İranlının rejimi devirmeyi amaçlayan yabancı müdahaleyi güçlü bir şekilde reddedişi, ulusal kimliğin pazarlık konusu olmadığını kanıtlamaktadır.


ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları devam ederken petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara çıkması bekleniyor

Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara ulaşacağına dair beklentiler artıyor. (Reuters)
Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara ulaşacağına dair beklentiler artıyor. (Reuters)
TT

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları devam ederken petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara çıkması bekleniyor

Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara ulaşacağına dair beklentiler artıyor. (Reuters)
Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara ulaşacağına dair beklentiler artıyor. (Reuters)

Petrol piyasalarındaki çok sayıda uzman ve analist, ABD-İsrail tarafı ile İran arasında karşılıklı saldırıların tırmanmasıyla birlikte varil başına petrol risk priminin 10 doların üzerinde artabileceği öngörüsünde bulundu. Bazı değerlendirmelerde ise Brent petrolün varil fiyatının 100 dolar seviyesini görebileceği ifade edildi.

ABD ile İsrail’in dün İran’a düzenlediği saldırılarda İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldüğü belirtilirken, gelişmeler Ortadoğu’yu yeni bir çatışma sürecine soktu.

Bölgede saldırıların daha da artabileceğine yönelik endişeler güç kazanırken, bu durum bazı büyük petrol şirketleri ile önde gelen ticaret firmalarının Hürmüz Boğazı üzerinden ham petrol ve yakıt sevkiyatını durdurmasına yol açtı.

Varil başına 100 dolar

RBC Capital’in Emtia Araştırmaları Başkanı Helima Croft, “Askeri operasyonların petrol fiyatları üzerindeki nihai etkisi, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) hava saldırısı karşısında teslim olup olmayacağına veya Washington’un iki aydan biraz fazla bir sürede gerçekleştirdiği ikinci rejim değişikliği operasyonunun maliyetini önemli ölçüde artıracak önlemler almaya devam edip etmeyeceğine bağlı olacak” dedi.

dsvfv
Bazı ülkeler, arzda aksama olması durumunda petrol rezervlerinden yararlanmaya hazırlanıyor. (Reuters)

Croft, Reuters’a yaptığı değerlendirmede, bölge liderlerinin Washington’u İran’la yeni bir çatışmanın riskleri konusunda uyardığını ve petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkmasının açık ve yakın bir tehlike olduğunu ifade ettiklerini aktardı.

Croft ayrıca, OPEC+ üreticilerinin Suudi Arabistan dışında büyük ölçüde azami üretim kapasitesine ulaştığını söyledi. Bu nedenle, OPEC+ tarafından sağlanabilecek ilave arz artışının, fiili üretim kapasitesi sınırlamaları nedeniyle etkisinin sınırlı kalacağını vurguladı.

Barclays Bankası enerji analistleri ise petrol piyasalarının pazartesi günü en kötü senaryolarla karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Mevcut koşullarda Brent petrolün varil fiyatının 100 dolara ulaşabileceğini kaydeden analistler, piyasaların Ortadoğu’daki güvenlik koşullarının kötüleşmesi nedeniyle arz kesintisi ihtimalini fiyatladığını ifade etti.

Hürmüz Boğazı

Hürmüz Boğazı’nın kapanması halinde alternatif güzergâhlara ilişkin değerlendirmede bulunan Rystad Energy Jeopolitik Analiz Başkanı Jorge Leon, Ortadoğu’daki alternatif altyapının boğaz üzerinden geçen akışları kısmen telafi edebileceğini belirtti. Ancak Leon, net etkinin günlük 8 ila 10 milyon varil ham petrol arzında fiili kayıp anlamına geleceğini vurguladı. Günde 100 milyon varilin üzerinde tüketimin olduğu küresel piyasada, stratejik petrol rezervlerine sahip ülkelerin, boğazdaki aksamanın yayılma riski görülmesi halinde stoklardan çekim yapabileceğini ifade eden Leon, “Gerilimin hızla düşeceğine dair işaretler ortaya çıkmadıkça, haftanın başında petrol fiyatlarında belirgin bir yukarı yönlü yeniden fiyatlama bekliyoruz” dedi.

vfgbgfb
Hürmüz Boğazı’nı geçen petrol tankerleri (Arşiv – Reuters)

Singapur merkezli Mizuho’da Asya Makroekonomik Araştırmalar Bölüm Başkanı Vishnu Varathan ise petrol fiyatlarının yüksek kalmasının muhtemel olduğunu söyledi. Varathan, üretim ve sevkiyatın saldırı ve kesintilere açık olmaya devam ettiğini belirterek, OPEC’in kayıpları telafi etmek amacıyla üretimi artırması yönünde baskı görebileceğini ifade etti. Petrol fiyatlarında yüzde 10 ila 25 arasında bir risk priminin şaşırtıcı olmayacağını kaydeden Varathan, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının risk primini kolaylıkla yüzde 50 seviyesine taşıyabilecek bir gelişme olacağını dile getirdi.

Reuters’a konuşan Eurasia Group enerji analistleri de petrol fiyatlarının pazartesi günü piyasaların açılmasıyla birlikte sert şekilde yükselebileceğini belirtti. Analistler, çatışmanın pazar günü boyunca sürmesi halinde, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve tanker trafiğinin aksaması senaryosuna bağlı olarak, petrol fiyatlarının mevcut 73 dolarlık referans seviyenin 5 ila 10 dolar üzerine çıkabileceğini bildirdi.

Ani tepki

Singapur merkezli OCBC’de analist olarak görev yapan Christopher Wong, “Saldırı, piyasalar pazartesi açılışına yaklaşırken jeopolitik risk primlerini artırıyor. İlk tepki büyük ölçüde öngörülebilir: Altın gibi güvenli liman varlıklarında yukarı yönlü bir fiyat boşluğu görülebilirken, petrol fiyatları da arz kesintisi endişeleri nedeniyle yükselebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Wong, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Riskli varlıklar ve yüksek oynaklığa sahip para birimleri, özellikle başlıklar misilleme veya bölgesel yayılma ihtimaline işaret ederse, ilk etapta dalgalanma yaşayabilir” ifadesini kullandı.

Vantage Point Asset Management Baş Yatırım Sorumlusu Nick Ferres ise “Enerji hâlâ ucuz. Pazartesi günü yükseliş görecek en belirgin sektör bu. Altın da öyle” şeklinde konuştu.


Suudi Arabistan İran Riyad Büyükelçisi'ni Dışişleri Bakanlığına çağırdı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Velid bin Abdülkerim el-Hurayci, İran’ın Riyad Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti’yi bakanlığa çağırdığı sırada (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Velid bin Abdülkerim el-Hurayci, İran’ın Riyad Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti’yi bakanlığa çağırdığı sırada (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan İran Riyad Büyükelçisi'ni Dışişleri Bakanlığına çağırdı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Velid bin Abdülkerim el-Hurayci, İran’ın Riyad Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti’yi bakanlığa çağırdığı sırada (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Velid bin Abdülkerim el-Hurayci, İran’ın Riyad Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti’yi bakanlığa çağırdığı sırada (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan, İran’ın son saldırıları üzerine İran’ın Riyad Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığı’na çağırarak, Körfez ülkelerin egemenliğini hedef alan her türlü ihlalin kesin biçimde kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, İran’ın Krallık ve bazı kardeş ülkelere yönelik açık saldırıları üzerine, İran’ın Riyad Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti’yi bakanlığa çağırdı.

Dışişleri Bakan Yardımcısı Mühendis Velid bin Abdülkerim el-Hurayci, İran Büyükelçisi ile gerçekleştirdiği görüşmede, İran’ın Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine yönelik saldırılarından duyulan rahatsızlığı, kınama ve güçlü biçimde reddetme tutumunu dile getirdi. El-Hurayci, bölgenin güvenlik ve istikrarını zedeleyen, ülkelerin egemenliğinin ihlal edilmesini kesin bir dille reddettiklerini ifade etti.

El-Hurayci ayrıca, Krallığın güvenliğini savunmak ve topraklarını korumak için gerekli tüm tedbirleri alacağını vurguladı.