İran rejimindeki üst düzey karar vericiler, Viyana müzakerelerini kilit bir döneme erteleyebilir

Devrim Muhafızları’na ait balistik füzelerin ve uçakların sergilendiği bir fuarda ‘Saike' (Yıldırım) adlı insansız hava aracının (İHA) fotoğrafını çeken İranlı bir kadın (Mehr)
Devrim Muhafızları’na ait balistik füzelerin ve uçakların sergilendiği bir fuarda ‘Saike' (Yıldırım) adlı insansız hava aracının (İHA) fotoğrafını çeken İranlı bir kadın (Mehr)
TT

İran rejimindeki üst düzey karar vericiler, Viyana müzakerelerini kilit bir döneme erteleyebilir

Devrim Muhafızları’na ait balistik füzelerin ve uçakların sergilendiği bir fuarda ‘Saike' (Yıldırım) adlı insansız hava aracının (İHA) fotoğrafını çeken İranlı bir kadın (Mehr)
Devrim Muhafızları’na ait balistik füzelerin ve uçakların sergilendiği bir fuarda ‘Saike' (Yıldırım) adlı insansız hava aracının (İHA) fotoğrafını çeken İranlı bir kadın (Mehr)

İran Hükümet Sözcüsü Ali Rebii dün yaptığı açıklamada, İran rejimindeki üst düzey karar vericilerin değerlendirmesi çerçevesinde nükleer anlaşmayı canlandırmak için Viyana’da devam eden müzakerelerin, İran'ın taleplerinin Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin görev süresi dolana kadar yerine getirilmemesi halinde bir sonraki hükümetin göreve gelmesine kadar ertelenebileceğini söyledi.
Rebii açıklamasında, Viyana’daki görüşmelerde finans, petrol ve sigorta sektörlerine yönelik yaptırımların kaldırılması konusunda fikir birliğine varıldığına dair güvencelerini bir kez daha yinelerken müzakerelerin diğer tarafların bazı zor kararlar alması gereken bir aşamaya geldiğine dikkati çekti.
İran haber sitelerinin aktardığı açıklamasında Rebii, “Müzakerelerin gündemindeki tüm konularda anlaşmaya varılmadıkça uygulanabilir bir anlaşmaya varamayız. Eğer tüm konular üzerinde uzlaşı sağlanırsa o zaman bir anlaşmadan bahsedebiliriz. Bizler kararlarımızı aldık ve açıkladık. ABD dahil diğer tarafların siyasi kararlarını açıklamalarını bekliyoruz. Böylece bir sonraki müzakere turunda bunlara dayanarak konuşabiliriz” ifadelerini kullandı.
Yetkilerin yeni hükümete devredilmesi tarihi yaklaşırken Ruhani hükümetinin müzakerelerin devam etmesi konusundaki ısrarını açıklayan Rebii, her zamanki gibi son sözü söyleyen İran’ın Dini Lider Ali Hamaney'in önceki tavsiyelerine dayanarak, “Rehberin (Hamaney) tavsiyelerine göre yaptırımların kaldırılması bir gün dahi ertelenmemeli. Hükümet, meseleler ne olursa olsun, görüşmelere kararlı bir şekilde devam etmekle yükümlü olduğunu düşünüyor. İlk fırsatta yaptırımları kaldırmaya kararlıyız. Ancak kalan süre içinde yetkilerimizi devrederken müzakerelerde bir sonuca varma konusunda aceleci değiliz” dedi.
Rebii sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mevcut hükümetin görev süresi sonuna kadar istediğimizi elde edemezsek, üst düzey karar vericilerin değerlendirmesine çerçevesinde meseleyi bir sonraki hükümet devralacak.”
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, yaptırımları sona erdirmek amacıyla İran'ın Başmüzakerecisi Abbas Arakçi’ye ek yetkiler verilmesini talep etmiş, (iç) bürokrasiyi yaptırımların kaldırılmasını engellemekle suçlamıştı.
Öte yandan İran son günlerde, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile geçtiğimiz Şubat ayında yapılan ve 24 Haziran'da süresi dolan, UAEA’nın ülkedeki nükleer tesislerdeki kameraları aracılıyla bazı hassas faaliyetleri doğrulamasını sağlayan ‘teknik anlaşma’ adlı geçici anlaşmanın geleceği konusundaki tutumunu değiştirdi.
UAEA, Cuma gününden bu yana İran'a, Tahran'ın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nın (NTP) Ek Protokolü’nü terk etmesinin ardından yapılan, süresi dolduktan sonra bir ay daha uzatılan geçici anlaşmanın süresinin üç ay daha uzatması çağrısında bulunuyor.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz Pazar günü, İran'daki nükleer tesislerin faaliyetlerini içeren görüntülerin UAEA’ya verilmeyeceğini açıklamıştı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade ise Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ülkesi, kayıtların silinmesi veya UAEA ile olan geçici anlaşmanın uzatılması konusunda henüz bir karara varmadığını söyledi.
Rebii de Hatipzade’nin teknik anlaşmanın uzatılabileceğine dair verdiği sinyalleri yinelerken üstü örtülü olarak Viyana’daki müzakerelerde ABD yönetimine Tahran'ın taleplerini karşılaması için baskı uygulamak amacıyla teknik anlaşmanın kullanılabileceğine atıfta bulunacak kadar da ileri gitti.
Rebii, İran’ın Viyana’daki müzakerelerin devam etmesi nedeniyle geçici anlaşmanın uzatılmasına ilişkin bir karar alıp almayacağına dair bir soruya “Daha önce, olumlu atmosfer ve anlaşmaya varma konusundaki iyimserlik nedeniyle anlaşmayı uzattık. Ancak her zaman anlaşmayı yenilememenin müzakerelerde herhangi bir kayba yol açmayacağını düşünmüşüzdür. Artık müzakerelerin yeterince sürdüğü sonucuna vardık. ABD tarafının nihai kararını vermesini ve uluslararası yasaları uygulamasını bekliyoruz. Şuan UAEA ile olan teknik anlaşmayı uzatma olasılığını ve gerekliliğini inceliyoruz. Tüm seçenekleri değerlendireceğiz” yanıtını verdi.
Anlaşmanın uzatılmasında ülkesinin UAEA ile arasında ilişkiye işaret eden Rebii, “Garantiler anlaşma temelinde olacak ve İran ek garantileri kabul etmeyecek” dedi.
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018 yılında geri çektiği nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma çabaları, Tahran'ın ABD'nin kendisine uyguladığı tüm ekonomik yaptırımları kaldırma konusundaki ısrarı nedeniyle son derece yavaş ilerliyor.
ABD Başkanı Joe Biden, İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin ile Pazartesi günü yaptığı görüşmede, yönetimi döneminde İran'ın nükleer silah elde etmesine izin vermeyeceğine yönelik söz verdi.
Reuters’ın haberine göre Biden, İsrailli mevkidaşıyla Beyaz Saray'daki görüşmesinin başında yaptığı açıklamada, “ABD Başkanı olarak, İsrail'e olan taahhüdümüz kati ve gerçektir” ifadelerini kullandı. Rivlin ile görüşmesi sırasında İran birçok konuyu ele alacaklarını belirten Biden, “İran'ın benim başkanlığım döneminde asla nükleer sahibi olamayacağını söyleyebilirim” şeklinde konuştu.



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal