Viyana müzakereleri ABD ve İran’ın zıt talepleri arasında çıkmazda

ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ile Avrupa Birliği müzakerecisi Enrique Mora arasında 20 Haziran 2021'deki Viyana görüşmelerinin oturum aralarındaki diyalog (EPA)
ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ile Avrupa Birliği müzakerecisi Enrique Mora arasında 20 Haziran 2021'deki Viyana görüşmelerinin oturum aralarındaki diyalog (EPA)
TT

Viyana müzakereleri ABD ve İran’ın zıt talepleri arasında çıkmazda

ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ile Avrupa Birliği müzakerecisi Enrique Mora arasında 20 Haziran 2021'deki Viyana görüşmelerinin oturum aralarındaki diyalog (EPA)
ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ile Avrupa Birliği müzakerecisi Enrique Mora arasında 20 Haziran 2021'deki Viyana görüşmelerinin oturum aralarındaki diyalog (EPA)

Avrupalı ​​diplomatik kaynaklar, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile Tahran arasında nükleer faaliyetler üzerindeki izleme operasyonlarının sürdürülmesine ilişkin teknik anlaşmanın uzatılmasına ilişkin mevcut ‘bilek güreşini’ İran'ın Ajans’a değil Viyana’daki müzakerecilere özellikle de ABD’lilere yönelik ek bir ‘baskı aracı’ olarak görüyor. İran bunlarla ek tavizler elde etmeyi umuyor. Ancak Washington, bugüne kadar bunlara herhangi bir yanıt vermedi.
Bahsi geçen kaynaklar, Tahran'ın mevcut uzatmasını, Irak ve Suriye'deki birçok ABD askeri üssünün Tahran destekli milisler tarafından hedeflenmesi veya tehdit edilmesi, örneğin müzakerelerden çekilmesi gibi kullandığı diğer baskı kartlarıyla ilişkilendiriyor.
İran ayrıca, hızlı ve yüksek zenginleştirme ve artan üretim miktarları ile karakterize edilen yeni nesil santrifüjlerin sürekli dağıtımıyla birleştiğinde, gözetleme kameralarının gözünden uzakta yüksek saflıkta uranyumu yüzde 60 oranında zenginleştirmeye devam ederek baskı yapıyor.
Washington ile Tahran arasındaki ‘temel anlaşmazlıkların’ devam ederken ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'ın geçtiğimiz Cuma günü Paris'te yaptığı açıklamaya göre altı turluk yoğun müzakerelere rağmen, İran tarafının bu ‘hassa’ karta başvurması, Batılılar için büyük endişe yaratıyor. Çünkü bu durum, İran’ı (niteliği, düzeyi ve miktarıyla) nükleer faaliyetler konusunda serbest kılıyor. Böylece Tahran her geçen gün ‘dönüm noktası’ anına yani ilk atom bombasını üretmesini sağlayacak bölünebilir malzemeyi elde etmeye yaklaşıyor. Bu gerçek, daha sonra UAEA’nın nükleer anlaşmaya geri dönme konusunda olası bir anlaşmadan sonra, İran’ın son dört veya beş ayda nükleer sahalarında neler yaptığını görmesini sağlayacak olan teknik anlaşmanın çalışmalarını genişletmek için toplu isteği açıklıyor. Ancak bu kaynaklar, sahadaki gerilim ve İran ile ABD arasında yapılan bombalama mesajlarına rağmen Tahran'ın teknik anlaşmanın uzatılmasını kabul edeceğine ‘kesin’ gözüyle bakıyor. Çünkü bu, müzakerelere dönüşün zorunlu girişi. Paris'teki diplomatik çevrelerde Tahran'ın müzakerelere geri dönmeye istekli olduğuna dair bir kanaat var. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin ekibi bir anlaşmaya varma konusunda aceleci davranıyor. Çünkü Ruhani, İran’a yönelik yaptırımları yönelik yaptırımları kaldırmayı başarmak istiyor. Bu durum, onun lehine olacak. Fakat aynı zamanda Tahran’daki ‘siyasi dengeler’ göz önüne alındığında birinci mercii olan Dini Lider Ali Hamaney, tarafından ‘kendisi için çizilen çizginin altına inemeyecek’ gibi görünüyor. 
Her halükarda, Fransız kaynaklar, İranlı yetkililer arasındaki ifadelerde farklılıklar olduğunu gözlemledi. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf'ın teknik anlaşmanın ‘bittiğini’ ve kayıtların UAEA’ya ‘teslim edilmeyeceğini’ söylemesi ve buna karşılık Dışişleri Bakanlığı'nın ‘konuya ilişkin karar verilmediğini’ açıklaması, bunun en son kanıtı oldu. Mevcut tırmanışa rağmen, Paris - diplomatik olarak - iki yöne hareket edebilir: Bir yandan Tahran'ı teknik anlaşmanın yenilenmesini kolaylaştırmaya teşvik etmek (geçen Mayısta olduğu gibi en az bir aylığına), öte yandan Viyana müzakerelerine devam etmeye çağırmak. Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Viyana'daki müzakerelere ‘hızlı bir şekilde dönülmesi gerektiği’ ve ‘hassas konulara yaklaşıldığı için güçlü ve cesur kararlar alma zamanının geldiği’ ifade edildi.
Bu açıklamada, Paris'in ne Washington ne de Tahran’dan yana taraf tutmadığı dikkat çekiyor.  Dünkü açıklamada, Tahran'a geçtiğimiz Pazartesi günkü çağrılara, ‘UAEA ile işbirliğini sürdürme ve nükleer tesislere derhal erişim izni verme’ çağrısı eklendi.
Avrupa tarafı, Viyana müzakerelerinin gidişatını büyük bir dikkatle izliyor. Kaynakları, özellikle Başkan Biden'ın yönetimine içeriden ve dışarıdan baskılar ışığında, uzlaştırılması zor olan çelişkili İran ve Amerikan taleplerinin varlığını izliyor.
Altı tur müzakerelerde kaydedilen ilerlemeye rağmen, İran tarafında hala tartışmalı olan 4 konu anlaşmaya varmayı engelliyor. Tahran, bir yandan Washington'un anlaşmadan yeniden çıkmasını engellemek istiyor ve yeniden yaptırımlar uygulamaması için ABD’den garantiler talep ediyor. Böyle bir garanti, Kongre’nin onayını gerektirir. Cumhuriyetçiler Beyaz Saray'a döndüklerinde Cumhuriyetçi isimlerin anlaşmadan tekrar çıkma sözü verdiği biliniyor.
İkinci husus, Washington'un, İran'ın taahhütlerine bağlılığı ve anlaşmanın şartlarını yerine getirmesi konusunda UAEA'nın ‘arabulucu’ olacağını kabul etmesi. Bu da Washington'u hareket özgürlüğünden veya ‘snapback (geri dönüş)’ denilen prosedürü kullanmaya geri dönmekten mahrum bırakacak.
Üçüncüsü, İran'ın Washington'un anlaşmadan bir kez daha çekilmesi durumunda Tahran'la anlaşmak istediği sınır ötesi yaptırım yasasını kullanmaktan kaçınmasındaki ısrarı.
Geriye İran rejiminin lideri Rehber Ali Hamaney, ofisi ve Cumhurbaşkanı seçilen Reisi dahil olmak üzere İranlı isimlerle uygulananların da dahil olduğu tüm nükleer ve nükleer olmayan yaptırımların kaldırılması ve  Tahran ihlallerinden geri adım atmadan önce ABD taahhütlerinin yerine getirilmesini sağlama talebi kalıyor. Öte yandan, Washington bugüne kadar son koşulu reddetti. Bu, insan hakları, terörizm, İran balistik ve Tahran'ın bölgesel politikası konularında müteakip müzakerelerle kalan yaptırımlara bağlı görünüyor. Ayrıca nükleer programın 2015'teki haline döndürüldüğünden emin olmak istiyor. Bu gerekliliğin - pratikte - uygulanması zor olacak.
Soru şu: İran'ın o tarihten bu yana kazandığı yeni bilgi ve teknik becerilerle (yüksek oranlı zenginleştirme, modern santrifüjler, uzun menzilli füzeler...) ne yapılmalı? Bu buzdağının görünen kısmı ve aralarında güven eksikliği olan iki taraf arasındaki uçurumu kapatmak için çok fazla diplomasiye ihtiyaç var, bu da bugün bile müzakerelerin kaderini belirliyor.



Pakistan’dan Tahran-Washington hattında yeni arabuluculuk hamlesi… Rubio’dan temkinli mesaj: İran’la somut anlaşma yok

Pakistan’dan Tahran-Washington hattında yeni arabuluculuk hamlesi… Rubio’dan temkinli mesaj: İran’la somut anlaşma yok
TT

Pakistan’dan Tahran-Washington hattında yeni arabuluculuk hamlesi… Rubio’dan temkinli mesaj: İran’la somut anlaşma yok

Pakistan’dan Tahran-Washington hattında yeni arabuluculuk hamlesi… Rubio’dan temkinli mesaj: İran’la somut anlaşma yok

Ortadoğu, yoğun diplomatik girişimlerle hayati deniz geçiş noktalarındaki hızlı askeri tırmanışın iç içe geçtiği son derece hassas bir stratejik dönemeçte bulunuyor. Bu çerçevede gözler, üst düzey bir arabuluculuk görevi kapsamında Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı’nı ağırlayan Tahran’a çevrildi. Söz konusu girişim, Tahran ile Washington arasında kapalı iletişim kanallarını yeniden açmayı ve mevcut krizi yatıştırmak amacıyla tarafların pozisyonlarını yakınlaştırmayı hedefliyor.

Ancak bölgesel diplomatik çabalar, ABD tarafındaki “temkinli yaklaşım” nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ikili görüşmelerin henüz olgunlaşmadığını ve taraflar arasında somut bir anlaşma formülasyonuna ulaşılmadığını belirterek beklentileri düşürdü.

Bölgedeki diğer gelişmelerde ise deniz güvenliği kaynaklı gerilim belirgin biçimde yükseliyor. İran, Hürmüz Boğazı’ndan yoğun gemi geçişlerinin, İran Devrim Muhafızları’nın doğrudan koordinasyonu ve gözetimi altında gerçekleştiğini açıkladı.

Tahran’ın bu hamlesi yalnızca Körfez bölgesiyle sınırlı kalmadı; İran tarafı, askeri caydırıcılık alanını genişletme ve Babülmendep Boğazı’ndaki deniz trafiğini hedef alma tehdidinde de bulundu. Bu açıklamalar uluslararası çapta geniş endişe yaratırken, Avrupa başkentleri deniz ticaret yollarının güvenliğini koruma konusundaki kararlılıklarını yineledi. Son gelişmelerin ardından bazı Avrupa ülkeleri, küresel ticaret akışının sürdürülmesini sağlamak amacıyla Hürmüz çevresine askeri takviye gönderme hazırlıklarına başladı.

Pakistanlı güvenlik kaynağının Axios’a verdiği bilgilere göre:

• Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asim Munir, ABD ile İran’ın savaşı sona erdirmesi konusunda anlaşmaya varılmasına yönelik girişimler kapsamında bugün Tahran’a gidiyor.

• Arabulucular, Washington ile Tahran arasında savaşın sona erdirilmesine ilişkin mutabakatı içeren bir “niyet mektubuna” son şeklini vermeye çalışıyor.

• Ancak İran’ın böyle bir belgeyi imzalamayı kabul edip etmeyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor.


Trump: Hürmüz’de geçiş ücreti olmayacak, iran’ın uranyumunu alacağız

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump: Hürmüz’de geçiş ücreti olmayacak, iran’ın uranyumunu alacağız

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda geçiş ücreti uygulanmasını kabul etmeyeceğini söyledi. Trump ayrıca Washington’un İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarını ele geçireceğini belirtti. Tahran ise dolaylı müzakerelerde “görüş ayrılıklarının daraldığını” ifade ederken, uranyumun yurt dışına taşınmasına karşı tutumunu korudu.

Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarını alacağız. Ona ihtiyacımız yok, istemiyoruz. Muhtemelen ele geçirdikten sonra yok edeceğiz, ancak onların buna sahip olmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

ABD Başkanı, barış için temel şartın İran’ın nükleer silah geliştirmesine izin verilmemesi olduğunu yineledi. Amerikalılara bu sorunun sorulması halinde “hepsinin İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini söyleyeceğini” ifade etti.

Trump, “Bazılarının biraz çılgın olduğunu söylediği bir devleti nükleer güce dönüştürmekten söz ediyoruz. İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin veremeyiz, mesele bu kadar basit. Ortadoğu’da nükleer bir savaş yaşanır, ardından bu savaş buraya ve Avrupa’ya yayılır. Buna izin veremeyiz ve vermeyeceğiz. Bu her şeyden daha önemli” ifadelerini kullandı.

csdgth
İran Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı fotoğrafta, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi perşembe günü Tahran’da görülüyor.

Trump’ın açıklamaları, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun İran’ın Hürmüz Boğazı’nda geçiş ücreti sistemi uygulamaya çalışmasının Washington ile Tahran arasında diplomatik anlaşmayı “imkânsız hale getireceği” yönündeki uyarısından saatler sonra geldi.

 “Boğazın açık kalmasını istiyoruz, ücretsiz olmasını istiyoruz. Herhangi bir ücret istemiyoruz” diyen Trump, buranın uluslararası bir su yolu olduğunu vurgulayarak İran’ın hâlihazırda geçiş ücreti uygulamadığını da belirtti.

ABD-İran görüşmelerine Pakistan arabuluculuğu

Perşembe günü İran konusunda diplomatik temaslar yoğunlaştı. Pakistan’ın, durmuş durumdaki ABD-İran barış görüşmelerini yeniden canlandırmak için yeni bir girişimde bulunduğu bildirildi. Tahran ise son ABD teklifinin “bazı boşlukları daralttığını” söyledi ancak daha fazla ilerlemenin Washington’daki “savaş eğiliminin” sona ermesine bağlı olduğunu belirtti.

İran medyası, Tahran’ın ABD’nin sunduğu metne yanıt hazırladığını aktardı. Haberlere göre ABD önerisi, kırılgan ateşkesin kalıcı bir barış anlaşmasına dönüştürülmesi sürecinde taraflar arasındaki bazı anlaşmazlıkları azalttı.

dfvgt
ABD’ye ait B-1B Lancer tipi bombardıman uçağı, Ortadoğu’daki bölgesel sular üzerinde gerçekleştirilen eğitim uçuşu sırasında KC-135 Stratotanker tanker uçağından havada yakıt ikmali yaparken görülüyor (CENTCOM).

Devlet ajansı İSNA, Tahran’daki görüşmelerin teklifin “genel çerçevesi”, bazı teknik ayrıntılar ve güven artırıcı önlemler üzerinde yoğunlaştığını bildirdi. Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asim Munir’ın Tahran ziyaretinin de taraflar arasındaki farkları azaltmayı ve “mutabakat zaptının kabulünün resmen ilan edilmesi” sürecini hızlandırmayı amaçladığı ifade edildi.

Daha sonra İran resmi haber ajansı IRNA, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi’nin açıklamalarını yayımladı. Bekayi, müzakerelerin bu aşamada esas olarak “tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesine” odaklandığını, nükleer dosyanın görüşüldüğüne dair iddiaların ise “inandırıcılıktan uzak” olduğunu söyledi.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, perşembe günü Tahran’da İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Görüşmenin, İran ile ABD arasında süren dolaylı müzakerelerin takibi kapsamında yapıldığı belirtildi.

IRNA’ya göre Nakvi, önceki tur görüşmelerin tıkanmasının ardından Pakistan’ın arabuluculuk çabalarını sürdürmek amacıyla Tahran’a gitti. Bu, Nakvi’nin bir hafta içinde Tahran’a gerçekleştirdiği ikinci ziyaret oldu.

Reuters’a konuşan üç kaynağa göre Asim Munir, İran’a gidip gitmeyeceğine karar verecek. Kaynaklardan biri, “Mesaj trafiğini hızlandırmak ve iletişimi koordine etmek için İran’daki tüm farklı gruplarla görüşüyoruz” dedi. Aynı kaynak, Trump’ın “sabırsızlığının” endişe kaynağı olduğunu söyledi.

Rubio da Miami’de gazetecilere yaptığı açıklamada Pakistan’ın İran’a yönelik girişiminin diplomatik süreci ilerletebileceğini umduğunu belirtti. Rubio “Bazı olumlu işaretler var. Ancak fazla iyimser olmak istemiyorum. Önümüzdeki birkaç günde ne olacağını göreceğiz” dedi.

Trump “yanıt” bekliyor

Trump çarşamba günü yaptığı açıklamada Tahran’dan yanıt beklemeye hazır olduğunu ancak “doğru cevapları” alamazsa saldırıları yeniden başlatmaya da hazır olduğunu söyledi.

“Bana inanın, doğru cevapları alamazsak işler çok hızlı ilerler. Hepimiz harekete geçmeye hazırız” diyen Trump, ne kadar bekleyeceği sorusuna “Belki birkaç gün, ama işler çok hızlı gelişebilir” yanıtını verdi.

Trump ayrıca İran’la yapılacak bir anlaşmanın “çok fazla zaman, enerji ve hayat kurtarabileceğini” söyledi ve anlaşmanın “çok hızlı, hatta birkaç gün içinde” tamamlanabileceğini belirtti. Ancak Washington’un “yüzde yüz eksiksiz cevaplar” istediğini de vurguladı.

Açıklamalar, kırılgan ateşkesin yürürlüğe girmesinden altı hafta sonra geldi. Taraflar arasında henüz kalıcı bir anlaşma sağlanamazken, Pakistan’ın 11 Nisan’da ev sahipliği yaptığı tek doğrudan görüşmeden bu yana çeşitli öneriler karşılıklı olarak iletildi.

Reuters’a konuşan iki üst düzey İranlı kaynak, Tahran’ın ABD’nin temel taleplerinden biri olan uranyum stokları konusunda daha sert bir tutum aldığını söyledi. Kaynaklara göre İran lideri Mücteba Hamaney, silah yapımına yakın düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun yurt dışına gönderilmemesi talimatını verdi.

Zenginleştirilmiş uranyum stoklarının akıbeti, müzakerelerdeki en önemli anlaşmazlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Kaynaklar bazı farkların daraldığını ancak İran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınması ve stokların geleceği konusunda derin görüş ayrılıklarının sürdüğünü aktardı.

İran Dışişleri Sözcüsü Bekayi, Tahran ile Washington arasındaki mesaj alışverişinin İran’ın sunduğu 14 maddelik öneriye dayandığını söyledi. Tahran’ın ABD’den gelen “görüşleri” değerlendirdiğini ancak resmi yanıt için tarih vermediğini belirtti.

Bekayi, İran’ın taleplerinin “istek değil hak” olduğunu savundu ve müzakerelerin Pakistanlı arabulucular üzerinden sürdüğünü ifade etti. Zenginleştirilmiş uranyumun yurt dışına çıkarılması konusuna ilişkin olarak ise “İran neden kendi materyallerini başka bir ülkeye göndersin?” diye sordu ve ülkesinin nükleer programının “yüzde yüz barışçıl” olduğunu savundu.

Moskova’da Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in İran krizini görüştüğünü açıkladı. Peskov’a göre Putin, İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunun Rusya’da depolanması fikrini gündeme getirdi.

rgty6u7
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, perşembe günü İran Genelkurmay Başkanı Amir Hatemi’yi kabul etti (İran Cumhurbaşkanlığı)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova ise krizin yalnızca İran’ın çıkarlarını gözeten diplomatik yollarla çözülebileceğini söyledi ve uranyum stoklarının kaderine yalnızca İran’ın karar verebileceğini ifade etti.

Hürmüz ve abluka

Hürmüz Boğazı krizinin merkezinde yer almaya devam ediyor. Savaştan önce küresel petrol ve LNG sevkiyatının yaklaşık beşte biri bu boğazdan geçiyordu. Ancak savaşın başlamasından sonra geçişler büyük ölçüde aksadı ve küresel enerji arzında ciddi sıkıntılar yaşandı.

İran Dışişleri Bakanlığı, İran teklifinin; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve İran limanlarına yönelik ABD ablukasının kaldırılmasını içeren aşamalı bir anlaşma öngördüğünü açıkladı. Ardından nükleer program konusunda daha geniş kapsamlı müzakerelere geçilmesi planlanıyor.

Rubio ise İran’ın boğazda geçiş ücreti uygulama girişiminin diplomatik anlaşmayı “imkânsız” hale getireceğini söyledi. “Dünyada hiç kimse bu ücret sistemini desteklemiyor. Bu tamamen kabul edilemez ve yasa dışı” dedi.

Rubio ayrıca İsveç’teki NATO görüşmeleri öncesinde, ittifakın ABD’nin İran’a yönelik savaşına destek vermemesini eleştirdi. Trump’ın NATO’dan savaş uçağı göndermesini istemediğini belirten Rubio, “Ama hiçbir şey yapmak istemiyorlar. Bundan ciddi şekilde rahatsız olduk” dedi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), 21 Mayıs itibarıyla İran limanlarına yönelik ticareti engellemek amacıyla 94 ticari geminin yönünü değiştirdiğini ve dört gemiyi durdurduğunu açıkladı.

Buna karşılık İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri, son 24 saatte aralarında petrol tankerleri ve konteyner gemilerinin de bulunduğu 31 geminin kendi koordinasyonu ve güvenliği altında Hürmüz’den geçtiğini duyurdu.

Açıklamada, “ABD’nin terörist ordusunun saldırganlığına” ve Körfez’deki “benzeri görülmemiş güvensizliğe” rağmen küresel ticaretin sürmesi için güvenli bir deniz koridoru oluşturulduğu belirtildi.

Çin’e ait iki dev petrol tankeri çarşamba günü yaklaşık dört milyon varil petrol taşıyarak boğazdan ayrılırken, Kuveyt’ten iki milyon varil ham petrol taşıyan Güney Kore bandıralı bir tanker de İran’la koordinasyon içinde boğazdan geçti.

Savaş, petrol fiyatlarındaki yükseliş ve hammadde sıkıntıları nedeniyle küresel ekonomide ciddi sarsıntılara yol açtı. Diplomatik çözüm umutlarının artmasıyla petrol fiyatları bir miktar gerilese de Brent petrolün varil fiyatı savaş öncesine göre yaklaşık yüzde 50 daha yüksek seviyede, 105 dolar civarında kaldı.

Hindistan ise Körfez’de mahsur kalan gemilerinin geri dönmesini garanti altına almadan yeni yakıt sevkiyatı yapmayacağını açıkladı. Hindistan Limanlar ve Denizcilik Bakanlığı’ndan bir yetkili, Hürmüz’ün batısında hâlâ Hindistan bayraklı 13 gemi ile Hint şirketlerine ait başka gemilerin bulunduğunu söyledi.

İran’dan askeri hazırlık mesajları

İran lideri Mücteba Hamaney, yeni bir savaş ya da saldırı olması halinde bunun “önceki gibi bölgesel değil, bölge sınırlarını aşan bir savaş” olacağını söyledi.

X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda Hamaney, İran’ın “savaşı kimin bildiğini göstereceğini” belirtti ve “İran ile İran halkı asla teslim olmayacak” dedi.

Daha önce İran Devrim Muhafızları da benzer bir açıklama yaparak İran’a yönelik yeni bir saldırının “bölge sınırlarını aşacak bir savaşa” yol açacağını duyurmuştu.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ordu komutanıyla yaptığı görüşmede ordunun yüksek operasyonel hazırlık sayesinde “düşmanların hedeflerine ulaşmasına izin vermediğini” söyledi ve hükümetin tüm imkânlarıyla silahlı kuvvetlerin yanında olduğunu ifade etti.

ABD merkezli CNN, iki istihbarat kaynağına dayandırdığı haberinde İran’ın ateşkes sürecinde insansız hava aracı üretiminin bir bölümünü yeniden başlattığını aktardı. Haberde ayrıca İran ordusunun beklenenden daha hızlı toparlandığı değerlendirildi.

ABD-İsrail arasında görüş ayrılığı

Washington’un diplomatik çözüm arayışı sürerken Trump ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu arasında açık ve örtülü görüş ayrılıkları yaşandığı bildirildi.

ABD medyasında yer alan haberlere göre Netanyahu, ABD ile İran arasında savaşı durdurabilecek bir anlaşma ihtimalinden duyduğu endişeyi Trump’a iletti. İki lider arasında gergin bir telefon görüşmesi yapıldığı öne sürüldü.

Trump’ın, “Netanyahu benim istediğimi yapacak” dediği aktarılırken, bunun Washington’un savaş ya da müzakere konusunda nihai karar verici olmaya devam ettiğine işaret ettiği yorumları yapıldı.

Diplomatik sürece rağmen İsrailli askeri kaynaklar, İsrail ordusunun ABD ordusuyla koordineli şekilde savaşın yeniden başlaması ihtimaline yönelik hazırlıklarını sürdürdüğünü ve tüm cephelerde azami alarm durumunun korunduğunu belirtti.


San Diego’daki İslam Merkezi’ne saldırı düzenleyenler, saldırılarını daha önceki suçlardan esinlenerek gerçekleştirmişler

ABD’nin San Diego kentindeki İslam Merkezi’ni gösteren bir hava fotoğrafı, 19 Mayıs 2026 (AP)
ABD’nin San Diego kentindeki İslam Merkezi’ni gösteren bir hava fotoğrafı, 19 Mayıs 2026 (AP)
TT

San Diego’daki İslam Merkezi’ne saldırı düzenleyenler, saldırılarını daha önceki suçlardan esinlenerek gerçekleştirmişler

ABD’nin San Diego kentindeki İslam Merkezi’ni gösteren bir hava fotoğrafı, 19 Mayıs 2026 (AP)
ABD’nin San Diego kentindeki İslam Merkezi’ni gösteren bir hava fotoğrafı, 19 Mayıs 2026 (AP)

ABD’nin San Diego kentinde bu hafta bir İslam merkezine saldıran ve üç erkeğin ölümüne yol açtıktan sonra hayatlarına son veren iki gencin, şiddet eylemlerini ilham aldıkları kişi ve örneklerle ilgili hiçbir şüphe bırakmayan, nefret dolu ve geniş kitleleri hedef alan uzun ve düzensiz yazılar kaleme aldığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, bu modeller arasında en dikkat çeken isim, 2019 yılında Yeni Zelanda’nın Christchurch kentindeki iki camide 51 kişiyi öldüren saldırgan oldu.

Aşırılıkçılığı uzun süredir inceleyen araştırmacılar, Christchurch saldırısının aşırı sağcı saldırganlar üzerindeki güçlü etkisine dikkat çekiyor. Uzmanlar bu etkinin, saldırının yarattığı yüksek ölüm sayısı, saldırganın düşüncelerini ve eylemlerini açıkladığı manifesto niteliğindeki belge ve en önemlisi saldırıyı internet üzerinden canlı yayınlamasından kaynaklandığını belirtiyor. Christchurch saldırısından ilham aldığı düşünülen örnekler arasında, birkaç ay sonra ABD’nin Teksas eyaletindeki bir Walmart mağazasında 22 kişiyi öldüren silahlı saldırgan da bulunuyor.

Tehdit analizi ve önleme alanında çalışan, aşırılıkla mücadele eden Stratejik Diyalog Enstitüsü’nden Katherine Keneally, çevrim içi şiddet yanlısı topluluklarda en fazla can kaybına yol açan saldırıları taklit etme eğilimi görüldüğünü söyledi. Keneally, “Bunu söylemek iğrenç, ancak gerçek bu. Bir tür takıntı var ve saldırılar adeta bir rekabet ya da oyun haline geliyor” ifadelerini kullandı.

Yetkililerin açıklamasına göre, 17 yaşındaki Caine Clark ve 18 yaşındaki Caleb Vasquez, pazartesi günü İslam Merkezi’ne baskın düzenledi. Güvenlik görevlileri, güvenlik önlemlerinin başlamasıyla birlikte çıkan silahlı çatışmanın ardından ikiliyi dışarı çıkmaya zorladı ve böylece 140 çocuğun korunmasına yardımcı oldu.

Yetkililere göre iki saldırgan, güvenlik görevlisi Amin Abdullah ve iki erkeği öldürdükten sonra yakınlardaki bir araçta yaşamlarına son verdi.

Nefret ve haksızlıklarla dolu yazılar

İki saldırganın geride 74 sayfalık bir belge bıraktığı, bunun 2019’daki Christchurch saldırısını gerçekleştiren Brenton Tarrant’ın yazdığı belgeyle aynı sayfa sayısına sahip olduğu bildirildi. Habere göre, Tarrant’ın manifestosuna benzer şekilde bu belgede de aşırı sağ ideolojilerden ilham alındığı belirtilen çok sayıda kaynak yer aldı. Bu kaynaklar arasında, beyaz nüfusun başka demografik gruplar tarafından ‘yer değiştirildiği’ yönündeki komplo teorisi de bulunuyor. Belgede ayrıca, saldırganların kendi ifadeleriyle yaptıkları kişisel anlatılara yer verildiği, motivasyonlarını ve hedeflerini açıklayan bölümler bulunduğu aktarıldı.

Kendilerine ‘Tarrant’ın Oğulları’ adını verdiler

Yazılarda Yahudilere, Müslümanlara ve İslam’a, ayrıca siyahiler, kadınlar ile hem sol hem de sağ siyasi görüşlere yönelik yoğun nefret içeren ifadelerin yer aldığı bildirildi. Saldırganların, toplumun çöküşünü hızlandırmayı amaçladıkları ifade edildi. Vasquez tarafından yazılan bölümde ise ‘bazı ruh sağlığı sorunları’ yaşadığından ve kadınlar tarafından reddedilme deneyimlerinden bahsettiği aktarıldı.

safrgt
22 Mart 2019’da Yeni Zelanda’da bir saldırının yaşandığı Christchurch’teki en-Nur Camii’nin önünde nöbet tutan bir polis memuru (Reuters)

Dün yayımlanan bir açıklamada, Vasquez’in ailesi Caleb Vasquez’in otizm spektrumunda yer aldığını ve zamanla kendi kimliğinin bazı yönlerine karşı öfke geliştirdiğini belirtti.

Ailenin avukatı Colin Rudolph aracılığıyla yapılan açıklamada, “Bunun, nefret söylemi, aşırılıkçı içerik ve sosyal medya platformlarında yayılan propaganda ile birleşerek onun aşırılıkçı ideolojilere ve şiddet içeren inançlara sürüklenmesine katkıda bulunduğuna inanıyoruz” ifadesine yer verildi.

Açıklamada, ailenin kendisini yardım aramaya teşvik ettiği ve bir süre rehabilitasyon merkezlerinde tedavi gördüğü de belirtildi.

Kaliforniya Eyalet Üniversitesi San Bernardino’daki Nefret ve Aşırılık Çalışmaları Merkezi’nin kurucu direktörü Brian Levin ise, 1970’lerden bu yana beyaz üstünlükçü yazıların merkeziyetsiz terör saldırıları için bir anlatı modeli sunduğunu söyledi. Levin, geçmişte neo-Nazilerin çoğunlukla ‘eylem propagandası’ olarak bilinen bir yaklaşımı tercih ettiğini, yani saldırının tek başına taklitçileri harekete geçirmesinin beklendiğini, ayrıntılı yazılı açıklamaların ise zorunlu olmadığını ifade etti.

Levin’e göre internet, saldırganların yazılarının yayılmasını kolaylaştırdı. 2011’de Norveç’te 77 kişiyi öldüren aşırı sağcı saldırganın bin 500 sayfalık bir belge yayımlamasından bu yana, bu tür saldırıların açıklayıcı metinlerle birlikte görülmesi daha yaygın hale geldi. Bu yazıların çoğu, beyaz üstünlükçü önceki metinlerden alıntılar içeriyor.

Levin ayrıca, kendini aşırılık zincirinin devam eden bir halkası olarak sunma stratejisinin, hareketi olduğundan daha büyük gösterdiğini ve süreklilik algısı yarattığını belirtti. Ona göre bu durum, farklı failler aracılığıyla tekrar tekrar ortaya çıkan bir yapıyı besliyor; bu faillerin bir kısmı ise süreç içinde hayatını kaybediyor.