Kıtlık hayaleti Sudan’ın üzerinde dolaşıyor

Ülkenin bazı bölgelerindeki siyasi istikrarsızlık ve çatışmalar gıda güvensizliğini kötüleştiriyor.

Güney Sudan’a ve Sudan sınırına açlık hakim (Independent Arabia- Hasan Hamid)
Güney Sudan’a ve Sudan sınırına açlık hakim (Independent Arabia- Hasan Hamid)
TT

Kıtlık hayaleti Sudan’ın üzerinde dolaşıyor

Güney Sudan’a ve Sudan sınırına açlık hakim (Independent Arabia- Hasan Hamid)
Güney Sudan’a ve Sudan sınırına açlık hakim (Independent Arabia- Hasan Hamid)

Mana Andulfettah
Zorlu ekonomik koşullar ışığında Sudan’ı çevreleyen kıtlık, geçiş hükümetini çöken ekonomiyi kurtarmak için çeşitli faaliyetler ortaya koymaya itti. Öyle ki son olarak bu yıl buğday, tüp ve elektrik üretmek için kullanılan yakıt üzerindeki sübvansiyonların kaldırılmasından geri adım atıldı. Ülkede, Etiyopya’dan Sudan’ın doğusundaki sığınma alanlarına kadar uzanan Tigray bölgesinin açlığı, güneyden Güney Sudan’ın açlığı mevcut. Darfur bölgesindeki krize gelince, Sudan’ın geri kalanının yaşadığı sıkıntıyı aşıyor. Bu durum ise krizin yakın zamanda bir kıtlığa dönüşeceğini gösteriyor.

Kenarda durmak
Açlık, Afrika Boynuzu’ndaki diğer ülkeler gibi Sudan’da da yönetim sistemi, ekonomi ve zayıf altyapı ile ilgili kesişen nedenlerle meydana geldi. Mantıklı ve teorik hesaplarla, devrimin ortaya çıkması, eski rejim döneminin sona ermesi ve geçiş döneminin sonunda demokratik bir geçiş beklentisi, açlığı sona erdirecek faktörler olarak sayılıyor. Ancak pratikte ülkenin bazı bölgelerindeki siyasi istikrarsızlık, çatışmalar, gıda güvensizliği ve zayıf üretim bu duruma katkıda bulundu. Tüm bunlar, gerginliği artıracak ve istikrara ulaşma çabasını yansıtacak bir durum. Zira aşiret kargaşasının çoğu toprak mülkiyeti mücadelesiyle bağlantılı.
1980’lerde, özellikle 1984 ve 1985’te Sudan, iç savaş ve kuraklığın bir araya gelmesinden kaynaklanan, dünyanın en kötü kıtlıklarından birine tanık oldu. Bu kıtlık ise büyük insan kayıplarına neden oldu. Öyle ki Darfur, Kordofan ve Doğu Sudan’da tahminen 8 milyon 400 bin insan hayatını kaybetti ve çiftlik hayvanları zarar gördü. Nisan 1985 devriminden ve üçüncü demokratik hükümetten bu yana geçen süre içinde koşullar pek de iyileşmedi. Öyle ki bu dönemde sınırlı bir kıtlık yaşandı ve ardından 1989 yılında ‘Kurtuluş Hükümeti’ darbesi gerçekleşti. Ülke, düşük ve dalgalı yağışlarıyla bilinen tropik iklimdeki bölgelerde kuraklığa maruz kaldıktan sonra 1998’de bir başka kıtlık meydana geldi. Kuraklıkla eş zamanlı olarak eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir rejimi ile Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM) arasındaki çatışma tırmandı. Hükümet, güneydeki Wau şehrini ele geçirmeye çalıştı ve yerel tarımı yok eden bir kavrulmuş toprak politikası uyguladı. Uluslararası yardım sağlandığında hükümet, krizi kontrol altına alabilme bahanesiyle yardımların yolunu kesti ve bağışçıların ısrarını siyasi baskı olarak yorumladı. 2003 yılında Darfur’da savaşın başlamasından bir yıl sonra başka bir kıtlık meydana geldi ve kıtlık, bölgede hala kendini gösteriyor.

Kıtlık yayı
Sudan’ın üzerinde kıtlık hayaleti dolaşıyor. Bu, yağışların bazı kesimlerinde durmasından değil, mevsimsel sellerin mahsul üretimine etkisinden dolayı yaşanıyor. Öte yandan bu kıtlık, en büyük ve verimli tarım alanlarından biri olarak sınıflandırılan bir alanda, Sudan ve Etiyopya arasındaki tartışmalı siyasi sınırlarla ilgili. Söz konusu bölgenin yakınlarında, Etiyopya’nın kuzeyindeki krizin bir sonucu olarak Etiyopya’daki yerinden edilenlerin yanı sıra, Doğu Sudan’daki mülteci kamplarındaki Tigray halkı da açlıktan ölüyor. Birleşmiş Milletler (BM), Etiyopya’nın Tigray bölgesinde yaklaşık 350 bin kişinin şiddetli kıtlıktan mustarip olduğunu açıkladı.
Petrol zengini Abyei bölgesinde Dinka ve Misseriya kabileleri arasında yaşanan kabile çatışması kapsamında Güney Sudan ve Sudan ile Güney Sudan arasındaki sınır da bölgedeki açlık sahnesinin ön saflarında yer alıyor. Bu bölgedeki altyapı, bölge sınırlarındaki tarımsal projeler için enerji ve diğer üretim faktörlerinde iyileşme sağladı. Ancak sürekli çatışmalar nedeniyle ne çiftçiler ne de çobanlar bu avantajlardan yararlanamadı. Eski rejimin Darfur bölgesinde oluşturduğu idari sınırlar da aşiret çatışmalarının bugüne kadar devam etmesinde rol oynadı. Geçen yılın Ekim ayında Batı Darfur hükümeti, eyaletin başkenti el-Cuneyna şehrinin güneyindeki Masteri köyünü, bölgede hastalık ve kıtlığın yayılması nedeniyle bir felaket bölgesi ilan etti. Köy, son iki yıldır halk arasında etnik şiddete sahne oluyor. Bu durum da tarım mevsimi sırasında vatandaşların üretim döngüsünden çıkmasına neden oldu. Öte yandan Çad Gölü Havzası’nda batıdan Darfur bölgesine kadar Sudan’ı çevreleyen kemerde yağış olmaması, mahsul yetişmemesi ve şiddet, açlığın yayılmasına neden oluyor.

Koşullar patlayabilir
Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, son konuşmasında Sudan halkının kalbine umut aşılasa da geçiş hükümetinin Sudan’da devam eden felaketi çözmesi beklenmiyor ve koşulları, potansiyel olarak patlayabilecek hale getirecek dört faktör var. İlk olarak, borç düzenlemesi gıda güvensizliği için her derde deva gibi görünüyor. Ama Sudan’daki durum, acil yardımdan daha fazlasını gerektiriyor. Borç düzenlemesi, radikal çözümlerden biri, ancak borç ikileminden çıkmanın şartları ödeme veya muafiyet değil, üretimi artırmaktır. İkinci olarak Sudan, hala siyasi istikrarsızlık içinde yaşamaya devam ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, devrimin patlak vermesi ve eski rejimin pratikte sona ermesi, ister derin devletten isterse geçiş hükümetiyle aynı fikirde olmayan bazı partilerden olsun, karşı şokların ortaya çıkmasını engellemiyor.
Üçüncü olarak, iç siyasetin istikrarsızlığının yanı sıra bölgesel siyaset de son derece istikrarsız ve Sudan’ı çatışmalara ve çekişmelere karşı savunmasız hale getiriyor. BM, güneydeki kıtlık felaketinin ateşkesle önlenebileceğini belirtiyor, ancak bu çatışmaları körükleyen faktörler göz önüne alındığında bu kolay görünmüyor. Çatışma alanlarında da bu krizi uzatan temel nedenler var. Güney devleti, yeni keşfedilenler de dahil geleneksel ekonomik kaynaklarına rağmen, aşırı yoksul ve Afrika’daki çatışmalara karşı en savunmasız olan bir bölgede yer alıyor. Bu da devam eden istikrarsızlığı körüklüyor. Ayrıca aşırı sel durumundan Nahda (Rönesans) Barajı’nın da rolü var. Bu durum, geçen yıl barajın ilk dolumu sırasında ülkenin yaşadığı bir tecrübe. İkinci dolumun daha da tehlikeli olması bekleniyor.
Dördüncü olarak, Afrika Boynuzu ülkeleri arasında geniş kurak ve yağışlı alanlardan yararlanmak için yapılacak olası bir anlaşmanın önünde siyasi engeller bulunuyor. Afrika Boynuzu; Sudan, Güney Sudan, Etiyopya, Somali, Kenya, Uganda ve Cibuti’yi kapsayan ve modern tarım teknolojisi için uluslararası destek arayışını engelleyen bir Afrika kuşağı olarak biliniyor. Öyle ki bu ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar, kıtlıktan ve yoksulluk krizinden kurtarabilecek bölgesel ortaklık ilkesini de baltalıyor.

Krizden kaçmak
Sudan’ın büyük bir kısmı, hala geleneksel tarıma bağlı. Eski rejim döneminde altyapı tahrip edildi. Hükümet, halkın malı olan ada projesi de dahil olmak üzere en büyük ulusal projeleri ele geçirmeye çalıştı. Bunu yapamadığında, halka altyapı geliştirmekten ve modern tarım teknolojilerine erişimden yoksun kalmaları için baskı yaptı. Şu ana kadar Sudan’ın ücra köşelerinde ‘üretim maliyetini artıran’ elektriğe sınırlı erişim ve bozuk yollar, tarım ürünlerinin ihracatının yapılamamasının yanı sıra yerel pazarlara ulaşılamamasının nedeni sayılıyor.
Şu an Sudan, devleti inşa etmeye ve demokratik geçişin temellerini atmaya çalışırken tarımsal üretimle ilgili açığı kapatmak ve kıtlık olasılığını azaltmak için ekonomik iyileşme sürecine geçmek zorunda. Olası bir çözüm, Sudanlıların talep ettiği altyapı yatırım programlarıdır. Ancak asıl ikilem, eski rejimin kurumlarından, şirketlerinden ve bireylerinden alınan fonların geri dönüşümü yoluyla finansman sağlamada yatıyor. Rejimin ‘yetkilendirme etkilerini ortadan kaldırma’ komitesi, fon ve para aldığını ve bunları Maliye Bakanlığı’na devrettiğini belirtmesine rağmen Bakanlık, bunu reddetti ve devir belgelerini ibraz etmesini ve kanıtlamasını istedi.
Aslında Sudan’daki durum henüz kıtlık aşamasına ulaşmadı, ancak bazı uluslararası uzmanların ifadelerine göre durum, gıda, tedavi eksikliği ve açlığın eşiğinde yaşama durumlarını ortaya koyan ‘gizli bir açlık’ hali olarak sayılabilir. Çoğu bölgesinde ekilebilir araziye sahip olan Sudan’ın, bu arazilere erişmek için finansmana ve siyasi istikrara ihtiyacı bulunuyor. Temel krizler yalnızca toprağı işleyerek değil, aynı zamanda siyasi reform ve yolsuzlukla mücadele ile de ele alınırsa Sudan’ın, tekrarlayan kıtlık belalarının kaderinden kurtulması mümkün.

 


Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.