Nahda Hareketi teröristleri korumakla suçlandı

Nahda, Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi tarafından yöneltilen suçlamaları Tunus yargısının kararlarını etkilemek için yapılan “proaktif bir kasırga” olarak niteledi.

Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi “yargı içinde İhvan’ın güçlendirilmesi” olarak nitelendirdiği duruma ilişkin açıklamada bulundu. (Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi’nin resmi sayfası)
Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi “yargı içinde İhvan’ın güçlendirilmesi” olarak nitelendirdiği duruma ilişkin açıklamada bulundu. (Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi’nin resmi sayfası)
TT

Nahda Hareketi teröristleri korumakla suçlandı

Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi “yargı içinde İhvan’ın güçlendirilmesi” olarak nitelendirdiği duruma ilişkin açıklamada bulundu. (Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi’nin resmi sayfası)
Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi “yargı içinde İhvan’ın güçlendirilmesi” olarak nitelendirdiği duruma ilişkin açıklamada bulundu. (Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi’nin resmi sayfası)

Hüda Trablusi
Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi, özellikle Tunus’taki adaletin düzeltilmesi için fon sağlayan uluslararası kuruluşlarla temasa geçti. Tunus’tatüm dünyanın ve ülkenin güvenliğini zedeleyen, çifte standartlı bir adalet sistemi olduğunu bildirdi. 
Komite yaptığı açıklamada siyasi suikastlarınve terörün üstünü kapatma suçlarına ilişkin Adalet Bakanlığı Genel Teftiş Kurulu’nun raporunu 5 Temmuz Pazartesi günü resmi sayfasında yayınlayacağını duyurdu. Rapor ayrıca Tunus halkının ülkedeki adalet durumunun geldiği utanç noktasını bilme hakkını savunan dernekler tarafından da yayınlanacak.

İhvan’ın (Müslüman Kardeşler) güçlendirilmesi
Komite geçtiğimiz çarşamba günü “Tunus’un yargı organları içerisinde İhvan’ın güçlendirilmesi ve üst düzey yargı makamlarında yetkinliklerin yerine sadakatin tercih edilmesi” olarak tanımladığı bir dizi gerçeği açıklamak için başkentte bir basın toplantısı düzenledi. Bu adım, sol kanattan öne çıkan siyasi isimlere düzenlenen suikastlarıngizlenmesini ve Nahda Hareketi’ne bağlı yargıçların Tunus’taki terör davalarının ve teröristlerin gerilim noktalarına gönderilmesine ilişkin davaların üzerlerini örtmekle suçlanmasının ardından atıldı.
Komite üyesi Nasır el-Uveyni terörizmin örtbas edilmesinin ve aklanmasının resmi olarak suç teşkil eden siyasi bir mesele haline geldiğini belirterek Nahda Hareketi’ne bağlı olan ve yolsuzluk ile suçlanan yargıçlar Beşir el-Akrimi ve Tayyip Raşid hakkında Adalet Bakanlığı Genel Teftiş Kurulu raporunda geçen terör dosyalarının gizlendiği belirtti.
Uveyni komitenin herkesin inkar edilemez gerçeklerden haberdar olması için kamuoyunu aydınlatmak üzere Genel Teftiş Kurulu’nun raporunu yayınlayacağını vurguladı. Ayrıca komitenin meseleyi uluslararası boyuta taşımak için raporu Fransızcaya ve İngilizceyeçevirme işini de üstleneceğini duyurdu.
Yargıtay, 9 Mart 2021 tarihli genel oturumunda aldığı ve 11 Mart 2021 tarihinde yayınladığı bir bildiride Beşir el-Akrimi ve Tayyip Raşid adındaki iki yargıç aleyhinde ayrı ayrı yapılan şikayetler hakkında Adalet Bakanlığı Genel Teftiş Kurulu’nun düzenlediği rapor ile ilişkili birtakım kararlarını duyurmuştu.
 
"Çok ciddi bir mesele”
Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi üyesi İman Kazara basın toplantısında şu açıklamada bulundu:
“Tunus’un yargı organları içerisinde İhvan’ın güçlendirilmesinin ve üst düzey yargı makamlarında yetkinliklerin yerine sadakatlerin tercih edilmesinin bir sonucu olarak Eski Başsavcı Beşir el-Akrimi’nin yaptığı şeyler rezalettir ve çok ciddi bir meseledir.”

Terörizmin örtbas edilmesi
Komite, üyeleri tarafından yöneltilen suçlamalara göre yetkililerin gizlemeye çalıştığı Adalet Bakanlığı Genel Teftiş Kurulu raporunun Akrimi’nin baktığı terör davalarında 6 bin 268 adet tamamlanmamış tutanak olduğunu, Terörle Mücadele Yargı Komisyonu’na verilen bin 361 tutanağın kayıtlara geçirilmediğini ve bazı davaların 2016 yılına kadar dayandığını ortaya çıkardığını söyledi. Ayrıca komite Akrimi’yi Nahda Hareketi’nin talimatıyla teröristlerin 2012 yılından bu yana başta Suriye olmak üzere çeşitli gerilim bölgelerine gönderilmesine ilişkin dosyaları gizlemekle suçladı.
Gazeteci yazar Sabri ez-Zagidi, Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi’nin açıklamalarının gerçekleri gizlemek ve yargı organını Nahda Hareketi’nin hizmetine ve güvenliğine tahsis edip siyasi isimlere ve askerler ile güvenlik güçlerine yapılan suikastlara ilişkin davalarda liderlerinin hesaba çekilmesini engellemek için bu organda atama ve yönetim noktasında yapılan sahtekarlığın boyutunu gözler önüne serdiğini ifade etti.
Zagidi açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Beşir el-Akrimi’nin 6 binden fazla terör davasının üzerinde oynama yapması ve güvenlik güçlerine yönelik suikast girişimlerine karışan teröristlere karşı yüzlerce davayı, verileri ve yolsuzluk faaliyetlerini saklaması -ki bu sadece buzdağının görünen kısmı-, Nahda Hareketi’nin, yargıyı kontrol etmeden ve bağlantılarının yolsuzluk ve teröre karışma boyutunu gizlemesini sağlamadan iktidar iplerini elinde tutamayacağına tamamen ikna olduğunu gösteriyor. Tunusluların suikastların perde arkasını, bu olaylarda kimin parmağı olduğunu ve failleri ve planı yapanları gizlemek için siyasi korumayı kimin sağladığını bilme konusunda duydukları susuzluğu gidermeden yargının bağımsızlığından bahsetmenin mümkün olmadığı göz önüne alınırsa komitenin bahsettiği Adalet Bakanlığı Genel Teftiş Kurulu’nun raporu ilk olarak Tunus demokratik girişimine atılmış ölümcül bir kurşundur. Ayrıca tamamen çıplak hale gelen ve kendisini savunmak için tüm gerekçelerini kaybeden Nahda’nın tabutuna sıkılmış bir kurşundur. Bu nedenle Nahda, önümüzdeki dönemde kendisini korumak ve iktidara sımsıkı tutunmaya devam etmek için ittifak ve güç ilişkilerinin yanı sıra muhalifleri ve düşmanlarıyla kavgalarında dişlerini çıkaracak. Ancak bu uzun sürmeyecek. Nahda ile müttefik olanlar etrafından kaybolacak. O ve onunla müttefik kalmaya devam edenler debirlikte dibi boylayacak.”
Zagidi, Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı olarak cumhurbaşkanının bu konudaki tutumunun utanç verici olduğunu belirttiği açıklamasında şunları söyledi:
“Bu konsey, ulusal güvenlik meselesi olduğu için suikastların sorumluluğunu üstlenme yönünde hareket etmez ve aktifleştirilmezse, bunun siyasi ve ahlaki yansımaları olacaktır. Cumhurbaşkanı da meşruiyetini büyük ölçüde kaybedecektir.”
Komitenin söz ettiği suçların mevcut siyasi, güvenlik ve yargı sahnesini büyük ölçüde değiştireceğini savunan Zagidi, Nahda Hareketi’nin daha çok köşeye çekilerek Tunus deneyiminin altını üstüne getirebilecek bir sürprizin yaşanmasını bekleyeceğini vurguladı. 

İddia sahibine kanıt gerek”
Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi’nin Nahda Hareketi’ne yönelttiği suçlamalara ilişkin Independent Arabia’ya demeç veren Nahda Hareketi liderlerinden avukat Semir Dilu şu ifadeleri kullandı:
“Savunma Komitesi’nin yargı tarafından incelenmekte olan dosyalardan bahsettiğinde pek çok seferde yaptığı hata, verileri sunarken kasten seçici olması, bunları dosyayı bilenler (kanuni yetkisi olanlar) dışında güvenilirliği ve hatta doğruluğu teyit edilemeyecek şekilde değiştirmesi ve basına servis etme zamanını yargı organlarının incelemesi ile kesişecek şekilde denk getirmesidir (Yargıç el-Akrimi’nin dosyasında olduğu gibi, tümevarımsal, yargılayıcı veya cezalandırıcı.)Dahası komite, yüzleşme ilkesine ve sanığın kendini savunma hakkına saygı duymadan suçlamada bulundu ve (24 Haziran’da düzenlenen oturumda tartışılmış ve cevap verilmiş olmasına rağmen) kesin ve değişmez gerçekler olarak sunulanları yalanladı. İnceleme biriminin sunduğu delillerin ve argümanların sağlamlık derecesini değerlendirmek hüküm verenin işidir. Yargıtay üyelerinin kendilerinin bile elinde olmayan sızdırılmış bir rapora ulaşanların işi değil. Yüksek Yargı Kurulu üyelerinin geri kalanı da aslında bu rapordan haberdar değil.”
Nahda Hareketi liderlerinden Dilu’ya göre “tüm bu kasırganın (özellikle el-Akrimi'yi aklamak isteyen tarafların olduğuna dair imalar), Yargıç el-Akrimi'ye yöneltilen suçlamaların çelişkili olduğuna yönelik haberlerin peş peşe gelmesinin ardından Disiplin Kurulu'nun kararını etkilemek için yapılmış proaktif bir eylem” olduğu açık.
Dilu, Nahda Hareketi’ne yöneltilen suçlamalar hakkında şunları söyledi:
“Bunlar yeni şeyler değil. İddia sahibine kanıt gerekmektedir. İddiaları yönelten kişi, kısmen de olsa doğru olduğunu kanıtlamayı başarırsa, hiçbir kişi veya kurum sorgulanamaz değildir” dedi.
Tunuslu Yargıçlar Derneği Yönetim Ofisi, Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi Savunma Komitesi’nin basın toplantısındaki ifadeleri inceledikten sonra şu açıklamada bulundu:
“Savunma Komitesi’nin üyelerinden biri tarafından yapılan açıklamalar ve Yargıçlar Derneği ve Başkanı’nın Tunus Asliye Hukuk Mahkemesi Eski Cumhuriyet Savcısı’nı koruduğu ve aleyhindeki incelemelerin üstünü kapattığına yönelik ifadeler tehlikeli, uydurma ve asılsızdır. Yüksek Yargı Kurulu üyelerinin kendilerinin Adalet Bakanlığı Genel Teftiş Kurulu’nun raporunun bir kopyasını almalarına izin verilmezken bu raporun bir kopyasının elinde olduğunu söyleyen savunma komitesinin aksine raporda geçen ifadelerden elbette haberi yoktu. “



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.