Gazze’deki çocuklar savaşlar yüzünden psikolojik sorunlar yaşıyor

Her 10 çocuktan dokuzu son yaşanan savaş nedeniyle travma geçiriyor.

Gazzeli çocuklar ambargo nedeniyle dileklerini dış dünyaya deniz yoluyla, mektuplar ile ilettiler. (Independent Arabia-Meryem Ebu Dekka)
Gazzeli çocuklar ambargo nedeniyle dileklerini dış dünyaya deniz yoluyla, mektuplar ile ilettiler. (Independent Arabia-Meryem Ebu Dekka)
TT

Gazze’deki çocuklar savaşlar yüzünden psikolojik sorunlar yaşıyor

Gazzeli çocuklar ambargo nedeniyle dileklerini dış dünyaya deniz yoluyla, mektuplar ile ilettiler. (Independent Arabia-Meryem Ebu Dekka)
Gazzeli çocuklar ambargo nedeniyle dileklerini dış dünyaya deniz yoluyla, mektuplar ile ilettiler. (Independent Arabia-Meryem Ebu Dekka)

İzzeddin Ebu Ayşe
“İsrail savaş uçakları yaşadığım bölgenin semalarında uçtuğu sürece savaş anılarını geri getireceği ve travmadan çıkmak için aldığım psikolojik tedavi seanslarının hepsinin etkisini azaltacağı nedeniyle rahatlama seanslarının hafızamdan silemeyeceği psikolojik sıkıntılar yaşıyorum.”
Bunlar, Gazze şehrinin doğusunda, İsrail sınırına yakın bir bölgede yaşayan Rami adlı çocuğun sözleri.
Rami, İsrail savaş uçakları tarafından yıkılan evinin enkazını gördüğünden bu yana sınıra yakın bölgelerde yaşamaktan ciddi anlamda korkar oldu. Zira Rami uzman psikologların değerlendirmelerine göre travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşıyor.

Gazze'deki çocukların yüzde 91'i sorunlarla mücadele ediyor
Bu durumda olan sadece Rami değil. Onun gibi birçok çocuk var. Uluslararası bir kuruluş olan Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün verilerine göre Gazze'deki çocukların yüzde 91'i geçtiğimiz mayıs ayındaki son askeri çatışmadan sonra TSSB ve psikolojik sıkıntılar yaşıyor. Son savaştan önce de çocukların yüzde 33'ünün daha önceki saldırılardan kaynaklanan travma sonucu psikolojik desteğe ihtiyacı vardı.
Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Filistin ofisinin direktörü Enes el-Cercevi'ye göre İsrail'in Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırının üzerinden bir aydan fazla bir zaman geçmesine rağmen bölgedeki 10 çocuktan dokuzu çatışmayla bağlantılı bir tür ruhsal travma geçiriyor.
Ruh sağlığı ve psikolojik destek alanında çalışan kurumlar pek çok psikolojik rahatlama semineri düzenlemiş olsa da Rami’nin bu girişimlere tepkisi çok zayıf. Çünkü Rami, kendi deyimiyle her gün hala askeri çatışma havasını hissediyor.

Psikoterapi işe yaramayabilir
Aslında çatışma süreci sona erdi. Ancak İsrail’in keşif uçakları halen Gazze semalarında dolaşıyor. Aynı zamanda Gazze Şeridi’nin hemen yanındaki İsrail yerleşim yerlerine doğru yanıcı ve patlayıcı balonlar gönderilmesine karşılık olarak İsrail ordusu Filistinli grupların askeri kanatlarına bağlı eğitim kamplarına hava saldırıları gerçekleştirmeye devam ediyor.
Filistin Kadınlar Komitesi Birliği’nden (UPWC) psikolojik danışman Rola eş-Şerif konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi.
“Gazze çocuklarının maruz kaldığı travma iki türe ayrılıyor: Doğrudan ve dolaylı. Doğrudan travma bir yakının ölümü veya evini kaybetme sonucu oluşuyor. Dolaylı travma ise toplumda ve savaşta yaşananlara şahit olma, hava saldırılarının sesini duyma ve kan görme sonucunda meydana geliyor.”
Şer,f, Rami’nin ve aynı durumda olanların durumuna ilişkin de şu değerlendirmede bulundu:
“Psikoterapi seansları, özellikle halen savaşın devam ettiğini hisseden çocuklarda işe yaramayabilir. Genelde bu durum her gün bomba sesleri duyulan sınır bölgelerinde yaşayanlarda görülüyor. Bu yüzden bunun psikolojileri üzerindeki etkilerinden kurtulmaları zor. Akıl sağlığı destek ekibi, savaşın çocuklar üzerindeki psikolojik etkilerini gözlemledi. Etkiler korku, gerginlik, endişe, kalp atışlarının hızlanması, titreme, düzensiz uyku ve nokturnal terör (çocuklarda karabasan) şeklinde ortaya çıkıyor. 2014 yılında gerçekleştirilen askeri operasyon sonrası psikoterapi gören çocukların rahatsızlıkları nüksetti ve durumları daha da zor bir hal aldı. Çocukların çoğunluğunun bir kısmındaki psikolojik etkiler, travmalara ve rahatsızlıklara dönüştü. Bunlar aylarca kendilerini takip edebilir. Hepsinin psikolojik rahatlama seanslarına ve zihin sağlıklarını yeniden inşa edip rehabilite edilmeye ihtiyacı var. Çoğu çocuğun ruh halinde (gülme, ağlama ve sinirlenme hallerinde) abartılı bir değişim meydana geldi. Yaşadıkları psikolojik travmalar, zihinsel gezinti (mind-wandering) ve işlev bozukluğu durumuna girmelerine neden oldu. Bazılarında enürezis nokturna (idrarını tutamama) gibi sağlık sorunları oluştu. Bu, askeri operasyon sırasında küçük kardeşlerini kaybeden çocuklarda görüldü.”

“Ceninler bile psikolojik olarak etkilenmiş durumda”
Şerif değerlendirmesinin devamında çocukların yardım alması gerektiğini vurguladı:
“Bu çocukların hepsinin uygun bir psikoterapiye ihtiyacı var. Doğrudan psikolojik bir hasara veya fiziksel bir yaralanmaya maruz kalmamış çocuklar için yaklaşık 25 psikoterapi seansı gerekiyor. Ayrıca düşüncelerin duyguların ve toplumla iletişim mekanizmasının rehabilite edilmesi ve psikolojik bağışıklığın yeniden inşa edilmesinin yanı sıra psikolojik durum ve kişinin kendisi için rehberlik yapılması lazım. Aslına bakarsanız mesele sadece çocuklarla sınırlı değil. Anne adaylarının karnındaki ceninler bile psikolojik açıdan etkilenmiş durumda. Anne adayının psikolojik açıdan etkilenmesi ceninin de psikolojik bir travmaya girmesine yol açar ve bu çocuğun ilk yaşlarında gün yüzüne çıkar.”
Gazze'de askeri saldırıyı takip eden üç ay içerisinde yaklaşık 2 bin 500 hamile kadın doğum yapacak. Bu kadınların çoğu yerinden edilmiş, psikolojik açıdan etkilenmiş ve ruhsal bozukluklardan ve travmalardan musdarip bir durumdalar.
Filistin İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Gazze nüfusunun yüzde 50’si (2 milyona tekabül ediyor) çocuklardan oluşuyor. Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü'nden araştırmacılar, İsrail ordusunun askeri operasyon sırasında, yüzde 75’inin çocuklardan ve kadınlardan oluştuğu kalabalık yerleşim yerlerine orantısız saldırılar yapıldığına işaret ediyorlar.
Filistin Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre İsrail yaptığı askeri operasyon sırasında, 11 gün içerisinde yaklaşık 66 çocuğu öldürdü. Gazze’ye başlattığı hava saldırılarında da 470’den fazla çocuk yaralandı. Aralarında hayatları boyunca veya uzun bir süre kendilerini engelli bırakacak yaralar alanlar var. Yaklaşık 241 çocuk ise ebeveynlerinden birini veya ikisini birden kaybetti. Buna ilaveten Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün elindeki bilgiler, askeri operasyon sırasında yaklaşık 72 bin çocuğun Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’nın (UNRWA) okullarına veya akrabalarının evlerine sığındığını gösteriyor.



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.