Mısır-Türkiye uzlaşısı durakladı mı başarısız mı oldu?

Libya dosyasıyla ilgili anlaşmazlık ilişkilerin yeniden en başa dönmesine neden oldu

Berlin Konferansı'na katılan Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları (AFP)
Berlin Konferansı'na katılan Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları (AFP)
TT

Mısır-Türkiye uzlaşısı durakladı mı başarısız mı oldu?

Berlin Konferansı'na katılan Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları (AFP)
Berlin Konferansı'na katılan Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları (AFP)

İbrahim Abdulmecid
Libya konulu İkinci Berlin Konferansı sırasında, Mısır ve Türkiye arasındaki gizli anlaşmazlık, geçtiğimiz aylardaki yakınlaşma girişimlerinin iki ülke ilişkilerindeki buzların çok küçük bir kısmını eritmiş olduğunu gösterdi. 24 Haziran'da düzenlenen İkinci Berlin Konferansı’nda Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, tüm yabancı güçlerin ve paralı askerlerin Libya topraklarından çıkarılması konusunda kararlı bir tutum sergilerken Türkiye’nin, tüm yabancı güçlerin ve paralı askerlerin Libya’dan bir an önce geri çekilmesi gerektiği vurgulanan konferansın nihai bildirisinin beşinci maddesi hakkında çekinceleri vardı. Libya basınına göre konferansın oturum aralarında Mısır-Türkiye arasında bu konuda bir anlaşmazlık yaşandı.

Talep listesi
Kahire-Ankara ilişkilerine hâkim olan iyimserliğin aksine, iki ülkenin dışişleri bakanlarının öncülüğünde geçtiğimiz Mayıs ayı başlarında Kahire'de gerçekleşen ‘istikşafi’ görüşmelerin ardından iki ülke yetkilileri arasındaki görüşmeler yavaşladı. Mısırlı makamlar, Katar ile 4 yıl boyunca kesilen ilişkilerin yeniden kurulmasının ardından Doha’ya büyükelçi atanması da dahil olmak üzere bu yıl attığı diplomatik adımlar çerçevesinde Ankara'ya bir büyükelçi atanmasını görmezden geldiler. Oysa Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, birkaç gün önce Mısır-Türkiye arasında karşılıklı olarak yeniden büyükelçi gönderilmesi konusunda mutabakata varıldığı ve önümüzdeki dönemde iki dışişleri bakanının bir araya geleceği yönünde açıklamada bulunmuştu.
Şarku’l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, Mısır Dışişleri Bakanı Şukri, 13 Haziran’da bir televizyon kanalına verdiği demeçte, Mısır'ın Türkiye’ye bir talep ve beklenti listesi sunacağını ve dikkate alınırsa ilişkilerin normale dönmesinin önündeki zorlukların aşılacağını açıklamıştı. Şukri, ‘uygun bir zamanda’ Mısır'ın çıkarlarını göz önünde bulundurarak ilişkilerin seviyesinin yükseltileceğini vurguladı. Daha önce basında yer alan haberlerde Türk kuvvetlerinin ve Türkiye yanlısı güçlerin Libya topraklarından çekilmesi, Türkiye'den yayın yapan Mısırlı muhalif televizyon kanallarının çalışmalarının askıya alınması, Mısırlı yetkililerin terörist grup olarak sınıflandırdığı Müslüman Kardeşler'den (İhvan) aranan kişilerin Kahire’ye teslim edilmesi, grubun desteklenmemesi ve Mısır'ın iç işlerine karışılmamasının yanı sıra Türkiye’nin Suriye ve Irak'ın iç işlerine müdahalesini durdurması dahil olmak üzere Mısır'ın taleplerinden oluşan bir listeden bahsedilmişti. Bakan Şukri, 26 Haziran'da yaptığı açıklamada, önümüzdeki günlerde Ankara'da ikinci tur Mısır-Türkiye istikşafi görüşmelerinin yapılacağına dair söylemleri yalanlayarak, herhangi bir görüşme için tarih belirlenmediğini vurguladı.

Mısır, Türkiye'nin davetini reddetti
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis ile 21 Haziran'da Kahire'de düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin Yunanistan ile ‘egemenliğini ihlal edecek her türlü eyleme’ karşı dayanışma içerisinde olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Sisi ayrıca, Yunan konuğuna, Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki duruma ilişkin, tüm ülkelerin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmesi’nin özellikle diğer ülkelerin iç işlerine karışmama ve ülkelerin egemenliklerine ve karasularına saygı ilkelerine uyma taahhüdünün gerekliliği çerçevesinde kararlı bir duruşu olduğuna dair güvence verdiğini belirtti. Sisi bu açıklamasından sadece birkaç saat önce, Libya Dışişleri Bakanı ile yaptığı görüşmede, gözlemcilerin Türkiye'ye yanlısı olduklarını düşündükleri ve uzlaşı çabalarının başarısızlığa uğramasının nedenlerinden biri olarak gördükleri paralı askerlerin Libya'yı terk etmesi gerektiğini vurguladı.
Geçtiğimiz günlerde basında yer alan haberlere göre Mısır, Türkiye'nin iki ülke arasındaki tartışmalı meselelerin ele alınması için Ankara'da yeni bir müzakere turu düzenleme davetini reddetti. Bu gelişme öncesinde Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanı Prof. Dr. Yasin Aktay, 17 Haziran'da Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan bir makalesinde, Mısırlı makamların, Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi yönetimini deviren 30 Haziran 2013 devriminin ardından başlayan Rabia Meydanı’ndaki oturma eylemlerinin dağıtılmasıyla ilgili bir dava çerçevesinde terörist grup olarak sınıflandırdığı Müslüman Kardeşler liderlerine verilen idam cezaları nedeniyle Mısır hükümetine sert eleştirilerde bulunmuştu.

Erdoğan’ın manevrası
Mısır’ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı ve eski Washington Büyükelçisi Hüseyin Haridi’ye göre Türkiye'nin Mısır'a açıklığı konusunda iyimser olmak için hiçbir gerekçe yok. Geçtiğimiz aylarda yaşanan gelişmeleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Genel Başkanı olduğu iktidardaki Ak Parti’nin siyasi yenilgileriyle ilgili iç nedenlerden ötürü dış politikalarının özünü değil, yaklaşımını değiştirerek yaptığı bir manevra olarak nitelendiren Haridi, bu manevranın aynı zamanda ABD yönetiminin değişmesi ve eski ABD Başkanı Donald Trump'ın sağladığı siyasi korumanın sona erdiğinin anlaşılmasıyla bağlantılı olduğunu, artık farklı bir ABD politikası olduğunu söyledi. Haridi, Erdoğan’ın bu nedenle Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan ile ilişkileri geliştirme arzusunu dile getirdiğini, ancak Suriye, Irak, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika'daki ‘Neo-Osmanlıcılık’ olarak adlandırdığı ‘yayılmacı’ politikalarını değiştirmediğini öne sürdü.
Independent Arabia’ya konuşan Haridi, “Mısır, Türkiye'nin ilişkileri düzeltme çağrısına cevap verdi, çünkü gerginliği çıkaran ilk taraf Kahire değildi. Fakat Mısır’ın tepkisi zayıf kaldı. Sahadaki durumun değişmemesi, bu tutumun doğru olduğunu kanıtladı, çünkü Erdoğan ne güçlerini Libya'dan çekmek ne Suriye ve Irak’taki müdahaleleri hafifletmek, ne de diğer dosyalarda geri adım atmak istiyor. Dolayısıyla Mısır-Türkiye ilişkilerinde bir atılımdan bahsetmek mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu. Mısır'ın Türkiye’nin söylemindeki değişime eşlik eden uluslararası duruma ilişkin farkındalığını ortaya koyduğunu ve Erdoğan'ın manevralarını tüm dünyanın gözleri önüne serebildiğini vurgulayan Haridi, Erdoğan iktidarda olduğu sürece, Türkiye'nin Mısır dahil olmak üzere önde gelen Arap ülkeleriyle ilişkilerinde gerçek ve köklü bir değişiklik olmayacağını söyledi.

Kapılar açık
Buna karşın Türk siyasi analisti Firas Rıdvanoğlu son gelişmelerin başarısızlık olarak nitelendirilmesini reddetti. Mısır ve Türkiye'nin yakınlaşmasının sekteye uğradığını, ancak bir kez daha uzlaşıya varılması imkanının yüksek olduğunu ve ne olursa olsun kapıların açık tutulduğunu vurgulayan Rıdvanoğlu, WhatsApp uygulaması aracılığıyla İstanbul'dan Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Libya dosyası, Ankara'nın Libya'da elde ettiği kazanımlardan geri adım atmayacağı için iki ülke arasında ihtilaflı olmaya devam ediyor” dedi. Türkiye ve Libya'nın, Mısır, Fransa veya diğer ülkeler kabul etsin ya da etmesin, kendi çıkarlarını sağlayan anlaşmalar yapma hakkına sahip özgür ülkeler olduğuna dikkati çeken Rıdvanoğlu, Ankara'nın Libya'da elde ettiği kazanımlardan taviz vermeden Mısır'la bir şekilde uzlaşıya varabileceğine işaret etti.
Fransa, Yunanistan ve ismini vermediği bölge ülkelerini Türkiye ile uzlaşmasını engellemek için Mısır'a baskı yapmakla suçlayan Rıdvanoğlu, Mısır ve Türkiye arasındaki bir yakınlaşmanın Kahire'nin Yunanistan ile ilişkilerine mal olacağı düşünüldüğünde, bu durumun Atina'nın en büyük destekçisi Paris’in hoşuna gitmediğinin altını çizdi.
Karşı tarafın ihtiyaç duyması halinde iki ülkeden birinin taviz verebileceğini düşünen Rıdvanoğlu, hem Mısır hem de Türk halkının uzlaşıyı memnuniyetle karşıladıklarına ve uzlaşının sonuca ulaştırılmasını istediklerine işaret ederek, krizi çözmek, Mısır ve Türk hükümetlerinin görüşlerini yakınlaştırmak için uluslararası arabuluculuğun müdahale dahi edebileceğini de sözlerine ekledi.

Kuveyt müdahale ediyor mu?
Kuveyt Ulusal Meclis Başkanı Merzuk el-Ganim, 24 Haziran'da Avrupa Parlamentosu Başkanı David Sassoli ile Brüksel'de düzenlediği basın toplantısında, Kuveyt'in bölgedeki gerilimi azaltma rolü çerçevesinde, ülkesinin yakında Türkiye-Mısır ve Türkiye-BAE arasında bir görüşmeye ev sahipliği yapacağını duyurdu. Ne Mısır, ne BAE ne de Türkiye'deki yetkililerden Ganim'in açıklamaları hakkında herhangi bir yorum yapılmadı. Ancak Ganim’in açıklaması, Kuveyt'in, Katar ile Arap Dörtlüsü ülkeleri (Mısır, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn) arasında görüşlerin yakınlaşmasında oynadığı rolü akla getirdi. Kuveyt, diplomatik ilişkilerin yeniden başlamasının ardından Katar ve Mısır heyetlerinin görüşmelerine ev sahipliği yapmış, bu da iki ülke arasındaki ilişkilerde önemli bir iyileşme sağlamıştı.
Türk yetkililer son günlerde, Türkiye’de ikamet eden önde gelen Mısırlı dört medya profesyonelinden, sosyal paylaşım siteleri ve internet platformları aracılığıyla dahi hiçbir medya faaliyetinde bulunmamalarını istedi. Gözlemcilere göre bu adım Mısır hükümetine gönderilen bir başka olumlu sinyaldi. Ancak Mısırlı kaynaklar, basına yaptıkları açıklamalarda, Mısır’ın Türk güçlerinin Libya topraklarından çıkması konusundaki ısrarına dikkati çekerek, bu tür adımların yeterli olmadığı konusunda Ankara'ya bilgi verildiğini ve Türkiye'nin yanıt vermemesinin Doğu Akdeniz dosyasındaki müzakereleri durduracağını vurguladılar.

Bölgesel baskılar
Uluslararası ilişkiler alanında çalışan Türk araştırmacı Taha Odehoğlu ise konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
“Türkiye-Mısır uzlaşısı tökezliyor. Henüz başarısız oldu diyemeyiz. Uzlaşıdaki tökezlemeye rağmen, bazı dosyalardaki güvenlik ve istihbarat koordinasyonu iyi bir şekilde devam ediyor.”
Libya dosyasına atıfta bulunarak uzlaşı müzakerelerinde yaşanan tökezlemeye, bazı ülkelerin Mısır'ı Türkiye'den uzaklaştırmak için yaptığı baskıların neden olduğunu söyleyen Odehoğlu, bunun nedeninin de söz konusu ülkeler ile Türkiye arasındaki stratejik ve jeostratejik çıkar anlaşmazlıkları olduğunu belirtti.  
Libya sahnesinde yaşanacak yeni gelişmelerle birlikte önümüzdeki haftalarda uzlaşı müzakerelerinin yeniden canlanmasını umduğunu belirten Odaoğlu, müzakerelerin devam etmesi için kapıların açık olduğunun altını çizdi.

Henüz zamanı gelmedi
Washington’daki Amerikan Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler profesörü Marwa Maziad, Mısır-Türkiye yakınlaşmasının zamanının henüz gelmediği değerlendirmesinde bulundu. Çünkü Maziad’a göre Erdoğan yönetiminin gerçek bir değişim ve gerçek bir uzlaşı için daha çok şey yapması gerekiyor. Mısır'ın, gerek kırmızı çizgiler çizerek, gerek Fransa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile ittifaklar kurarak ve gerekse İsrail ile anlaşmalar yaparak Erdoğan'ın Libya ve Doğu Akdeniz'deki hırslarına karşı güçlü bir bariyer oluşturmayı başardığını söyleyen Maziad, tüm bunların Türkiye Dışişleri Bakanı'nı Eylül 2020'de Mısır'a yönelik olumlu açıklamalar yapmaya ittiğini ve bir ay sonra Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın da Kahire'yi Ankara ile diyaloga davet ettiğini söyledi.
Libya dosyasıyla ilgili olarak iki ülke arasında bazı mutabakatların imzalandığına dikkati çeken Maziad,  “Ancak, Mısır ve Türkiye arasında Ankara'nın Mısır'daki siyasal İslamcılara verdiği destek konusunda genel bir anlayış oluşursa paralı askerlerin Libya’dan tamamen çıkışı ve Türkiye’nin Libya’daki askeri varlığının sona ermesi gibi aşama aşama bir takım gelişmeler yaşanabilir” dedi. Anlaşmazlığın nedenlerini, Kahire’nin, son sekiz yıldır olduğu gibi Türkiye'nin Mısır’da ve bölgede nüfuzunu ve müdahalelerini artırma girişimlerini durduracağına dair güven eksikliğine bağlayan Maziad, “Bölge ülkeleri, Erdoğan ile siyasal İslamcı akım arasında ve Mısır ile tamamen savunmaya yönelik öncülleri arasında ideolojik bir çatışma olmamasını umuyorlar” şeklinde konuştu.

Kızışan rekabet
Merkezi Washington'da bulunan Ortadoğu Enstitüsü’nün Savunma ve Güvenlik Programı’nda görevli bir araştırmacı, iki ülke arasındaki uzlaşının tamamen başarısız olması durumunda Mısır ile Türkiye arasındaki rekabetin kızışabileceğini düşünüyor. Fakat her zaman görüşlerin yaklaştırılmasına yönelik adımların atılabileceği fırsatlar olduğunu da sözlerine ekleyen araştırmacı, bunun da ancak Türkiye’nin dış ilişkilerindeki yönelimlerini değiştirmesi halinde olabileceğini belirtti. İki ülke arasında gerçek bir uzlaşıya varılabileceğini düşünen araştırmacı, “Ama bu uzun bir süre sonra olacak, şimdi değil” diye ekledi.
Mısır, Türkiye’nin Kahire'deki Büyükelçisini Kasım 2013'te, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin serbest bırakılmasını talep ettiği açıklamaları sonrası sınır dışı etmişti.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.