Cezayir-ABD ilişkilerinin geleceği

Trump’ın Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıma kararı Cezayir ve ABD arasındaki iplerin gerilmesine yol açmıştı.

Analistler, Cezayir ile Washington arasında ekonomik alanda bir yakınlaşma olma ihtimalini düşük görüyorlar. (Cezayir Radyosu)
Analistler, Cezayir ile Washington arasında ekonomik alanda bir yakınlaşma olma ihtimalini düşük görüyorlar. (Cezayir Radyosu)
TT

Cezayir-ABD ilişkilerinin geleceği

Analistler, Cezayir ile Washington arasında ekonomik alanda bir yakınlaşma olma ihtimalini düşük görüyorlar. (Cezayir Radyosu)
Analistler, Cezayir ile Washington arasında ekonomik alanda bir yakınlaşma olma ihtimalini düşük görüyorlar. (Cezayir Radyosu)

Ali Yahi
ABD Başkanı Joe Biden’ın mektubu, selefi Donald Trump’ın Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’a gönderdiği, tartışmalara yol açan mektubundan farklı değildi. Zira Biden, Cezayir Bağımsızlık Günü'nün 59’uncu yıl dönümü kutlamaları vesilesiyle Tebbun’u tebrik ederek “iki ülkenin bağımsızlık günlerinin yakın tarihlerde olmasının sembolik gücünü” vurguladı, “özellikle Libya ve Sahel'de bölgenin istikrarını desteklemeye yönelik aralarındaki ortaklık ve karşılıklı çabaları takdir ettiğini” belirtti. Ayrıca “cezayir ile ekonomik ve kültürel iş birliğini genişletme ve derinleştirme” arzusunu da dile getirdi.

Diğerleri gibi bir mektup
Ekonomik, ticari ve kültürel iş birliğine bağlı kalan diğer ülkelerin aksine ABD tarafından gelen mektupta Cezayir ile ilişkilerde güvenlik sorunlarına odaklanıldığı görüldü. Bu durum Cezayir-Washington hattının, güvenlik ve terör ile mücadele alanları dışında durgun olduğunu gösteriyor.
Trump’ın aynı vesileyle Cezayir Cumhurbaşkanı’na gönderdiği mektup, ortak düşmanları ortadan kaldırmak için iş birliği yapılması çerçevesindeydi. Küresel terör olgusuna, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) ve Afrika Kıtası’nı kasıp kavuran sorunların çözümüne işaret eden Trump mektupta, ABD’nin terör ile mücadele de dahil olmak üzere Kuzey Afrika ve Sahel bölgesinde istikrarı yeniden sağlamak için Cezayir ile birlikte çalışmaya devam etme arzusunda olduğunu ifade etmişti.

Biden'ın niyetleri
ABD’nin şu anki pozisyonuna ilişkin Independent Arabia’ya demeç veren diplomat Muhammed Hadir şu değerlendirmelerde bulundu:
“Uluslararası ilişkiler çıkarlar üzerine kuruludur. Dolayısıyla Cezayir'in Mağrip bölgesi ve Afrika'da konumu, ordusu ve diğer başlıklar açısından güçlü bir devlet olduğu Washington tarafından gayet iyi biliniyor. Washington, Cezayir'in tamamen Rusya'ya meyletmesini engellemeye çalışıyor. ABD ile olan çıkarlar, yatırımlara ve dış ticaretin canlanmasına ihtiyaç duyan Cezayir tarafından yönlendirilmeli. Cezayir'in bu yönde (ekonomik) bir ABD hamlesi beklemesi mantıksız. Çünkü Washington meseleleri sadece siyasi, ideolojik ve askeri yönden ilerletmeyi amaçlıyor. Bunların dışında Cezayir’in gerekeni yapması lazım. Biden'ın Cezayir’e yönelik niyetleri önümüzdeki aylarda belli olacaktır. Cezayir ile Washington arasında ekonomik bir yakınlaşma olacağına dair iyimser değilim. Çünkü bu çerçevede iş birliği yapılmasını engelleyen bazı sorunlar var. Cezayir’in Eski ABD Başkanı’nın sebep olduğu üstü kapalı gerginliği aşma yönünde hareket edeceğine dair herhangi bir işaret yok. Çünkü ABD, Trump’ın Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıma kararını sürdürüyor. Bu, durumun en büyük kanıtıdır. Diğerleri sadece pazarlama amaçlı ABD açıklamalarıdır.”

Trump'ın mirası
Trump’ın “ülkesinin Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıma” kararı Cezayir ile ABD arasında, her ne kadar itidalli davranıldığı için karşılıklı atışma ve suçlama boyutuna ulaşmamış olsa da gerginliğe yol açmıştı.
Ancak söz konusu karar Cezayir’i “öfkelendirmişti”. Dışişleri Bakanlığı tarafından karara ilişkin yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Bunun hiçbir yasal etkisi yok. Batı Sahra üzerindeki ihtilaf, yalnızca uluslararası hukuk yoluyla, Birleşmiş Milletler (BM) ve Afrika Birliği’nin (AfB) köklü doktrini ile çözülebilecek bir dekolonizasyon meselesidir. Bu, BM tüzüğünün sömürge ülkelerine ve halklara bağımsızlık veren 1514 sayılı hükümleri gereğince Sahra halkının kendi kaderini tayin etme ve bağımsızlığa dair vazgeçilmez haklarını gerçek anlamda kullanması anlamına geliyor.”
Açıklamanın devamında Trump’ın kararının “tüm BM kararlarıyla, özellikle de BM Güvenlik Konseyi’nin Batı Sahra ile ilgili kararlarıyla çeliştiği” vurgulanmıştı. Bunların en sonuncusunun ise ABD tarafından oluşturulan, 30 Ekim 2020 tarihinde yayınlanan 2548 sayılı karar olduğuna” dikkat çekilmişti. Açıklamanın devamında şu iadelere yer verilmişti:
 “Bu karar, gerçek bir siyasi sürecin başlamasına zemin hazırlamak ve çatışma taraflarını (Fas Krallığı-Polisario Cephesi) BM gözetimi altında ve AfB desteği ile şartsız bir diyaloga girmeye ikna etmek için her türlü düzeyde yürütülen tansiyonu düşürme çabalarını baltalayacaktır. Cezayir’in güç mantığına ve şüpheli anlaşmalara karşı pozisyonu uluslararası meşruiyete dayanmaktadır.”

8 yılda 14 milyar
ABD ile Cezayir arasındaki durgunluk, resmi istatistiklere göre 2014'ten bu yana 14 milyar doları geçmeyen ABD yatırımlarının Çin, Rusya ve hatta son yıllarda sürece dahil olan Türkiye'nin kıyasıya rekabeti yüzünden zayıflamış olmasına yoruldu.
Biden’ın seçimleri kazanmasının ardından iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin daha çok ısınması beklense de ABD Başkanı’nın Cezayir'in bağımsızlığı vesilesiyle gönderdiği mektuptaki sözleri Washington'ın özellikle Rus ayısı ile Çin ejderhasına yönelik eğilim karşısında Cezayir'i bölgede halen bir “jandarma” olarak tutmak istediğini gösteriyor.
Bu bağlamda Washington Enstitüsü “Rusya, Kuzey Afrika'ya doğru ilerliyor” başlıklı bir araştırma yayınladı. Söz konusu araştırmada Beyaz Saray’a Cezayir'e ekonomik ve siyasi açılım gerçekleştirilmesi açısından öncelik verilmesi tavsiye edildi. Cezayir ile ilişkilerde eskiden beri gelen ihtiyatın bir kenara bırakması çağrısında bulunuldu. Ayrıca Rusya’nın tüm Mağrip ülkelerinde gittikçe yayılmasına karşı uyarıda bulunuldu ve bunun “ABD’nin stratejik çıkarlarına karşı büyük bir meydan okuma” sayıldığı vurgulandı.

Umut kapıları
Independent Arabia’ya konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Emin Sadık şunları söyledi:
“Biden, bölgesel blokları ve özellikle ekonomi ve askeri alanlardaki büyük stratejik ittifakları onaylayan küreselleşme kanadını destekliyor. Selefinin Kuzey Afrika bölgesinde aldığı bazı zorlu kararlardan, özellikle de Fas'ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasından istifade ediyor olabilir. ABD yönetimi, iş birliği için umut kapılarını açarak tansiyonu düşürmeye çalışıyor. Cezayir’in Sahel ve Libya’daki güvenlik sorunlarının çözümünde oynayabileceği olumlu rol üzerine bahse giriyor.”
Sadık Cezayir’in Rus ve Çinli rakipleriyle güçlü ve stratejik ilişkilerini koruduğuna dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
 “Biden yönetimi, ekonomik ve teknolojik küreselleşme ve demokrasi çatısı altında Afrika'nın ormanlarına girmek için Cezayir ile özel tarihi ilişkilerinden yararlanmaya çalışıyor. Cezayir’in ‘Sam Amca’, ‘Rus ayısı’ ve ‘Çin ejderhası’ arasında Sahel bölgesinde ve Kuzey Afrika’da önemli bir denge merkezi olduğunun farkında.”
Fransızların bölgenin ve dünyanın istikrarı için tehdit oluşturmaya başlayan bir dizi Afrika ülkesindeki diktatör rejimleri desteklemesinin ardından Rusya ve Çin, Afrika Kıtası’nda önemli bir rol oynamaya başlamıştı.

 


Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.