‘Diktatöre ölüm’ sloganları yeniden İran sokaklarında... Elektrik kesintileri halkın öfkelenmesine neden oldu

5 Temmuz’da Tahran’da yüksek sıcaklıklarda tekrarlanan elektrik kesintilerinden mustarip olan bir çarşı (Mehr)
5 Temmuz’da Tahran’da yüksek sıcaklıklarda tekrarlanan elektrik kesintilerinden mustarip olan bir çarşı (Mehr)
TT

‘Diktatöre ölüm’ sloganları yeniden İran sokaklarında... Elektrik kesintileri halkın öfkelenmesine neden oldu

5 Temmuz’da Tahran’da yüksek sıcaklıklarda tekrarlanan elektrik kesintilerinden mustarip olan bir çarşı (Mehr)
5 Temmuz’da Tahran’da yüksek sıcaklıklarda tekrarlanan elektrik kesintilerinden mustarip olan bir çarşı (Mehr)

Başkent Tahran’da sıcaklığın rekor seviyelere yükseldiği bir dönemde İran genelinde yeni bir elektrik kesintisi dalgası yaşandı. Başkent halkı, başta Dini Lider Ali Hamaney olmak üzere yetkilileri kınayan sloganlar attılar.
İran’daki internet siteleri, ülkedeki çeşitli eyaletlerde elektrik daireleri önünde patlak veren protestolardan görüntüler yayınladı. Tahran ve komşu Kerec şehrindeki geniş alanlar, Pazartesi günü geç saatlere kadar sekiz saat boyunca ani bir elektrik kesintisine tanık oldu.
İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’na (ISNA) göre elektrik kesintileri, dairelerin suyunun kesilmesine, gıda malzemelerinin çürümesine ve elektrikli cihazların bozulmasına neden oldu.
Meclis Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf, Twitter üzerinden yaptığı bir açıklamada, tekrarlanan elektrik kesintilerinin ‘yönetim ve idare gerektirdiğini’ yazdı. Kalibaf, “Tüketim ve talepteki artış kısa vadede telafi edilemiyorsa, en azından kesinti takvimini duyursunlar ki insanlar sorunlarını yönetebilsinler. İnsanlar, plansızlıktan bıkmış durumda” dedi.
Başkent Tahran’daki çoğu mahallenin üst üste iki gün boğulduğu karanlık ortasında Tahran’ın doğu bölgelerindeki vatandaşlar, geçtiğimiz Pazar akşamı ‘Diktatöre ölüm’ ve ‘Hamaney’e ölüm’ gibi Dini Lider’i kınayan sloganlar atarak, duruma öfkelerini dile getirdiler.
Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin medya platformu olan ‘Nour News’ ajansı, yaz sıcağında sık sık yaşanan elektrik kesintilerini gerekçelendirmeye çalıştı. Ajans, “Son günlerde yaşanan habersiz elektrik kesintileri, bazı bölgelerdeki su kesintileri ile kafa karışıklığına ve halkın hoşnutsuzluğuna neden oldu” açıklamasında bulundu.
Bununla birlikte ajans, İran dışındaki medya kuruluşlarını ‘sorunu siyasileştirmeye’ çalışmakla suçladı. Mevcut sorunu ise ‘kuraklığa’, ‘sıcaklıkların erken yükselmesi nedeniyle santrallerin üretim kapasitesinin azalmasına’ ve ‘elektrik tüketiminin artmasına’ bağladı. Ajans ayrıca, elektrik kapasitesinin üçte birinin ev kullanımına, üçte ikisinin ise endüstriyel ve ticari departmanlara ayrıldığına dikkati çekti.
‘Tarihi Hafıza’ adlı bir hesap da Twitter üzerinden Hamaney’in 14 Eylül 2007 tarihli ve ‘ABD güçlerini Iraklılara elektrik ve su sağlamadığı için eleştirdiği’ konuşmasının video kaydını yayınladı. Videoya göre Hamaney, “Irak halkının elektrik sorunu var, içme suyu sorunu var, cevap istiyorlar. ABD’liler cevap vermeli, cevapsız bırakamaz” ifadelerini kullanıyor. Aynı şekilde Dini Lider, “Bu meseleleri kayıtsızlıkla ele alıyorlar, ama işler sonsuza kadar böyle kalmayacak. Hitler ve Saddam ödüllerini aldığı gibi onların ödülleri de bir gün gelecek” diyor.
Bir hastanede yoğun bakım odalarındaki hastaların çektiği videoda da İranlı bir hemşirenin, kendilerine jeneratör verilmediğinden şikâyet ettiği, hastaların resüsitasyon ve solunum cihazlarının kesilmesi nedeniyle ölüm riskiyle karşı karşıya olduğu görüldü.
‘BFV İstiklâl’ takımı ile ‘BF Traktör Sazi’ takımlarının teknik direktörleri arasında gerçekleşen basın toplantısına da elektrik kesintisi gölge düşürdü. ‘Donya-e-Eqtesad’ gazetesi, piyasa aktivistlerinin, geçen hafta gördüğü yükselişin ardından doların gerilemesinin sebepleri arasında elektrik kesintisinin de yer aldığını belirttiklerini yazdı.
Bir trafik polis şefi de resmi ‘Habar’ kanalına yaptığı açıklamada, trafikte karışıklığa yol açan ve trafik ışıklarının kesilmesine neden olan elektrik kesintisi hakkında polise bilgi verilmemesini eleştirdi.
İçişleri Bakanı Abdurrıza Rahmani Fazli, 5 Temmuz’da yaptığı açıklamada “Elektrik kesintisinin nedenlerini belirledik. Önceden bir duyuru yapıldıktan sonra kesintinin yapılmasına karar verildi” dedi. Fazli, “En sıcak günlerin yaşandığı güney bölgelerinde elektrik sağlanmasının önemini ele aldık” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Parlamentonun Enerji Komisyonu Başkanı Milletvekili Feridun Hasanvend, sık karşılaşılan elektrik kesintilerini görüşmek üzere yarın (Çarşamba) acil bir toplantı çağrısı yaptı. Hasanvend, “Enerji Bakanlığı, olaydan önce önlem almalıydı” derken, “İdari, endüstriyel ve ev grupları açısından elektrik kesintileri için doğru bir zaman çizelgesi ilan edilmelidir” şeklinde konuştu. Milletvekili ayrıca, kripto para çiftliklerine (Bitcoin) de suçlama yönelterek, Enerji Komisyonu’nun uyarılarına rağmen faaliyetlerini sürdürdüklerini vurguladı.
İletişim Bakanı Muhammed Azeri Cehremi de Twitter üzerinden, başkent Tahran’ın bazı bölgelerinde cep telefonu hizmetinin kesilmesinin elektrik kesintisinden kaynaklandığı açıklaması yaptı. Cehremi, “Cep telefonu platformlarının bataryaları, güç kesildikten sonra iki saat çalışabilir” derken, tam olarak şarj olması için sekiz saate ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekti. Bakan, “Sekiz saat boyunca elektriklerin kesilmesi talihsiz bir durum, sorunu çözmeye çalışıyoruz. Sorun için özür dileriz” dedi.
Elektrik Kurumu Sözcüsü Mustafa Recebi de bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, “Büyük bir elektrik kesintisi geliyor. Önümüzde üç sıcak gün var ve elektrik tüketimi ihtiyacının 66 bin megavatı aşması muhtemel” ifadelerini kullandı. Ülke genelindeki elektrik santrallerinin 55 bin megavattan fazla üretemeyeceğine dikkati çeken Recebi, “Elektriği kesmemiz gerekiyor” dedi. Mustafa Recebi ayrıca, İranlıları ‘yükselen sıcaklık beklentileri’ ışığında ‘elektrik enerjisi tüketimini azaltmaya’ çağırdı. İran’da yaz aylarında elektrik kesintilerinin nadir olmadığı biliniyor.
Elektrik krizinin yanı sıra İran’daki birkaç bölge, bu yıl yağış olmaması ve yetkililerin dağlardaki onlarca barajın arkasındaki su kaynaklarını koruma ısrarı nedeniyle kuraklık kriziyle karşı karşıya.
Tahran’daki Su Şirketi müdürü, başkent Tahran’ın bir alarm durumuna tanık olduğunu ve mevcut tüketim yönteminin iyileştirilmemesi durumunda suyun günde 4 ila 5 saat arasında değişen sürelerle kesileceğini açıkladı.
İran Su Şirketi İcra Direktörü Hamid Rıza Canbaz, su sıkıntısı yaşayan 304 İran kentinden 101’inde su temini açısından kırmızı alarm durumu yaşandığını ifade etti. Canbaz, yetkililerin ülke genelinde 8 bin köye su sağlamak için çalıştıklarına dikkati çekerken, su kartları dağıtıldığı yönündeki haberleri de yalanladı.

Buşehr’deki çalışmalar yeniden başladı
Öte yandan İran, 5 Temmuz’da tek nükleer enerji santrali olan Buşehr’deki çalışmalarına yeniden başladı. Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) haberine göre yetkililerin ‘teknik bir arıza’ olarak nitelendirdiği iki haftalık bir aradan sonra santral, ulusal elektrik şebekesine yeniden bağlandı.
İran’ın resmi haber ajansı IRNA’ya göre İran Elektrik Enerjisi Üretim Kurumu sözcüsü, Buşehr tesisinin üretime geri döndüğünü duyurdu.
İnsan hakları aktivisti İmadeddin Baki de Telegram uygulaması aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Büyük petrol ve gaz rezervlerine sahip olan bir ülke, yıllarca nükleer enerji bahanesiyle halkına telafisi mümkün olmayan masraflar yükleyen bir ülke… Bu, sık ve rahatsız edici kesinti düzeyi, bu yenilgiler ve acılarla sonuçlanan iç ve dış stratejilerin verimsizliğinin ve hatasının kanıtıdır. Ama yine de boş ve pahalı sloganlar sobasına üflüyorlar” dedi.

İran- Irak sınırında çevre krizi
İran- Irak sınırındaki Huveyze bataklıklarının fotoğraf ve kayıtları, geçen hafta İran medyasında geniş yer buldu. Ahvaz’daki Arap aktivistler, Zagros Dağları’nın doğusundan akan (ve yüzölçümünün üçte biri İran topraklarında, üçte ikisi ise Irak topraklarında bulunan Huveyze bataklıklarında son bulan) Karkheh Nehri üzerindeki barajların kapatılması politikasına karşı gece nöbeti düzenlediler.
İran resmi kuruluşları, kuraklık sahnelerinin ve başta hayatı suyla bağlantılı olan su aygırları olmak üzere bu bölgelerde yaygın olarak bulunan çok sayıda balık ve diğer hayvanların öldüklerini gösteren fotoğraflar yayınladı. Gazeteciler ayrıca, köylülerin içme suyu elde etmek için sıraya girdiğini görüntüledi.
İran parlamentosunda Ahvaz şehrinden Milletvekili Kasım Saadi, ISNA haber ajansına yaptığı açıklamada, şehrin ‘bu yıl su gerginliğinden musdarip olduğunu’ belirtti. Saadi, sınır bataklıkları bölgesinin tanık olduğu durumu da ‘tarihin en korkunç çevre felaketlerinden biri’ olarak nitelendirdi.
İran Mehr Haber Ajansı da 5 Temmuz’da çevre uzmanlarından alıntı yaptığı haberinde, sınır bataklığının kötüleşen durumunun nedeninin Karkheh Barajı sularının boşaltılamamasından kaynaklandığını belirtti.
Aktivistler, bölgede kuyu açmak ve petrol bulmak için faaliyet gösteren İran petrol şirketlerine dikkati çekiyor. Yetkililer, birçok sınır köyü sakininin hayatını olumsuz etkileyen İran- Irak savaşından geri kalmış mayın tarlalarını da henüz temizlemedi.

 


Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.