Fikir farklılığı ve görüşlere saygı

Akademik tarafsızlık ve düşünsel soyutlanma, soyut gerçeklere başvurduğunda sahibinin yetkin ve objektif olmasını sağlar.

Rahmetli Mısır cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sedat (AFP)
Rahmetli Mısır cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sedat (AFP)
TT

Fikir farklılığı ve görüşlere saygı

Rahmetli Mısır cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sedat (AFP)
Rahmetli Mısır cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sedat (AFP)

Mustafa Feki
Yıllardır Londra'da yaşayan bir arkadaşım var. Temiz bir geçmişi olan, Mısır ve Arap düzeyinde kamusal hayata ilgisini kesmeyen bir adam. Evet, Sayın Emin el-Gafari’yi kastediyorum. Bana göre, kendisi rahmetli lider Cemal Abdunnasır'ın adının ve kapsamlı tarihinin bekçiliğini temsil ediyor. Onu bu konuda ancak neredeyse dönemi boyunca kendisini düşünce ve eylem olarak Abdunnasır’a adayan büyük dostum Profesör Sami Şeref geçebilir. O da halen Nasırcılığına sarılmış ve yarım asır önce vefat eden lidere olumsuz bir şekilde temas eden herhangi bir tartışmaya karşılık vermek için hazır bekliyor gibi görünüyor. İkisi de – Sami Şeref ve Emin Gafari- sadece peygamberlerin günahsız olduğunu ve Abdunnasır’ın günahları ve sevaplarıyla Ortadoğu’da büyük bir şahsiyet olduğunu biliyorlar.
Bu satırları yazmamın nedenine gelince, farklı fikirlere sahip olma hakkı ve görüşlere saygının gerekliliği hakkında yazmak konusunda yakamı bırakmayan arzudur. Bu konuda İmam Şafii’nin (r.a.) şu sözünden destek alıyorum: “Benim tezim yanlış olma ihtimali olan bir doğrudur. Başkasının tezi de doğru olma ihtimali olan bir yanlıştır.” Voltaire de İmam Şafii’nin bu sözünü sanki Batı kültürüne şu ünlü sözüyle nakletmiştir: “Fikirlerinize katılmıyorum ama o fikirleri serbestçe ifade edebilmeniz için canımı veririm.” Dostumuz Emin Gafari, ünü dört bir yana yayılmış ve tanınmış Temmuz Devrimi liderini - her zaman olduğu gibi - şiddetle savunduğu bir mektubu bana göndermiş. Söylediklerinin çoğuna katılabilirim, ama beni inciten husus, şahsen epey değer verdiğim büyük bir isme sığınarak yapılan imalar ve iğneleyici sözlerdi. Bahsettiğim şahıs merhum yazarımız Profesör Ahmed Bahaeddin ve bu yılın başında yayınlanan anılarımda açıkça belirttiğim gibi onunla Kahire ve Londra'da yakın bir ilişkim oldu.
Sayın Gafari’nin bu yorumları yapmasının nedeni ise “Kahire Kale Katliamı’ndan Tashih Hareketi”ne başlıklı yazım. Bu yazıda Kale Katliamı ve Tashih Hareketi olaylarını temel alarak iktidarı hızla tekeline alma konusunda Kavalalı Muhammed Ali Paşa ile Enver Sedat arasında bir mukayese yaparak eleştiride bulunmuştum. Aslında bilinen adı Tashih Devrimi ama ben kendisini hareket olarak tanımlamayı tercih ediyorum çünkü buna olanak tanıyan entelektüel içerikten ve popüler ivmeden yoksundu. Tashih Hareketi, Nasır döneminin bazı sembol isimlerinin tutuklanması ve çoğunun sadece istifalarını sundukları için yıllarca hapis yatmasıyla sonuçlandı. Sedat’ın sahip olduğu deha ve kurnazlık, bu doğal davranıştan (istifa) faydalanarak, hızlı bir yargılama ile bu kişileri cezaevine göndermesini sağladı. Bu yargılamalar sırasında bazı kişiler, hukuk ve yargı erbabından Sedat ile çalışanların yanı sıra bilhassa edebiyat ve basın alanından sembol isimler de rol oynadılar.
Gerçek şu ki, bu yazımda ne Abdunnasır’ı hedef tahtasına oturtarak Sedat'ı desteklemek ne de Sedat'ı hedef tahtasına oturtarak Abdunnasır’ın büyüklüğünü övmek istedim. Bu aklıma ve düşünce tarzıma çok uzak. Ama bir yanda Muhammed Ali ile diğer yanda Abdunnasır ve Sedat arasında benzerlikler buldum. Gerek Muhammed Ali gerekse Abdunnasır, Arap ve bölgesel düzeylerde Mısır'ın artan rolü aracılığıyla Ortadoğu'da ulusal veya yayılmacı bir proje konusunda hevesliydi. Yine her ikisi de dini siyasi hayata alet etmediler ve laik ya da yarı laik olmayı tercih ettiler. Aynı şekilde, Muhammed Ali'nin yayılmacı anlayışı ile Abdunnasır'ın ulusal projesi arasındaki fark bir yana, ikisi de geniş bölgesel çekişmelere dahil oldular. Muhammed Ali ile Enver Sedat arasındaki benzerliğe gelince, bahsettiğim gibi bir yıldırım tasfiye hareketi ile iktidarı tekellerine alma tarzlarıdır. Muhammed Ali bunu 1811’de Kale Katliamı, Sedat da 1971’deki Tashih Hareketi ile gerçekleştirdi. Ayrıca, ikisi de - Muhammed Ali ve Sedat - uluslararası değişkenler ve bölgesel çatışmalar üzerine oynamakta ustaydılar.
Kavalalı Muhammed Ali Osmanlı padişahına karşı kendi yönetimini, Enver Sedat da sol ve Nasır döneminin kalıntılarına karşı kendisini desteklemeye Batı’yı ikna etmeyi başardılar. Benim ve Gafari arasındaki ihtilaf, herhangi bir siyasi hayranlık veya düşünsel eğilimden bağımsız olarak, üç lider hakkında hiçbirinin tarafını tutmadan tamamen metodolojik bir bakış açısıyla karşılaştırma yapmış olmam. Çünkü akademik tarafsızlığın ve düşünsel soyutlanmanın, soyut gerçeklere başvurduğunda sahibinin yetkin ve objektif olmasını sağladığını biliyorum. Dolayısıyla yanlı olmadan Nasır'ın meslek hayatımda üzerimde iyilik sahibi olduğunu, salt bir devlet başkanından ziyade efsane kavramına daha yakın olduğunu kabul etmem yeterli. Ancak dediğimiz gibi doğruları gibi hataları da var. Bazı Nasırcı dervişlerin, herhangi bir tartışmada rahmetli devlet başkanı Abdunnasır’ın adının geçmesinin, ona karşı bir dokundurma ve ima, tarihine saygısızlık taşıdığına inandıklarını düşünüyorum. Oysa durum kesinlikle böyle değil. Mao Zedong, Cevahirlal Nehru, Charles de Gaulle, hatta Asya’da Gandhi, Afrika’da Mandela, keza Avrupa’da Napalyon’un dosyaları önyargısız veya eğilimsiz bir biçimde açılabilir. Bu nedenle burada büyük üstat Ahmed Bahaeddin’in sözünü tekrarlıyorum, kendisi rakiplerine şöyle derdi: “Ayrım yapmaksızın başkalarına ait tüm dosyaların açılması şartıyla dosyamı memnuniyetle açabilirsiniz.” Ben her liderin dönemi ile uzlaştırılması gerektiğine inananlardanım. Liderler kendi dönemlerinin koşullarının çocuklarıdır ve - örneğin – şimdi, yaklaşık 60 yıl sonra Abdunnasır'ı Yemen savaşına katılmaya iten nedenleri tartışamam.
Muhammed Ali döneminden ve onu tahta oturtan din adamlarından, Ömer Makram’ın da aralarında olduğu din adamlarını Mısır'ın başkentinden çok uzağa sürülmelerinden bahsettiğimde, bunu Abdunnasır’ın Müslüman Kardeşler’in karanlığına ve çağın ruhunu görmezden gelen bir mantıkla hakimiyeti temel alan fikirlerine karşı yürüttüğü aydınlık savaşa benzettim. Profesör Gafari, Abdunnasır’ın Müslüman Kardeşler konusundaki tutumunu benim de karşı çıkmadığım bir şekilde gerekçelendiriyor. Ancak bu, dini düşünceyle (her biri kendi sebepleriyle) yüzleşmekte Muhammed Ali ile karşılaştırılmasını geçersiz kılmıyor. Ancak nihai sonuç, Batı'nın Muhammed Ali örneğinde 1840 Londra Anlaşması, Cemal Abdunnasır örneğinde 1967 yenilgisiyle yayılmacı ve milliyetçi projeleri vurmakta başarılı olduğudur. Sanırım sevgili arkadaşım, bu tartışmayı Nasırcı liderliğe karşı bilinen saygı ve takdir duygularını ifade etmek için bir fırsat olarak gördü. Bu vesile ile onun ve benim hocam olan Ahmed Bahaeddin’e olan derin takdirimizi hatırlatan bir imada bulunmadan geçmeyelim. Ancak satırlar arasında fark ettim ki Profesör Gafari mektubunu sadece bana değil, benim değinmediğim hatta belki de onlara verdiği karşılığı paylaştığım iddiaların sahiplerine de karşılık olarak yazmış. Bu noktada bir kez daha geçmişten bir söze başvurabiliriz; Abbasi döneminde bir imam münazaradaki rakibine “sizinle aramızda cenazeler var” demişti. Abdunnasır’ın cenazesi, ulusal liderlerin cenaze törenleri tarihinde bir benzeri olmayan halk kalabalığı ve kitlesel cenaze töreni ile benzersiz bir tarihsel tanıklıktır. Bu nedenle son olarak şunu söylüyorum; ey Emin Gafari, tarihe merhamet edin diyorsunuz, ben de size tarihe en çok saygı duyan ve bağlı olan, tüm görüşlere saygı duymayı ve fikir ayrılıklarının dostlukları bozmadığına inanmayı arzulayanlardanım demek istiyorum.  
*Bu makale Independent Arabia’dan Şarku’l Avsat tarafından çevrilmiştir.

 


Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.