Afganistan'ı Taliban korkusu sardı, İran ve Pakistan'a göç başladı… Türkiye'ye göç olur mu? Sönmez: Kitlesel göç olmaz

Taliban'ın katı kurallarından en çok kadınlar etkileniyor / Fotoğraf: BBC
Taliban'ın katı kurallarından en çok kadınlar etkileniyor / Fotoğraf: BBC
TT

Afganistan'ı Taliban korkusu sardı, İran ve Pakistan'a göç başladı… Türkiye'ye göç olur mu? Sönmez: Kitlesel göç olmaz

Taliban'ın katı kurallarından en çok kadınlar etkileniyor / Fotoğraf: BBC
Taliban'ın katı kurallarından en çok kadınlar etkileniyor / Fotoğraf: BBC

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 11 Eylül 2011'de gerçekleşen saldırıların ardında Afganistan'da üstlenmiş El Kaide unsurlarının olduğu iddia ederek aynı yıl içinde bu ülkeye askeri müdahalede bulundu.
Müdahale sonucu Taliban yönetimi devrildi. Kırsal alana geçen Taliban güçleri, başlattıkları gerilla savaşını her geçen gün büyüterek ülke genelinde birçok noktayı yeniden hakimiyetleri altına almaya başladı.
ABD'nin, Afganistan'dan çekilme kararı aldığı bugünlerde ülkenin neredeyse yüzde 65'i yine Taliban yönetimine girmiş durumda.
ABD'nin de içinde olduğu NATO güçlerinin çekilmesinin ardından ülkenin tamamının Taliban kontrolüne girebileceği iddia ediliyor.
Bu durumda Türkiye'ye yönelik büyük bir göç dalgası olabileceği öne sürülmekte.
Çünkü son yıllarda gelen göçmenlerle birlikte Afganistanlılar, Suriyelilerin ardından Türkiye'de en çok bulunan ikinci yabancı topluluk.
Yani Türkiye, Afganistanlılar için tanıdık oldukları bir ülke ve Avrupa hayali kuranlar için de geçiş noktası.
Peki iddia edildiği gibi Taliban'ın Afganistan'da kontrolü tamamen ele geçirmesi Türkiye'ye yönelik büyük bir göç dalgası başlatabilir mi?
Bu soruları 2003-2006 yılları arasında NATO'nun sivil temsilcisi unvanıyla Afganistan'da görev yapmış eski Dışişleri Bakanı ve TBMM Başkanı Hikmet Çetin ile Afganistan Türkleri Sosyal, Kültürel ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Fazıl Ahmet Sönmez, cevapladı.

"Suriye savaşı gibi Türkiye'ye kitlesel göç olmaz"
Hikmet Çetin, Afganistan'dan Türkiye'ye yönelik bir göç olması ihtimalinin olduğunu ancak bunun çok da kitlesel olmayacağını söyledi. 
Afganların geçmişte daha çok Pakistan ve İran'a gittiklerini hatırlatan Çetin, "Hem oralara daha alışkınlar hem de dilleri çok yakın. Türkiye'ye geçmişte de geldiler halen de geliyorlar ancak kitle halinde bir göç olmadı. Belki gelen sayısı sadece biraz artar ama ben Suriye iç savaşındaki kaçışta olduğu gibi Afganistan'dan Türkiye'ye kitlesel bir göç olacağını sanmıyorum" dedi.

"Taliban'ın onayı olmadan gitmek çok riskli"
Çetin, Türkiye'nin Kabil Havalimanı'nın güvenliğini üstlenmesinin koşullara bağlı olduğunu aktararak, "Eğer Taliban'ın ve hükümetin birlikte Türkiye'ye bir çağrısı olursa olumlu değerlendirilebilir ama Taliban şimdiye kadar olumsuz bakıyor. Taliban'ın onayı olmadan gitmek çok riskli" ifadelerini kullandı.

"Türkiye, Afganistan'da dengeli hareket etti"
Türkiye'nin Afganistan'daki bütün topluluklar nezdinde saygınlığı olduğunu dile getiren Çetin, bunun Atatürk döneminden beri izlenen politikadan kaynaklandığını söyledi.
Çetin'e göre Türkiye, Afganistan'da dengeli hareket etti. Afganistan'daki gruplardan birini tutup diğerinin karşısına geçmek gibi bir politika izlenmedi.

Fazıl Ahmet Sönmez / Fotoğraf: Facebook
"İran ve Pakistan'a göç başladı"
Afganistan Türkleri Sosyal, Kültürel ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Fazıl Ahmet Sönmez de Taliban tehlikesine dikkati çekti.
Afganistan'dan İran ve Pakistan yönünde göç dalgasının başladığını ifade eden Sönmez, "Taliban, Afganistan'ın tamamını bile ele geçirse Türkiye'ye yönelik kitlesel bir göç dalgası olacağını sanmıyorum. Afganistan'dan dışarıya göçlerin en temel nedenleri belirsizlik ve işsizlik" yorumunu yaptı.

"Afganistan'dan 300-400 bin kişi göç edebilir, 50 bini Türkiye'de kalabilir"
Afganistan'dan 300-400 bin civarında kişinin göç edebileceğini öne süren Sönmez, "Bunların ancak 50 bini Türkiye'de kalır. Türkiye'de daha çok Özbek, Türkmen gibi Türk soylular kalmayı tercih ediyor. Peştun, Tacik, Hazara gibi halklar ise Avrupa'ya gitmek istiyor. Tabii onlar da Türkiye üzerinde gidecek" diye konuştu.

Taliban'ın ülkeyi ele geçirmesi halinde yeni bir göç dalgasının yaşanmasından endişe ediliyor / Fotoğraf: BBC
"Afganistan'dan kaçak yola çıkan 15 günde İstanbul'da. Yolculuk en az 2 bin dolar"
Afganistan'dan kaçak yola çıkan birinin İstanbul'a varma süresinin en fazla 15 gün olduğunu anlatan Sönmez, bu yolculuğun en az 2 bin doları bulduğunu, bu paranın da kaçakçılara ödendiğini iddia etti.
"İran, Afgan göçmenlerin Türkiye'ye geçişine göz yumuyor mu?" sorusuna Sönmez, şu cevabı verdi:
"Hayır. Türkiye sınırında yakalarlarsa belki geçişine göz yumarlar ama Meşhed, Tahran, Tebriz gibi şehirlerde yakaladıklarında direkt sınır dışı ediyor İran." 

Taliban'ın önünden kaçan Afgan askerler, Türkiye'ye yolcu mu?
Taliban'ın saldırılarından kaçan neredeyse bin 600 Afgan askerin Tacikistan'a sığınmasının ardından yapılan kimi yorumlarda dağılan Afgan ordusunun çok sayıda askerinin göçmen olarak batıya Türkiye yönünde kaçabileceği iddia edilmişti.
Sönmez, bu iddiaya katılmıyor. Afgan ordusundan kaçışların olduğunu ancak Türkiye yönlü bir yolculuk olmadığını iddia eden Sönmez, şunları kaydetti: 
"Bizim Afganistan ile sürekli temasımız var. Askerler kuşatıldıkları yerlerde devletten yardım istedikleri halde kendilerine hiçbir şekilde yardım edilmedi. Hatta askerler, akşam uçaklarla gelerek Taliban'a kolonya dağıtıldığını, kendilerinin ise ölüme terk edildiğini söylüyor. Kaçanlar var ama Türkiye'ye gelmeleri sözkonusu değil.

"Türkiye sadece havalimanını koruyacak, olaylara seyirci kalacaksa bize faydası olmaz"
Taliban'ın saldırılarını Türk kökenli halkların bulunduğu bölgelerde yoğunlaştırdığını buna karşın devlet güçlerinin direnmeden silahlarını bırakmasının kendilerini tedirgin ettiğini söyleyen Sönmez, Türkiye'nin Kabil Havalimanı'nın korumasını almak istemesine olumsuz yaklaştığını belirterek gerekçesini şöyle açıkladı:
"Sadece Kabil Havalimanı'nı koruyup diğer olaylara seyirci kalacaksa bunun Türk soylular için faydası olmaz."

"Türkiye, Katar ve Pakistan'dan Taliban'a baskı yapmasını istesin"
Taliban'ı Katar'ın ve Pakistan'ın desteklediğini savunan Sönmez, Türkiye'nin her iki ülke ile yakın ilişki içinde olduğunu da kaydederek, bu ülkeler nezdinde girişimde bulunarak Taliban üzerinde baskı kurması gerektiğini belirtti.

Taliban'ın katı kurallarından en çok kadınlar etkileniyor / Fotoğraf: BBC
"Taliban ılımlı olmaz, şimdiden ele geçirdikleri yerlerde baskı başladı"
Taliban'ın yönetimi ele geçirmesi halinde ılımlı olmasının zor olduğunu öne süren Sönmez, "Taliban şu an ülkenin yüzde 65'ini kontrol ediyor. İlçeleri aldı, iller kaldı sadece. Halka yönelik baskı yapmaya da başladı. Artık bir kadın bırak farklı bir yere gitmeyi mahalleler arasında bile yanında eşi olmadan dolaşamaz" yorumunda bulundu.

"ABD'liler araçlarına Türk bayrağı çekip dolaşıyordu"
Sönmez her şeye karşın Afganistan halkının genel olarak Türkiye'yi ve Türk halkını sevdiğini bu nedenden dolayı ABD ordusunun bile güvenliklerini sağlamak için zaman zaman araçlarına Türk bayrağı çekerek dolaştıklarını sözlerine ekledi. 
Independent Türkçe



Ortadoğu'daki petrol krizi Çinli güneş paneli üreticilerine yaradı

Çin'in Gansu eyaletindeki Dunhuang Fotovoltaik Sanayi Parkı'ndaki güneş panelleri (Reuters/Arşiv)
Çin'in Gansu eyaletindeki Dunhuang Fotovoltaik Sanayi Parkı'ndaki güneş panelleri (Reuters/Arşiv)
TT

Ortadoğu'daki petrol krizi Çinli güneş paneli üreticilerine yaradı

Çin'in Gansu eyaletindeki Dunhuang Fotovoltaik Sanayi Parkı'ndaki güneş panelleri (Reuters/Arşiv)
Çin'in Gansu eyaletindeki Dunhuang Fotovoltaik Sanayi Parkı'ndaki güneş panelleri (Reuters/Arşiv)

Bir enerji düşünce kuruluşuna göre, ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşıyla tetiklenen enerji krizi, Asya, Afrika ve ötesinde petrol ve doğalgaz alternatiflerine yönelik talebi yükselttiği için Çin'in güneş enerjisi ihracatı martta tek bir ayda ikiye katlanarak rekor seviyeye ulaştı.

Ember'ın belirttiğine göre, ihracat martta 68 gigavata (GW) ulaştı; bu da İspanya'nın tüm güneş enerjisi kapasitesine eşdeğer ve Ağustos 2025'te belirlenen önceki rekoru yüzde 49 oranında aştı.

Düşünce kuruluşunun gümrük verilerine ilişkin analizine göre, aynı ayda en az 50 ülke Çin'den yaptığı güneş enerjisi ithalatında tüm zamanların rekorunu kırarken, 60 ülke de son 6 ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Enerji krizinden en çok etkilenen bölgelerde en keskin artışlar görüldü. Afrika'ya ihracat şubata kıyasla yüzde 176 artarak 10 GW'a, Asya'ya ihracat ise ikiye katlanarak yaklaşık 39 GW'a ulaştı; her ikisi de tüm zamanların rekoru oldu.

İki bölge birlikte toplam artışın dörtte üçünü oluşturdu. Hindistan'ın ithalatı yüzde 141, Nijerya'nın yüzde 519, Kenya'nın yüzde 207 ve Etiyopya'nın yüzde 391 artarak, her biri ilk kez tek bir ayda 1 GW'tan fazla güneş enerjisi teknolojisi ithal etti.

Japonya, Avustralya ve AB genelinde de rekorlar kırıldı. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının ticaret akışlarını muazzam ölçüde etkilemesi nedeniyle Ortadoğu, güneş enerjisi ithalatında artış görmeyen tek bölge oldu.

Ember'dan kıdemli analist Euan Graham, "Fosil yakıt şokları güneş enerjisi yükselişini hızlandırıyor" dedi.

Güneş enerjisi zaten küresel ekonominin motoru haline gelmişti ve artık mevcut fosil yakıt fiyat şokları bunu bir üst seviyeye taşıyor. Ülkeler rekor seviyelerde güneş paneli ithal ediyor ve artan küresel talebi karşılamak için kendi yerli montaj ve üretim kapasitelerini geliştiriyor.

Bu artışın bir kısmı, nisanda yürürlüğe giren ve güneş paneli maliyetlerine yaklaşık yüzde 9 ekleyen Çin ihracat vergi iadesi yasasındaki değişiklikten de kaynaklandı. Yasa değişikliği, son tarihten önce alımlarda bir artışa yol açtı.

Talep sadece bitmiş panellerle sınırlı değildi. Çin dışında giderek daha fazla panel haline getirilen güneş hücreleri ve yonga levhalarının ihracatı, şubattaki seviyelere göre yüzde 108 artarak 36 GW'a ulaştı ve Ekim 2025'ten bu yana ilk kez panel ihracatını geride bıraktı. Panel ihracatı yüzde 91 artarak 32 GW'a yükseldi.

Ülkeler gün içinde üretilen güneş enerjisini akşam kullanmak üzere depolamak istedikçe batarya ihracatı da arttı. Çin'in batarya ihracatı şubata kıyasla yüzde 44 artarak martta 10 milyar dolara ulaştı; özellikle AB, Avustralya ve Hindistan'da güçlü bir talep görüldü.

Temiz enerji altyapısının ölçeği, yanıt verdiği fosil yakıt krizine rakip olmaya başlıyor. Bu hafta yayımlanan Ember'ın 2026 Küresel Elektrik İncelemesi, 2025'te güneş enerjisi üretimindeki rekor büyümenin, geçen yıl Hürmüz Boğazı'ndan yapılan tüm sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatına eşdeğer miktarda doğalgazla çalışan elektriğin yerini almaya yeteceğini ortaya koydu.

Küresel elektrikli araç filosu, 2025'te günlük 1,8 milyon varil petrol talebinin yerini aldı; bu da ABD ham petrol üretiminin yüzde 13'üne eşdeğer.

Independent Türkçe


Pentagon, İran savaşı nedeniyle NATO üyelerine yaptırım uygulanmasını değerlendiriyor

NATO Genel Sekreteri (AFP)
NATO Genel Sekreteri (AFP)
TT

Pentagon, İran savaşı nedeniyle NATO üyelerine yaptırım uygulanmasını değerlendiriyor

NATO Genel Sekreteri (AFP)
NATO Genel Sekreteri (AFP)

Bir ABD’li yetkili, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) içinde dolaşıma giren dahili bir e-postada, Washington yönetiminin İran’la yürütülen savaşta ABD operasyonlarını yeterince desteklemediğini düşündüğü NATO müttefiklerine yönelik cezalandırıcı seçeneklerin ele alındığını bildirdi. Bu seçenekler arasında, İspanya’nın NATO üyeliğinin askıya alınması ve Birleşik Krallık’ın Falkland Adaları üzerindeki talebine ilişkin ABD tutumunun gözden geçirilmesi de yer alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre isminin açıklanmaması kaydıyla konuşan yetkili, söz konusu seçeneklerin, bazı müttefiklerin İran savaşı kapsamında ABD’ye askeri erişim, konuşlanma ve hava sahası kullanım hakları tanıma konusunda isteksiz ya da olumsuz bir tutum sergilediği yönündeki hayal kırıklığını yansıtan bir notta detaylandırıldığını belirtti.

Yetkili, e-postada askeri erişim, konuşlanma ve hava sahası kullanım haklarının ‘NATO için asgari düzeyin de altındaki beklenti’ olarak nitelendirildiğini ve söz konusu seçeneklerin Pentagon’un üst düzey kademelerinde tartışıldığını ifade etti.

Aynı yetkiliye göre, e-postada yer alan seçeneklerden biri, ‘uyumsuz’ olarak tanımlanan ülkelerin NATO içindeki önemli ve prestijli görevlerden uzaklaştırılmasını içeriyor.

ABD Başkanı Donald Trump ise Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yardımcı olmak üzere deniz kuvvetleri göndermedikleri gerekçesiyle NATO üyelerini sert sözlerle eleştirdi. Küresel deniz trafiği açısından kritik öneme sahip boğaz, 28 Şubat’ta başlayan hava savaşının ardından ulaşıma kapanmıştı.

Trump ayrıca ABD’nin NATO’dan çekilme ihtimalini de gündeme getirdi. Reuters’a 1 Nisan’da verdiği röportajda Trump, bu olasılığa ilişkin bir soruya “Benim yerimde olsaydınız siz yapmaz mıydınız?” yanıtını verdi.

Yetkili, söz konusu e-postanın ABD’nin bu adımları mutlaka atacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Söz konusu e-postada, Avrupa’daki ABD üslerinin kapatılmasına yönelik herhangi bir önerinin yer almadığını belirten yetkili, birçok kişinin beklediği üzere ABD’nin Avrupa’daki bazı askerlerini geri çekmesinin seçenekler arasında bulunup bulunmadığına ilişkin ise yorum yapmayı reddetti.

Pentagon’dan konuya ilişkin yorum talebine yanıt veren sözcü Kingsley Wilson, “Başkan Donald Trump’ın da ifade ettiği gibi, ABD’nin NATO müttefikleri için yaptığı onca şeye rağmen, onlar bizim yanımızda durmadı” dedi.

Wilson, açıklamasında, “Savunma Bakanlığı, müttefiklerimizin sadece ‘kâğıttan kaplan’ (görünürde güçlü ancak etkisiz) olmaması ve sorumluluklarını yerine getirmesi için başkana güvenilir seçenekler sunacaktır. Bu konudaki iç değerlendirmelere ilişkin başka bir yorumumuz yok” ifadelerini kullandı.

Analistler ve diplomatlar ise ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın, 76 yıl önce kurulan NATO’nun geleceğine ilişkin ciddi soru işaretleri doğurduğunu belirtiyor. Söz konusu gelişmelerin, ABD’nin olası bir saldırı durumunda Avrupalı müttefiklerine destek verip vermeyeceğine dair benzeri görülmemiş endişelere yol açtığı ifade ediliyor.


Trump, İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin üç hafta uzatılacağını duyurdu

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlenen sağlık hizmetleri konulu toplantıda konuşurken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlenen sağlık hizmetleri konulu toplantıda konuşurken (Reuters)
TT

Trump, İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin üç hafta uzatılacağını duyurdu

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlenen sağlık hizmetleri konulu toplantıda konuşurken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlenen sağlık hizmetleri konulu toplantıda konuşurken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin 3 hafta uzatılacağını açıkladı.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda “İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 3 hafta süreyle uzatılacak. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ı en kısa zamanda ağırlamayı sabırsızlıkla bekliyorum” ifadelerini kullandı.

Kimliğinin gizli kalmasını isteyen ABD'li bir yetkili, başlangıçta Dışişleri Bakanlığı'nda gerçekleştirilmesi planlanan Lübnan ve İsrail büyükelçileri arasındaki görüşmelerin ‘artık Beyaz Saray'da yapılacağını’ belirterek “Başkan Trump, iki ülkenin temsilcilerini varışlarında karşılayacak” dedi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, toplantı sırasında Beyrut'un taleplerinin ateşkesin uzatılması, evlerin yıkımının durdurulması, sivillere, ibadethanelere, gazetecilere, sağlık ve eğitim çalışanlarına yönelik saldırıların sonlandırılması olacağını söyledi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşme ihtimalinin kesinlikle söz konusu olmadığını vurgulayan Avn, “Washington'u ziyaret edip Trump ile görüşerek ona Lübnan'daki durumun gerçeklerini ayrıntılı olarak anlatabilmeyi umuyorum” ifadelerini kullandı.

Hizbullah ile İsrail arasındaki son savaş, 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırının ilk gününde İran'ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine misilleme olarak Hizbullah'ın İsrail'e roket saldırısı düzenlemesinin ardından 2 Mart'ta patlak verdi.

1948'den beri resmi olarak savaş halinde olan iki ülke, savaşı sona erdirmek amacıyla 14 Nisan'da Washington'da bir görüşme turu düzenledi. Bu, 1993'ten bu yana yapılan ilk görüşmeydi.

Bu görüşmelerden iki gün sonra ABD, Lübnan'da 2 bin 400'den fazla kişinin ölümüne ve 1 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine neden olan savaşta 10 günlük bir ateşkes ilan etti.

ergrt
Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad, ABD Dışişleri Bakanlığı binasında düzenlenen bir toplantıda, 14 Nisan 2026 (AP)

Perşembe günü gerçekleşmesi planlanan görüşmelere, bir önceki turda olduğu gibi, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter ile Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad katılacak ve ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa da toplantıya eşlik edecek.

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin Fransız Haber Ajansı AFP'ye yaptığı açıklamaya göre bu kez toplantıya ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee de katılacak.

Görüşme öncesi Hizbullah ile İsrail birbirlerini ateşkesi ihlal etmekle suçladılar.

Lübnan Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre perşembe günü İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısında üç kişi hayatını kaybetti.

İsrail, saldırıların yanı sıra sınır köylerinde patlatma ve yıkım operasyonlarını sürdürüyor ve onlarca köyün sakinlerinin köylerine dönmesini engelliyor.

Buna karşın Hizbullah dün yayınladığı üç açıklamada, Tayyibe kasabasında İsrail askerlerinin toplandığı yerlere yönelik iki saldırı düzenlendiğini ve Mecdel Zun beldesinde bir İsrail keşif uçağının düşürüldüğünü duyurdu. Hizbullah, bu eylemlerin, ‘düşman İsrail’in ateşkesi ve Lübnan hava sahasını ihlal etmesine misilleme’ olarak gerçekleştirildiğini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın geçtiğimiz hafta yayınladığı ateşkes anlaşmasının metnine göre İsrail kendisine karşı yürütülen veya planlanan operasyonlara karşı meşru müdafaa hakkını saklı tutuyor.

Lübnanlı resmi bir kaynak çarşamba günü, bu hafta sonu sona erecek olan ‘ateşkesin bir ay süreyle uzatılmasını ve İsrail'in ordusunun bulunduğu bölgelerdeki bombalama ve yıkım operasyonlarını durdurmasını ve ateşkes anlaşmasına uymasını’ talep edeceklerini bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Tommy Pigott’un o sırada yaptığı açıklamaya göre iki ülke ilk toplantıda “kararlaştırılacak bir yer ve zamanda” doğrudan müzakerelere başlanılması konusunda anlaştı.

Lübnan, eski Washington Büyükelçisi Simon Karam'ı İsrail ile müzakere heyetinin başkanı olarak atadı.