Afganistan'ı Taliban korkusu sardı, İran ve Pakistan'a göç başladı… Türkiye'ye göç olur mu? Sönmez: Kitlesel göç olmaz

Taliban'ın katı kurallarından en çok kadınlar etkileniyor / Fotoğraf: BBC
Taliban'ın katı kurallarından en çok kadınlar etkileniyor / Fotoğraf: BBC
TT

Afganistan'ı Taliban korkusu sardı, İran ve Pakistan'a göç başladı… Türkiye'ye göç olur mu? Sönmez: Kitlesel göç olmaz

Taliban'ın katı kurallarından en çok kadınlar etkileniyor / Fotoğraf: BBC
Taliban'ın katı kurallarından en çok kadınlar etkileniyor / Fotoğraf: BBC

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 11 Eylül 2011'de gerçekleşen saldırıların ardında Afganistan'da üstlenmiş El Kaide unsurlarının olduğu iddia ederek aynı yıl içinde bu ülkeye askeri müdahalede bulundu.
Müdahale sonucu Taliban yönetimi devrildi. Kırsal alana geçen Taliban güçleri, başlattıkları gerilla savaşını her geçen gün büyüterek ülke genelinde birçok noktayı yeniden hakimiyetleri altına almaya başladı.
ABD'nin, Afganistan'dan çekilme kararı aldığı bugünlerde ülkenin neredeyse yüzde 65'i yine Taliban yönetimine girmiş durumda.
ABD'nin de içinde olduğu NATO güçlerinin çekilmesinin ardından ülkenin tamamının Taliban kontrolüne girebileceği iddia ediliyor.
Bu durumda Türkiye'ye yönelik büyük bir göç dalgası olabileceği öne sürülmekte.
Çünkü son yıllarda gelen göçmenlerle birlikte Afganistanlılar, Suriyelilerin ardından Türkiye'de en çok bulunan ikinci yabancı topluluk.
Yani Türkiye, Afganistanlılar için tanıdık oldukları bir ülke ve Avrupa hayali kuranlar için de geçiş noktası.
Peki iddia edildiği gibi Taliban'ın Afganistan'da kontrolü tamamen ele geçirmesi Türkiye'ye yönelik büyük bir göç dalgası başlatabilir mi?
Bu soruları 2003-2006 yılları arasında NATO'nun sivil temsilcisi unvanıyla Afganistan'da görev yapmış eski Dışişleri Bakanı ve TBMM Başkanı Hikmet Çetin ile Afganistan Türkleri Sosyal, Kültürel ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Fazıl Ahmet Sönmez, cevapladı.

"Suriye savaşı gibi Türkiye'ye kitlesel göç olmaz"
Hikmet Çetin, Afganistan'dan Türkiye'ye yönelik bir göç olması ihtimalinin olduğunu ancak bunun çok da kitlesel olmayacağını söyledi. 
Afganların geçmişte daha çok Pakistan ve İran'a gittiklerini hatırlatan Çetin, "Hem oralara daha alışkınlar hem de dilleri çok yakın. Türkiye'ye geçmişte de geldiler halen de geliyorlar ancak kitle halinde bir göç olmadı. Belki gelen sayısı sadece biraz artar ama ben Suriye iç savaşındaki kaçışta olduğu gibi Afganistan'dan Türkiye'ye kitlesel bir göç olacağını sanmıyorum" dedi.

"Taliban'ın onayı olmadan gitmek çok riskli"
Çetin, Türkiye'nin Kabil Havalimanı'nın güvenliğini üstlenmesinin koşullara bağlı olduğunu aktararak, "Eğer Taliban'ın ve hükümetin birlikte Türkiye'ye bir çağrısı olursa olumlu değerlendirilebilir ama Taliban şimdiye kadar olumsuz bakıyor. Taliban'ın onayı olmadan gitmek çok riskli" ifadelerini kullandı.

"Türkiye, Afganistan'da dengeli hareket etti"
Türkiye'nin Afganistan'daki bütün topluluklar nezdinde saygınlığı olduğunu dile getiren Çetin, bunun Atatürk döneminden beri izlenen politikadan kaynaklandığını söyledi.
Çetin'e göre Türkiye, Afganistan'da dengeli hareket etti. Afganistan'daki gruplardan birini tutup diğerinin karşısına geçmek gibi bir politika izlenmedi.

Fazıl Ahmet Sönmez / Fotoğraf: Facebook
"İran ve Pakistan'a göç başladı"
Afganistan Türkleri Sosyal, Kültürel ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Fazıl Ahmet Sönmez de Taliban tehlikesine dikkati çekti.
Afganistan'dan İran ve Pakistan yönünde göç dalgasının başladığını ifade eden Sönmez, "Taliban, Afganistan'ın tamamını bile ele geçirse Türkiye'ye yönelik kitlesel bir göç dalgası olacağını sanmıyorum. Afganistan'dan dışarıya göçlerin en temel nedenleri belirsizlik ve işsizlik" yorumunu yaptı.

"Afganistan'dan 300-400 bin kişi göç edebilir, 50 bini Türkiye'de kalabilir"
Afganistan'dan 300-400 bin civarında kişinin göç edebileceğini öne süren Sönmez, "Bunların ancak 50 bini Türkiye'de kalır. Türkiye'de daha çok Özbek, Türkmen gibi Türk soylular kalmayı tercih ediyor. Peştun, Tacik, Hazara gibi halklar ise Avrupa'ya gitmek istiyor. Tabii onlar da Türkiye üzerinde gidecek" diye konuştu.

Taliban'ın ülkeyi ele geçirmesi halinde yeni bir göç dalgasının yaşanmasından endişe ediliyor / Fotoğraf: BBC
"Afganistan'dan kaçak yola çıkan 15 günde İstanbul'da. Yolculuk en az 2 bin dolar"
Afganistan'dan kaçak yola çıkan birinin İstanbul'a varma süresinin en fazla 15 gün olduğunu anlatan Sönmez, bu yolculuğun en az 2 bin doları bulduğunu, bu paranın da kaçakçılara ödendiğini iddia etti.
"İran, Afgan göçmenlerin Türkiye'ye geçişine göz yumuyor mu?" sorusuna Sönmez, şu cevabı verdi:
"Hayır. Türkiye sınırında yakalarlarsa belki geçişine göz yumarlar ama Meşhed, Tahran, Tebriz gibi şehirlerde yakaladıklarında direkt sınır dışı ediyor İran." 

Taliban'ın önünden kaçan Afgan askerler, Türkiye'ye yolcu mu?
Taliban'ın saldırılarından kaçan neredeyse bin 600 Afgan askerin Tacikistan'a sığınmasının ardından yapılan kimi yorumlarda dağılan Afgan ordusunun çok sayıda askerinin göçmen olarak batıya Türkiye yönünde kaçabileceği iddia edilmişti.
Sönmez, bu iddiaya katılmıyor. Afgan ordusundan kaçışların olduğunu ancak Türkiye yönlü bir yolculuk olmadığını iddia eden Sönmez, şunları kaydetti: 
"Bizim Afganistan ile sürekli temasımız var. Askerler kuşatıldıkları yerlerde devletten yardım istedikleri halde kendilerine hiçbir şekilde yardım edilmedi. Hatta askerler, akşam uçaklarla gelerek Taliban'a kolonya dağıtıldığını, kendilerinin ise ölüme terk edildiğini söylüyor. Kaçanlar var ama Türkiye'ye gelmeleri sözkonusu değil.

"Türkiye sadece havalimanını koruyacak, olaylara seyirci kalacaksa bize faydası olmaz"
Taliban'ın saldırılarını Türk kökenli halkların bulunduğu bölgelerde yoğunlaştırdığını buna karşın devlet güçlerinin direnmeden silahlarını bırakmasının kendilerini tedirgin ettiğini söyleyen Sönmez, Türkiye'nin Kabil Havalimanı'nın korumasını almak istemesine olumsuz yaklaştığını belirterek gerekçesini şöyle açıkladı:
"Sadece Kabil Havalimanı'nı koruyup diğer olaylara seyirci kalacaksa bunun Türk soylular için faydası olmaz."

"Türkiye, Katar ve Pakistan'dan Taliban'a baskı yapmasını istesin"
Taliban'ı Katar'ın ve Pakistan'ın desteklediğini savunan Sönmez, Türkiye'nin her iki ülke ile yakın ilişki içinde olduğunu da kaydederek, bu ülkeler nezdinde girişimde bulunarak Taliban üzerinde baskı kurması gerektiğini belirtti.

Taliban'ın katı kurallarından en çok kadınlar etkileniyor / Fotoğraf: BBC
"Taliban ılımlı olmaz, şimdiden ele geçirdikleri yerlerde baskı başladı"
Taliban'ın yönetimi ele geçirmesi halinde ılımlı olmasının zor olduğunu öne süren Sönmez, "Taliban şu an ülkenin yüzde 65'ini kontrol ediyor. İlçeleri aldı, iller kaldı sadece. Halka yönelik baskı yapmaya da başladı. Artık bir kadın bırak farklı bir yere gitmeyi mahalleler arasında bile yanında eşi olmadan dolaşamaz" yorumunda bulundu.

"ABD'liler araçlarına Türk bayrağı çekip dolaşıyordu"
Sönmez her şeye karşın Afganistan halkının genel olarak Türkiye'yi ve Türk halkını sevdiğini bu nedenden dolayı ABD ordusunun bile güvenliklerini sağlamak için zaman zaman araçlarına Türk bayrağı çekerek dolaştıklarını sözlerine ekledi. 
Independent Türkçe



Washington, Hürmüz Boğazı'nda mayınlara karşı savaş açtı

Epaminondas adlı konteyner gemisi, Hürmüz Boğazı'nda İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından alıkonulurken (Reuters)
Epaminondas adlı konteyner gemisi, Hürmüz Boğazı'nda İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından alıkonulurken (Reuters)
TT

Washington, Hürmüz Boğazı'nda mayınlara karşı savaş açtı

Epaminondas adlı konteyner gemisi, Hürmüz Boğazı'nda İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından alıkonulurken (Reuters)
Epaminondas adlı konteyner gemisi, Hürmüz Boğazı'nda İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından alıkonulurken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan Donanması'nın dünya petrol sevkiyatları için hayati öneme sahip olan ve sevkiyatların aksaması küresel ekonomiyi giderek artan ölçüde tehdit eden Hürmüz Boğazı'nda İran tarafından döşenen mayınları temizleme çalışmalarını sürdürdüğünü açıkladı.

Uzmanlara göre haftalardır devam eden savaşta ABD ile İran arasında kırılgan bir ateşkesin yürürlükte olmasına karşın bölgedeki deniz mayınlarından arındırılması aylarca sürebilir.

Associated Press (AP) haber ajansının haberine göre ABD'nin dünya petrolünün yaklaşık yüzde yirmisinin geçtiği bu su yolunu temizlediğine dair gelecekte yapılacak açıklamalar, ticari kargo gemilerini ve sigorta şirketlerini boğazın güvenli hale geldiğine ikna etmekte yetersiz kalabilir.

Dış Politika Araştırmaları Enstitüsü Ulusal Güvenlik Programı’nda misafir kıdemli araştırmacı Emma Salisbury, yaptığı değerlendirmede, “Gerçekten mayın döşemiş olman bile gerekmez; insanları buna inandırman yeterli” ifadelerini kullandı.

Aynı zamanda Kraliyet Deniz Kuvvetleri Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde araştırmacı olan Emma Salisbury şunları ekledi:

"ABD, boğazı taradığında ve her şeyin güvenli olduğunu açıkladığında İranlıların yapması gereken tek şey ‘Pekâlâ, aslında henüz hepsini bulamadınız’ demek olacak.”

Mayın temizleme çalışmaları 6 ay sürebilir

Hassas bilgileri paylaşmak amacıyla kimliğini gizli tutan bir kaynağa göre ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon) yetkilileri, milletvekillerine İran'ın boğaza döşediği mayınların temizlenmesinin büyük olasılıkla 6 ay süreceğini bildirdi.

Bu bilgiler salı günü Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi'ne yapılan gizli bir brifingde sunuldu. Savaş Bakanı Pete Hegseth, cuma günü gazetecilerin bu tahmini sorması üzerine ordunun bir zaman çizelgesi konusunda spekülasyon yapmayacağını söyledi, ancak iddiayı da yalanlamadı.

Hegseth Pentagon'daki basın toplantısında "Bunun söylendiği iddia ediliyor" ifadelerini kullandı.

ABD Savaş Bakanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ancak uygun bir süre zarfında tespit ettiğimiz her türlü mayını temizleme kapasitemize güveniyoruz.”

Daha sonraki bir açıklamasında donanmaya boğazda mayın döşeyen her tekneye saldırması talimatı verdiğini söyleyen Trump, perşembe günü sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bunun yanı sıra mayın tarama gemilerimiz şu an boğazı temizliyor. Bu faaliyetin 3 kat artırılmış bir düzeyde sürdürülmesi talimatı verdim” diye yazdı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) Amiral Brad Cooper, kısa bir süre önce gazetecilere, ABD ordusunun mayınları boğazdan temizlemek için çalışacağını açıklamış, ancak ayrıntı vermemişti.

ABD ordusunun şu an boğaz içinde mayın temizleme operasyonlarının en belirgin varlıklarından olan savaş gemileri kullandığına dair herhangi bir işaret bulunmuyor. Bununla birlikte donanmanın bölgede büyük bir savaş gemisine kıyasla çok daha az göze çarpan dalgıçları ve küçük patlayıcı imha uzmanı ekipleri bulunuyor. Böylece mayın temizleme çalışmaları yürütülüyor. Uzmanlar, bazı mayın temizleme ekipmanının gemilerden alınarak karadan konuşlandırılabileceğini belirtiyor.

Mayın döşemek, bulmaktan çok daha kolay

Şimdiye kadar herhangi bir mayın döşenip döşenmediği henüz netlik kazanmıyor. İran, savaş öncesinde boğazda kullanılan güzergâhlarda yalnızca mayın bulunma ‘ihtimalinden’ söz etti. Araştırmacı Emma Salisbury, İran'ın mayın stok tahminlerinin birkaç bine işaret ettiğini belirtti. Bu deniz patlayıcılarının büyük bölümünün eski Sovyet modellerine dayandığı değerlendirilirken bazı daha yeni türlerin Çin yapımı ya da yerli üretim olabileceği düşünülüyor.

Salisbury sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mayın döşemek, temizlemekten çok daha kolay. Bu tür şeyleri hızlı bir teknenin kıçından denize itebilirsiniz."

Ancak ABD'nin bunu büyük olasılıkla görebileceğine de dikkati çeken Salisbury, İran'ın aynı zamanda mayın döşeyebilen ve tespit edilmesi çok daha güç olan küçük denizaltıları da bulunduğunu belirterek bunların savaşta imha edildiğine dair herhangi bir işaret olmadığını söyledi.

İran'ın boğaza mayın döşemişse bunların filmlerde görülen yüzeyde yüzen dikenli toplar olmadığını vurgulayan Salisbury’e göre mayınlar büyük olasılıkla deniz tabanında ya da bir kablo aracılığıyla tabana bağlanmış şekilde yüzeyin altında sabit tutuluyor ve bu mayınlar, bir geminin geçişinde oluşan su basıncı değişimiyle ya da motor sesiyle tetiklenebiliyor.

Washington mayınları nasıl arıyor?

Kimliğini gizli tutan bir savunma yetkilisi, ABD Donanması'nın şu an Ortadoğu’da mayın tarama kapasitesine sahip iki adet kıyı muharebe gemisine sahip olduğunu belirtti.

Yetkili, Japonya'da konuşlu iki adet Avenger sınıfı Amerikan mayın arama gemisinin de Ortadoğu'ya hareket ettiğini, ancak cuma günü itibarıyla halen Pasifik Okyanusu'nda bulunduğunu da sözlerine ekledi.

Bir Avenger sınıfı gemide görev yapmış olan emekli Yüzbaşı Stephen Wells, ABD Donanması’nın büyük olasılıkla boğazdan güvenli bir geçiş koridoru oluşturmak amacıyla deniz mayınları taraması yaptığını, mayın temizlemenin ise genellikle çatışma sonrasında gerçekleşen daha yavaş bir süreç olduğunu belirtti.

Amerikan Deniz Kuvvetleri Birliği'ne bağlı Deniz Stratejisi Merkezi uzmanı Wells şunları söyledi:

“Mayın temizlemek, bahçenizde yürüyerek yabani otları ve sarmaşıkları tek tek sökmek gibi. Bir taraftan diğerine güvenle geçebilmek gerekir. Mayın tarama ise çim biçmeye benzer."

Deniz operasyonları ve mayın temizleme konusunda uzman RAND Enstitüsü araştırmacısı Scott Savitz ise donanmanın son mayına ulaşıncaya kadar her birini temizlemek zorunda olmadığını belirtti.

Savit, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İkinci Dünya Savaşı'ndan, hatta bazı bölgelerde Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana temizlenmemiş alanlar hâlâ var. Çünkü bu süreç hem çok fazla kaynağa hem de uzun zamana ihtiyaç duyan bir işlemdir."

Wells ise donanmaya ait kıyı muharebe gemilerindeki ekiplerin sonar ve diğer teknolojileri kullanarak mayın arayan uzaktan kumandalı insansız araçlar konuşlandırabildiğini söyledi. Bu araçlar aynı zamanda patlayıcıları imha etmek için yüklü mühimmat da taşıyor.

ABD Deniz Kuvvetleri’ne ait gemilerin aynı zamanda dalgıçlar dahil mayın arayıp imha edebilen patlayıcı imha uzmanı ekipleri de taşıyabileceğini belirten Wells, helikopterlerin de lazer kullanarak mayın arayabildiğini sözlerine ekledi.

Nakliye şirketleri riskleri değerlendiriyor

Savitz, nakliye şirketlerinin özellikle kârlılığı göz önünde bulundurulduğunda eninde sonunda boğazdan geçmek için belirli düzeyde risk almaya hazır olacaklarını söyledi.

Hürmüz Boğazı’ndan geçmek isteyen gemiler için İran'ın onay prosedürü gereği gemilerin, savaş öncesindeki güzergâhtan farklı olarak İran kıyısına yakın kuzeydeki bir rotayı izlemesi gerekiyor.

İngiliz sigorta komisyoncusu Marsh'ın deniz savaşı riskleri yöneticisi Dylan Mortimer, sigorta şirketlerinin gemi sahiplerine güvenli geçişi sağlamak amacıyla İran makamlarıyla iletişime geçmelerini zorunlu kılan bir madde eklediğini belirtti.

Mortimer, bu belgenin mayınları özellikle belirtmediğini ve füze ile insansız hava araçları (İHA) saldırıları ya da el koyma operasyonları dahil olmak üzere çeşitli tehlikelere karşı koruma sağlamayı amaçladığını açıkladı. Ancak mayınlar en azından psikolojik bir işlev üstlenmekte olup Mortimer bu olguyu ‘tehdit hayaleti’ olarak nitelendirdi.

Mortimer şunları söyledi:

"Bu durum İranlıların çıkarına hizmet ediyor. Çünkü ister mayın bulunsun ister bulunmasın, insanlar mayın olduğuna inanıyor ve buna göre davranıyor."

Tüm bu kaygılar, savaşın ardından bile boğazın güvenli olduğuna dair güvenin yeniden tesis edilmesinin çok daha uzun sürebileceğine işaret ediyor.


Ulusal güvenlik kavramının evrimi, bölgesel ve küresel bağlamının birbiri ile bağlantısı

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
TT

Ulusal güvenlik kavramının evrimi, bölgesel ve küresel bağlamının birbiri ile bağlantısı

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)

Nebil Fehmi

Ulusal güvenlik hiçbir zaman statik bir kavram olmamıştır. Toprakları korumaktan ve siyasi sistemin hayatta kalmasını sağlamaktan, ekonomik dayanıklılığı, teknolojiyi, bilgiyi, toplumu ve hatta tedarik zincirlerini yönetmeye kadar genişlemiştir. Mevcut çok kutuplu çağda, bölgesel ve küresel güvenlik derinden iç içe geçmiştir. Güç kullanımına artan bağımlılık, uluslararası düzeni daha parçalı, daha rekabetçi ve daha az yönetilebilir hale getirebilir.

Ulusal güvenlik fikri

Özünde ulusal güvenlik, bir devletin siyasi otoritesini, toprak bütünlüğünü ve hayatta kalması için gerekli koşulları koruma çabasını temsil eder. Geçmiş zamanlarda bu, öncelikle işgale karşı askeri savunma ve bazen de emperyal veya sömürgeci nüfuzu koruma anlamına geliyordu. Zamanla, devletler savaşın tek tehdit olmadığını fark ettikçe kavram genişledi. Ekonomik şoklar, iç istikrarsızlık, ideolojik rekabet, siber saldırılar ve enerji bağımlılığı da bir devletin hayatta kalmasını tehdit edebilirdi.

Bu daha geniş anlam önemli çünkü hükümetlerin güvenlik politikası olarak tanımladıkları şeyi değiştiriyor. Savunma Bakanlığının artık tüm yükü tek başına taşıması mümkün değil. Nitekim ulusal güvenlik bugün finans, ticaret, halk sağlığı, altyapı, veri yönetimi ve sanayi politikasıyla kesişiyor.

Kavramın evrimi

 Modern ulusal güvenlik kavramı birkaç aşamadan geçmiştir. Önemli bir dönüm noktası, egemenliğe ve toprak sınırlarına odaklanan Vestfalya devletler sistemiydi. Ardından, büyük güçler arasındaki rekabetin güvenliği kapsamlı bir ulusal proje haline getirdiği dünya savaşları dönemi geldi. Daha sonra, Soğuk Savaş, caydırıcılık, ittifak yönetimi, nükleer denge ve istihbarat rekabetine dayalı stratejik bir gerekçe olarak ulusal güvenliği pekiştirdi.

Pearl Harbor saldırısı, Amerika Birleşik Devletleri için önemli bir dönüm noktasıydı çünkü güvenliği sınırlı dış kaygıdan kalıcı bir ulusal seferberliğe dönüştürdü. İkinci Dünya Savaşı'nın akabinde, saldırı ve Soğuk Savaş'ın başlangıcı, barış zamanı hazırlığının stratejik düşüncenin kalıcı bir parçası haline gelmesine katkıda bulundu. Bir sonraki değişim, terörizmin, devlet dışı aktörlerin stratejik hasar verebileceğini gösterdiği 11 Eylül saldırılarından sonra geldi. Hükümetler, ulusal güvenlik kavramını iç güvenlik, terörle mücadele, finansman ve sınır kontrolünü içerecek şekilde genişletti.

O zamandan beri, küreselleşme ve teknoloji bu kavramı daha da ileriye taşıdı. Ekonomik karşılıklı bağımlılık yaptırımları, enerji piyasalarını ve yarı iletken ve kritik maden tedarik zincirlerini ekonomik araçlar kadar önemli hale getirdi. Siber saldırılar, dezenformasyon, uzay sistemleri ve yapay zeka, sivil ve askeri meseleler arasındaki çizgileri bulanıklaştırdı.

Dönüm noktaları ve etkenleri

Ulusal güvenlik kavramındaki her genişleme, önceki paradigmanın sınırlılığını ortaya koyan bir şokun ardından geldi. Dünya savaşları, endüstriyel gücün, lojistiğin ve kitlesel seferberliğin savunmanın ayrılmaz unsurları olduğunu gösterdi. Soğuk Savaş güvenliğin küresel, ideolojik ve nükleer hale geldiğini ortaya koydu. 11 Eylül olayları, asimetrik tehditlerin geleneksel sınırları aşabileceğini gösterdi. Finans krizi, siber çatışma ve büyük tedarik zinciri aksamaları ise ekonomik ve teknolojik kırılganlığın stratejik bir zayıflık haline gelebileceğini ortaya çıkardı.

Burada açık bir örüntü ortaya çıkıyor; devletler genellikle güvenlik tanımlarını ancak bir olay önceki tanımın çok dar olduğunu kanıtladıktan sonra genişletirler. Bu nedenle güvenlik doktrininin evrimi kademeli olmaktan ziyade tepkisel olma eğilimindedir ve yine bu kavramın, devleti korumaktan devletin bağlı olduğu sistemleri korumaya kadar genişlemeye devam etmesinin sebebidir.

Bölgesel ve küresel güvenlik

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz. Bölgesel savaşlar enerji fiyatlarını, ticaret yollarını, göçü, silahlanma yarışlarını ve ittifak davranışlarını, doğrudan savaş alanının çok ötesinde etkiler. Buna karşılık küresel rekabetler savaşan taraflara silah, diplomatik destek, fon ve rekabetçi anlatılar sağlayarak bölgesel çatışmaları körükler.

Ukrayna'daki savaş bu karşılıklı bağlantıyı net bir şekilde açıklıyor. Tek bir bölgesel çatışma, Avrupa’nın savunma politikalarını yeniden şekillendirdi, NATO'nun uyumunu güçlendirdi, enerji piyasalarını alt üst etti ve Avrupa'nın çok ötesine yayılan gıda ve gübre krizlerine yol açtı. Benzer şekilde, Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, nakliye rotalarını, sigorta maliyetlerini ve küresel ticareti etkileyerek, bir su yolundaki krizin anında küresel ekonomik ve güvenlik sorununa dönüşebileceğini gösterdi. Son olarak Ortadoğu'da, İran krizi ve Hürmüz Boğazı ile bağlantılı olarak, tekrarlanan yüksek gerilim dalgaları, yerel şiddetin dış güçleri nasıl içine çekebileceğini, daha geniş çaplı çatışma olasılığını nasıl artırabileceğini ve büyük güçler arasında stratejik rekabete nasıl kapı açabileceğini gösterdi.

Bu nedenle, bölgesel güvenliğin aynı zamanda küresel güvenlik olduğu iddiası sadece bir slogan değildir. Herhangi bir bölgedeki silah kontrolü düzenlemeleri, güven artırıcı önlemler ve kriz yönetimi mekanizmaları daha geniş çaplı istikrara katkıda bulunurken, bunların çökmesi büyük güçler arasında gerilimin tırmanması riskini artırır. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre uygulamada, bölgesel ve küresel düzeyler birbirine bağlı hale gelmiştir; bir yerdeki baskının etkileri hızla diğer yerlere yayılmaktadır.

Güç kullanımı ve küresel düzen

Mevcut durum endişe verici çünkü giderek artan sayıda devlet, silahlanmayı sınırlama çerçevelerinin zayıfladığı bir dönemde güce, zorlamaya ve gri bölge araçlarına başvuruyor. Sonuç ise sadece daha fazla çatışma değil, aynı zamanda kırmızı çizgiler, gerilim eşikleri ve kriz yönetimi konusunda daha büyük belirsizliktir. Askeri güç kullanımı kolaylaşırken kontrol edilmesi zorlaştıkça, caydırıcılık daha az istikrarlı hale gelir ve yanlış hesap yapma olasılığı artar.

Gelecekteki küresel düzene gelince en olası sonuç, kurallara dayalı öngörülebilirlikten uzaklaşarak daha çok işlemsel ve çekişmeli bir sisteme doğru geçiş olacaktır. Büyük güçler doğrudan savaştan kaçınabilir, ancak bölgesel vekil güçler, siber operasyonlar, ekonomik zorlama ve seçici ittifaklar yoluyla rekabet edeceklerdir. Bu, güç açısından çok kutuplu ancak kurallar ve normlar açısından parçalanmış, daha zayıf küresel kurumlar ve daha fazla dağılmış güvenlik bloklarını içeren bir dünya doğurabilir.

Bizi ne bekliyor?

Gelecek dünya düzeni muhtemelen tek bir baskın güç tarafından değil, büyük güçler, orta güçler ve bölgesel aktörler arasındaki zorlu uzlaşmalarla şekillenecektir. Devletler, iç dirençlerini dış caydırıcılıkla birleştirmeye devam edeceklerdir; bu da ulusal güvenliğin giderek kapsamlı bir hükümet stratejisi olacağı anlamına geliyor. Buradaki tehlike, her meselenin bir güvenlik meselesi haline gelmesi, diplomasinin rolünün azalması ve siyasi uzlaşmaların daha da zorlaşmasıdır.

Ancak bu, geleceğin kaosa mahkum olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, istikrarın silah kontrolünün yeniden inşasını, krizler sırasında iletişim kanallarının canlandırılmasını ve bölgesel çatışmaların küresel tehditlerin tezahürleri olarak ele alınmasını gerektireceği anlamına geliyor. Küreselleşmenin yönlendirdiği çok kutuplu ve birbirine bağlı dünyada, güvenlik artık yerel ve güç artık ayrı değil; eski sınırlar onları birbirinden ayıramayacak kadar çok kırılgan hale geldi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Peşine düşen ölümden her seferinde kurtulan Donald Trump

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray muhabirleri yemeği sırasında yaşanan silahlı saldırı olayının hemen ardından Washington’daki Beyaz Saray'ın Batı Kanadı’nda yer alan Brady Basın Brifing Odası'nda düzenlediği basın toplantısında konuşurken, 25 Nisan 2026 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray muhabirleri yemeği sırasında yaşanan silahlı saldırı olayının hemen ardından Washington’daki Beyaz Saray'ın Batı Kanadı’nda yer alan Brady Basın Brifing Odası'nda düzenlediği basın toplantısında konuşurken, 25 Nisan 2026 (AFP)
TT

Peşine düşen ölümden her seferinde kurtulan Donald Trump

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray muhabirleri yemeği sırasında yaşanan silahlı saldırı olayının hemen ardından Washington’daki Beyaz Saray'ın Batı Kanadı’nda yer alan Brady Basın Brifing Odası'nda düzenlediği basın toplantısında konuşurken, 25 Nisan 2026 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray muhabirleri yemeği sırasında yaşanan silahlı saldırı olayının hemen ardından Washington’daki Beyaz Saray'ın Batı Kanadı’nda yer alan Brady Basın Brifing Odası'nda düzenlediği basın toplantısında konuşurken, 25 Nisan 2026 (AFP)

Ömer Harkus

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi akşamı kürsüsünün başında bulunduğu Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde yaşanan silahlı saldırı olayını kınadı.

Ancak Trump bununla yetinmeyerek, olayı, Beyaz Saray'daki güvenlik önlemlerini sıkılaştırma düşüncesini meşrulaştırmak için siyasi ve güvenlik argümanına dönüştürdü. Bu çerçevede altında sığınak barındıran yeni bir tören salonu projesine de değindi. Son aylarda yoğun eleştirilere konu olan bu proje, ABD Başkanlık binasının kimliğini kökten değiştiriyor.

Washington’daki Hilton Oteli'nde yaşanan olay, birden fazla silah taşıyan bir kişinin güvenlik kordonunu aşmaya çalışmasıyla başladı. Gizli Servis ajanlarının ateş açmasıyla durdurulan ve yakalanan şüphelinin Demokrat Parti’nin başkan adayı Kamala Harris'in seçim kampanyasını desteklediği öğrenilen Kaliforniyalı bir öğretim üyesi olduğu ortaya çıktı. Trump, doğrudan bir tehditle karşı karşıya kalmadı, çünkü saldırgan güvenlik kontrol noktalarına ulaşmadan otelin lobisinde durdurulmuştu. Olay anında yaşanan kaos, Washington'ın en önemli basın ve siyaset etkinliklerinden biri olan yemeğin sona ermesine yol açtı.

fbbfd
Federal Soruşturma Bürosu'na (FBI) bağlı taktik bir ekip, zırhlı araçlarla Beyaz Saray muhabirleri yemeğindeki ateş açma şüphelisiyle bağlantılı Kaliforniya'nın Torrance şehrindeki bir eve ulaştı, 25 Nisan 2026 (AFP)

Herkes saat 20.30 sularında silah seslerini duydu. İnsanlar sesin kaynağını arayarak başlarını çevirdiler. Yalnızca Donald Trump olan bitenin farkına varmadı. Hatta Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Trump'tan yaklaşık on saniye önce salonu terk etti. Salon kısa sürede paniğe sahneye döndü.

Kaos yaşanmasına karşın Trump yemeğe devam etmek istediğini belirtti. Hatta Truth Social'da etkinliğin sürmesini tercih ettiğini yazdı.

Yemeğe katılan Kongre üyeleri ilk anları ‘tam bir kaos’ olarak nitelendirirken Temsilci Nanette Barragan yaşananları ‘delilik’ olarak tanımladı. Barragan, bu büyüklükteki bir etkinliğin en üst düzey koruma önlemleriyle çevrilmiş olması gerektiğini vurguladı.

Trump'a yönelik en dikkat çekici dayanışma mesajı ise Venezuela'nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez'den geldi. Eski ‘komünist’ Rodriguez, Trump'ı sağ kurtulması nedeniyle tebrik etmesinin ardından sosyal medya platformu X’teki hesabından yaptığı paylaşımda, “Barış bayraklarını savunanlar için şiddet hiçbir zaman bir seçenek olmayacak” ifadelerini kullandı.

Güvenliğin sıkılaştırılmasının gerekçesi

Trump, ardından düzenlediği basın toplantısında 3 binden fazla kişiyi ağırlayabilen Washington'ın en büyük etkinlik mekânı olan oteli eleştirmekten kaçınmadı ve otelin ‘özellikle güvenli olmadığını’ söyledi. Yaşananların Beyaz Saray'ın güvenlik altyapısının güvenlik önlemlerinin güçlendirilmesinin zorunluluğunu kanıtladığını belirten Trump, “Bunu söylemek istemiyordum ama Beyaz Saray'da planladığımız tüm güvenlik unsurlarına ihtiyaç duymamızın nedeni bu” şeklinde konuştu.

Olayı önceki suikast girişimleriyle ilişkilendiren Trump, ABD’nin ‘daha önce kimsenin görmediği güvenlik düzeylerine’ ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Trump’ın Beyaz Saray’daki tören salonu planları, daha önce Doğu Kanadı olarak bilinen alanın altına güvenli bir sığınak yapılması da içeriyor.

Trump'ın silahlı saldırının ardından yaptığı açıklamalar, olayı sıradan güvenlik ihlalinden çok daha geniş bir kampanyanın parçasına dönüştürme çabasını yansıtıyor. Bu kampanya, kendisini tek başına hareket eden silahlı kişilerden, uluslararası komploculara uzanan çeşitli tehditlerin sürekli hedefi olarak konumlandırma anlayışına dayanıyor.

fvfbgr
ABD Başkanı Donald Trump, Washington’daki Hilton Oteli'nde düzenlenen Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde CBS News muhabiri Weijia Jiang ile birlikte sandalyelerine otururken, 25 Nisan 2026 (AFP)

Ancak gerçek şu ki, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde yaşanan bu son olay, yalnız başına değerlendirilemez. Trump'ın seçim kampanyasından bu yana maruz kaldığı uzun tehdit sicilinin bir halkası olarak ele alınabilir.

Trump, 2024 yılında iki önemli suikast girişiminden sağ kurtuldu. Bunlardan ilki Pensilvanya’nın Butler şehrinde yaşandı. Trump, bu olayda kulağından yaralandı. Olay, Trump’ın yaşadığı en zorlu anlardan biri olarak kabul ediliyor. İkincisi ise golf sahasındayken Florida'da gerçekleşti. Geçmiş yıllarda yürütülen soruşturmalar, Trump'ı hedef alan başka planları da gün yüzüne çıkardı. Bunlar arasında İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) destekli bir girişim, tekrarlayan bireysel tehditler ve Gizli Servis'e yönelik eleştirilere yol açan güvenlik açıkları da yer alıyor.

Basın kuruluşlarının “kurtuluşu”

Trump, kaos yaşanmasına karşın yemeğe devam etmek istediğini belirtti. Hatta Truth Social’da etkinliğin sürmesini tercih ettiğini yazdı.

Kaynaklar, Trump'ın kendisine karşı önyargılı olduğunu düşündüğü medya kuruluşlarını hedef alan konuşmasını yapmak üzere kürsüye dönme niyetinde olduğunu aktardı. Bazı çevreler ise kurşunların gazetecileri Trump'ın alay ve saldırılarından kurtaran bir ‘kurtuluş’ olduğu yorumunda bulundu.

Olayın yansımalarının yalnızca ‘Birliğin Durumu Konuşması’na benzetilen yıllık bir etkinliğin iptal edilmesiyle sınırlı kalmayacağı, aynı zamanda Trump'a ‘mağduriyet’ söylemini daha da güçlendirmek için kapı araladığı görülüyor.

Trump'ın geri dönme girişimine karşın kolluk kuvvetleri kararı kesinleştirerek binayı tamamen boşalttı. Ardından Beyaz Saray Muhabirleri Derneği Başkanı Weijia Jiang etkinliğin resmi olarak iptal edildiğini duyurdu.

Daha sonra yemeğin 30 gün içinde yeniden planlanması gerektiğini vurgulayan Trump, bu tutumuyla olayın siyasi ve medyadaki doğrudan varlığını sekteye uğratacak bir boyut kazanmasına izin vermek istemediğini ortaya koydu. Trump ayrıca gelecekteki konuşmalarında tonunun farklı olabileceğini de kabul ederek, medyaya karşı ‘niyetlendiği kadar sert olup olmayacağını bilmediğini’ söyledi.

sdcdscd
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da düzenlenen Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yıllık yemeğinde asker selamı verirken, 25 Nisan 2026 (Reuters)

Olayın yansımalarının yalnızca ‘Birliğin Durumu Konuşması’na benzeyen yıllık bir etkinliğin iptal edilmesiyle sınırlı kalmayacağı görülüyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu gelişme, hem Trump'a mağduriyet söylemini daha da güçlendirme fırsatı sunuyor hem de büyük etkinliklerdeki güvenlik protokollerinin kapsamlı biçimde gözden geçirilmesine zemin hazırlıyor. Bunun yanında sadece mevcut duruma benzer koşullarda gündeme gelen ‘Siyasi ve güvenlik kutuplaşmasının tam ortasında yaşayan Trump gibi bir başkan, hedef alınmadan ve iktidardan uzaklaştırılmaya yönelik girişimlere maruz kalmadan ne kadar süre iktidarda kalabilir?’ sorusunu yeniden gündemin birinci sırasına taşıyor.