İrlanda ve Norveç’ten Suriye’ye sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini uzatma adımı

Esed ile normalleşmeyi kabul etmeyen Washington, BMGK’daki görüşmelerine devam ediyor.

Suriye-Türkiye sınırındaki Bab el-Hava Sınır Kapısı yakınında, 30 Haziran’da taşınan yardımlar. (Reuters)
Suriye-Türkiye sınırındaki Bab el-Hava Sınır Kapısı yakınında, 30 Haziran’da taşınan yardımlar. (Reuters)
TT

İrlanda ve Norveç’ten Suriye’ye sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini uzatma adımı

Suriye-Türkiye sınırındaki Bab el-Hava Sınır Kapısı yakınında, 30 Haziran’da taşınan yardımlar. (Reuters)
Suriye-Türkiye sınırındaki Bab el-Hava Sınır Kapısı yakınında, 30 Haziran’da taşınan yardımlar. (Reuters)

Suriye’deki insani duruma ilişkin dosyadan sorumlu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’in daimi olmayan iki üyesi İrlanda ve Norveç perşembe günü yapılan oylamada Şam’ın onayı olmadan Suriye’ye sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini bir yıl uzatılmasına yönelik umutlarını dile getirdiler. Rusya ise konuya yönelik itirazlarını sürdürdü.  
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price oylama öncesinde, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi olarak Linda Thomas Greenfield’ın ve Rus Temsilci Vassily Nebenzia da dahil olmak üzere Güvenlik Konseyi’ndeki mevkidaşlarının bu konuda sarf ettiği çabaların devam ettiğini belirtti. Ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmede bu konuyu gündeme getiren Başkan Joe Biden’ın ve Dışişleri Bakanlığı’nın çabalarını da Price a. Price sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu konudaki diplomasimiz her zaman koordineli oldu. Ancak Suriye’ye sınır ötesi yardımların ulaştırılması yetkisinin resmi olarak sona ermesine sadece sayılı günler kaldığı için yoğunlaştı. Bu çok önemli bir konu. Zira sürenin sona ermesi milyonlarca insanın hayatını tehdit ediyor.”
Yetkili, Güvenlik Konseyi’nin Bab el-Hava’dan sağlanan insani yardımların ulaştırılmasına yönelik mekanizmayı 12 aylık bir süre için yenilemesi ve uzatması gerektiğini belirtti. ABD’nin sınır ötesi ve kontrol noktalarında geçilmesi de dahil olmak üzere Suriye’deki her türlü insani yardımı desteklediğini vurgulayan Price, ülkenin her bir yanına insani yardımın yaygınlaştırılması için ciddi ve güvenilir bir teklifin yapıldığını, bu teklifin Suriye halkının acil ihtiyaçlarını karşılamak için sınır ötesi yardım operasyonlarını ve koronavirüs nedeniyle oldukça ihtiyaç duyulan diğer yardımları da kapsadığını belirtti. Price sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu, ABD’nin tek başına yapamayacağı bir şey. Sahadaki tüm tarafların iş birliğini ve desteğini gerektirecek. Bu ne yazık ki müttefiklerine yardım etmek ve hayali düşmanlarını cezalandırmak için yardımları kullanan rejimi de kapsıyor.”
Price ayrıca Suriye halkının çektiği acılar ve koronavirüsün yayılmaya devam nedeniyle hiçbir mazeretin, insani yardımların ve aşıların ulaştırılması için güvenilir yolların kapatılmasını ve masum insanlara yardımların kesilmesini haklı çıkarmayacağını belirtti. Dışişleri Bakanı Antony Blinken de bu konuyu, yönetim için bir öncelik olarak gördüğünü yineledi.
Aşılarla ilgili yardımın doğrudan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad rejimine teslim edilip edilmeyeceğine yönelik bir soruya, yardımların insani kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla ihtiyacı olanlara doğrudan yardım şeklinde ulaştırılacağı cevabını veren Blinken, Başkan Joe Biden yönetiminin şu an kendi halkına acımasızca davranan Esad rejimi ile ilişkileri normalleştirmeye niyeti olmadığını vurguladı. Esad rejiminin insani yardımlara ulaşılmasını engellediğini ve halkın çektiği acıların çoğunun sorumlusu olduğunu belirtti.
ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield, Güvenlik Konseyi ile gerçekleştirdiği Suriye’deki insani duruma ilişkin basına kapalı toplantısının ardından “Bugün sahip olduğumuzdan daha azını kabul edemeyiz. O da milyonlarca Suriyeliye destek sağlayacak, 12 ay açık bir sınır kapısıdır” dedi.
Batılı diplomatlar, 2014 yılında belirlenen ve önümüzdeki cumartesi günü sona erecek olan izin süresinin 6 ay da olsa uzatılabileceği konusunda iyimserler.
Yardımların geçtiği sınır noktaları, geçen yıl Rusya’nın baskısı ile azaltıldı. Suriye’nin kuzeybatısındaki Türkiye ile İdlib Valiliği arasındaki Bab el-Hava kapısıyla sınırlı hale geldi. Sınır kapısı, Şam’ın ve savaşçı grupların kontrolü altındaki, İdlib’de ikamet eden çoğu sığınmacı yaklaşık üç milyon kişiye yardım etmek için kullanılıyor.
Veto hakkına sahip olan Şam’ın müttefiki Moskova, BM mekanizmasının Suriye rejiminin tüm ülke üzerindeki egemenliğini ihlal ettiğini düşünerek sınır ötesine yardım ulaştırma mekanizmasının süresinin uzatılmasını kabul etmediğini bildirdi.
AFP’ye konuşan Rus bir diplomat, Moskova’nın uzun zamandır net olan pozisyonunu koruduğunu söyledi. İrlanda’nın BM temsilcisi Geraldine Byrne Nason da Suriye’deki insanı durumun ele alınacağı basına kapalı toplantı öncesinde verdiği demeçte “Bu haftanın sonlarına doğru bir uzatma olmasını umuyoruz” dedi. Dosyanın siyasi açıdan hassas olduğunu belirten Nason, “İnsani felaketin büyüklüğünü hayal bile edemeyiz” ifadesini kullandı.
Norveç’in BM temsilcisi Mona Juul da şu açıklamada bulundu:
“Birçok şeyin görüşülmesi gerekiyor. Bu birçok insan için gerçekten bir ölüm kalım meselesi. Suriye’deki milyonlarca insandan bahsediyoruz. Dolayısı ile Suriye’ye mümkün olduğu kadar çok yardımın ulaşması son derece önemlidir.”
Dosyadan sorumlu iki temsilci, Suriye’nin kuzeydoğusuna yardım ulaştırmak için Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndan yardım girişine izin verilmesinin bir yıl uzatılmasının yanı sıra daha önce olduğu gibi Irak sınırındaki el-Yarubiye Sınır Kapısı’nın da yeniden açmasına yönelik bir karar tasarısı önerdi.
Greenfield, Rusya ve Çin’in sınırın geçilmesi mekanizmasının uzatılmasına yönelik veto haklarını kullanmaları durumunda, bu kararın yansımalarının çok net olduğunu ve insanların açlıktan öleceğini belirtti.
Batılı ülkeler gibi Rusya da Suriye’deki insani durumun farkında. Ancak söz konusu durumu Batı’nın yaptırımlarına bağlıyor. Moskova, Suriye başkentinden çatışma hatları üzerinden yardımların ulaştırılmasının, sınır ötesi yardım mekanizmanın yerini alabileceğini savunuyor.
ABD’nin BM temsilcisi Greenfield “Cephe hatlarına yardım dağıtımını desteklemek ve sınır ötesi yardım kapasitesini artırmak için çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Greenfield cephe hatlarından geçmenin sınırı geçmenin yerini tutmayacağını belirterek ABD’nin Rusya’nın tutumunu yumuşatması karşılığında yaptırımlarını hafifletme olasılığını ihtimal dahilinde olarak değerlendirmedi.
Çin’in BM Daimi Temsilcisi Zhang Jun, Pekin’in tek taraflı yaptırımlar, cephe hatlarının geçilmesi ve sınır ötesi mekanizmasında şeffaflığa yönelik çözümler görmek istediğini söyledi. Çin Temsilcisi açıklamasında şunları söyledi:
 “Sadece sınır ötesi mekanizmanın süresinin uzatılmasını değil, aynı zamanda tek taraflı yaptırımlar ve etkileriyle mücadele etmek ve gelecekte ön cephelerden yapılan yardımları da geliştirmek istiyoruz.”
Yılın başından bu yana, cephe hatlarına insani yardım ulaştırma taleplerinin yüzde 50’sinin Suriye rejimi tarafından engellendiğini belirten Fransa’nın BM Temsilcisi Nicolas de Riviere da sözleirni şöyle sürdürdü:
“Suriye’ye yapılan insani yardımın yüzde 92’si Avrupa Birliği, ABD, Kanada ve Japonya tarafından sağlanıyor. Bunlar aslında Batı’nın paraları. Hiç kimse bu paranın cephe hatları üzerinden ulaştırılmak üzere yeniden tahsis edilmesini beklememeli. Bu olmayacak.”
Diplomatlar, Rusya’nın yardımların ulaştırılması süresini uzatma konusuna yönelik BM Güvenlik Konseyi müzakerelerinden ayrıldığını aktardılar. BM Suriye Krizi Bölgesel İnsani Yardım Koordinatörü Yardımcısı Mark Cutts; Kanada, Dominik Cumhuriyeti, Hollanda, Katar ve Türkiye tarafından New York’ta düzenlenen BM toplantısında “Sınır ötesi yardım operasyonu, insanlara yardım ulaştırmanın en güvenli yoluydu. Geçen yıl boyunca, Suriye’nin kuzeybatısına ayda ortalama binden fazla kamyon ulaştırdık. Kesinlikle bu yardım sürecinin devam etmesi gerekiyor” dedi.
Güvenlik Konseyi, ilk kez 2014 yılında dört sınır kapısı üzerinden Suriye’deki sınır ötesi yardım operasyonuna izin verdi. Geçen yıl, Rusya ve Çin’in karşı çıkması nedeniyle dört sınır kapısı üzerinden gerçekleştirilen yardım mekanizmasının süresinin uzatılması engellendi ve yardım geçişleri Türkiye sınırındaki, Suriye silahlı muhalefetleri tarafından kontrol edilen sınır kapısı ile sınırlı kaldı.
Rusya, yardım operasyonunun zamanının geçtiğini ve Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini bildirdi. Rusya ve Çin, ABD ve diğer ülkelere yönelik eleştiride bulunarak Suriye’deki kötü durumun bir kısmından tek taraflı yaptırımları sorumlu tuttular.



Mısır: Sudan sınırını koruma ve savaş ekonomisiyle mücadele

Nil Nehri Eyaleti'nin el-Ubeydiyye bölgesindeki bir altın madeninde bir işçi dedektör kullanıyor, 30 Temmuz 2013 (Reuters)
Nil Nehri Eyaleti'nin el-Ubeydiyye bölgesindeki bir altın madeninde bir işçi dedektör kullanıyor, 30 Temmuz 2013 (Reuters)
TT

Mısır: Sudan sınırını koruma ve savaş ekonomisiyle mücadele

Nil Nehri Eyaleti'nin el-Ubeydiyye bölgesindeki bir altın madeninde bir işçi dedektör kullanıyor, 30 Temmuz 2013 (Reuters)
Nil Nehri Eyaleti'nin el-Ubeydiyye bölgesindeki bir altın madeninde bir işçi dedektör kullanıyor, 30 Temmuz 2013 (Reuters)

Amr İmam

12 Ekim'de Mısır ordusu, Mısır'ın Sudan sınırına yakın Doğu Çöl bölgesindeki geleneksel altın madencilerini hedef alan hava saldırılarının koşullarını açıklayan bir bildiri yayınladı. Hava saldırılarının Mısır toprakları dışında gerçekleştirildiği söylentilerini ortadan kaldırmak amacıyla ordu, operasyonlarının Mısır devleti sınırları içinde gerçekleştiğini vurguladı.

Bu, Mısır Silahlı Kuvvetlerinin beş aydan kısa bir süre içinde Sudan sınırına yakın Doğu Çölü'ndeki altın madenciliği alanlarını hedef aldığı ikinci hadiseydi.

Mısır ve Sudan arasındaki sınır bölgesinde, Nisan 2023'te Sudan'da savaşın patlak vermesinden bu yana yasadışı altın madenciliği faaliyetlerinde önemli bir artış yaşandı. Kahire'deki güvenlik analistlerine göre bu gelişme, savaşın Mısır'a dayattığı güvenlik sorunlarına ışık tutuyor.

Emekli Mısırlı General Muhammed el-Gabari, silahlı kuvvetlerin son aylarda Sudan sınırında güvenlik önlemlerini sıkılaştırmak zorunda kaldığını belirtti. Mecelle'ye verdiği röportajda, takviyelerin şimdiye kadar sınır muhafızlarının sayısının artırılmasını ve sınır bölgesini izlemek ve herhangi bir ihlali önlemek için insansız hava araçlarının konuşlandırılmasını içerdiğini sözlerine ekledi.

Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milisleri arasındaki savaşın başlamasından önce, Mısır ve Sudan güçleri iki ülke arasındaki 1.273 kilometrelik sınır boyunca ortak devriyeler yürütüyordu.

Ancak bugün Mısır ordusu sınır gözetiminin yükünü taşırken, yasadışı altın madenciliği başta olmak üzere, bölgedeki yasadışı faaliyetlerin artması, sadece güvenlik açıklarıyla sınırlı olmayan faktörlerle bağlantılı.

23 yaşındaki bir gencin Hartum'un güneyindeki bir halk pazarında Mısırlı kamyon şoförlerine makineli tüfekle ateş açması, iki kişiyi öldürmesi ve bir kişiyi yaralaması üzerine, 12 Ekim'de Sudan'ın bazı bölgelerinde protestolar patlak verdi.

Sudan vatandaşları da Mısır ticari kamyonlarını hedef alan boykot kampanyaları düzenliyor; bu adım önümüzdeki günlerde Mısır'dan daha çok Sudan'a zarar verebilir. Zira iki ülke arasındaki ticaret bu yılın ilk çeyreğinde 326 milyon dolara ulaştı ve bunun büyük bir kısmını Mısır’dan yapılan ithalat oluşturdu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre coğrafi yakınlık, Mısır'ı Sudan'ın en kolay ticaret ortağı yapıyor. İki ülke, uluslararası para işlemlerine getirilen kısıtlamaları ve bazı Sudan şirketlerine uygulanan yaptırımları aşmalarını sağlayan takas tabanlı bir ticaret sistemi geliştirdi.

Sudanlı gözlemciler, bu gerilimlerin bir kısmının yanlış anlamalardan, bir kısmının da bireysel eylemlerden kaynaklandığına inanıyor. Ancak öfkenin yoğunluğu, anlaşmazlığı körüklemek ve iki ülke arasındaki uçurumu derinleştirmekle ilgilenen tarafların da olduğunu gösteriyor.

Mısır, savaş nedeniyle ülkelerinden kaçmak zorunda kalan yüz binlerce Sudanlıyı kabul etti. Mısır hükümeti, Sudan'dan gelenlerin sayısını yaklaşık 1,5 milyon olarak tahmin ediyor; buna resmi bir belge olmadan sınırı geçen yüz binlerce kişi dahil değil.

Mısır aynı zamanda Sudan devlet kurumlarının da önemli bir destekçisi. Kahire, pozisyonunu bir iç savaşta taraf tutmak değil, devlete destek olarak sunuyor. Bu destek, Kahire'nin Sudan'ın güvenliği ile istikrarının kendi ulusal güvenliğiyle yakından bağlantılı olduğuna dair inancından kaynaklanıyor. Ayrıca, devlet kontrolü dışında faaliyet gösteren silahlı örgütler ve milis gruplar ile mücadelede devlet kurumlarını, özellikle de ulusal orduları destekleme yönündeki uzun süredir devam eden Mısır politikasına da dayanıyor.

Bu politika, Kahire'nin Lübnan, Libya ve Yemen'de olduğu gibi ulusal ordular ile milislerin kontrol için mücadele ettiği ülkelerdeki ortak seçiminde açıkça görülmektedir.

Hava saldırılarının ardından sosyal medyada dile getirilen Mısır karşıtı tutumların çoğu, Hızlı Destek Kuvvetleri destekçilerine aitti. Güney Darfur eyaletinin başkenti ve Hızlı Destek Kuvvetleri'nin önemli bir kalesi olan Nyala, şimdiye kadar en fazla Mısır karşıtı protestoya sahne oldu.

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin finansman kaynağı

Mısır'ın sınır bölgesindeki yasadışı altın madenciliğine karşı aldığı önlemlerin sıkılaştırılmasının Hızlı Destek Kuvvetleri’ne verdiği zararın boyutu açıkça ortada.

Sudanlı analistlere göre, altın madenciliği bu paramiliter güç için en önemli ekonomik finansman kaynağını oluşturuyor ve kendisine yıllık milyonlarca dolar gelir sağlıyor.

 gth
12 Ekim 2026'da elde edilen ve kullanıcı tarafından oluşturulmuş görüntülerden (UGC) alıntılanan bu fotoğraf, Sudan'daki Cebel el-Ukaydat maden bölgesinde bir hava saldırısının hedef aldığı alanı inceleyen insanları gösteriyor (AFP)

Sudanlı siyasi analist Osman Mirgani, bu milis güçlerinin, iç savaşın başlamasından önce ülkenin çeşitli bölgelerinde Sudan hükümeti tarafından işletilen altın madenlerinin çoğunu kontrol etmeye başladığını belirtti.

Mecelle'ye verdiği röportajda, “Bu güçler, faaliyetlerini ve Sudan Silahlı Kuvvetlerine karşı askeri operasyonlarını finanse etmek için bu madenlerden çıkarılan altını ihraç ediyor” diye ekledi.

Sudan'da, Mısır sınırındaki bölge de dahil olmak üzere altın madenciliğinde çalışanların çoğunun, doğrudan veya dolaylı olarak Hızlı Destek Kuvvetleri tarafından istihdam edildiğini açıkladı.

Uluslararası raporlar, Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı ve “Hamideti” olarak bilinen Muhammed Hamdan Dakalu'nun, Sudan içinde altın çıkarma ve savaşın harap ettiği bu ülkeden kaçırma faaliyetleri için paravan görevi gören yabancı şirketler ve bankalarla bağlantılı olduğuna işaret ediyor.

Kahire'nin, sınırları içinde Sudanlılar tarafından yürütülen yasadışı altın madenciliği faaliyetlerine karşı yürüttüğü operasyonlar, Hızlı Destek Kuvvetleri için önemli bir finansman kaynağı üzerindeki baskıyı artırıyor

Görünüşe göre Hızlı Destek Kuvvetleri, Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Mısır'a karşı yürüttüğü yoğun propaganda kampanyasıyla bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyor: Sudan kamuoyunu ülke içindeki baş düşmanı olan ordu ve devlete karşı kışkırtarak halk desteğini zayıflatırken, aynı zamanda Sudan devlet kurumlarının en güçlü müttefiki olan Mısır'a karşı düşmanlığı körüklemeye çalışıyor.

Öte yandan, Kahire'nin sınırları içinde Sudanlılar tarafından yürütülen yasadışı altın madenciliği faaliyetlerine karşı yürüttüğü operasyonlar, Hızlı Destek Kuvvetleri için önemli bir finansman kaynağı üzerindeki baskıyı artırıyor.

Mısırlı analistler, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni destekleyen kuruluşlar ağının, Sudan'daki çatışma ile Mısır'ın dahil olduğu diğer bölgesel sıcak noktalar arasındaki açık bağlantıları ortaya çıkardığına inanıyor.

sefrgtyu
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Kahire'de Sudan Ordusu Komutanı General Abdulfettah el-Burhan ile görüşmesi sırasında, 18 Aralık 2025 (AFP)

Hızlı Destek Kuvvetleri yetkilileri ile İsrailli yetkililer arasında gizli görüşmeler yapıldığına dair haberlere ek olarak, bu güçler, analistlere göre, Mısır'ın bölgesel rakibi ve iki hayati su yolu olan Nil Nehri ve Kızıldeniz konusunda anlaşmazlık yaşadığı Etiyopya'dan doğrudan destek alıyor.

İsrail de Etiyopya'nın bölgesel bir destekçisi sayılıyor. Mısır ve İsrail arasında 1979'da imzalanan barış antlaşması iki ülke arasındaki doğrudan askeri çatışmaları sona erdirmiş olsa da, jeopolitik rekabetlerini sona erdirmedi.

Mısırlı analistler, Addis Ababa ve Tel Aviv arasındaki çıkar yakınlaşmasının, Mısır'a baskı yapmaya ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan Kızıldeniz'in güney girişine yakın bölgelerde nüfuzlarını genişletmeye yönelik koordineli bir çaba olduğuna inanıyor.

Bu bağlamda, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin Mısır'ı bir çatışmaya çekme, güney sınırında gerilimi tırmandırma ve Mısır'ın çabalarını, askeri ve mali kaynaklarını tüketme girişimleri, bu daha geniş kapsamlı çatışmanın bir parçası gibi görünüyor. Mısırlı analistler, bu girişimlerin önümüzdeki günlerde devam etmesini ihtimal dahilinde görüyor.


Mısır: Ulusal Savunma Konseyi, Suudi Arabistan’a güvenliğini savunması için her türlü desteğin verilmesini kararlaştırdı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır: Ulusal Savunma Konseyi, Suudi Arabistan’a güvenliğini savunması için her türlü desteğin verilmesini kararlaştırdı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Ulusal Savunma Konseyi, pazar günü, Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarını savunması, kaynaklarını, toprak bütünlüğünü ve İslami kutsal mekânları koruması amacıyla gerekli ve mümkün olan her türlü desteğin sağlanmasına karar verdi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü tarafından Facebook üzerinden yapılan açıklamaya göre, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, bugün Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nda Ulusal Savunma Konseyi toplantısına başkanlık etti. Toplantıya Temsilciler Meclisi Başkanı, Başbakan, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı ve Savunma ile Askeri Üretim Bakanı, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı, İçişleri, Maliye, Dışişleri, Uluslararası İşbirliği ve Yurtdışındaki Mısırlılar Bakanları, Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı, Silahlı Kuvvetlerin ana kuvvet komutanları, Silahlı Kuvvetler Operasyonlar Dairesi Başkanı, Askeri İstihbarat Dairesi Başkanı ve Ulusal Savunma Konseyi Genel Sekreteri katıldı.

Sözcü, Ulusal Savunma Konseyi’nin bölgedeki güncel gelişmelerin yanı sıra, özellikle Suudi Arabistan’ın maruz kaldığı kabul edilemez saldırıların tırmanmasıyla birlikte bölgede yaşanan tehlikeli gelişmeleri kapsamlı şekilde ele aldığını bildirdi.

Konsey bu kapsamda, “iki kardeş ülke halklarını Arap dünyasının kalbi olarak birbirine bağlayan tarihi ilişkiler ve güçlü bağlardan hareketle ve Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğinin Mısır ve Arap ulusal güvenliğiyle bağlantılı olduğuna inanarak, kardeş Suudi Arabistan ile tam dayanışma ve eksiksiz destek içinde olma” kararı aldı.

Açıklamada, konseyin ayrıca “Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarını savunması, kaynaklarını, toprak bütünlüğünü ve İslami kutsal mekânları koruması için gerekli ve mümkün olan her türlü desteğin sağlanmasına” karar verdiği belirtildi.

Konsey, bunun yanı sıra bölgedeki gerilimin genel olarak düşürülmesine ve bölgede yaşanan krizlerin barışçıl yollarla çözülmesine katkı sağlamak amacıyla, ilgili bölgesel ve uluslararası taraflarla koordinasyon içinde yürütülen siyasi ve diplomatik çabaların sürdürülmesi ve yoğunlaştırılması çağrısında bulundu.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, bir gün önce parlamentoyu, Suudi Arabistan’ın talep etmesi halinde Mısır’ın müdahalesine yetki vermek üzere olağanüstü toplantıya çağırmıştı.

Kahire Haber Kanalı’nın aktardığına göre Sisi, Mısır Askeri Akademisi’nde yeni mezunların diploma töreninde yaptığı konuşmada, “Suudi Arabistan’ı korumak için herhangi bir talep gelmesi halinde gereken her türlü adımı atacağız. Böyle bir talep gelmesi durumunda bu adım için yetki vermek üzere parlamentoyu olağanüstü toplantıya çağırıyorum” dedi.

Sisi, “Körfez’deki kardeşlerimizin Mısır’a sağladığı desteği unutmamalıyız” ifadelerini kullanarak, “Körfez’deki kardeşlerimizin topraklarının korunması konusunda güçlü şekilde yanlarında duruyor ve tam destek veriyoruz” diye konuştu.

Mısır Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan’ın güvenliği ve egemenliğini savunmak amacıyla Riyad’ın talep edeceği her türlü adımın atılacağını vurguladı.


Mağaralardan sınır ötesi füzelere... Husilerin silah cephaneliğinin öyküsü

Yakın zamanda yayınlanan bir raporda, 25 ülkede tedarik ağları izlendi; ele geçirilen malların yüzde 35’ini Çin menşeli ürünler, yüzde 21’ini ise İran menşeli ürünler oluşturdu. (Reuters)
Yakın zamanda yayınlanan bir raporda, 25 ülkede tedarik ağları izlendi; ele geçirilen malların yüzde 35’ini Çin menşeli ürünler, yüzde 21’ini ise İran menşeli ürünler oluşturdu. (Reuters)
TT

Mağaralardan sınır ötesi füzelere... Husilerin silah cephaneliğinin öyküsü

Yakın zamanda yayınlanan bir raporda, 25 ülkede tedarik ağları izlendi; ele geçirilen malların yüzde 35’ini Çin menşeli ürünler, yüzde 21’ini ise İran menşeli ürünler oluşturdu. (Reuters)
Yakın zamanda yayınlanan bir raporda, 25 ülkede tedarik ağları izlendi; ele geçirilen malların yüzde 35’ini Çin menşeli ürünler, yüzde 21’ini ise İran menşeli ürünler oluşturdu. (Reuters)

Eymen el-Gabivi

Üzerine geçirdiği ilkel bir kamuflaj ve ağzını dolduran yeşil gat bitkisi ile bir Husi milisi, ülkenin meşru yönetimini ve hükümetini tehdit ederek Sana’yı kontrol altına alma yolunda ilerlediklerini söyledi.

Resmî bir askerî üniforma giymeyen bu adam, herhangi bir tabur ya da tugay adına konuşmuyordu. Onun gibi çok sayıda milis, Saada’nın mağaralarında ve dağlarında saklanan liderleri Abdulmelik el-Husi adına konuşuyordu.

Meşru hükümet, resmî askerî üniformaları ve Vatan Kalkanı Güçleri, Amalika Tugayları ile diğer tugaylardan oluşan güçleriyle varlık gösterirken, İran destekli Husiler ortak bir askerî üniforma giymeden ve resmî adlar taşıyan taburlar halinde örgütlenmeden hareket ediyor. Japon yapımı dört çeker araçlarla gruplar halinde ya da bireysel olarak dolaşan bu güçler, söz konusu araçların bir kısmını silahlı araçlara dönüştürmüş durumda.

İşin çelişkili yanı, bu küçük ve ilkel milislerin 2014 yılında, ordu da dahil olmak üzere koca bir devleti yutmuş olması. Husiler, silah zoruyla yalnızca Kuzey Yemen’deki nüfuzlarına göre şekillendirdikleri bir hâkimiyet alanı oluşturdu. Kızıldeniz kıyısındaki Sana’dan Hudeyde’ye uzanan bu alanın ardından, koalisyonun uyanık davranarak meşru yönetime destek vermesi sayesinde engellenseler de nüfuzlarını güneydeki Umman Denizi’ne kadar genişletmeye yaklaştılar.

Silah ve güç konusundaki önceki bazı soruları anlayabilmek için, Arap Baharı sloganlarının yükseldiği 2011 yılına ve savaşın ilk kıvılcımına dönmek gerekiyor.

O dönem, isyancı grupla kurduğu ittifakların günahları olmasaydı belki de cumhurbaşkanlığı sarayında tarihe geçecek olan liderin iktidardan uzaklaştırılmasının zeminini hazırladı. Burada söz konusu kişi, Saada’dan Mukalla’ya kadar Yemen üzerindeki hâkimiyetini 33 yılı aşkın süre boyunca pekiştiren Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih.

Uzun iktidarına yakışır bir son yaşayamayan Salih, 1990 yılında parçalanmış Yemen’in kuzeyini ve güneyini birleştirmişti. Sanki iktidarının sona ermesinin ardından ülkeyi yeniden pek çok parçaya bölmeyi istemiş gibiydi. Nitekim yaşanan da bu oldu. Salih’i iktidardan uzaklaştıran kıvılcım, Husilerin Sana’da iktidara gelmesinin önünü açtı.

“Açtık... Şimdi hem açız hem de korku içinde yaşıyoruz”

Geçtiğimiz ocak ayında Yemen’e gerçekleştirdiğim bir gezi sırasında 70 yaşına ulaşmış bir Yemenliye, Ocak 2011 devriminden bu yana ülkeyi kasıp kavuran süreci sordum. “Farkında olmadan yağmurdan kaçarken doluya tutulduk” yanıtını veren Yemenli sözlerini şöyle sürdürdü: “Salih döneminde açtık ama bugün hem açız hem de korku içinde yaşıyoruz.”

csdfrgthy
Geleneksel kıyafetler giymiş Husi milisleri (Reuters)

Yukarıdaki tablo değerlendirildiğinde, Husilerin ülke içindeki ortaklarını ve coğrafi çevresini tehdit etmek için kullandığı silahların bir bölümünün Salih’ten kalan miras olduğu görülüyor. Buna daha sonra gelen İran kaynaklı silah sevkiyatları ve deniz yoluyla gerçekleştirilen kaçakçılık faaliyetleri de ekleniyor. Bu sevkiyatlar, isimleri genellikle üstü kapalı biçimde anılan müttefikler aracılığıyla ulaştırılıyor.

Husi güçleri, Yemen nüfusunun yüzde 0,9’unu oluşturuyor

Çelişkili olan şu ki, Yemen’in yaklaşık 40 milyonluk nüfusunun yalnızca yüzde 0,9’unu oluşturan Husiler, gayriresmi tahminlere göre savaşçı sayıları 350 bini aşmamasına rağmen askerî bir güç oluşturmayı ve geniş bölgelerde nüfuzlarını dayatmayı başardı.

Bu milislerin tehditleri Yemen’in ve Yemenlilerin sınırlarını da aşarak, meşru hükümetin Mart 2015’te, Salih’in ardından geçiş döneminde cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen Abdurabbu Mansur Hadi’ye karşı gerçekleştirilen darbenin ardından yardımına başvurduğu devleti de hedef aldı. Hadi, biri hastalığın, diğeri ise kendisinden sonra parçalanan ülkesine duyduğu derin üzüntünün yol açtığı iki ayrı gurbet yaşadı.

Salih, otuz yıl boyunca silah depolarını Sovyet, Amerikan ve İngiliz yapımı silahlarla doldurdu. İktidarda kaldığı 33 yıl boyunca T-55 ve T-62 gibi Sovyet yapımı tankların yanı sıra zırhlı personel taşıyıcılarına, sahra toplarına ve BM-21 Grad çok namlulu roketatar sistemlerine sahip oldu.

Ancak Şubat 2011 devriminden başlayarak kendisini iktidardan uzaklaştıran herkesten intikam alma arzusuna kapıldı. Sıradan Yemenlilerden, iktidarı dönemindeki yardımcısı Abdurabbu Hadi’ye, ordudan ayrılan Tümgeneral Ali Muhsin el-Ahmer’e ve kendisini deviren harekete katkıda bulunan herkese kadar uzanan bu intikam arzusuyla Husilerin yanında yer almayı ve onlarla yakın bir ittifak kurmayı seçti.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre fikir ve mezhep bakımından kendisinden farklı olan bu grupla kurduğu ittifak, üç yıl sonra başına isabet eden bir kurşunla sona erdi. Eylül 2014’te Sana’nın kontrolünü ele geçirmelerinden 4 Aralık 2017’de Salih’in öldürülmesine kadar geçen süreç, onun bir arazi aracının kasasında cesede dönüşmesiyle noktalandı. Husiler, bedenini kurşun yağmuruna tutmuştu.

Buradan hareketle günümüzdeki silah meselesine bakıldığında, Husilerin Yemen ordusunun tanklar, hafif ve orta sınıf silahlar, ağır makineli tüfekler ve uçaksavarların yanı sıra balistik füze sistemleri ve hükümet güçlerinin envanterinde bulunan hava araçlarından oluşan cephaneliğini devraldığı görülüyor.

Yüzde 68... Salih ve Husilerin silahları

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Paneli’nin raporuna göre, Husiler ile Salih’in ittifakı 2015 yılına gelindiğinde tanklar, zırhlı araçlar, topçu sistemleri, çok namlulu roketatarlar ve mühimmatın yanı sıra hava ve füze silahlarını da kapsayan büyük bir askerî güç oluşturdu. Bu cephaneliğin, Yemen’in toplam silah stokunun yaklaşık yüzde 68’ini oluşturduğu tahmin ediliyor.

BM raporları ayrıca, Husilerin Scud-B ve Hwasong-6 (Scud-C) tipi balistik füzelere sahip olduğunu, daha sonraki dönemde ise Burkan-2H füzelerinin ortaya çıktığını belirtiyor.

İran… Operasyon merkezi

Bunlar Salih’ten kalan mirastı. Peki ya onların ilk mürşidi ve inançlarının ilk kıblesi olan İran? BM uzmanlarının hazırladığı rapora göre, Salih döneminin ardından kullanılan İHA’lar İran menşeli.

İngiliz Daily Mail gazetesinin okurlarından birinin, küçük milis grupları hakkındaki bir haberin altına yazdığı alaycı yorum dikkatimi çekti: “Görünüşe göre okuma yazma bilmeyen bu kişiler, füze fırlatma talimatlarını okumayı gayet iyi biliyor.”

sdcfgthy
Sana’daki Husi militanları Humeyni sloganları atıyor. (AFP)

Bu, sürekli gündeme gelen bir soru. Ancak BM raporları ve uzmanları da bu meseleyi göz ardı etmedi. Husilerin dışarıdan yardım almadan gerekli uzmanlığa sahip olmadığını defalarca vurguladılar. Kısa ve orta menzilli balistik füzeler, seyir füzeleri, gemi savar balistik ve seyir füzeleri, İHA’lar, hava savunma sistemleri ve deniz radarları gibi karmaşık sistemleri geliştirme ve üretme kapasitesine ulaşmak, uzman desteği olmadan mümkün değil.

Husilere destek veren, onları eğiten ve savunan çok sayıda uzman ve destekçi bulunuyor. Ancak İran’ın sağladığı yardımları ele alan raporlara göre bunların başında İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) mensupları geliyor.

Bu durum kimse için bir sır değil. Mağaralarda ve dağların arasında varlık gösteren bu grup, DMO tarafından eğitildi ve himaye edildi.

Meşru hükümete ve müttefikine karşı gizli bir ittifak

Yemen’deki meşru yönetimin, müttefiki Suudi Arabistan ile birlikte bugün yalnızca Husilerle mücadele ettiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Suudi Arabistan ve meşru yönetim, 25 ülkeye yayılan uluslararası bir ittifak ve kıtalar arası bir tedarik ağıyla karşı karşıya. Bu ağda, en önemli askerî ve teknik destek sağlayıcısı olarak İran öne çıkarken Çin, Husilerin Yemen içinde silah üretmesine yardımcı olan parça ve ham maddelerin başlıca kaynaklarından biri olarak dikkat çekiyor.

Bu konu, dün yayımlanan ‘Kaçakçılardan Tedarik Zincirlerine’ başlıklı yeni bir raporda ele alındı.

Raporda, 25 ülkeye yayılan kaynaklar ve güzergâhlar tespit edildi. 2021-2025 yılları arasında ele geçirilen malzeme ve parçaların yüzde 35’inin Çin, yüzde 21’inin ise İran menşeli olduğu belirtildi.

Çin’in Husilerle ilişkisi ne?

Tahran, DMO ve Kudüs Gücü aracılığıyla en önemli askerî ve teknik destek sağlayıcısı olarak öne çıkarken Çin, Husilerin Yemen içinde silah üretmesine yardımcı olan parça ve ham maddelerin en büyük kaynağı olmakla suçlanıyor.

Raporda, parçaların menşei tespit edilen ülkeler arasında Hindistan, Almanya, Hollanda, Güney Kore, İsviçre, ABD, Tayland ve Vietnam da yer alıyor. Ayrıca Cibuti, Somali ve diğer ülkeler üzerinden uzanan nakliye güzergâhlarına dikkat çekiliyor.

Raporda adı geçen ülkeler menşeli parçaların bulunması ya da sevkiyatların bu ülkelerin topraklarından geçmesi, söz konusu ülkelerin hükümetlerinin Husileri silahlandırmaya dahil olduğunu kanıtlamaz. Ancak bu durumun aksinin de kanıtlanması gerekiyor.

Raporda en açık biçimde ortaya konulan husus ise İran’ın rolü ve Husilerle bağlantılı tedarik ve kaçakçılık ağları.

Tanıklıklar ve kanıtlar...

Yaklaşık 150 tanıklık ve derinlemesine görüşmeye dayanan araştırma raporu, güvenlik ve istihbarat alanlarında görev yapan üst düzey yetkililerin de aralarında bulunduğu uzmanlar ve gizli kaynaklardan elde edilen bilgileri içeriyor. Rapora göre Husiler, son on yılda askerî kapasitelerini geliştirerek sınırlı silah donanımına sahip bir gruptan, 2 bin 600 kilometreye kadar uzaklıktaki hedefleri vurabilen füze ve İHA kullanan bir güce dönüştü. Bu süreçte, Yemen içinde daha fazla silah üretmelerini sağlayan uluslararası tedarik ağından yararlandılar.

İran ve arkasındaki destek sayesinde grup, Ekim 2023 ile Ekim 2025 arasında Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’ndaki ticari ve askerî gemilere yönelik 115’ten fazla karmaşık saldırı düzenleyebildi. Ayrıca İsrail yönüne füzeler ve İHA’lar fırlattı.

Peter Salisbury, Henry Thompson ve Veena Ali Khan tarafından hazırlanan rapora göre araştırmacılar, Mart 2024 ile Kasım 2025 arasında deniz kuvvetleri, gümrük birimleri, sınır muhafızları ile Yemen’deki, bölgesel ve uluslararası güvenlik kurumlarının gerçekleştirdiği 140’tan fazla sevkiyat ele geçirme operasyonunu kapsayan bir veri tabanı oluşturdu.

xsdefrgt
Kaçak yollarla ülkeye sokulan silahlar, Husi milislerinin eline parça parça geçiyor ve daha sonra grubun kontrolündeki bölgelerde yeniden birleştiriliyor. (ABD Donanması)

Veriler, 2024 ve 2025 yıllarında Husilere gönderilirken ele geçirilen malzemelerin yüzde 80’inden fazlasının tamamlanmış silah sistemlerinden ziyade silah üretiminde kullanılan parçalar ve ham maddeler olduğunu ortaya koydu.

Rapora göre, 2021-2025 yılları arasında kayıtlara geçen malzemelerin yüzde 35’ini Çin menşeli ürünler oluştururken İran menşeli ürünlerin oranı yüzde 21 oldu.

Raporda ayrıca, 2025 yılında Aden Limanı’nda bazı sevkiyatlara el konulduğu belirtildi. Bunlar arasında, ağustos ayında ele geçirilen ve İHA’lara ait parçalar ile gelişmiş üretim ekipmanları içeren 44 konteynerlik bir sevkiyat da bulunuyordu.

Rapora göre, yerli üretimin gelişmesi ve kaçakçılık güzergâhlarının çeşitlenmesi, yalnızca silah sevkiyatlarının engellenmesini yetersiz kılıyor. Bu nedenle tedarik ve finansman ağlarının işleyişini bozmak amacıyla daha kapsamlı bir uluslararası koordinasyon sağlanması çağrısında bulunuluyor.

Daha açık bir ifadeyle, Yemen’in meşru yönetimi ve ona bağlı güçler, yalnızca okuma yazma bilmeyen bir avuç Husi savaşçıyla karşı karşıya değil. Uluslararası tedarik ağlarından ve dışarıdan sağlanan teknik uzmanlıktan yararlanan, aynı zamanda taraftarlarını seferber etmek için ideolojik bağlılığa ve dinî vaatlere başvuran bir grupla mücadele ediyorlar.

Yemen’de iki DMO mensubu öldürüldü

Yemen hükümetini destekleyen koalisyon güçlerinin düzenlediği hava saldırıları, operasyonlarla ilgili rapor ve açıklamalarda belirtildiği üzere, silahlandırma ve eğitim alanlarında İran’ın sağladığı desteğe dair işaretler ortaya koydu.

Geçtiğimiz ağustos ayında Yemen’deki çatışmalarda, iki DMO mensubunun yanı sıra İranlı ve Iraklı üç uzmanın hayatını kaybettiği açıklanmıştı.

Silahların popülizmi

Örgütün geçmişi ve yürüttüğü savaşta dikkat çeken noktalardan biri, Filistin ve Tufan adlı füzelerinde olduğu gibi, silahlarına isim vererek taraftarlarının ve destekçilerinin duygularına hitap etmeyi iyi bilmesi. Jerusalem Post gazetesine göre Filistin adıyla bilinen füzenin tasarımı, İran’ın Şahab-3 füzesinin geliştirilmiş bir versiyonu olan Kadir füzesini temel alıyor.

Dolayısıyla Husilerin silahları yalnızca askerî işlevleriyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda grubun kapasitesini bölgesel meselelerle ilişkilendiren ve onu Yemen sınırlarını aşan daha geniş bir mücadelenin parçası olarak sunmaya çalışan bir propaganda aracına dönüşüyor.