İrlanda ve Norveç’ten Suriye’ye sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini uzatma adımı

Esed ile normalleşmeyi kabul etmeyen Washington, BMGK’daki görüşmelerine devam ediyor.

Suriye-Türkiye sınırındaki Bab el-Hava Sınır Kapısı yakınında, 30 Haziran’da taşınan yardımlar. (Reuters)
Suriye-Türkiye sınırındaki Bab el-Hava Sınır Kapısı yakınında, 30 Haziran’da taşınan yardımlar. (Reuters)
TT

İrlanda ve Norveç’ten Suriye’ye sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini uzatma adımı

Suriye-Türkiye sınırındaki Bab el-Hava Sınır Kapısı yakınında, 30 Haziran’da taşınan yardımlar. (Reuters)
Suriye-Türkiye sınırındaki Bab el-Hava Sınır Kapısı yakınında, 30 Haziran’da taşınan yardımlar. (Reuters)

Suriye’deki insani duruma ilişkin dosyadan sorumlu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’in daimi olmayan iki üyesi İrlanda ve Norveç perşembe günü yapılan oylamada Şam’ın onayı olmadan Suriye’ye sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini bir yıl uzatılmasına yönelik umutlarını dile getirdiler. Rusya ise konuya yönelik itirazlarını sürdürdü.  
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price oylama öncesinde, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi olarak Linda Thomas Greenfield’ın ve Rus Temsilci Vassily Nebenzia da dahil olmak üzere Güvenlik Konseyi’ndeki mevkidaşlarının bu konuda sarf ettiği çabaların devam ettiğini belirtti. Ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmede bu konuyu gündeme getiren Başkan Joe Biden’ın ve Dışişleri Bakanlığı’nın çabalarını da Price a. Price sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu konudaki diplomasimiz her zaman koordineli oldu. Ancak Suriye’ye sınır ötesi yardımların ulaştırılması yetkisinin resmi olarak sona ermesine sadece sayılı günler kaldığı için yoğunlaştı. Bu çok önemli bir konu. Zira sürenin sona ermesi milyonlarca insanın hayatını tehdit ediyor.”
Yetkili, Güvenlik Konseyi’nin Bab el-Hava’dan sağlanan insani yardımların ulaştırılmasına yönelik mekanizmayı 12 aylık bir süre için yenilemesi ve uzatması gerektiğini belirtti. ABD’nin sınır ötesi ve kontrol noktalarında geçilmesi de dahil olmak üzere Suriye’deki her türlü insani yardımı desteklediğini vurgulayan Price, ülkenin her bir yanına insani yardımın yaygınlaştırılması için ciddi ve güvenilir bir teklifin yapıldığını, bu teklifin Suriye halkının acil ihtiyaçlarını karşılamak için sınır ötesi yardım operasyonlarını ve koronavirüs nedeniyle oldukça ihtiyaç duyulan diğer yardımları da kapsadığını belirtti. Price sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu, ABD’nin tek başına yapamayacağı bir şey. Sahadaki tüm tarafların iş birliğini ve desteğini gerektirecek. Bu ne yazık ki müttefiklerine yardım etmek ve hayali düşmanlarını cezalandırmak için yardımları kullanan rejimi de kapsıyor.”
Price ayrıca Suriye halkının çektiği acılar ve koronavirüsün yayılmaya devam nedeniyle hiçbir mazeretin, insani yardımların ve aşıların ulaştırılması için güvenilir yolların kapatılmasını ve masum insanlara yardımların kesilmesini haklı çıkarmayacağını belirtti. Dışişleri Bakanı Antony Blinken de bu konuyu, yönetim için bir öncelik olarak gördüğünü yineledi.
Aşılarla ilgili yardımın doğrudan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad rejimine teslim edilip edilmeyeceğine yönelik bir soruya, yardımların insani kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla ihtiyacı olanlara doğrudan yardım şeklinde ulaştırılacağı cevabını veren Blinken, Başkan Joe Biden yönetiminin şu an kendi halkına acımasızca davranan Esad rejimi ile ilişkileri normalleştirmeye niyeti olmadığını vurguladı. Esad rejiminin insani yardımlara ulaşılmasını engellediğini ve halkın çektiği acıların çoğunun sorumlusu olduğunu belirtti.
ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield, Güvenlik Konseyi ile gerçekleştirdiği Suriye’deki insani duruma ilişkin basına kapalı toplantısının ardından “Bugün sahip olduğumuzdan daha azını kabul edemeyiz. O da milyonlarca Suriyeliye destek sağlayacak, 12 ay açık bir sınır kapısıdır” dedi.
Batılı diplomatlar, 2014 yılında belirlenen ve önümüzdeki cumartesi günü sona erecek olan izin süresinin 6 ay da olsa uzatılabileceği konusunda iyimserler.
Yardımların geçtiği sınır noktaları, geçen yıl Rusya’nın baskısı ile azaltıldı. Suriye’nin kuzeybatısındaki Türkiye ile İdlib Valiliği arasındaki Bab el-Hava kapısıyla sınırlı hale geldi. Sınır kapısı, Şam’ın ve savaşçı grupların kontrolü altındaki, İdlib’de ikamet eden çoğu sığınmacı yaklaşık üç milyon kişiye yardım etmek için kullanılıyor.
Veto hakkına sahip olan Şam’ın müttefiki Moskova, BM mekanizmasının Suriye rejiminin tüm ülke üzerindeki egemenliğini ihlal ettiğini düşünerek sınır ötesine yardım ulaştırma mekanizmasının süresinin uzatılmasını kabul etmediğini bildirdi.
AFP’ye konuşan Rus bir diplomat, Moskova’nın uzun zamandır net olan pozisyonunu koruduğunu söyledi. İrlanda’nın BM temsilcisi Geraldine Byrne Nason da Suriye’deki insanı durumun ele alınacağı basına kapalı toplantı öncesinde verdiği demeçte “Bu haftanın sonlarına doğru bir uzatma olmasını umuyoruz” dedi. Dosyanın siyasi açıdan hassas olduğunu belirten Nason, “İnsani felaketin büyüklüğünü hayal bile edemeyiz” ifadesini kullandı.
Norveç’in BM temsilcisi Mona Juul da şu açıklamada bulundu:
“Birçok şeyin görüşülmesi gerekiyor. Bu birçok insan için gerçekten bir ölüm kalım meselesi. Suriye’deki milyonlarca insandan bahsediyoruz. Dolayısı ile Suriye’ye mümkün olduğu kadar çok yardımın ulaşması son derece önemlidir.”
Dosyadan sorumlu iki temsilci, Suriye’nin kuzeydoğusuna yardım ulaştırmak için Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndan yardım girişine izin verilmesinin bir yıl uzatılmasının yanı sıra daha önce olduğu gibi Irak sınırındaki el-Yarubiye Sınır Kapısı’nın da yeniden açmasına yönelik bir karar tasarısı önerdi.
Greenfield, Rusya ve Çin’in sınırın geçilmesi mekanizmasının uzatılmasına yönelik veto haklarını kullanmaları durumunda, bu kararın yansımalarının çok net olduğunu ve insanların açlıktan öleceğini belirtti.
Batılı ülkeler gibi Rusya da Suriye’deki insani durumun farkında. Ancak söz konusu durumu Batı’nın yaptırımlarına bağlıyor. Moskova, Suriye başkentinden çatışma hatları üzerinden yardımların ulaştırılmasının, sınır ötesi yardım mekanizmanın yerini alabileceğini savunuyor.
ABD’nin BM temsilcisi Greenfield “Cephe hatlarına yardım dağıtımını desteklemek ve sınır ötesi yardım kapasitesini artırmak için çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Greenfield cephe hatlarından geçmenin sınırı geçmenin yerini tutmayacağını belirterek ABD’nin Rusya’nın tutumunu yumuşatması karşılığında yaptırımlarını hafifletme olasılığını ihtimal dahilinde olarak değerlendirmedi.
Çin’in BM Daimi Temsilcisi Zhang Jun, Pekin’in tek taraflı yaptırımlar, cephe hatlarının geçilmesi ve sınır ötesi mekanizmasında şeffaflığa yönelik çözümler görmek istediğini söyledi. Çin Temsilcisi açıklamasında şunları söyledi:
 “Sadece sınır ötesi mekanizmanın süresinin uzatılmasını değil, aynı zamanda tek taraflı yaptırımlar ve etkileriyle mücadele etmek ve gelecekte ön cephelerden yapılan yardımları da geliştirmek istiyoruz.”
Yılın başından bu yana, cephe hatlarına insani yardım ulaştırma taleplerinin yüzde 50’sinin Suriye rejimi tarafından engellendiğini belirten Fransa’nın BM Temsilcisi Nicolas de Riviere da sözleirni şöyle sürdürdü:
“Suriye’ye yapılan insani yardımın yüzde 92’si Avrupa Birliği, ABD, Kanada ve Japonya tarafından sağlanıyor. Bunlar aslında Batı’nın paraları. Hiç kimse bu paranın cephe hatları üzerinden ulaştırılmak üzere yeniden tahsis edilmesini beklememeli. Bu olmayacak.”
Diplomatlar, Rusya’nın yardımların ulaştırılması süresini uzatma konusuna yönelik BM Güvenlik Konseyi müzakerelerinden ayrıldığını aktardılar. BM Suriye Krizi Bölgesel İnsani Yardım Koordinatörü Yardımcısı Mark Cutts; Kanada, Dominik Cumhuriyeti, Hollanda, Katar ve Türkiye tarafından New York’ta düzenlenen BM toplantısında “Sınır ötesi yardım operasyonu, insanlara yardım ulaştırmanın en güvenli yoluydu. Geçen yıl boyunca, Suriye’nin kuzeybatısına ayda ortalama binden fazla kamyon ulaştırdık. Kesinlikle bu yardım sürecinin devam etmesi gerekiyor” dedi.
Güvenlik Konseyi, ilk kez 2014 yılında dört sınır kapısı üzerinden Suriye’deki sınır ötesi yardım operasyonuna izin verdi. Geçen yıl, Rusya ve Çin’in karşı çıkması nedeniyle dört sınır kapısı üzerinden gerçekleştirilen yardım mekanizmasının süresinin uzatılması engellendi ve yardım geçişleri Türkiye sınırındaki, Suriye silahlı muhalefetleri tarafından kontrol edilen sınır kapısı ile sınırlı kaldı.
Rusya, yardım operasyonunun zamanının geçtiğini ve Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini bildirdi. Rusya ve Çin, ABD ve diğer ülkelere yönelik eleştiride bulunarak Suriye’deki kötü durumun bir kısmından tek taraflı yaptırımları sorumlu tuttular.



“Dera’nın çocukları” Atıf Necip davasında Şarkul Avsat'a konuştu

Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)
Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)
TT

“Dera’nın çocukları” Atıf Necip davasında Şarkul Avsat'a konuştu

Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)
Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)

Yirmi sekiz yaşındaki genç kadın, siyah peçesinin ardından ‘Sıra sana geldi doktor’ diye şarkı söylerken neredeyse dans edecekti. Bu sözler, eski Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necip'in yargılandığı ilk duruşmanın yapıldığı mahkeme salonunun kapısı önünde toplanan kalabalığın arasında yükselen bir sevinç çığlığıydı.

2011 yılında Dera'daki protestolar patlak verdiğinde henüz 15 yaşında olan genç kadın, duygularını ifade etmekte güçlük çekti. Şarku’l Avsat’a konuşan genç kadın “Ben Şeyh Ahmed es-Sayasne ailesindenim. Tüm kuzenlerim ve tüm Dera halkı tutuklandı, takibe alındı, öldürüldü. Katilin yargılanması büyük bir sevinç kaynağı. Bugün zafer kazandık. Suriye'de insan haklarını çiğneyen herkesin hesap vermesini diliyorum” ifadelerini kullandı.

vfrbf
Şam'daki ceza mahkemesi salonu, Dera'daki Siyasi Güvenlik Şubesi'nin eski başkanı Atef Necib'in yargılanmasına ilişkin ilk duruşma sırasında, çevik kuvvet polisi tarafından halka kapatıldı (AP)

Nusur Caddesi üzerinde bulunan Adalet Sarayı’ndaki mahkeme salonunun kapısı önünde ve koridorlarında güvenlik güçleri yoğun güvenlik önlemleri alırken basın mensuplarının salon alanının büyük bölümünü kaplaması, sabahın erken saatlerinde Dera’dan gelen davacıların tepkisine yol açtı. Bu kişiler, isimleri çağrılana kadar salon dışında beklemek zorunda kaldı.

İçlerinden biri "Medya mensupları davacılar önce mi geliyor?" diye bağırdı. Ancak Adalet Sarayı’nın gürültüsü içinde ona kimse yanıt vermedi. Bölümler ve mahkemeler olağan işleyişini sürdürürken güvenlik güçleri, sanığın mağdurlarıyla adaletin gölgesinde bir araya geldiği bu tarihi anı izlemek isteyenlerin giriş-çıkışlarını düzenlemek amacıyla koridorlarda ve salon kapısı önünde yoğun biçimde konuşlandırıldı.

cdscv
Ala Eba Zeyd, 2011 yılında Dera’da ‘Özgürlüğün Çocukları’ adıyla bilinen davada tutuklu çocuklar arasındaydı (Şarku’l Avsat)

Dava için Dera'dan 50'den fazla kişi geldi. Aralarında 2011 yılının şubat ayında Atıf Necip tarafından tutuklanarak o dönemde ‘Özgürlüğün Çocukları’ adıyla bilinen davanın failleri haline getirilen 6 genç de bulunuyordu. Bu gençler, bir okulun duvarına ‘Sıra sana geldi doktor’ yazmakla suçlanıyordu.

O dönemde 20'den fazla çocuk duvar yazısı yazdıkları gerekçesiyle tutuklandı. Ala Eba Zeyd, Şarku’l Avsat'a ‘Her türlü yazı, hatta kişisel bir isim ya da masum bir çocukluk anısının bile’ bu kapsamda değerlendirildiğini söyledi. Eba Zeyd, kardeşi Abdurrahman ile birlikte şikâyetçi taraf sıfatıyla duruşmaya katılmak için gelmişti. Kardeşi, Ahmed ve İbrahim Reşidat, Samir es-Sayasne ve İyad Halil dahil olmak üzere 5 diğer kişiyle birlikte sanık Atıf Necip'e karşı ilkokul çağındayken yaşadıkları tutukluluk ve işkenceye ilişkin delillerle yüzleşecek.

sdvfd
Dera'dan Şeyh Ahmed es-Sayasne ailesine mensup genç bir kadın; kendisi ve küçük yaştaki akranları tutuklanma ve ölümle yüzleşmek zorunda kaldı (Şarku’l Avsat)

Ala, Necip'in çocukların tutuklanmasını ve işkenceye maruz kalmasını inkâr ettiğini belirtti. Oysa istisnasız Esed hapishanelerine giren herkesin türlü korkunç işkence biçimlerine maruz kaldığı biliniyor. Aralarında en büyüğü on dört yaşında olanların da bulunduğu bu çocukların bir kısmı sonradan şehit düştü, bir kısmı göç etti, bir kısmı ise kaldı ve tanıklık etmek için mahkemeye geldi.

Suriye makamlarından davacıların mahkeme salonuna erişimini kolaylaştırmaya daha fazla özen göstermelerini isteyen Ala, Necip'in ve çökmüş rejimin Suriyelilere karşı ihlaller işleyen tüm sembol isimlerinin adil bir cezaya çarptırılmasını ve ‘tutukluların, şehitlerin ve kayıpların ailelerinin yudumlamak zorunda kaldığı acıyı tatmalarını’ diledi.

dfsvdf
İyad Halil, 2011 yılında Dera'da Özgürlüğün Çocukları Davası’nda tutuklanan ilk kişiydi (Şarku’l Avsat)

Salona alınmak ve ifadesini vermek için çağrılmayı bekleyen İyad Halil şunları söyledi:

“Ben 8 Şubat 2011'de Suriye devriminin ilk tutuklusuyum; o zaman on dört yaşındaydım."

Halil, bacağındaki fiziksel engele işaret ederek “Bu işkence yüzünden oldu. Bize okulun duvarına yazı yazmak için dış güçler tarafından yönlendirildiğimi itiraf ettirmek amacıyla her türlü işkenceyi yaptılar. Ama ben o yazıyı gördüğümüz zulüm yüzünden yazdım” ifadelerini kullandı.

dsvfe
Suriye savaşının başlarında Dera'daki protestoculara yönelik şiddetli baskı kampanyasıyla suçlanan Tuğgeneral Atıf Necip'in duruşmalarını takip etmek için gelen izleyiciler (EPA)

Adalet Sarayı’na gelen avukatlardan biri, ceza mahkemesi salonu önündeki kalabalığa katılarak duruşmadan yapılan canlı yayını cep telefonu ekranından takip etti. Atıf Necip'in Adalet Sarayı’na gelişi sırasında ağladığı sahneyi şaşkınlıkla yorumlayan avukat, yanındaki meslektaşına dönerek "Saygıyla mahkemeye sevk edildiği için sevinçten ağlaması gerekir” dedi. Orada bulunanlardan biri, "İdamdan daha ağır bir ceza olsaydı onu talep ederdik” diye karşılık verdi.

sd
Eski Suriye rejimi yetkililerinden Tuğgeneral Atıf Necip dün, Şam'daki duruşma salonuna girerken (EPA)

Ömeriye Camii’ne 2011 yılında düzenlenen baskınla ilgili davadaki davacılardan biri olan Abdulhakim es-Serhan, tüm mahalle sakinlerinin zarar gördüğü bu olaydan hareketle Atıf Necip'in kaderine Ömeriye Camii'nin önündeki meydanda karar verilmesini istedi. Serhan, “Necip, Dera Siyasi Güvenlik Şubesi'nin başkanıydı, yani Dera’daki en önde gelen devlet adamıydı. O dönemde Dera'da işlenen tüm ihlaller onun emirleriyle gerçekleşti” ifadelerini kullandı.

Orada bulunanlardan biri ise Necip'in 2011 yılında Siyasi Güvenlik Şubesi'nin kapısı önünde 12 kişinin hayatını kaybettiği ve 32 kişinin yaralandığı bir katliamı gerçekleştirdiğini belirterek Necip'in ve Dera'daki tüm Güvenlik Şubesi yetkilileri ile şebbiha (Esed ailesine sadık olan devlet destekli paralı askerler) liderlerinin bunun hesabını vermesi gerektiğini söyledi.

fdvfd
İşgal altındaki Golan Tepeleri’nden Yasir Ata Abdulgani, Dera’da iki kardeşini kaybetti (Şarku’l Avsat)

2013 yılındaki Tünel Katliamı'nda yaralanan Basil Muric, kendisinin Esed rejiminin sembol isimlerine karşı açılan davada davacılardan biri olduğunu söyledi. Dera'dan 46'dan fazla kişiden oluşan bu ekip, duruşmayı izlemek için hep birlikte geldi. Basel, saldırı sonucu parmakları kesilmiş elini kaldırarak “Ailem, eşim ve iki çocuğum, Dera’daki Tünel Katliamı'nda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 24'ten fazla sivilin yanı sıra hayatını kaybetti” dedi. Basel, bombalama, tahrip ve öldürme emirlerini verenlerin tamamının yargılanması gerektiğini de ısrarla vurguladı.

İşgal altındaki Golan Tepeleri’nin Kurdem eş-Şerbeti mahallesinde ikamet eden Yasir Ata Abdulgani ise Dayanışma Mahallesi Katliamı’nın baş sanığı Emced Yusuf'un tutuklanmasının ve düşen eski rejimin sembol isimlerinin yargılanma sürecinin başlamasının ‘şehitlerin, kayıpların ve yerinden edilen kişilerin aileleri için büyük bir sevinç kaynağı’ olduğunu söyledi. Abdulgani, Suriye'nin tahrip edilmesine neden olan herkesten hesap sorulması temennisinde bulundu.

2012 yılından bu yana iki kardeşinden haber alamayan ve onlar hakkında ölüm belgesi mi çıkarsın yoksa beklesin mi bilemediğini belirten Abdulgani, adalet sürecinin başlamasının ‘yaslı kalpleri yatıştırdığını’ vurgulayarak Suriye makamlarından kurban yakınlarına duyulan şefkatle geçiş dönemi adaleti sürecini hızlandırmalarını istedi.


Libya’da ‘geçiş dönemi adaletine’ ilişkin uzlaşmacı yasanın gözden geçirilmesi çağrıları

25 Nisan’da düzenlenen Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları görüşmelerine katılan bir grup (UNSMIL)
25 Nisan’da düzenlenen Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları görüşmelerine katılan bir grup (UNSMIL)
TT

Libya’da ‘geçiş dönemi adaletine’ ilişkin uzlaşmacı yasanın gözden geçirilmesi çağrıları

25 Nisan’da düzenlenen Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları görüşmelerine katılan bir grup (UNSMIL)
25 Nisan’da düzenlenen Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları görüşmelerine katılan bir grup (UNSMIL)

Libya’da Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları süreci üyeleri, başkent Trablus’ta gerçekleştirdikleri üçüncü doğrudan görüşme turunu, mevcut geçiş dönemi adaleti yasa tasarısında ‘kapsamlı’ bir revizyon yapılması ve insan hakları ihlallerine karışan kişilerin siyasi sahneden uzak tutulması çağrısıyla tamamladı.

Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) cumartesi akşamı yayımladığı açıklamada, geçen perşembe günü sona eren görüşmelerin, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde yürütülen ‘yapılandırılmış diyalog’ çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Açıklamada, bu sürecin, ‘geçmişteki ihlaller için hesap verebilirliğin sağlanması ve barışçıl ulusal seçimlere ulaşmanın temel dayanağı olarak devlet kurumlarına güvenin güçlendirilmesi amacıyla bir yol haritası oluşturmayı’ hedeflediği ifade edildi.

Katılımcılar, nihai tavsiyelerinde 2025 yılı için önerilen geçiş dönemi adaleti yasa tasarısının, siyasi bölünmeler ve mağdurlara yönelik eşitsiz muamelenin beslediği ‘geçmişteki başarısızlıkların’ tekrarını önlemek amacıyla ‘kökten reformlara ihtiyaç duyduğunu’ vurguladı.

Hakikat ve adalet

UNSMIL Başkanı Hanna Tetteh, ülkede herhangi bir güvenilir dönüşümün ‘hakikat, adalet ve mağdurlar ile ailelerinin onuruna dayanması gerektiğini’ belirterek, ‘ulusal uzlaşının, Libya öncülüğünde ve sahipliğinde yürütülen, hak temelli bir yaklaşım olmadan sürdürülebilir olamayacağını’ ifade etti.

Toplantıdan çıkan başlıca tavsiyeler arasında, kurulması planlanan Hakikatleri Araştırma ve Uzlaşı Komisyonu’nun bağımsızlığının güvence altına alınması, zararların tazmini için şeffaf bir çerçevenin benimsenmesi ve yerinden edilenlerin dönüşüne öncelik verilmesi yer aldı. Ayrıca keyfi gözaltı uygulamalarına son verilmesi, sivil alan ile gazetecilerin korunması ve karar alma süreçlerinde kadınların ve kültürel bileşenlerin temsilinin güçlendirilmesi çağrısı yapıldı.

Öte yandan katılımcılar, yaklaşık 6 bin Libyalıyı kapsayan kamuoyu yoklamasının sonuçlarını da değerlendirdi. Sonuçlar, halk arasında memnuniyetsizlik ve güvenlik endişelerinin yaygın olduğunu ortaya koyarken, katılımcıların yüzde 82’sinin, ihlallere karışan ve bölünmeye yol açan kişilerin iktidar pozisyonlarından dışlanmasını desteklediğini gösterdi.

dedrvfre
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, 26 Nisan’da düzenlenen Libyalı Kadınlar Ulusal Günü etkinlikleri sırasında Libyalı kadınların arasında yer aldı. (Dibeybe’nin ofisi)

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 67’sinin hâlâ tutuklanma veya misilleme korkusu taşıdığını ortaya koydu. Bu durumun, uzun süredir istikrarsızlık yaşayan ülkede siyasi katılım ve ifade özgürlüğü önünde başlıca engellerden biri olduğu belirtildi.

Ayrıca Berlin Süreci kapsamında oluşturulan Uluslararası İnsancıl Hukuk Çalışma Grubu’na bağlı büyükelçi ve temsilciler, Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları sürecinin kapanış oturumuna katılarak, cezasızlık döneminin sona erdirilmesinin tek güvencesinin Libya yargısının bağımsızlığı olduğunu vurguladı.

Libyalı Kadınlar Ulusal Günü

Öte yandan Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe dün başkent Trablus’ta bu yıl kamu sektöründe çalışan kadınlara ithaf edilen Libyalı Kadınlar Ulusal Günü etkinliklerine katıldı.

Dibeybe konuşmasında, ‘hükümetin kadınların güçlendirilmesine yönelik programlara desteğini sürdürdüğünü ve karar alma mekanizmalarına katılımlarını artırmayı hedeflediğini, bunun da devlet kurumlarında daha etkin bir temsil sağlayacağını’ vurguladı.

Çeşitli sektörlerde görev yapan kadınların rolüne de dikkat çeken Dibeybe, kadınların kurumların istikrarı ve işleyişinin devamlılığı açısından temel bir unsur olduğunu belirterek, ‘elde ettikleri başarıların sorumluluk üstlenme ve kalkınma sürecine katkı sağlama kapasitelerini yansıttığını’ ifade etti.

Tetteh ise bu vesileyle bazı Libyalı kadınlarla bir araya gelerek, “Zorluklara ve engellere rağmen Libya’daki kadınların barış ve refahın hâkim olduğu bir ülkenin inşasına katkı sunmaya devam ettiğini” söyledi. Tetteh, kadınların ‘Libya toplumunun birliğini ve istikrarını güçlendirmede ve daha adil bir yapı kurulmasında temel bir unsur’ olduğunu vurguladı.


Kidal’ın Tuareg isyancılarının eline geçmesi ne anlama geliyor?

2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)
2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)
TT

Kidal’ın Tuareg isyancılarının eline geçmesi ne anlama geliyor?

2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)
2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)

Tuareg isyancıları dün Kidal kentine geri dönüşlerini ve kentin ‘tamamen kontrol altına alınmasını’ kutladı. Bu gelişme, üç yıl önce Rusya’nın da destek verdiği Mali ordusu tarafından şehirden çıkarılmalarının ardından gerçekleşti. Sosyal medya aktivistleri, şehirden Rusya destekli güçlerin çekilişini gösterdiği öne sürülen görüntüleri paylaştı. Görüntülerde Mali bayrağının indirildiği ve yerine Azavad bayrağının çekildiği görülüyor.

Yaklaşık 55 bin nüfusa sahip Kidal şehri, uzun yıllardır Bamako yönetimi ile Tuareg isyancıları arasındaki çatışmaların merkezinde yer alıyor. Şehir, Kuzey Mali’de kontrol ve nüfuz mücadelesinin sembol noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Kidal’ın çöl dağları arasındaki stratejik konumu, onu ülkenin en kritik gerilim hatlarından biri haline getiriyor.

İsyancıların kalesi

1960 yılında Mali’nin bağımsızlığını kazanmasından bu yana Kidal kenti, ülkenin güneyinde bin 500 kilometreden fazla uzaklıkta bulunan başkent Bamako’daki merkezi otoriteler ile ülkenin kuzeyinde yer alan ve Mali topraklarının üçte ikisini oluşturan Azavad bölgesinde özerklik talep eden Tuareg silahlı hareketleri arasında gidip gelen bir kontrol alanı oldu.

Tuaregler, Kidal’ın Fransız sömürgeciliğine karşı kuzeyden yürütülen direnişin merkezi olduğunu savunuyor ve kentin Bamako’ya bağlılığının sömürge döneminden miras kaldığını düşünüyor. Bağımsızlığın ardından hemen isyan başlatan Tuaregler, dönemin Mali Cumhurbaşkanı Modibo Keita tarafından Sovyetler Birliği’nin de desteğiyle sert biçimde bastırılmıştı.

Buna rağmen Kidal, Tuaregler açısından tarihsel ve sembolik önemini korudu. Kent, özellikle Sahra Çölü bölgesinde güçlü etkisi bulunan İfoghas kabilesi için “ruhani ve siyasi merkez” olarak kabul ediliyor. İfoghas kabilesi, Kuzey Mali’deki nüfuzuyla öne çıkıyor.

Kidal doğumlu ve Ifoghas kabilesine mensup birçok isim, Tuareg isyancı hareketlerinin liderliğinde yer aldı. Bu isimler arasında en dikkat çekenlerden biri, Iyad Ag Ghali oldu. Ghali, Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin adlı yapının lideri olarak biliniyor. El Kaide ile bağlantılı olduğu belirtilen bu örgütün, geçtiğimiz cumartesi Bamako’da düzenlenen ve Savunma Bakanı Sadio Camara’ya yönelik suikastın da aralarında bulunduğu saldırıları organize ettiği iddia edildi.

Müstahkem şehir

Kidal kenti, doğal yapısı sayesinde adeta bir ‘kale’ olarak tanımlanıyor. Ifoghas kabilesiyle özdeşleşen Adrar sıradağlarının merkezinde yer alan şehir, bu coğrafi konumu nedeniyle Sahra bölgesinde önemli bir stratejik ve askeri değer taşıyor.

Engebeli arazi yapısı, Kidal’ı askeri açıdan ele geçirilmesi zor doğal bir tahkimata dönüştürüyor. Bu özellik, kentin uzun yıllar boyunca silahlı gruplar için bir arka üs ve hava ile kara gözetiminden uzak stratejik bir sığınak olarak kullanılmasına imkân verdi. Kentin askeri önemini artıran bir diğer unsur ise bölgede bir askeri havaalanının bulunması ve stratejik Tisilit üssüne yakınlığı. Bu durum, Kidal’ı kontrol eden tarafın Kuzey Mali’deki hava ve kara ikmal hatları üzerinde hâkimiyet kurması anlamına geliyor. Ayrıca kent, Cezayir ve Nijer sınırlarına uzanan yollar üzerinde kritik bir geçiş noktası olarak kabul ediliyor.

Egemenliğin sembolü

Kidal’da Mali bayrağının yeniden göndere çekilmesi, ülkenin tam egemenliğinin yeniden tesis edildiğinin sembolü olarak değerlendirildi. Kent, 2012-2023 yılları arasında on yılı aşkın bir süre boyunca merkezi devletin kontrolü dışında kalmıştı. Kasım 2023’te Mali ordusu ile Rusya merkezli Wagner grubunun şehir üzerindeki kontrolü yeniden sağlaması, iktidardaki askeri yönetim tarafından ‘tarihi bir zafer’ olarak nitelendirildi.

2012 ile 2023 yılları arasında Kidal, ‘silahlı hareketler koordinasyonu’ olarak bilinen isyancı yapının kalesi haline geldi. Bu süreçte Birleşmiş Milletler (BM) barış gücü ve Fransız askerî varlığı bölgede bulunsa da, Mali ordusunun kente girişine izin verilmedi. Bu durum, 2015’te Cezayir’de imzalanan ‘uzlaşma anlaşmasının’ uygulanmasını da ciddi şekilde sekteye uğrattı.

Bamako yönetimi, Kidal’ın özel statüsünü anlaşmanın uygulanması önünde temel bir engel olarak görüyordu. Hükümete göre kentin silahlı grupların kontrolünde kalması ‘devlet içinde devlet’ benzeri bir yapı oluşturuyordu. Bu çıkmaz, sürecin sonunda söz konusu anlaşmanın fiilen çökmesine yol açtı.

Barut fıçısı

Kidal, Mali’deki tüm karmaşık dinamikleri özetleyen bir merkez olarak değerlendiriliyor. Tarihsel ve siyasi açıdan Tuareg isyancılarının kalesi olan şehir, aynı zamanda terör örgütleriyle iç içe geçmiş bir yapıya da sahne oldu. Bölgede, seküler isyancı hareketlerle El Kaide ideolojisine yakın radikal gruplar bir arada faaliyet gösterdi. Bunların en dikkat çekenlerinden biri, daha sonra Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin çatısı altında birleşen Ensaruddin hareketi oldu.

Bu farklı ve zaman zaman birbiriyle çelişen grupları bir arada tutan ortak unsur, Bamako’daki merkezi otoriteye karşı duyulan muhalefetti. Ancak bu ortak zemin bile her zaman bir arada yaşamayı mümkün kılmadı; şehir içinde zaman zaman silahlı çatışmalar yaşandı ve bu durum Kidal’daki güç dengelerinin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu.

Bunun yanında, kentte hassas kabile ve etnik dengeler de belirleyici rol oynuyor. Kidal üzerinde kontrol sağlamak, yerel kabile liderleriyle uzlaşmayı zorunlu kılıyor. Demografik yapıya müdahale edilmesi veya dışarıdan askeri bir otoritenin dayatılması, askeri boyutu aşan sert bir toplumsal direnişle karşılık buluyor. Tüm bu faktörler Kidal’ı, patlamaya hazır bir ‘barut fıçısı’ haline getiriyor. Ayrıca şehir, Sahra’yı aşan kaçakçılık ağlarının önemli bir geçiş noktası haline gelmiş durumda. Kaçakçılık, yasa dışı altın madenciliği ve silahlı gruplarla bağlantılı ekonomik faaliyetlerin büyümesi, bölgede istikrara ve merkezi otoriteye ihtiyaç duymayan bir ekonomik düzen oluşturmuş durumda.