Politikacıların cinsel istismar skandallarının getirdiği yıkım

Çoğu dava sanığın serbest bırakılmasıyla sonuçlanıyor.

Skandallar sadece politikacıları değil, aynı zamanda kurumları, yönetimleri ve siyaset sistemleri de etkiliyor. (AFP)
Skandallar sadece politikacıları değil, aynı zamanda kurumları, yönetimleri ve siyaset sistemleri de etkiliyor. (AFP)
TT

Politikacıların cinsel istismar skandallarının getirdiği yıkım

Skandallar sadece politikacıları değil, aynı zamanda kurumları, yönetimleri ve siyaset sistemleri de etkiliyor. (AFP)
Skandallar sadece politikacıları değil, aynı zamanda kurumları, yönetimleri ve siyaset sistemleri de etkiliyor. (AFP)

Fidel Spiti
Politikacıların cinsel istismar skandallarının başlıca aktörleri olmasının birkaç temel sebebi var. Ya dünyanın her yerinde çalışanlarının veya hizmetlerindekilerin üzerinde cinsel tacizde eylemlerini kolaylaştıracak güçleri olması ya da siyaset alanında çalışmaları. Belki de bu iki neden, politikacıların cinsel taciz eylemlerini yalnızca kendi ülkelerinde değil, tüm dünyada genel bir endişe konusu haline getiriyor. Siyaset alanı, birçok kişinin politikacıların herhangi bir hatasını yakalamak için pusuya yattığı kamusal bir alan. Böylece politikacıların cinsel skandalları sosyal medya sitelerinde hızlı bir şekilde yayılıyor. Bu da kamu alanında kariyerlerinin bitmesine, yargılanmalarına ya da kurbanlara tazminat ödemelerine yol açıyor.

Medyatik skandallar
Herhangi bir politikacı da tıpkı diğerleri gibi şiddet duygusuna sahip olabilir. Ancak tüm gözler üzerinde olduğu için özel duygularını konumunun verdiği güçle kullanması durumun kamuya mal olmasına yol açar. Politikacıların ve ünlülerin uyguladığı cinsel tacizler genel olarak duyulmaz. Ancak bir mağdurun maruz kaldığı durumu açıklaması, politikacının geçmişteki cinsel tacizlerinin de gün yüzüne çıkmasını sağlayabilir. Zira bir kurbanın cesareti, geri kalanları da deviren ilk domino taşı gibidir.
Geçen ay Avustralya Parlamentosu'nda meydana gelen video skandalları veya ABD'li ünlü film yapımcısı Harvey Weinstein’in taciz ettiği Hollywood aktrisleri davası da buna bir örnek. Nitekim Hollywood’daki skandal çok geçmeden, yaşadıklarına ilişkin suskun kalan diğer kadınların da seslerini yükseltmeleri ile yapımcı için cehennemin kapılarını açmıştı.
Cinsel taciz olarak kabul edilebilecek eylemler ile karşı tarafın rızası ile yapılanlar arasındaki çizginin belirsizliğine ve birçok taciz davasının, davacının maddi veya mesleki bir çıkar sağlamayı hedeflediği ortaya çıktıktan sonra sanığın beraat etmesiyle sonuçlanmasına rağmen genelde ok yaydan çıkmış oluyor. Bunun sonucunda cinsel istismar skandalı yıldırım hızıyla medyada yayılıyor ve soruşturmanın sonucu beklenmeden doğrudan politikacı suçlanıyor. Politikacının şahsi, ailevi ve mesleki hayatı gazetecilerin kalemleri ve insanların dilleri ile zarar gördükten sonra -ki bu zarar genelde çok ağır olur- mahkeme itibarı geri vermekten başka bir şey yapamıyor.
Ancak diğer yandan ortaya çıkmayan ve kimsenin bilmediği cinsel taciz eylemleri de var. Bunun sebebi ya tacizcinin medyanın üzerinde büyük bir gücü olması ya da kurbanın kendisine perde arkasında verilen tazminattan memnun kalması ve bu yüzden olayın skandal haline gelmemesi.

Listenin başındaki başkanlar
Dünya çapında cinsel taciz skandallarına karışan pek çok politikacı var. Bunların başında da Oval Ofis’teki stajyer Monica Lewinsky'nin adından dolayı “Lewinsky skandalı” olarak bilinen, ABD Başkanı Bill Clinton’ın davası geliyor. Skandal, yargı ve ABD Senatosu karşısında Bill Clinton’ın yemin altında yalan söylediğini itiraf etmesine ve taciz şekli ile yaşanan mahrem durumun gün yüzüne çıkarılmasına kadar varmıştı. Bu skandal Clinton'ın ABD başkanlığındaki ikinci döneminin ikinci yarısına leke sürmüş ve dünya çapında en çok konuşulan skandal haline gelmişti. En nihayetinde Clinton paçasını kurtarmış ve istifa etmek zorunda kalmamıştı. Basın ise Monica Lewinsky’yi takip ederek hayatını alt üst etmişti. Bu da kendisini olumsuz bir şekilde etkilemiş ve daha sonra bu ilişki hakkında yazdığı bir kitapta da bu durumdan bahsetmişti.
Ancak ABD’li politikacıları etkileyen cinsel istismar skandallarının sonuçları açısından Avrupalı politikacılarınkinden farklı olduğunu söylemeliyiz. Zira ABD'de skandalda ailenin korunması ve ihanet ilgili hususlar önemli bir rol oynarken Avrupa'da ise skandalın istifa, yargılanma veya tazminat gibi ses getiren yaptırımlara yol açması için görevi kötüye kullanma, reşit olmayan birine tecavüz etme ya da cinsel ilişkiye girme şartları aranıyor.
Fransız cumhurbaşkanlarının iktidarda oldukları süre boyunca eşleri dışındaki kadınlarla romantik ilişkiler yaşadıkları biliniyordu. Bunlar arasında François Mitterrand da yer alıyor. Mitterrand bilinen ailesinin yanı sıra gizli bir aile daha kurmuştu ve Ann Bingo adındaki kadınla yaşadığı ilişkiden Mazarine ismini verdiği bir kızı olmasına rağmen bu sırrı yıllarca saklamıştı.
Mitterrand'ın halefi Jacques Chirac da romantik ilişkileri hakkında kaleme aldığı anılarında “Sevdiğim kadınlar vardı; olabildiğince gizli, sessiz…” ifadelerini kullanmıştı.
Bu tür bir ilişki ABD’de olsa söz konusu iki isim de devrilirdi. Ancak görünen o ki Fransa'da siyasi veya kamu çıkarını ilgilendiren kararları etkilemediği sürece halk cumhurbaşkanının romantik ilişkileri ile ilgilenmiyor. Ya da kişisel ve bireysel özgürlük, kamu görevini cinsel maceraları ya da evlilik dışı ilişkilerini yürütmek için kullanmadığı sürece kişinin siyasi rolü ile ilişkilendirmiyor.
Belki de Avrupa’daki en büyük cinsel skandal, Eski İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’nin “Rubygate” adıyla bilinenidir. Berlusconi aleyhinde, 2010 yılında “Ruby” lakaplı Fas doğumlu Kerime el-Mahrug adında 18 yaşın altındaki bir kızla cinsel ilişkiye girme de dahil olmak üzere birçok suçlama yöneltilmiş ve davalar açılmıştı.
İsrail'de cinsel skandalları nedeniyle istifa eden en göze çarpan isim ise Eski İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav olmuştu. İsrail mahkemesi 30 Aralık 2010 tarihinde Katsav'ı başka eylemlerin yanı sıra iki tecavüz suçlamasından dolayı hapse çarptırmıştı.

Eski ve yeni skandallar
İngiltere Sağlık Bakanı Matt Hancock geçtiğimiz haziran ayında romantik bir ilişki yaşadığı danışmanı ile yeni tip koronavirüs (Kovid-19) prosedürlerini ihlal ettiği ortaya çıktıktan sonra görevinden istifa etti. İngiltere'de Kovid-19 salgını ile mücadelenin, özellikle aşı kampanyasının baş sorumlu olan Bakan, Başbakanı Boris Johnson'a istifasını sunan bir mektup gönderdi.
Bu olaydan aylar önce Avustralya Parlamentosu'nda seks görüntüleri skandalı patlak verdi. Bu skandalın Avustralya'da siyasi hayatı sarstığı söylenebilir. Ülkede, parlamento ofislerinde cinsel eylemlerde bulunan çalışanların videoları yayıldı. Bu videolar eski bir çalışanın cinsel saldırıya uğradıktan sonra işini kaybetmekten nasıl korktuğunu açıklamasının ardından ortaya çıkmıştı. Brittany Higgins, 2019 yılında parlamento ofislerinden birinde kendisinden kıdem olarak üstte olan bir meslektaşı tarafından tecavüze uğradığını ve polise haber vermemesi için kendisine baskı yaptığını iddia etmişti.
Sürekli tekrarlanan bu skandallar sadece bir özür, tazminat veya göstermelik davalarla bitmiyor. Bilakis bunları, kamuoyu baskısı sayesinde ortaya çıkan köklü değişiklikler izliyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre bu olaylar, Avustralya Başbakanı Scott Morrison'ı kabine değişikliği yapmaya itti. Morrison, hükümetin iki önde gelen üyesini görevden alarak yürütme organındaki mevkilerini düşürdü ve yerlerine kadınları terfi ettirdi. Böylece bu Avustralya hükümetleri tarihinde “kadınların en çok temsil edildiği” kabine olarak öne çıktı.
Ancak politikacıların isimlerinin geçtiği cinsel skandallar, her zaman çirkin, tehlikeli veya olağan dışı eylemlerde bulundukları anlamına gelmiyor. Zira Cumhuriyetçi Parti'den ABD başkanlığına aday olmak isteyen ünlü General David Petraeus’un yaptığı gibi politikacılar sözlü saldırı veya fiziksel olmayan tacizde de bulunabiliyorlar. Petraeus ünlü West Point Askeri Akademisi’nden mezun olmuştu. Irak'taki rolü de dahil olmak üzere orduda üst düzey pozisyonlara yükselen dört yıldızlı bir general olarak görev yapmıştı. Ayrıca ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) direktörlüğü koltuğuna da oturmuştu. Petraeus’un başarılarla dolu bu otobiyografisi hakkında kitap yazan bir gazeteciyle ilişkisi vardı. Sorun şuydu ki General bariz hatalar yapmıştı. Zira güvenlik risklerini hesaba katmadan CIA’nın resmi e-posta adresinden gazeteciye özel mesajlar gönderiyordu. Petraeus skandaldan yakasını kurtaramamış ve istifasını sunmuştu. Hapse girmemek için 100 bin dolar para cezası ödeyen Petraeus, büyük bir yıldızken bir anda siyaset arenasından silindi.
İngiltere’ye geri dönersek; 2017 yılında yayılan cinsel skandallar İngiltere Savunma Bakanı Michael Fallon'un istifasına yol açmıştı. Fallon 2002'de elini bir gazetecinin dizine koymak ve 2003'te başka bir gazeteciyi öpmeye çalışmakla suçlanmıştı.
Aynı şekilde ABD gazeteleri Eski New York Eyalet Valisi Eliot Spitzer'ın bir hayat kadınıyla yaşadığı ilişkinin ayrıntılarını açıklamakta gecikmemişti. Bu olay Spitzer’ı bir basın toplantısında özür dileyip eşinden af dilemeye mecbur bırakmıştı. Spitzer iyi itibarı ve güçlü kişiliği ile tanınan başsavcılığın ardından geldiği New York Valiliği görevinden istifa edip koltuğunu bırakmak zorunda kalmıştı. Böylece Spitzer’ın kazandığı tüm bu güç ve nüfuz, bir cinsel skandal ile buharlaşmış oldu.

Kurum ve idarelerin de payı var
Sadece politikacıları değil, aynı zamanda kurumların ve genel kuruluşların yanı sıra bir bütün olarak idari ve siyasi sistemi etkileyen çeşitli skandallar da mevcut. Tıpkı Almanya’da olduğu gibi...
Alman televizyon kanalı ZDF, Berlin'deki mülteci kamplarındaki sığınmacıların cinsel amaçlarla kullanılmasına ilişkin bir haber yayınlamıştı. Olay, Alman hükümetinin 2016 yılında genç göçmen ve mültecilerin Alman kültürüne ve toplumuna daha hızlı entegre olmasını sağlamak amacıyla Almanya'nın cinsel kültürünü yaymak için Arapça da dahil olmak üzere pek çok dilde hizmet veren bir internet sitesi kurmasıyla başlamıştı. Berlin eyalet yetkilileri, mülteci kamplarındaki sığınmacıları korumakla görevlendirilen güvenlik şirketlerinin, 18 yaş altı mültecileri her türden fuhuş evine ve şebekesine göndererek görevlerini kötüye kullanmaları karşısında şaşkına uğramışlardı. Bir güvenlik görevlisi verdiği ifadede “Bizi arayıp bir kadına ya da genel olarak bir erkeğe ihtiyaçları olduğunu, özellikle de 18 yaşının altından küçüklere diyorlar. Kişi ne kadar küçük olursa fiyat o kadar artıyor” demişti.
Bu ve benzeri davalar 2012 yılında ABD izcilik kulübü The Boy Scouts of America’ya (BSA) açıldı. Yaklaşık 100 bin cinsel istismar mağduru, BSA’ya tazminat davası açmış ve bu olay ABD tarihindeki en büyük cinsel istismar skandalı olarak tarihe geçmişti.
The Times tarafından yayınlanan bir haberde Oxfam adlı kâr amacı gütmeyen kuruluş cinsel saldırı, zorbalık ve kötü yönetim suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı. Gazete kuruluşun Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki üst düzey yöneticilerini sindirme, ölümle tehdit etme, dolandırıcılık ve adam kayırmacılıkla suçlamıştı.
Eski Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın davasında ABD’deki bir otelde çalışan bir kadına tecavüz etme girişimi de büyük ses getirmişti. Bu durum Strauss-Kahn’ı istifa etmek zorunda bırakmış ve Eski Cumhurbaşkanı François Hollande'ın kazandığı Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerine seçimlerine aday olmaktan vazgeçmesine sebep olmuştu.



İran'ın güneyindeki bir okula düzenlenen İsrail hava saldırısında 57 öğrenci hayatını kaybetti.

İnsanlar, ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (AFP)
İnsanlar, ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (AFP)
TT

İran'ın güneyindeki bir okula düzenlenen İsrail hava saldırısında 57 öğrenci hayatını kaybetti.

İnsanlar, ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (AFP)
İnsanlar, ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (AFP)

İran devlet televizyonu, Hormozgan vilayetindeki yerel bir yetkiliye atıfta bulunarak, bugün güney İran'daki bir kız ilkokuluna düzenlenen İsrail hava saldırılarında 57 öğrencinin öldüğünü bildirdi.

İran televizyonu, valinin şu sözlerini aktardı: "Bu sabah Minab'daki bir kız ilkokuluna düzenlenen İsrail füze saldırısında şu ana kadar 57 öğrenci öldü ve 60 öğrenci yaralandı."

ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın asla nükleer silaha sahip olamayacağını belirterek, İran'a karşı "büyük ve devam eden bir askeri operasyon" başlattığını duyurdu.

Daha sonra birçok Körfez ülkesi, kendi toprakları üzerinde geçici hava sahası kapatmaları ve füze engellemeleri açıkladı.


İran rejiminin kalbi füzelerin menzili içinde... Pasteur bölgesi hakkında ne biliyoruz?

 Pasteur bölgesinden yükselen dumanlar
Pasteur bölgesinden yükselen dumanlar
TT

İran rejiminin kalbi füzelerin menzili içinde... Pasteur bölgesi hakkında ne biliyoruz?

 Pasteur bölgesinden yükselen dumanlar
Pasteur bölgesinden yükselen dumanlar

ABD ve İsrail’in bugün İran’a düzenlediği saldırıların ardından Tahran’daki Kaşvardoşt ve Pasteur mahallelerine yedi füze isabet ettiği bildirildi. Bu bölgelerde, Dini Lider Ali Hamaney ve Cumhurbaşkanlığı ofisi bulunuyor.

Pasteur bölgesi, Tahran’ın 11. bölgesinde yer alıyor ve İran’da siyasi ve güvenlik açısından en hassas alanlardan biri olarak kabul ediliyor. Bu mahalledeki devlet kurumları, ülkenin yönetim mekanizmasının kalbini oluşturuyor.

Karar merkezleri

Pasteur bölgesi, İran’ın siyasi yapısında bir merkez konumunda bulunuyor; burada tarih ve kurumlar iç içe geçiyor, sivil yapılar en yüksek güvenlik hassasiyetiyle yan yana duruyor.

Bölgede Dini Lider Ali Hamaney’in ofisi ve konutu, Cumhurbaşkanlığı binası, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merkezi ile önde gelen yargı ve denetim kurumları yer alıyor.

Ayrıca, ülkedeki en eski araştırma ve tıp merkezlerinden biri olan İran Pasteur Enstitüsü de bu bölgede bulunuyor.

Bu yoğun kurumsal yapı, Pasteur’u başkent Tahran’ın en ‘siyasi’ bölgelerinden biri haline getiriyor; burada alınan kararlar hem iç hem dış politika ve güvenlik alanlarını doğrudan etkiliyor.

Konum ve sınırlar

Pasteur mahallesi, başkentin merkezinde birkaç ana cadde arasında uzanıyor. Kuzeyde Azerbaycan Caddesi, batıda Güney Karker Caddesi, doğuda Veli-i Asr Caddesi ve güneyde Hameney Caddesi ile çevrili bulunuyor. Bu konum, mahallenin idari ve tarihi bölgeler arasında bir kavşak noktası olarak coğrafi önemini artırıyor. Bölgenin yakınında, Tahran Üniversitesi civarında yer alan Azadi Meydanı da bulunuyor.

Tarihsel kökenler

Mahallenin önemi tarihsel olarak, 1920’lerin başında bölgeye yakın Bag Şah’ta subay okulunu kuran Rıza Şah dönemine kadar uzanıyor. Şah, aynı zamanda Mermer Sarayı’nı ikamet ve çalışma merkezi olarak kullanmıştı.

1979 Devrimi’nden sonra, İslam Cumhuriyeti’nin kurumları, Pasteur’e taşındı ve bu durum mahallenin egemenlik odaklı karakterini pekiştirdi.

Güvenlik önlemleri

Bölge, sıkı güvenlik önlemleri altında bulunuyor; bazı caddelere ve komplekslere girişler kısıtlanıyor ve hassas binaların çevresinden geçişler özel düzenlemeler ve protokoller çerçevesinde sağlanıyor. Buna rağmen, çevredeki mahallelerde sivil yaşam normal seyrinde devam ediyor.


Irak’ta silahlı grupların savaşa katılımı endişe yaratıyor

ABD-İsrail hava saldırılarının ardından Tahran’da yangın çıktı, 28 Şubat 2026 (Reuters)
ABD-İsrail hava saldırılarının ardından Tahran’da yangın çıktı, 28 Şubat 2026 (Reuters)
TT

Irak’ta silahlı grupların savaşa katılımı endişe yaratıyor

ABD-İsrail hava saldırılarının ardından Tahran’da yangın çıktı, 28 Şubat 2026 (Reuters)
ABD-İsrail hava saldırılarının ardından Tahran’da yangın çıktı, 28 Şubat 2026 (Reuters)

Irak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının etkilerine ilişkin ciddi bir endişe ve bekleyiş içinde bulunuyor. Bu sabah başlatılan operasyon öncesinde Ketaib Hizbullah, Iraklı bir silahlı grup olarak, İran hedef alınırsa sessiz kalmayacağını açıklamıştı. Saldırının başlamasıyla birlikte Irak, hava sahasını kapatma kararı aldı.

Bu gelişmeler, Şii liderleri bir araya getiren Koordinasyon Çerçevesi üyelerinin, kritik bir toplantı öncesi yoğun ikili görüşmeler yürüttüğü bir döneme denk geldi. Toplantının gündeminde, eski Başbakan ve Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki’nin başbakanlık adaylığı sürecindeki seçenekler yer alıyor. Maliki’nin ofisi, Nuri el-Maliki’nin ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşmesinin ardından, başbakanlık adaylığından çekilmeyi reddettiğini duyurdu. Şii liderler ise bu gelişmelerin siyasi sonuçlarını değerlendirmek üzere geniş bir hareket başlattı. Şarku’l Avsat’a bilgi veren bir kaynak, Maliki’ye doğrudan siyasi kanallar aracılığıyla İran tarafından ‘hükümet kurma sürecinden çekilmemesi’ yönünde bir tavsiye iletildiğini aktardı. Kaynak, Maliki ile Bedr Örgütü lideri Hadi el-Amiri arasında cuma gecesi cumartesiye kadar süren bir görüşme gerçekleştirildiğini belirtti. Kaynak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı sonrası ne olacağı konusunda belirsizlik olduğunu ifade etti. Iraklı silahlı grupların çatışmaya dahil olması durumunda, hükümet kurma sürecinin daha da karmaşık hale geleceğini ve acil durum hükümeti kurulmasının bir seçenek olabileceğini ekledi. Ketaib Hizbullah, ABD ve İsrail’in İran’a savaş açması durumunda sessiz kalmayacaklarını açıklamıştı. Dün yayımlanan bildiride, Irak halkının kendi siyasi tercihlerini belirleme hakkının egemen bir hak olduğu vurgulandı ve ABD’ye, Iraklıların siyasi sahneyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendireceği hatırlatıldı. Bildiride ayrıca, ‘yabancı güçlerin etkisine kapılanlarla, tavrını koruyanlar arasındaki farkın tarih tarafından kaydedileceği’ ifade edilerek, ABD politikalarına uymayanların faydasını göreceği, Amerikan yanlısı veya işbirlikçi olanların ise cezalandırılacağı belirtildi.

Irak’taki silahlı grupları kapsayan Irak Direniş Grupları Koordinasyonu perşembe günü yayımladığı açıklamada, İran ile olası bir savaşta aktif rol alacağını duyurdu. Açıklamada, tüm ABD üslerinin hedef olacağı belirtilirken, Erbil’deki Amerikan üssü nedeniyle Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) uyarıldı.

Bu gelişmelerin ardından Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşmesinde, Irak kararlarının dış müdahalelerden bağımsız olması gerektiğini vurguladı. El-Hekim’in ofisinden yapılan açıklamada, el-Hekim’in ‘ulusal çıkarlar için taviz vermenin önemini ve Irak’ın karşı karşıya olduğu zorlukların dikkate alınması gerektiğini’ ifade ettiği belirtildi. Açıklamada ayrıca, ‘Irak kararlarının bağımsızlığı ve dış müdahalelerin engellenmesi’ ile ‘Koordinasyon Çerçevesi’nin birliği ve sağlamlığının ülkenin istikrarı için kritik öneme sahip olduğu’ vurgulandı.

El-Hekim, bölgesel gelişmelere ilişkin olarak da ‘bölgedeki tansiyonu artıran söylemler yerine diyalog dilinin öne çıkarılması için çaba gösterilmesi gerektiğini’ belirtti ve tüm taraflar arasında görüşlerin yakınlaştırılması için daha fazla toplantı yapılması çağrısında bulundu.