Özbekistan, Rusya ile askeri ittifaka geri dönmeyeceğini duyurdu

Şanghay Örgütü ülkelerinin dışişleri bakanları, NATO’nun Afganistan'dan çıkışının ardından güvenlik sorunlarını tartışıyorlar.

Afganistan ile sınırın güvenliğinin sağlanması, Rusya dahil komşu ülkelerin başlıca endişeleri arasında yer alıyor. (AP)
Afganistan ile sınırın güvenliğinin sağlanması, Rusya dahil komşu ülkelerin başlıca endişeleri arasında yer alıyor. (AP)
TT

Özbekistan, Rusya ile askeri ittifaka geri dönmeyeceğini duyurdu

Afganistan ile sınırın güvenliğinin sağlanması, Rusya dahil komşu ülkelerin başlıca endişeleri arasında yer alıyor. (AP)
Afganistan ile sınırın güvenliğinin sağlanması, Rusya dahil komşu ülkelerin başlıca endişeleri arasında yer alıyor. (AP)

Sami Amara (Gazeteci yazar)
Özbekistan, Moskova’nın NATO güçlerinin Afganistan'dan çekilmesinin sonuçlarını kontrol altına alma çabalarını sürdürdüğü bir zamanda, daha önce kendisinin yanı sıra Orta Asya ülkelerini ve eski Sovyet uydusu bir dizi ülkeyi saflarına dahil eden Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne (KGAÖ) geri dönmeyi düşünmediğini duyurdu. RIA Novosti haber ajansının Özbekistan Devlet Başkanı Basın Sözcüsü Şerzod Asadov’dan aktardığına göre ülkesinin yetkili makamları KGAÖ'ne geri dönmeyi düşünmüyor. Ayrıca ülke yeniden katılması yönünde bir davet de almadı.
Asadov, söz konusu karara ilişkin yaptığı açıklamada Özbekistan anayasasının ve kanunlarının askeri ittifakların kurulmasını ve ülke topraklarındaki varlığını yasakladığını belirtti. Bu, Taşkent'in ABD'den Afganistan'daki uluslararası terörizmle mücadele kapsamında 11 Eylül 2001 olaylarından sonra orada kurduğu askeri üssünü kaldırmasını talep ettiğinde de öne sürdüğü gerekçelerin başında geliyordu.
Sovyetler Birliği’nin eski Varşova Paktı’nın dağıldığını açıklamasının ardından NATO’ya benzer bir askeri ittifak olarak 1992’de kurulan bu örgütün kuruluşuna tanık olan Özbekistan, daha önce 1999’da da örgüt üyeliğinden çekildiğini açıklamış ama Haziran 2006’da geri dönmüştü. 28 Mart 2008’de parlamentosu üyelik kararını onaylamış ancak 2012’de bir kez daha üyelikten ayrıldığını deklare etmişti.
Bu bağlamda dikkat çekici olan; Özbekistan, Rusya ve bazı eski Sovyet uydusu ülkeleri bir araya getiren birçok organizasyon ve anlaşma çerçevesinde bu Avrasya ülkeleri arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesine rağmen ocak ayında Özbekistan’ın Brüksel'deki NATO temsilciliğinin açılışını duyurmasıydı. Dalir Hakimov’un ülkesinin bu askeri örgütteki büyükelçisi olarak NATO Genel Sekreteri Jans Stoltenberg'e itimatnamesini sunmasıydı.

Moskova için kritik zamanlama
Özbekistan'ın eski Sovyet uydusu ülkelerle askeri ittifaklarına geri dönmeyeceğini açıklaması, Rusya topraklarında faaliyetleri yasaklanan terör örgütleri listesine resmi olarak dahil olmasına rağmen Taliban Hareketi’nin heyeti ile ülkesinde görüşmek zorunda kalan Moskova için çok kritik bir zamanda geldi. Moskova'nın 8-9 Temmuz'da Taliban heyetini kabul etmek zorunda kalmasını, Rusya ve Orta Asya ülkelerinden müttefiklerinin paylaştığı Tacikistan'ın saldırılara veya silah ve uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetlerine maruz kalma olasılığının yanı sıra uluslararası terörizm ve aşırılıkçı hareketler risklerine ilişkin endişelerine bağlayanlar var. TASS haber ajansı, Taliban heyetinin Moskova'ya yaptığı ziyaretin "NATO güçlerinin Afganistan'dan çekilmesiyle eşzamanlı olarak Hareket’in ülkede devam eden ilerlemesi ışığında, Tacikistan'ın KGAÖ ülkelerinden Afganistan ile sınırlarının güvenliğini sağlamak için yardım talep etmesinden bir gün sonra, Tahran'da Taliban ile Afgan hükümeti arasında yapılan görüşmelerin arka planında" gerçekleştiğini aktardı.
Rus kaynakları, Moskova'daki "Taliban" görüşmelerinin, ABD ve Uluslararası Koalisyon’un Afganistan'dan güçlerini çekme kararının ardından Rus başkentinin bölgedeki mevcut değişikliklerle ilgili temasları çerçevesinde gerçekleştiğini belirttiler. Görüşmelerde Rusya’nın askeri üssünde bulunan Rus kuvvetlerinin Afganistan ile güney sınırının güvenliğini üstlendikleri komşu Tacikistan için ne gibi tehdit kaynaklarının bulunduğunun da ele alındığı kaydedildi.
Rusya Devlet Başkanı Putin'in Afganistan Özel Temsilcisi ve Dışişleri Bakanlığı İkinci Asya Departmanı Direktörü Zamir Kabulov, Moskova’nın Taliban'ın daha önce Rusya'da faaliyetleri yasaklanan örgütler ve yaptırımlar listesinden çıkarılması talebine ilişkin açıklamada bulundu. “Bu adımın ancak Afgan taraflar arasında anlamlı müzakereler başladığında, üzerinde uzlaşılmış açık ve kesin bir gündeme varıldığında mümkün olduğu” gerekçesiyle kabul edilmediğini söyledi.
TASS haber ajansı, Taliban Hareketi Siyasi Büro Sözcüsü Muhammed Suheyl Şahin’in, “Afganistan topraklarının Rusya ve komşu ülkelere saldırmak için bir üs olarak kullanılmasına izin vermeyeceğiz” sözlerini aktardı. Şahin, “Taliban tabii ki Afganistan-Tacikistan sınırına saldırmayacak. Rus tarafını politikamızın saldırmamak üzerine kurulu olduğu konusunda temin ederiz” dedi.

Orta Asya güvenlik sistemi
Bu Moskova'nın, barış ve istikrarı sağlama, Orta Asya'da terörün yayılmasını önleme çıkarları açısından KGAÖ ve Şanghay İşbirliği Örgütü de dahil olmak üzere oluşturulan çok taraflı kurum, kuruluş ve ittifakları destekleme konusuna verdiği önemi ortaya koydu. Rusya, bir yandan bu örgütlerin güvenlik sisteminin tek unsuru olmadığını vurgularken diğer yandan da bölgede sürdürülebilirliğin ve istikrarın sağlanmasında kilit rol oynadığını söylediği ikili mekanizmaların önemini beyan ediyor.
Rus siyasi liderliği, Orta Asya güvenlik sisteminde bağımsız ve önemli bir kurum olarak Rusya ile Özbekistan arasındaki ikili ilişkilere özel önem veriyor. Çünkü Özbekistan, 1980’li yıllara uzanan eski deneyimlere dayanarak terörizm, İslami aşırılık ve radikal örgütlerle mücadelede seçkin deneyimlere sahip. Rusya ve Özbekistan, Afganistan'da Orta Asya'yı Afganistan üzerinden İran ve Pakistan'daki limanlarla bağlayacak ulaşım projeleri geliştirmekle ilgileniyorlar. Moskova'daki gözlemciler, "Çin ile ABD arasındaki yoğun rekabetin bir veya iki yıl içinde sona ermeyeceğini, teknolojik bir soğuk savaşa dönüşmesi muhtemel önümüzdeki 10 yılda baskın bir yönelim haline geleceğini" tahmin ediyorlar.
Moskova, bu iş birliğini yoğunlaştırmak ve arzu edilen Afgan uzlaşısını gerçekleştirmek için mevcut tüm formülleri seferber etmeye çalışıyor. Afganistan'da aktif hale gelmelerinden bu yana terörist grupların oluşturduğu artan tehlikelerin farkında olan Moskova, Kuzey Afganistan’a yakın Tacikistan'ın güney sınırları ile eski Sovyet uydusu ülkelerin sınırlarına konuşlanma ihtimaline hazırlık olarak bu tehlikeleri kontrol altına almak için iş birliğine hazır olduğunu duyurdu.
Tacikistan, Taliban'ın NATO güçlerinin ülkeden çekilmesi arka planında Afganistan'da ilerleyişini sürdürdüğünü ilan etmişti. TASS haber ajansı, Tacikistan'ın KGAÖ Daimi Temsilcisi Hasan Sultanov’un geçen hafta sonu yaptığı şu açıklamayı aktardı:
“Afganistan ile en uzun kara sınırına sahip olan Tacikistan, durumu kontrol altına almak, komşu ülke Afganistan'da mevcut risk ve meydan okumalar ile başa çıkmak için gerekli önlemleri alıyor. Afganistan ile sınırının bir kısmı özellikle ulaşılması zor ve engebeli dağlık alanlarda yer aldığından Tacikistan'ın bu hedefe tek başına ulaşması zor olacak.”
Tacikistanlı yetkili ayrıca Afgan hükümet güçlerinin yaklaşık bin 500 üyesinin, Taliban'ın ilerleyişi nedeniyle Tacikistan'a sığınmak zorunda kaldıklarını ve bunun da “Duşanbe'nin ülkenin güney sınırlarını koruma kapasitesinin güçlendirilmesi dahil olmak üzere, KGAÖ çerçevesinde uygun bir karşılık” gerektirdiğinin altını çizdi.

Şanghay İşbirliği Örgütü’nü güçlendirmek
Gözlemciler, bu konuların, Tacikistan'ın dönem başkanlığını yaptığı "Şanghay İşbirliği Örgütü"nün 13-14 Temmuz tarihlerinde başkent Duşanbe'de düzenlenecek dışişleri bakanları toplantısının ve üye ülkelerin dışişleri bakanları ile Afganistan Cumhuriyeti dışişleri bakanı arasında 14 Temmuz'da yapılacak görüşmelerin gündem maddesi olacağını tahmin ediyorlar. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Şanghay Örgütü ülkelerinin dışişleri bakanlarının yaklaşmakta olan toplantısında kabul edilmesi beklenen güçlü bir karar paketi ile çok yönlü iş birliğinin tüm önemli konularını kapsayan diğer belgelerin incelenmesinin beklendiğini bildirdi. Söz konusu belgeler arasında 2022-2024 dönemi terörizm, ayrılıkçı hareketler ve aşırıcılıkla mücadelede Şanghay İşbirliği Örgütü üye ülkeleri iş birliği programları taslağı ve 2018’de imzalanan Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin uyuşturucuyla mücadele stratejisinin uygulanması için eylem programı maddelerinin uygulanmasına ilişkin 2021-2023 eylem planı yer alıyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:
"Bir sonraki toplantıda, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün 20inci kuruluş yıl dönümü münasebetiyle dönem başkanı Tacikistan tarafından hazırlanan, üye devletlerin küresel ve bölgesel gündemin güncel konularına ilişkin birleşik pozisyonlarını yansıtan Duşanbe Deklarasyonu taslağı ele alınacak.”
Rus kaynaklar, güvenlik konularının Şanghay İşbirliği Örgütü'nün gündemindeki artan önceliğinden hareketle şu değerlendirmelerde bulundular:
“Terörizm, radikalizm, uyuşturucu kaçakçılığı, sınır ötesi sorunlar ve organize suçlar, bilgi alanındaki riskler ve diğer konular da dahil olmak üzere giderek daha fazla iç içe geçen güvenlik sorunları ve tehditler karşısında örgütün kapasite ve gücünün artırılması planlanıyor.”



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal