Küba'da hükümet karşıtı protestoların arka planı ve nedenleri

 (Reuters)
(Reuters)
TT

Küba'da hükümet karşıtı protestoların arka planı ve nedenleri

 (Reuters)
(Reuters)

Küba'da pazar günü onlarca yıldır görülen en büyük hükümet karşıtı protestolardan biri patlak verdi.
Protestolar başkent Havana'nın güneybatısındaki San Antonio de los Baños şehrindeki bir eylemle başladı ve kısa sürede ülke geneline yayıldı.  
Göstericiler "Açız", "Özgürlük" ve "Kahrolsun diktatörlük" sloganları atarak sokaklara döküldü.
Polislerse göstericilere biber gazıyla müdahale etmeye, protestocuları ve basın mensuplarını darp etmeye devam ediyor. Güvenlik güçleriyle göstericiler arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle birçok kişi gözaltına alınırken bir kişi de hayatını kaybetti. Öte yandan hükümet yanlısı binlerce protestocu da sokaklara indi. Hükümeti destekleyenlerle muhalifler arasında da çatışmalar yaşandı.  
İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, 36 yaşındaki Diubis Laurencio Tejeda'nın polisle göstericiler arasında çıkan çatışmada öldüğü belirtildi. Yetkililer, Tejeda'nın hükümete ait bir tesise saldıran bir grubun içinde yer aldığını savunurken, görgü tanıklarıysa bu grubun güvenlik güçleri tarafından bilinerek hedef alındığını öne sürdü. Açıklamada göstericiler çevreye zarar verip polis ve sivillere saldırmakla suçlanırken, protestocular da güvenlik güçlerinin barışçıl protestoculara saldırdığını söylüyor.

"Hükümete karşı çıkmaya cesaret edenleri cezalandırıyor"
Öte yandan, Birleşik Krallık merkezli Uluslararası Af Örgütü, çok sayıda kişinin kayıp olduğunu duyurdu. Örgütün Amerikalılar Direktörü Erika Guevara-Rosas, bu kişilerin gözaltına alınmış olabileceğini söylerken, şu anda 140 kişiden hiçbir şekilde haber alınamadığını bildirdi. Guevara-Rosas "Yapmak istedikleri şey hükümete karşı çıkmaya cesaret edenleri cezalandırmak ve böylece bir mesaj vermek" dedi.
Ayrıca protestoları takip eden İspanyol ABC gazetesi çalışanı Camila Acosta da gözaltına alındı. İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, protesto görüntülerini sosyal medya hesaplarında paylaşan gazetecinin serbest bırakılması çağrısında bulunarak "İspanya, özgürce ve barışçıl gösteri yapma hakkını savunuyor. Kübalı yetkililerden buna saygı duymasını istiyoruz. İnsan haklarını koşulsuz şartsız savunuyoruz" ifadelerini kullandı.
Olaylarda AP haber ajansı için çalışan fotomuhabiri Ramón Espinosa da yaralandı.

"Sistematik provokasyon"
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel ise pazar günü yaptığı ulusa seslenişte olayların ABD'nin "sistematik bir provokasyonu" olduğunu ve "devrim düşmanlarının" ülkeyi istikrarsızlaştırmak istediğini savundu.
Göstericileri ABD'den destek alan "paralı askerler" olarak nitelendiren Diaz-Canel, "Tüm devrimcileri sokağa çıkmaya ve her yerde devrimi savunmaya çağırıyoruz" dedi. 
Görgü tanıklarının ifadelerine göre Diaz-Canel'in çağrısı üzerine hükümet yanlısı binlerce kişi sokaklara indi. Havana'da gösteriler düzenleyen grubun Devrim Meydanı'na yürümek istediği fakat polisin bunların geçişini de engellediği bildirildi.
Ayrıca 300 civarı hükümet yanlısı protestocunun Fidel Castro'nun fotoğrafının yer aldığı pankartlar taşıyarak ellerinde Küba bayraklarıyla marşlar söylediği de aktarıldı. Gösterilerde hükümet destekçilerinin ellerinde sopalar taşıdığı da görüldü.
Hükümet yanlısı protestoculardan Aylin Guerrero, "Biz halkız ve buraya bugüne dek elde ettiklerimizi savunmaya geldik" ifadelerini kullandı. 52 yaşındaki Guerrero, "Komünist olmasak bile vatanseveriz" diyerek rejime destek verdiklerini ve protestocuları engellemek için sokaklara indiklerini söyledi. 

Protestoların nedenleri
Peki binlerce Kübalı neden sokaklarda? Halk neye karşı öfkeli?

Koronavirüs krizi
Ülkede resmi rakamlara göre Kovid-19 kaynaklı ölümler pandeminin başından beri 2 bini geçmedi. Can kayıpları az olsa bile ülke Delta varyantından epey olumsuz etkilendi. Günlük vaka sayıları resmi rakamlara göre cumartesi ve pazar günü yaklaşık 7 binlere fırlarken, can kaybıysa 50 civarı oldu. Bu rakamlar bir önceki haftanın yaklaşık iki katı.  
Matanzas bölgesinde hastanelerde kapasitenin hızla dolması ve yaşanan protestolarla birlikte sosyal medyada #SOSCuba hashtag'i viral hale gelirken, fırlayan vaka sayıları toplumda endişe yarattı.
Küba salgında kendi aşısını üretmeyi başarsa bile bu yöndeki çalışmalara aktarılan para, finansal açıdan halihazırda iyi durumda olmayan ülkenin diğer önemli ilaçları tedarik edememesine neden oldu. Bu nedenle halk eczanelerde birçok temel ilacı bulamaz hale geldi.
Resmi verilere göre şu anda 11,2 milyonluk nüfusun yalnızca yüzde 17'si aşılanmış durumda. Öte yandan çift doz aşı olanların oranıysa yüzde 15 olarak açıklandı.
Ayrıca pandemi ülkenin başlıca gelir kaynaklarından turizmi de epey olumsuz yönde etkiledi ve ülkeye giren döviz akışını kesintiye uğrattı.
Buna ek olarak koronavirüs tedbirleri kapsamında aylarca uygulanan tecrit önlemleri nedeniyle zaten zorda olan birçok işletme ve restoran iflas ederken, binlerce kişi de işsiz kaldı.

ABD ambargosu ve Trump'ın "maksimum baskı" politikası
Protestolara ilişkin pazartesi günkü açıklamasında ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Küba yönetimini "gıda ve ilaç gibi halkın en temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı" gerekçesiyle eleştirmişti.
Ancak ABD yıllardır Küba'ya yönelik uyguladığı yaptırımlarla aslında ülkede böyle bir kriz durumuna zemin hazırlamıştı. Özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump'ın uyguladığı "maksimum baskı" politikası nedeniyle ülkenin ekonomisi geçen yıl yüzde 11 küçülmüş, uygulanan ticaret ambargosunun sıkılaştırılmasıyla ülkede ciddi bir gıda ve ilaç sıkıntısı baş göstermişti.
Trump'ın getirdiği yaptırımlar kapsamında ABD Hazine Bakanlığı, Amerikalı turistlerin Küba hükümetinin mülkiyetindeki yerlerde kalmasını yasaklamıştı. Ayrıca Küba yapımı alkol ve tütün ürünlerinin ithalatı, ülkeye düzenlenen gemi gezileri, profesyonel toplantı ve konferans düzenlemeleri ve kültürel etkinliklere katılım kısıtlanmıştı.
Diaz-Canel, pazartesi günkü açıklamasında ülkede yaşanan ekonomik kriz, ürün tedariki sıkıntısı ve elektrik kesintilerinin ABD ambargolarından kaynaklandığını söylemişti. Blinken ise salı günkü açıklamasında ülkedeki sorunlardan ABD'yi sorumlu tutmanın "büyük bir hata" olduğunu savunmuştu.  
Koronavirüs kriziyle ABD ambargosunun yarattığı olumsuz şartlar daha da kötüleşirken, ülkede binlerce kişi en temel gıda ihtiyaçlarını karşılayabilmek için saatlerce kuyruklarda beklemek durumunda kalıyor.

Biden yaptırımlara dokunmuyor
Öte yandan ABD Başkanı Joe Biden, seçim kampanyasında vaat etse bile, Trump'ın Küba'ya karşı uygulamaya koyduğu yaptırımlardan henüz hiçbirini kaldırmadı.
ABD Kongresi'ndeki 80 Demokrat Partili parlamenter, martta Biden'a seçim döneminde verdiği sözleri hatırlatarak ülkeye uygulanan "acımasız" yaptırımların kaldırılmasını istemişti. Siyasiler ayrıca Trump'ın görevden ayrılmadan verdiği Küba'yı terörü destekleyen ülkeler listesine yeniden alma kararının da iptalini talep etmişti.
Ancak Biden, 2020 ABD Başkanlık seçimlerinde, diğer etkenlerin yanı sıra Küba kökenli ABD'li seçmenlerin yüzde 60'ının Trump'a oy vermesiyle Florida eyaletini kaybetmişti. Dolayısıyla Biden yönetiminin bu seçmen kitlesini kendinden uzaklaştırmamak için ihtiyatlı davrandığı düşünülüyor.
Protestolara ilişkin salı günkü açıklamasında Biden "ABD, evrensel haklarını talep eden Küba halkının yanında kararlılıkla duruyor" demiş ve Küba hükümetine protestoculara karşı şiddetten uzak durma çağrısında bulunmuştu. 

İnternet kısıtlamaları ve sosyal medya
Sosyal medya ve internetin yaygın kullanımı, protestoların gidişatını şekillendiren önemli etkenlerden biri oldu.
İnternete mobil cihazlardan ulaşım ülkede 2018'de gelmiş olsa da şu anda en az 4 milyon kişi cep telefonlarından ya da diğer mobil cihazlardan internete girebiliyor.
Pazar günü San Antonio de los Baños bölgesinde başlayan eylemin görüntüleri sosyal medyadan yayımlanmış, başkent Havana'da yaşayanlar yüzlerce kişinin sokağa döküldüğünü kısa süre içinde görmüştü.
Görüntülerin sosyal medya mecralarında hızla paylaşılmasıyla protestolar en az 48 bölgeye yayıldı.
Öte yandan, pazar günü akşam saatleri itibarıyla hükümet Facebook ve WhatsApp gibi sosyal medya platformlarına erişimi engellerken, genel internet kullanımını da kısıtladı.
Londra merkezli internet izleme firması Netblocks'un direktörü Alp Toker, pazartesi günkü paylaşımında hükümetin bu iki uygulamaya ek olarak Instagram ve Telegram'a erişimi de engellediğini belirtti.
"Bu engellemeler sosyal medyayla yayılan protestolara karşı bir yanıt olarak görünüyor" diyen Toker, Twitter'a erişimin henüz engellenmediğini fakat hükümetin dilediği zaman bunu da yapabileceğini belirtti.

Değişim isteği ve nesil farklılığı
Ülkede nesiller arasındaki fark, halkın siyasi duruşunu da etkiliyor. Sağlık, gıda ve okuma yazma alanında olumlu gelişmeleri yaşamış eski nesil hükümeti desteklemeye daha yakın dururken, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra kıtlık ve kriz içinde yaşayan yeni nesilse yönetime karşı çıkmaya daha yatkın.
Yeni nesil, Küba'nın sorunlarının yalnızca "ABD ambargosu" gibi dış nedenlerle ilişkilendirilerek anlaşılamayacağını, bunun hükümetin sorumluluk almamak için ürettiği bir bahane olduğunu savunuyor. Bu görüşe göre halkın ihtiyaçlarının karşılanamaması ve yaşanan ekonomik-toplumsal krizin tek sorumlusu yönetim ve izlenen politikalar.

"Demokratik bir toplumda yaşamak istiyorum"
Ülkeyi hızla etkisi altına alan protestolara katılanların genelde daha genç kesimlerden olması, söz konusu nesil farkının gösterilere yansıdığına işaret ediyor.
Küba'da muhalif sanatçılardan Claudia Genlui Hidalgo, neslinin istediği siyasi ve toplumsal değişimi en net şekilde ifade edenlerden. 30 yaşındaki sanatçı, protestolara verdiği desteği dile getirirken, "Küba'nın daha iyi hale gelebilmesi için değişime ihtiyacı var. Gücün tek merkezde toplanmadığı demokratik bir toplumda yaşamak istiyorum" dedi.

Independent Türkçe, Guardian, BBC, New York Times, Wired, AP, Reuters, Washington Post, NBC

 


İran'ın güneyindeki bir okula düzenlenen İsrail hava saldırısında 57 öğrenci hayatını kaybetti.

İnsanlar, ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (AFP)
İnsanlar, ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (AFP)
TT

İran'ın güneyindeki bir okula düzenlenen İsrail hava saldırısında 57 öğrenci hayatını kaybetti.

İnsanlar, ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (AFP)
İnsanlar, ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırısının ardından oluşan hasarı inceliyor (AFP)

İran devlet televizyonu, Hormozgan vilayetindeki yerel bir yetkiliye atıfta bulunarak, bugün güney İran'daki bir kız ilkokuluna düzenlenen İsrail hava saldırılarında 57 öğrencinin öldüğünü bildirdi.

İran televizyonu, valinin şu sözlerini aktardı: "Bu sabah Minab'daki bir kız ilkokuluna düzenlenen İsrail füze saldırısında şu ana kadar 57 öğrenci öldü ve 60 öğrenci yaralandı."

ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın asla nükleer silaha sahip olamayacağını belirterek, İran'a karşı "büyük ve devam eden bir askeri operasyon" başlattığını duyurdu.

Daha sonra birçok Körfez ülkesi, kendi toprakları üzerinde geçici hava sahası kapatmaları ve füze engellemeleri açıkladı.


İran rejiminin kalbi füzelerin menzili içinde... Pasteur bölgesi hakkında ne biliyoruz?

 Pasteur bölgesinden yükselen dumanlar
Pasteur bölgesinden yükselen dumanlar
TT

İran rejiminin kalbi füzelerin menzili içinde... Pasteur bölgesi hakkında ne biliyoruz?

 Pasteur bölgesinden yükselen dumanlar
Pasteur bölgesinden yükselen dumanlar

ABD ve İsrail’in bugün İran’a düzenlediği saldırıların ardından Tahran’daki Kaşvardoşt ve Pasteur mahallelerine yedi füze isabet ettiği bildirildi. Bu bölgelerde, Dini Lider Ali Hamaney ve Cumhurbaşkanlığı ofisi bulunuyor.

Pasteur bölgesi, Tahran’ın 11. bölgesinde yer alıyor ve İran’da siyasi ve güvenlik açısından en hassas alanlardan biri olarak kabul ediliyor. Bu mahalledeki devlet kurumları, ülkenin yönetim mekanizmasının kalbini oluşturuyor.

Karar merkezleri

Pasteur bölgesi, İran’ın siyasi yapısında bir merkez konumunda bulunuyor; burada tarih ve kurumlar iç içe geçiyor, sivil yapılar en yüksek güvenlik hassasiyetiyle yan yana duruyor.

Bölgede Dini Lider Ali Hamaney’in ofisi ve konutu, Cumhurbaşkanlığı binası, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merkezi ile önde gelen yargı ve denetim kurumları yer alıyor.

Ayrıca, ülkedeki en eski araştırma ve tıp merkezlerinden biri olan İran Pasteur Enstitüsü de bu bölgede bulunuyor.

Bu yoğun kurumsal yapı, Pasteur’u başkent Tahran’ın en ‘siyasi’ bölgelerinden biri haline getiriyor; burada alınan kararlar hem iç hem dış politika ve güvenlik alanlarını doğrudan etkiliyor.

Konum ve sınırlar

Pasteur mahallesi, başkentin merkezinde birkaç ana cadde arasında uzanıyor. Kuzeyde Azerbaycan Caddesi, batıda Güney Karker Caddesi, doğuda Veli-i Asr Caddesi ve güneyde Hameney Caddesi ile çevrili bulunuyor. Bu konum, mahallenin idari ve tarihi bölgeler arasında bir kavşak noktası olarak coğrafi önemini artırıyor. Bölgenin yakınında, Tahran Üniversitesi civarında yer alan Azadi Meydanı da bulunuyor.

Tarihsel kökenler

Mahallenin önemi tarihsel olarak, 1920’lerin başında bölgeye yakın Bag Şah’ta subay okulunu kuran Rıza Şah dönemine kadar uzanıyor. Şah, aynı zamanda Mermer Sarayı’nı ikamet ve çalışma merkezi olarak kullanmıştı.

1979 Devrimi’nden sonra, İslam Cumhuriyeti’nin kurumları, Pasteur’e taşındı ve bu durum mahallenin egemenlik odaklı karakterini pekiştirdi.

Güvenlik önlemleri

Bölge, sıkı güvenlik önlemleri altında bulunuyor; bazı caddelere ve komplekslere girişler kısıtlanıyor ve hassas binaların çevresinden geçişler özel düzenlemeler ve protokoller çerçevesinde sağlanıyor. Buna rağmen, çevredeki mahallelerde sivil yaşam normal seyrinde devam ediyor.


Irak’ta silahlı grupların savaşa katılımı endişe yaratıyor

ABD-İsrail hava saldırılarının ardından Tahran’da yangın çıktı, 28 Şubat 2026 (Reuters)
ABD-İsrail hava saldırılarının ardından Tahran’da yangın çıktı, 28 Şubat 2026 (Reuters)
TT

Irak’ta silahlı grupların savaşa katılımı endişe yaratıyor

ABD-İsrail hava saldırılarının ardından Tahran’da yangın çıktı, 28 Şubat 2026 (Reuters)
ABD-İsrail hava saldırılarının ardından Tahran’da yangın çıktı, 28 Şubat 2026 (Reuters)

Irak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının etkilerine ilişkin ciddi bir endişe ve bekleyiş içinde bulunuyor. Bu sabah başlatılan operasyon öncesinde Ketaib Hizbullah, Iraklı bir silahlı grup olarak, İran hedef alınırsa sessiz kalmayacağını açıklamıştı. Saldırının başlamasıyla birlikte Irak, hava sahasını kapatma kararı aldı.

Bu gelişmeler, Şii liderleri bir araya getiren Koordinasyon Çerçevesi üyelerinin, kritik bir toplantı öncesi yoğun ikili görüşmeler yürüttüğü bir döneme denk geldi. Toplantının gündeminde, eski Başbakan ve Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki’nin başbakanlık adaylığı sürecindeki seçenekler yer alıyor. Maliki’nin ofisi, Nuri el-Maliki’nin ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşmesinin ardından, başbakanlık adaylığından çekilmeyi reddettiğini duyurdu. Şii liderler ise bu gelişmelerin siyasi sonuçlarını değerlendirmek üzere geniş bir hareket başlattı. Şarku’l Avsat’a bilgi veren bir kaynak, Maliki’ye doğrudan siyasi kanallar aracılığıyla İran tarafından ‘hükümet kurma sürecinden çekilmemesi’ yönünde bir tavsiye iletildiğini aktardı. Kaynak, Maliki ile Bedr Örgütü lideri Hadi el-Amiri arasında cuma gecesi cumartesiye kadar süren bir görüşme gerçekleştirildiğini belirtti. Kaynak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı sonrası ne olacağı konusunda belirsizlik olduğunu ifade etti. Iraklı silahlı grupların çatışmaya dahil olması durumunda, hükümet kurma sürecinin daha da karmaşık hale geleceğini ve acil durum hükümeti kurulmasının bir seçenek olabileceğini ekledi. Ketaib Hizbullah, ABD ve İsrail’in İran’a savaş açması durumunda sessiz kalmayacaklarını açıklamıştı. Dün yayımlanan bildiride, Irak halkının kendi siyasi tercihlerini belirleme hakkının egemen bir hak olduğu vurgulandı ve ABD’ye, Iraklıların siyasi sahneyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendireceği hatırlatıldı. Bildiride ayrıca, ‘yabancı güçlerin etkisine kapılanlarla, tavrını koruyanlar arasındaki farkın tarih tarafından kaydedileceği’ ifade edilerek, ABD politikalarına uymayanların faydasını göreceği, Amerikan yanlısı veya işbirlikçi olanların ise cezalandırılacağı belirtildi.

Irak’taki silahlı grupları kapsayan Irak Direniş Grupları Koordinasyonu perşembe günü yayımladığı açıklamada, İran ile olası bir savaşta aktif rol alacağını duyurdu. Açıklamada, tüm ABD üslerinin hedef olacağı belirtilirken, Erbil’deki Amerikan üssü nedeniyle Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) uyarıldı.

Bu gelişmelerin ardından Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşmesinde, Irak kararlarının dış müdahalelerden bağımsız olması gerektiğini vurguladı. El-Hekim’in ofisinden yapılan açıklamada, el-Hekim’in ‘ulusal çıkarlar için taviz vermenin önemini ve Irak’ın karşı karşıya olduğu zorlukların dikkate alınması gerektiğini’ ifade ettiği belirtildi. Açıklamada ayrıca, ‘Irak kararlarının bağımsızlığı ve dış müdahalelerin engellenmesi’ ile ‘Koordinasyon Çerçevesi’nin birliği ve sağlamlığının ülkenin istikrarı için kritik öneme sahip olduğu’ vurgulandı.

El-Hekim, bölgesel gelişmelere ilişkin olarak da ‘bölgedeki tansiyonu artıran söylemler yerine diyalog dilinin öne çıkarılması için çaba gösterilmesi gerektiğini’ belirtti ve tüm taraflar arasında görüşlerin yakınlaştırılması için daha fazla toplantı yapılması çağrısında bulundu.