Yunanistan Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Suriye’nin başarısız bir devlet olmasını istemiyoruz. Temsilcimiz, Esed’e itimatnamesini sunmayacak’

Nikos Dendias, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Suudi Arabistan ile ilişkilere övgüde bulundu. Bakan, Atina ile Washington arasında sonbaharda bir savunma anlaşması imzalanacağını söyledi.

Nikos Dendias (Yunanistan Dışişleri Bakanlığı)
Nikos Dendias (Yunanistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Yunanistan Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Suriye’nin başarısız bir devlet olmasını istemiyoruz. Temsilcimiz, Esed’e itimatnamesini sunmayacak’

Nikos Dendias (Yunanistan Dışişleri Bakanlığı)
Nikos Dendias (Yunanistan Dışişleri Bakanlığı)

Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ülkesinin Suriye’nin ‘başarısız bir devlet’ olmasını istemediğini ve ‘koşulların normalleşmesine katkıda bulunmak’ için Şam’a bir diplomat gönderme kararı aldığını belirtti. Dendias, ancak bu diplomatın Devlet Başkanı Beşşar Esed’e itimatnamesini sunmayacağını söyledi.
Dendias, bir soruya yanıt olarak, Atina’nın Avrupa Birliği’nin (AB) Suriye’nin yeniden inşasına fon sağlamak için ‘Esed rejiminden somut adımlara tanık olma’ kararına bağlılığını sürdürdüğünü dile getirdi. Devlet başkanlığı seçimlerinin sonuçlarını kabul etmediklerini söyleyen Yunan Bakan, AB’nin ‘demokrasiye geçiş, insan haklarına tam saygı ve savaş suçları için hesap verebilirlik’ istediğini de vurguladı. Nikos Dendias, “Esed rejiminin geleceği nasıl gördüğünü öğrenmekle ilgileniyoruz. Anayasa Komisyonu, isterse birtakım adımlar atabileceği harika bir platformdur. Ama bunun olacağını göreceğimizden emin değilim” dedi.
Dendias, Suudi Arabistan ile ilişkilere de övgüde bulunurken, Riyad’ın küresel açıdan ve Avrupa ile Yunan ekonomisi açısından oldukça önemli bir konumda olduğunu söyledi. Bakan, “Suudi Arabistan Krallığı’nın güvenliği bizim için çok önemli. Bu nedenle Riyad ile önemli anlaşmalar imzaladık” dedi. Arap Birliği ile siyasi istişare anlaşmasının önemine ve Kahire ile gelişen ilişkilere dikkati çeken Dendias, “Uluslararası deniz hukuku, egemenlik, hukukun üstünlüğü, AB ile iyi ilişkiler ve göçmenlik sorunları da dahil olmak üzere Mısır ile ortak birçok konu var. Mısır, göç sorununu AB ve Yunanistan’a şantaj yapmak için kullanmıyor” dedi. Bakan, ABD’nin Yunanistan’daki askeri üssünü genişletme kararından ve iki ülkenin bu yılın sonbaharında bir savunma anlaşması imzalama niyetinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
İşte Şarku’l Avsat’ın Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;

Bölge gezinizi takip ediyordum. Bana bu ziyaret hakkında neler söyleyebilirsiniz? Bunun arkasındaki sebep nedir? Arap Birliği Başkanı Ahmed Ebu Gayt ile imzaladığınız anlaşmayı nasıl yorumluyorsunuz?
İlk olarak, söylememe izin verilirse eğer, eski ilişkilere sahibiz. Arap ülkeleriyle yüzyıllar öncesine dayanan tarihi bir ilişkimiz var. Arap Birliği Genel Sekreteri ile bunu hesap etmeye çalıştık, yaklaşık 25, 26 asır öncesine, ya da onun gibi bir zamana ulaştık. Bu nedenle Arap Birliği ile kurumsal bir ilişkiye sahip olmak bizim için çok önemliydi. Bunu, çoğu Arap ülkesiyle, özellikle de (söylemem gerekirse) bizim uluslararası sistemle, yani kurallara dayalı sistemle iş yapma şeklimizi paylaşan Arap ülkeleriyle, daha yakın bir anlayışa ulaşma yolunda bir adım olarak görüyoruz.

Ebu Gayt ile istişare amaçlı anlaşma imzalamanın siyasi önemi nedir?
İstişareleri diplomatik bir dil olarak görüyorsunuz, ancak durum böyle değil. Karşılıklı bir anlayışa ulaşmak istiyorsanız, bazı şeyleri görüşmelisiniz. Fikirlerinizi ifade etmeli ve diğer tarafın olayları kendi açılarından nasıl gördüğünü takdir etmelisiniz. Bu olmazsa da tek taraftan veya diğer taraftan paralel diyaloglardan başka bir şey değil. Saf tesadüfe ilgimiz aynıysa, bu iyi bir şeydir. Değilse, hiçbir şeye ulaşamayız, bunlar sadece hiçbir şeye yol açmayan paralel diyalog çizgileri olarak kalır. Bu nedenle istişare bizim için anlamlı bir şeydir. Arap Birliği ve Arap ülkelerinin bölgede karşılaştığımız koşul ve sorunlara bakış açımızı ve aynı zamanda bölge için hayallerimizi, özlemlerimizi ve hırslarımızı ifade şeklimizi anlamalarını istiyoruz. Biz de onların istek ve arzularını bilmek isteriz. Burası çok karmaşık bir bölgedir ve tarih, mevcut çağın zorluklarına değiniyor. Bu durum ise aramızda çok fazla anlayış gerektiriyor. Bu ise aynı zamanda harika bir fırsattır.

Sayın Bakan, bu soruyu soruyorum çünkü Arap dünyasındaki bazı analistler ve gazeteciler, siz Atina ve Arap Birliği arasındaki bu ilişkiyi kurumsallaştırmaya karar vermişken bölgedeki bazı ülkelerin, örneğin Türkiye ve İran’ın, her zaman Arap Birliği’nin rolünü ve Arap rolünü baltalamaya çalıştıkları izlenimini veriyor.
Türkiye hususunda, bunun olduğunu gördüm. Açık konuşayım, herhangi bir ülkeyi baz almayacağım, ama birçok Arap ülkesindeki meslektaşlarım, bana Türkiye’nin Arap ülkelerini nasıl gördüğüne ve Türkiye’nin hayallerine dair güçlü deliller sundu. Bu hayal ise, bu eski hilafeti eski dönemine döndürme olasılığına olan inancıyla, bir tür neo-Osmanlı hırsıdır. Yunanistan açısından, bölgede yayılmacı bir hırsımız yok ve ulaşmak istediğimiz tek şey, çıkarlarımızın anlaşılması ve bölgedeki dostlarımızınkilerle tutarlı olmalarıdır. Bu bağlamda ve yakın ilişki içinde olduğumuz ülkelerin çoğunun bağlı olduğu uluslararası deniz hukuku bağlamında, hepimiz için daha iyi bir gelecek yaratabileceğimize inanıyoruz. Bu konuda son bir söz söylememe izin verin, Türkiye’nin de bu anlayışın bir parçası olmasını umut ediyoruz. Ama ne yazık ki ve korkarım, bu çok uzun ve meşakkatli bir yol.

18 ayda Kahire’yi 5 kez ziyaret ettiniz, değil mi?
Korfuluyum (Yunanistan) ve bir dışişleri bakanı olarak Korfu’ya gittiğimden daha fazla Kahire’ye gittim. Mısır’ın başkentinde araçtan indiğimde, kendimi tamamen evimde hissediyorum. Orada kapıların, asansörün ve koridorların nerede olduğunu biliyorum. Sayın Samih Şukri (Mısır Dışişleri Bakanı) ile kişisel ilişkilerim var. Söylemem gerekir ki, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’ye ve Mısır için yaptıklarına, yapmaya çalıştıklarına büyük saygı duyuyorum. Ellerinden geleni yapıyorlar ve ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar.

İkili meseleler, bölgesel meseleler ve dikkate alabileceğiniz diğer ilgili meselelerde Mısır ile paylaştığınız ortak menfaati açıklar mısınız?
Benden Mısır’la olan anlaşmazlık noktalarından bahsetmemi istemeniz çok zor olurdu. Çünkü bunu düşünmek için olağanüstü bir çaba göstermem gerekecekti. Ancak benden Mısır ile yakınlaşma ve anlaşma noktalarını belirtmemi isterseniz, gerçek şu ki, uluslararası deniz hukuku, egemenlik, hukukun üstünlüğü, AB ile iyi ilişkiler ve göç sorunu dahil birçok konu ve durum var. Mısır, Yunanistan’a veya AB’ye şantaj yapmak için göç sorunlarını bir araç olarak kullanmıyor. 2017’den sonra Mısır’dan Avrupa’ya göç akışı yok. Bölgede ve Libya’da genel istikrar durumuna tanık oluyoruz. Demek istediğim şu, ne zaman düşünsem, Mısır’la çeşitli konularda çok iyi bir anlayışa sahip olduğumuzu görüyorum.

Akdeniz’de gaz ve deniz ilişkilerinin ana ilişki olduğunu söylersem yanılır mıyım?
Hayır, hata olmaz. Mısır’dan AB’ye bir enerji tedarik koridoru, bir gaz forumu, boru hatları ve ortak bağlantı noktalarının inşası, ortak ve daha iyi bir ekonomik gelecek yaratma çabalarımızın bir parçasıdır. Şunu söylemem gerekir ki, Yunanistan’daki enerji, ben Yunanistan’ı baz alıyorum, son derece pahalı. Mısır’dan Yunanistan’a getirebileceğimiz enerji çok daha ucuz. Bu, ekonomimizde sürdürülebilir kalkınma yaratmamıza yardımcı olacaktır. Bu nedenle Mısır ile sonsuz bir ortak çıkarlar listesi var.

Akdeniz’deki gazla ilgili olarak bu bloğu, Mısır, Yunanistan ve diğerleri de dahil olmak üzere 6 ülkeden kurdunuz. Bana hedefler hakkında daha fazla bilgi verebilir misin? Bunlar sadece ekonomik hedefler mi yoksa jeopolitik bir yapıya da sahipler mi?
Pekâlâ, burada belirtmek istediğim tek şey, kendimizi bir blok olarak değil, bir anlayış olarak gördüğümüzdür. Çünkü ortak bir vizyonu, ortak bir geleceği ve ortak çıkarları paylaşıyoruz. Size açık yüreklilikle söylüyorum; Türkiye bu kurallara uyarsa, sadece Türkiye de değil, başka herhangi bir ülke de bloğa katılabilir.
Ve hayır, bu sadece ekonomik çıkarlarla ilgili değil. Ekonomik çıkarlar var ve ekonomik hedeflere, makul bir maliyetle enerji kaynaklarına duyulan ihtiyaca dayanıyor. Ama bundan daha fazlası bir durum var. Bu, kurallara dayalı toplumun ve kurallara dayalı uluslararası düzenin kabulüne katılımdır. Açıkça yayılmacı olan, kelimenin eski anlamıyla M.S. 19. ya da belki 18. yüzyıllardan kalma ve 21. yüzyılla kesinlikle hiçbir alakası bulunmayan diğer yaklaşımlar karşısında bizi birleştiren de budur. Ancak bazı ülkeler açısından bunun ileriye dönük bir yol olmadığını anlayana kadar bunu söylemek, yapmaktan daha kolaydır.

Oluşturduğunuz bu platforma, yani bahsettiğiniz altı ülkeye paralel olarak elektrik konusunda Kıbrıs ve İsrail’i içeren başka bir platform daha var. Bu doğru mu?
Tabi ki. Kıbrıs konusunda herkes için açık olanı söylüyorum. İsrail ile çok yakın olan ilişkimizi bir kez daha dile getiriyorum. Çok düşük bir noktadan başladık. Yunanistan, muhtemelen 1990’da İsrail devletini tanıyan son Avrupa ülkesiydi. Ama şunu söylemeliyim ki, bölgede ortak bir anlayışa ulaşmak için İsrail’deki dostlarımızla çok çalıştık. Ve şunu da belirtmem gerekir ki İsrailliler bile, Mısır’ın bir devlet olarak istikrarının bölgenin istikrarı ve refahı için temel öneme sahip olduğu konusunda bizimler ortak görüş paylaşıyor. Elbette İsrail ile birçok alanda iş birliği yapıyoruz ve enerji de bunlardan biri.

Ancak merak ediyorum; Neden biri gaz, diğeri elektrik için iki platform var? Mısır neden elektrik platformunun bir parçası değil?
Bu soruya cevap vermek benim yetkimde değil, bu konuyla ilgilenen başka bir bakanlık var. Ama şunu söyleyebilirim; enerji konusunda hepimizin ortak bir anlayışa varacağını ve gelecek için ortak vizyonumuzu paylaşacağımızı düşünüyorum. Bunun er ya da geç gerçekleşeceğini söylemeliyim.

Türkiye ile ilişkilere dair… Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in Haziran ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir görüşme yaptığını zannediyorum. Ama Ankara ile Atina arasındaki ilişkinin gidişatını öğrenmek için hala 20 Temmuz’un son tarih olduğunu duyuyoruz. Neden?  
İlk olarak, Başbakan Miçotakis’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinden başlayacağım. Toplantı iyi geçti. Kişisel düzeyde, gergin ilişki buzlarının eridiği iyi bir toplantıydı. Ama yine de Türkiye’nin gerçekten yolunu değiştirip değiştirmediğini görmemiz gerekiyor. 20 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesini ziyaret edecek. Söyleyeceklerini dinlemek ve ne yapacağını bilmek bizim açımızdan önemli. Çünkü bu söylem, uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarına aykırı olursa, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tavrı hiçbir anlam ifade etmeyecektir.

Kıbrıs’ta ‘iki devletli çözüme’ karşı olmanız ne anlama geliyor?
Bu benimle, Yunanistan’la ya da Kıbrıs’la ilgili değil. Daha ziyade herhangi bir ‘iki devletli çözüm’ fikrine karşı çıkan, uluslararası hukuk ve BMGK’dır. Temelde ‘iki devletli çözüm’ olmadığını söylememe izin verin. Türk tarafının Kıbrıs sorununa çözüm teşkil etmeyen ‘iki devletli’ önerisi var. Kıbrıs sorununun çözümü, adayı birleştirmektir. Diğer her türlü öneri bir çözüm değildir, aksine uluslararası hukuka aykırıdır.

Yunanistan ve siz, kişisel ve resmi olarak bölge ve onun kilit ülkeleriyle ilişkilere büyük önem veriyorsunuz. Nisan ayında Suudi Arabistan’ı ziyaret ettiğini zannediyorum ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile bir anlaşma imzaladınız. Peki Yunanistan- Suudi Arabistan ilişkilerine ilişkin vizyonunuz nedir?
İlk olarak, Suudi Arabistan oldukça önemli bir ülke. İslam dünyasında büyük bir öneme sahip, İslam dinindeki iki kutsal camiyi bünyesinde barındıran bir ülke ve dünyanın en büyük enerji üreten ülkelerinden biridir. Ayrıca dünyanın en büyük enerji üreticilerinden biri olması onu küresel ekonomi, deyim yerindeyse Avrupa ekonomisi ve Yunan ekonomisi için çok önemli bir ülke yapıyor. Bu nedenle Suudi Arabistan’ın güvenliği bizim açımızdan çok önemli. Bu yüzden onlarla bir anlaşma imzaladık ve bu nedenle Suudi Arabistan’a bir savunma silahı olan Patriot füze bataryası gönderdik. Bu bir saldırı silahı değildir. Suudi Arabistan’a, kimliğini tespit edemediğimiz saldırganlara karşı savunma amaçlı silahlar gönderdik, herhangi bir tarafa saldırmak için değil.
Ayrıca genel olarak İslam dünyası ile ortak bir geçmişi paylaşıyoruz. Arap Birliği Genel Sekreterine, her zaman tekrar ettiğim gibi, eski Yunan yazarlarının kitaplarını kopyalayan ve onları Hıristiyan dünyasına yeniden kazandıran Arap dünyası olmasaydı, bugün bu kitapların bizim tarafımızdan bilinemeyeceğini söyledim. Bu nedenle Arap dünyasına çok şey borçluyuz. Kişisel düzeyde ise, çok iyi ilerleme kaydediyoruz ve bunu zaten biliyorsunuz.
Suudi Arabistan Krallığı ile olan ilişkilerin yanı sıra, Birleşik Arap Emirlikleri ile mükemmel stratejik ilişkilerimiz var, Kuveyt ile büyük ilişkilerimiz var, Bahreyn ile harika bir ilişkimiz var ve Ürdün ile oldukça iyi ilişkilerimiz var. Ayrıca Irak ile oldukça dostane ilişkilere sahibiz. Bahsettiğim tüm bu ülkelerle aramızda tek bir ayrım bulamıyorum. Bu nedenle, ortak çıkarlarımıza ve bölgede ortak refah ve istikrar vizyonumuza dayalı, anlaşmazlıklarımızın olmadığı gerçeğinden yola çıkarak ortak bir gelecek inşa etmeye çalışıyoruz.
Hindistan’a bakalım. Dünyanın en büyük demokrasisi ve büyüyen bir ekonomik gücü olan Hindistan ile iş birliği yapmak istiyoruz. Giriş noktası olarak Yunanistan ile Hindistan, Arap dünyası ve AB arasında bir köprü kurmaya çalışıyoruz.

Peki ya Yemen krizi? Çözüm bulma konusundaki vizyonunuz nedir?
Kesin olan bir şey var; Ateşkes olmadıkça ve Husiler Marib’i ele geçirmeye çalışmaya devam ettikçe durum bu yönde devam edemez. Her şeyden önce ateşkese ihtiyacımız var ve ateşkeste istikrara ulaştıktan sonra bu kriz durumundan bir çıkış yolu bulmaya çalışacağız. Eğer Yunanistan herhangi bir şekilde yardım edebilirse, dostlarımıza yardım etmekten çekinmeyeceğiz. Yunanistan’ın, bir ülke olarak Yemen hakkında çok geniş bir kurumsal bilgiye sahip olduğunu iddia edemem.

Krizleri ve savaşları olan ülkelerden bahsetmişken, Suriye de bunlardan biri. Sayın Bakan, geçtiğimiz haftalarda ve aylarda Şam’daki bazı yetkililerin, ‘Yunanistan’ın Suriye’nin başkentindeki büyükelçiliğini yeniden açmaya karar verdiği’ yönündeki ifadelerini duymuşsunuzdur. Bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz?
Öncelikle, Suriye bizim komşu ülkemizdir. Akdeniz havzasında başarısız bir devletin varlığı, hiç de bizim çıkarımıza değildir. Halihazırda Suriye’den Avrupa’ya büyük bir göçmen akışı var ve bunun için oldukça üzgünüz. Örneğin Suriye’deki Ortodoks Patrikhanesi yoluyla, Suriye ile köklü tarihi ilişkilerimiz var. Suriye’yi böyle bir durumda görmekten üzüntü duyuyoruz. Ancak Esed rejiminin günahlarını unutabilecek veya affedebilecek olan biz değiliz. Yaptığımız şey, sahada mevcut bir durum olduğunun farkına varmaktır, Yunan Maslahatgüzarının sahadaki durumu normalleştirmeye yardımcı olmak, Yunan vatandaşlarına ve Avrupalı vatandaşlara yardım etmek için orada olması gerektiğidir. Ancak Esed rejiminin maslahatgüzarlarına itimat etmiyoruz, onlara itimatname sunmuyoruz. Bu konuda, Avrupalı ​​dost ve ortaklarımızla istişare etmeliyiz. AB Konseyi, kendi başımıza karar vermemek zorunda olduğumuz için Esed rejimine karşı nasıl muamele edileceğine karar verecektir.

Yani büyükelçiliği yeniden açma ve Şam’a büyükelçi gönderme kararı aldığınıza dair bir onay yok mu?
Hayır, Şam’da bir maslahatgüzarımız var, büyükelçi değil. Sahadaki durum bu deneyimi gerektirdiği için kendisi, çok fazla deneyime sahip üst düzey bir isim. Ama Esed rejiminde büyükelçi düzeyinde değil.

Peki ya büyükelçilik?
Şu an başkent Beyrut’tan yürütülüyor ve büyükelçilik çalışmalarının nasıl yürütüldüğü üzerinde duruluyor.
AB Dış İlişkiler Konseyi, yıllar önce yeniden yapılanmaya koşullu katkı kararı aldı. Siyasi süreçte ‘gerçek’ bir ilerleme kaydedilmediği sürece bu katkının, yeniden inşaya bir yararı olmadığını belirtti.
Haklısın. Bu durumları entegre etmeye çalıştık. BM Temsilcisi Geir Pedersen ile sık sık görüşüyorum. Kendisiyle Cenevre’de de çok sık görüştüm ve iyi bir ilişkimiz var. Ona, her şekilde iyi hizmetlerimizi sunduk. Ancak pozisyon ve karar, nihayetinde sizin de söylediğiniz gibi AB’ye ait. Yeniden yapılanma planına kaynak sağlamak için Esed rejiminin somut adımlarını görmemiz gerekiyor. Suriye halkının gerçekten yardımımıza ihtiyacı olduğu için böyle bir adımın atılmaması nedeniyle oldukça üzgünüm, çünkü örneğin seçim sonuçlarını kabul etmiyoruz ve ciddiye almıyoruz. Suriye halkının yaklaşık üçte birinin Suriye topraklarından yerinden edildiğini benden daha iyi biliyorsunuz. Bu durum, hiçbir şekilde kabul edilemez. 21. yüzyılda yaşıyoruz.

O halde Şam’dan aktif katılım veya normalleşme için ne gibi adımlar bekliyorsunuz?
Tekrar ediyorum, AB’nin tek beklentisi demokrasiye geçiş, insan haklarına tam saygı ve savaş suçlarında hesap verebilirliktir. Size yeni bir şey söylemiyorum. AB’nin faaliyet gösterdiği şartlar ve koşullar var. AB, bir ülkeler topluluğudur ve aynı zamanda bir dizi değeri ifade etmektedir.

Bu birçok Suriyeli açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu açıdan bakıldığında, doğru ifade etmek gerekirse, şimdiye kadar AB’nin normalleşme ve yeniden yapılanma şartlarına bağlı mısınız?
Yeni oldukça açık konuşayım. Suriye’deki mevcut durum uyarınca, örneğin bizim sunmak istediğimiz bariz şey, insani yardım yapabileceğimiz koridorların açılmasıdır. Bildiğiniz gibi şu anda Türkiye’den Suriye’ye insani yardımın sağlanabileceği tek bir koridor var. Ancak daha fazlasına ihtiyacımız bulunuyor. Ve eğer bu olursa, geleceği görmeyi beklerken Esed rejiminin de geleceği nasıl gördüğünü bilmek istiyoruz. AB’ye Suriye halkı için daha iyi bir demokratik gelecek inşa etmeye hazırlandığını nasıl gösterebilir? Anayasa Komisyonu, isterse birtakım adımlar atabileceği harika bir platformdur. Ama bunun olacağını göreceğimizden emin değilim.

Rus ve ABD tarafları, Güvenlik Konseyi’nde yardımların ‘sınırlar aracılığıyla’ erişiminin yenilenmesi için anlaşmaya vardı.
BMGK’yı kastediyorsun?

Evet. Öncelikle bu konudaki yorumunuz nedir? İkinci olarak, sizce bu, ABD’liler ve Rusların birlikte çalışması ve bir uzlaşıya varması için bir başlangıç ​​olabilir mi?
Bir anlaşmaya varabilirlerse harika olur. ABD’liler ve Ruslar arasındaki bir anlayış, Suriye için daha iyi bir geleceğe doğru ilk adım olacaktır. Ama bakalım bu olacak gerçekleşecek mi?!

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile ilgili bir soru…  Yunanistan ve Türkiye bu örgütün üyesi… Bu karmaşık ilişkileri nasıl tanımlarsınız?
NATO’nun en eski üyelerinden biriyiz ve bu üyelikten gurur duyuyoruz. Buna rağmen bazen örgüt, üye devletleri karşısında eşit mesafelerini koruyor. NATO’nun, bir ittifak dışında, sadece bir ülkeler ittifakı olmadığını hatırlatmak isterim. Daha ziyade belirli değerlere dayanan bir ittifaktır ve bu yüzden, bir üyesi hata yaptığında bunu açıkça söylemesi gerekiyordu. Bunu henüz yapmadı. Bu anlaşılabilir bir durum. Şunu da söyleyeyim, biz üye bir devletten bahsediyoruz. Ancak yine de NATO bir değerler ittifakıdır. Şunu söylemeliyim ki, NATO’nun geleceği ve ittifakın 2030 politikasını kapsamlı bir şekilde ele alıyoruz. NATO’nun değerlerindeki bu unsurunun, bu politika belgesinde nasıl tanımlandığını görmek ilginç olacak.

ABD’liler, Dedeağaç kentindeki deniz askeri üssünü genişletme kararı aldı. Peki, bu durum, Bay Dendias açısından ne anlama geliyor?
Yunan- Amerikan ilişkileri tüm zamanların en yüksek seviyesinde. ABD’liler, son yıllarda Yunanistan ile Türkiye arasında kriz patlak verdiği her zaman doğru şeyleri söylemeye özen gösterdiler. Örneğin, son derece mutlu olduğumu söylemeliyim. Çünkü üç ya da dört hafta önce Bakan Antony Blinken çıktı ve tüm dünya ülkelerine BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne katılmalarını tavsiye etti. ABD’nin kendisinin henüz BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne katılmadığı biliniyor. Bizim açımızdan bu bir zevk, çünkü buna inanıyoruz. Şunu söylemeliyim ki ABD, bölgemizde, özellikle de Ege’de ve Yunanistan-Türkiye ilişkileri bağlamında çok olumlu bir güç. Yunanistan’da daha büyük bir ABD varlığı ve bölgede daha büyük bir ABD varlığı olsaydı mutlu olurdum. Bunu, son derece olumlu bir şey olarak görüyorum.

-Peki ya iş birliği?
ABD ile yeni bir savunma anlaşması müzakere ediyoruz. Umuyorum ki bu müzakereleri, 2021 sonbaharına kadar tamamlayabilir ve bu yeni anlaşmayı, bu yılın sonundan önce imzalayabiliriz. Ancak yine de tüm müzakerelerin önemli düzeyde karmaşıklık içerdiğini görmek zorundayız. Sonuçta hedefimiz bu. ABD’nin bölgemizde oynadığı rol konusunda oldukça iyimser olduğumu söylemeliyim.

Bu, Türkiye’nin güneyindeki İncirlik’te bulunan NATO üssüyle mi ilgili? Bu durum, ABD’nin Yunanistan ile ilişkilerini Türkiye aleyhine genişletmeye çalıştığı anlamına mı geliyor?
Hayır, ABD ile ilişkilerimizin, hiçbir şekilde Türkiye’ye dair uyumsuz olduğunu düşünmüyorum. Söylediğim gibi, Türkiye'nin davranışlarını normalleştirmesini, ‘Batılı değerlere sahip modern bir ülke, demokratik bir ülke ve hukuka saygılı demokrasiler topluluğunun bir ortağı olmayı’ hedeflemesini temenni ediyorum. Bu nedenle ABD ile iletişimimiz, başlı başına bizim için değerlidir. Ama ABD’lilerin Türk dostlarıyla ne yaptığı da bizi ilgilendirmiyor.



Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
TT

Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)

Pakistan, bu sabah erken saatlerde, Afganistan'ın desteklediği silahlı grupların üstlendiği son intihar saldırılarına misilleme olarak Pakistan-Afganistan sınır bölgesindeki yedi noktaya hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Enformasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Pakistan'ın ‘istihbarat bilgilerine dayanarak yedi terörist kampına ve sığınağına askeri operasyonlar düzenlediği’ belirtildi. Açıklamaya göre Ramazan'ın başlamasından bu yana üç intihar saldırısı düzenlendi.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, Pakistan'ın DEAŞ terör örgütünün bir kolunun hedef alındığını söyledi.

Tatar, açıklamada saldırıların yeri veya daha fazla ayrıntı belirtmedi.

Ancak Afganistan Hükümet Sözcüsü Zabihullah Mucahid bugün X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Pakistan tarafından Afganistan’ın Nangarhar ve Paktika illerinde sivillerin bombaladığını, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını’ söyledi.

Bakanlık, operasyonların iki hafta önce İslamabad'daki bir Şii camisini hedef alan intihar bombalı saldırı ve son zamanlarda Pakistan'ın kuzeybatısında meydana gelen diğer intihar bombalı saldırılara misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

Pakistan tarafından bugün yapılan açıklamada, İslamabad'ın defalarca kez talepte bulunmasına rağmen, Kabil'deki Taliban yetkililerinin Afganistan topraklarını Pakistan'da saldırılar düzenlemek için kullanan silahlı gruplara karşı harekete geçmediği belirtildi.

Enformasyon Bakanlığından yapılan açıklamada, “Pakistan her zaman bölgede barış ve istikrarı korumak için çaba göstermiştir, ancak aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenliği ve emniyeti de bizim en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor” denildi.

İslamabad ayrıca uluslararası topluma, Kabil'i geçtiğimiz yıl Doha’da varılan anlaşma kapsamında diğer ülkelere karşı düşmanca eylemleri desteklememe yükümlülüğünü yerine getirmesi için baskı yapmaya çağırdı.

Afganistan ve Pakistan arasındaki gerginlik, Taliban'ın 2021 yılında Kabil'in kontrolünü yeniden ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.

Son aylarda kanlı sınır çatışmalarıyla iki ülke arasındaki ilişkiler keskin bir şekilde kötüleşti.

Ekim ayında patlak veren ve Katar ile Türkiye'nin arabuluculuğunda ateşkesle sona eren çatışmalarda 70'den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Ancak, Doha ve İstanbul'da birkaç tur görüşme yapıldıysa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı.


Ukrayna, Macaristan ve Slovakya'yı elektrik kesintisi tehditleriyle "şantaj" yapmakla suçladı

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
TT

Ukrayna, Macaristan ve Slovakya'yı elektrik kesintisi tehditleriyle "şantaj" yapmakla suçladı

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı dün, Macaristan ve Slovakya hükümetlerinin Rus petrolünün akışına yeniden başlanmaması halinde Ukrayna'ya elektrik tedarikini kesme tehdidinde bulunmalarını "uyarı ve şantaj" olarak nitelendirerek kınadı.

Rus petrol sevkiyatları, Kiev'in 27 Ocak'ta Batı Ukrayna'da boru hattındaki ekipmanı bombalayan bir Rus insansız hava aracının (İHA) saldırısını gerçekleştirdiğini açıklamasından bu yana Macaristan ve Slovakya'ya durdurulmuş durumda. Slovakya ve Macaristan, uzun süredir devam eden tedarik kesintilerinden Ukrayna'nın sorumlu olduğunu savunuyor.

Slovakya Başbakanı Robert Fico dün yaptığı açıklamada, Kiev'in Rus petrolünün Ukrayna toprakları üzerinden Slovakya'ya transit geçişine yeniden başlamaması halinde, iki gün içinde Ukrayna'ya acil durum elektrik tedarikini keseceğini söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Macaristan Başbakanı da birkaç gün önce benzer bir tehditte bulunmuştu.

Bu konu, Ukrayna ile komşuları Macaristan ve Slovakya arasında bugüne kadarki en ciddi anlaşmazlık noktalarından biri haline geldi. Bu ülkelerin liderleri, Moskova ile bağlarını güçlendirerek büyük ölçüde Ukrayna yanlısı Avrupa konsensüsünden ayrıldılar.

Macaristan ve Slovakya, Avrupa Birliği ve NATO üyesidir ve bloktaki diğer iki ülke olarak Ukrayna üzerinden Druzhba boru hattıyla taşınan Rus petrolüne hâlâ büyük ölçüde bağımlıdırlar.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Ukrayna, Macaristan ve Slovakya hükümetlerinin iki ülke arasındaki enerji tedarikine ilişkin uyarılarını ve şantajlarını reddediyor ve kınıyor. Bu uyarılar kesinlikle Kiev'e değil, Kremlin'e yöneltilmelidir” ifadelerini kullandı.


Trump'ın gümrük vergilerinin iptal edilmesinin ardından finansal kaos korkusu

Trump, 20 Şubat'ta Beyaz Saray'da Ticaret Bakanı Howard Lutnick ile düzenlediği basın toplantısında (DPA)
Trump, 20 Şubat'ta Beyaz Saray'da Ticaret Bakanı Howard Lutnick ile düzenlediği basın toplantısında (DPA)
TT

Trump'ın gümrük vergilerinin iptal edilmesinin ardından finansal kaos korkusu

Trump, 20 Şubat'ta Beyaz Saray'da Ticaret Bakanı Howard Lutnick ile düzenlediği basın toplantısında (DPA)
Trump, 20 Şubat'ta Beyaz Saray'da Ticaret Bakanı Howard Lutnick ile düzenlediği basın toplantısında (DPA)

Başkan Donald Trump'ın ithalata yeni gümrük vergileri uygulama sözü vermesinin ardından finansal ve ekonomik çalkantı korkuları arasında, Amerika'nın dünya genelindeki ticaret ortakları yeni belirsizlikleri değerlendirmeye başladı.

Yüksek Mahkeme'nin ikinci döneminin başında uygulamaya koyduğu kapsamlı gümrük vergileri paketini iptal etmesinden saatler sonra Trump, farklı bir yasa kapsamında salı gününden itibaren 150 gün süreyle tüm ülkelerden yapılan ithalata yeni gümrük vergileri uygulayacağını söyledi. Başlangıçta yüzde 10 olarak belirlediği oranı, "derhal geçerli olmak üzere" yüzde 15'e çıkardı.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social'da yaptığı açıklamada, mahkemenin "son derece Amerikan karşıtı" kararının ardından ithalat tarifelerini "tamamen izin verilen seviyeye" çıkarmaya karar verdiğini söyledi.

Bu karar, ekonomistlerin daha fazla önlem alınabileceği ve bunun da finansal kaosa yol açabileceği konusunda uyarıda bulunmasına neden oldu.