Biden-Merkel Zirvesi: Washington ve Berlin arasında gün yüzüne çıkan bir çok anlaşmazlığa rağmen zirvede sıcak bir hava hakimdi

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve ABD Başkanı Joe Biden Beyaz Saray'da (Reuters)
Almanya Başbakanı Angela Merkel ve ABD Başkanı Joe Biden Beyaz Saray'da (Reuters)
TT

Biden-Merkel Zirvesi: Washington ve Berlin arasında gün yüzüne çıkan bir çok anlaşmazlığa rağmen zirvede sıcak bir hava hakimdi

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve ABD Başkanı Joe Biden Beyaz Saray'da (Reuters)
Almanya Başbakanı Angela Merkel ve ABD Başkanı Joe Biden Beyaz Saray'da (Reuters)

ABD Başkanı Joe Biden, Almanya Başbakanı olarak muhtemelen Washington’ı son kez ziyaret eden Angela Merkel’i Beyaz Saray’da ağırladı. Biden sıcak bir şekilde karşıladığı Merkel ile Perşembe akşamı Oval Ofis'te genişletilmiş bir zirve gerçekleştirdi.
İki liderin görüşmesinin ardından gerçekleştirdikleri ortak basın toplantısı çok kritik tartışmalı konularda Washington-Berlin arasında birçok farklılığın olduğunu ortaya koydu. Bu anlaşmazlıklar Rus doğalgaz boru hattı, Çin'in tehditleri, NATO savunma harcamaları, aşı patentleri ve ABD'nin Avrupa'ya seyahat yasağının kaldırılması gibi konularda gün yüzüne çıktı.
Beyaz Saray'daki yetkililer, transatlantik ilişkilerin sıcaklığını ve Avrupa bloğu ile güçlü ilişkiyi vurgularken önümüzdeki Eylül'de yapılacak seçimlerin ardından görevinden ayrılacak olan Merkel, bu iki ülke arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için gerekli stratejik adımlarla ilgili net bir açıklama yapmadan Beyaz Saray'dan ayrıldı.
Biden, basın toplantısında, 11 milyar dolarlık bir maliyetle tamamen tamamlanmak üzere olan ve Rusya’dan Almanya’ya uzanan Kuzey Akım 2 doğalgaz boru hattı ile ilgili endişelerini yineledi.
ABD defalarca Kuzey Akım 2'nin kıtanın Rus gazına bağımlılığını artırarak Rusya'nın hassas doğu ve orta Avrupa ülkeleri, özellikle Ukrayna üzerinde siyasi baskı uygulamasına yol açacağını ve Avrupa enerji güvenliğini tehdit edeceğini savundu.
Biden basın toplantısında, "Şansölye Merkel ve ben, Rusya'nın enerjiyi komşularına yönelik baskı aracı veya tehdit için bir silah olarak kullanmasına izin verilmemesi gerektiği konusunda tamamen fikir birliğine vardık. İyi dostlar bazen farklı düşünebilir. Göreve geldiğimde proje tamamlanmak üzereydi ve bu durum beni boru hattını uygulayan şirkete karşı yaptırımlardan feragat etme kararı almaya sevk etti” dedi. Biden’ın bu kararı Kongre'de büyük tepkiye yol açtı.
Merkel, farklılıkları önemsiz göstermeye çalışarak Rus boru hattının Ukrayna boru hatlarının yerini almayı amaçlamadığını aksine Ukrayna boru hatlarına gerekli bir ilave olduğunu vurguladı. Merkel, “Bizim düşüncemiz, Ukrayna'nın doğal gaz için bir geçiş ülkesi olmaya devam etmesi ve dünyadaki herhangi bir ülke gibi bölgesel egemenlik hakkına sahip olmasıdır. Almanya, Ukrayna'nın transit ülke olarak saygı görmemesi halinde Moskova'ya yanıt vermeye hazır. Biden ile projeyle ilgili farklı değerlendirmelerimiz var, ancak Ukrayna'nın toprak egemenliği hakkı ve doğal gaz için bir geçiş ülkesi olarak kalması konusunda anlaştık” dedi.
Biden'ın Almanya'nın güçlü ticari ilişkilerine sahip olduğu Çin konusunda Merkel’e ne denli baskı yaptığı netlik kazanmadı. Merkel, Almanya veya Avrupa Birliği'nin Çin ile ABD arasında seçim yapmak zorunda kalabileceği herhangi bir durumdan kaçınmaya çalıştı. Merkel, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın, Pekin'i salgının kaynağı olmakla suçladığı sırada bile, iklim değişikliği ve koronavirüs salgını gibi küresel konularda Çin ile işbirliği yapma gereğinin altını çizdi. Merkel gazetecilere verdiği demeçte, Almanya ve Avrupa Birliği'nin Çin'e yönelik politikalarını işçi hakları, ticaret ve siber güvenlik gibi konular da dahil olmak üzere Washington ile koordine etmesi gerektiğini dile getirdi. Almanya Başbakanı, "Çin ile ilişkilerimizin temellerinin ABD ve Almanya'nın ortak değerlerine dayanması gerektiğini düşünüyorum" dedi.
Merkel çoğu Avrupalının Amerika Birleşik Devletleri'ne seyahat etmesini engelleyen "Kovid-19" seyahat kısıtlamalarıyla ilgili endişelerini dile getirirken Biden sorunu tartışmak için Koronavirüs Görev Gücü Başkanı’nı görevlendirdiğini ve kısıtlamaların ne zaman hafifletileceğine dair "önümüzdeki yedi gün içinde" daha spesifik bir cevap verebilmeyi beklediğini söyledi.

Aşı patentleri konusunda anlaşmaya varılamadı
İki taraf, aşı patentlerinin askıya alınması konusunda anlaşmaya varamadı. Biden yönetimi, aşıların üretimi ve dağıtımını yoksul ülkelere ve tüm dünyaya yaymaya yardımcı olacağı gerekçesiyle Avrupa ülkelerini, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları uyarınca patent haklarından feragat etmeye teşvik ediyor. Ancak Biden, Merkel'i aşı patentlerinin askıya alınması konusunda ikna edememiş gibi görünüyor. Merkel, aşı patentlerinin askıya alınmasının faydası olmayacağını ve gelecekteki araştırma ve geliştirme çabalarına zarar vereceğini ifade ediyor.
İki ülke arasında ortak zemin oluşturan konular, iklim değişikliği ile mücadele ve yenilenebilir enerji için teknolojiler geliştirme konulu bir ortaklık anlaşmasıyla sınırlı kaldı. ABD ve Almanya arasındaki iklim ortaklığını çok önemli bir mesaj olarak nitelendiren Merkel, ülkelerin yenilenebilir enerji gibi geleceğe yönelik teknolojiler üzerine çalışmak istediklerini söyledi.
Çözülemeyen tüm bu gergin ve tartışmalı konulara rağmen Biden, Merkel'e sıcak bir şekilde veda etmek istedi. Biden, Merkel’e hitaben "Sizi zirvelerimizde görmeyi özleyeceğimi söylemeliyim, gerçekten özleyeceğim” dedi.
16 yıl boyunca Beyaz Saray'ı 19 kez ziyaret eden ve George Bush'tan Obama'ya, Trump'tan Biden'a kadar dört başkanla görüşen ve eski Başkan Donald Trump ile zorlu ve gergin bir ilişkiye sahip olan Merkel, uzun süre uluslararası siyasette kilit bir oyuncu olan Biden ile esneklik, dostluk ve sevgi içeren bir ilişki kurdu ve ona defalarca "Sevgili Joe" şeklinde hitap etti. Biden ile olan ilişkisini Trump ile olan ilişkisiyle karşılaştırması istendiğinde ise Merkel diplomatik olarak hassas davrandı ve "her ABD başkanıyla çalışmanın" herhangi bir Alman başbakanının çıkarına olduğunu söyledi. Merkel tebessüm ederek, "Bugün çok dostane bir alışveriş ve sohbet gerçekleşti" dedi.
Beyaz Saray, Merkel ve eşini karşılamak için bir akşam yemeği davetine ev sahipliği yaptı. Davete mevcut ve eski bir grup milletvekili ve idari yetkili katıldı. Davetliler arasında Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın yanı sıra iki eski dışişleri bakanı Hillary Clinton ve Colin Powell da yer aldı. Davette, ABD’li senatör Mitch McConnell ve ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Kevin McCarthy ile diğer üst düzey ABD ve Alman yetkililer de hazır bulundu.
Merkel, Çarşamba akşamı Washington’a gitti ve Perşembe sabahı Başkan Yardımcısı Kamala Harris ile birlikte bir çalışma kahvaltısıyla ABD turuna başladı. Harris, Merkel’in olağanüstü kariyerini övdü ve Biden’ın onu ağırlayan dördüncü ABD Başkanı olduğunu kaydetti.  Merkel ise Başkan Yardımcısı Harris'in pozisyonunun tarihsel doğasına dikkat çekti.
Merkel ayrıca Johns Hopkins Üniversitesi'nden fahri doktora unvanı aldı.

 


Eisenkot, Aşkenaz hâkimiyetini kırıp Mizrahilerin oylarıyla Netanyahu’yu devirebilir mi?

İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot (Reuters)
İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot (Reuters)
TT

Eisenkot, Aşkenaz hâkimiyetini kırıp Mizrahilerin oylarıyla Netanyahu’yu devirebilir mi?

İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot (Reuters)
İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot (Reuters)

İsrail, 27 Ekim 2026’da yapılması planlanan Knesset seçimleri yaklaşırken modern tarihinin en kritik siyasi dönemeçlerinden birine giriyor. Mücadele artık yalnızca sağ ve merkez arasındaki sandalye paylaşımından ibaret değil. David Ben-Gurion döneminden bu yana ülkenin temel siyasi yapısını şekillendiren Aşkenaz Yahudi elitinin hâkimiyetini sarsma potansiyeli taşıyan bir kimlik depremine dönüşüyor.

Bu fırtınanın merkezinde, İsrail ordusunun 21’inci Genelkurmay Başkanı olarak görev yapmış 66 yaşındaki Gadi Eisenkot yer alıyor. Eisenkot, sağın lideri ve görev süresi sona ermek üzere olan Başbakan Binyamin Netanyahu’nun en güçlü rakibi olarak öne çıkıyor.

İbranice dürüst anlamına gelen Yashar adlı yeni partisiyle seçim yarışını sürdüren Eisenkot’un önünde Kudüs ve Tel Aviv’deki siyasi çevrelerin yanıt aradığı önemli bir soru var: Eski general, İsrail siyasetindeki “Doğu çıkmazını” aşarak ülke tarihinde Mizrahi kökenli ilk başbakan olabilir mi?

Marakeş’e uzanan kökler ve askerî müdahaleyle değiştirilen Berberi bir isim

İbranice yayın yapan medya, Eisenkot’tan söz ederken sık sık “Faslı” sıfatını kullanıyor. Bu niteleme, yalnızca coğrafi kökenine değil, aile geçmişine ve kimliğine de işaret ediyor. İsrail’e göç eden Faslı Yahudi bir ailenin çocuğu olan Eisenkot’un babası, tarihî Marakeş kentinden geliyor. Annesi ise Kazablanka’da doğup büyüdü. Ailenin ataları ve soyadı da Fas’ın güneyindeki Suveyre bölgesine uzanıyor.

Eisenkot soyadının kökeni konusunda da dikkat çekici bir tartışma bulunuyor. Soyadı, Batı dillerinde “demir” anlamına gelen Almanca kökenli veya Aşkenaz kimliğini çağrıştıran sert bir ifadeyi andırsa da tarihsel araştırmalar, ismin İsrail’e göç sırasında bir göçmenlik görevlisi tarafından değiştirildiğini ortaya koyuyor. Soyadının asıl biçiminin, Berberi dilinde “ceylan” anlamına gelen Fas kökenli “Azenkut” veya “Aznkut” olduğu belirtiliyor.

xcvfbgh
İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot ile Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı seçim afişi (AP)

İsrailli isim kökenleri araştırmacısı Aharon Morieli’nin yayımladığı tarihsel ve dilbilimsel çalışma bu iddiayı destekliyor. İsrail gazetesi Haaretz de Eisenkot’un, bu göreve gelen ilk Fas kökenli isim olarak Genelkurmay Başkanlığına atanması sırasında konuya ilişkin araştırmalara yer vermişti.

Eisenkot, ailesinin geniş bir çevreye yayıldığı Tiberias ve Eilat gibi çevre kentlerde büyüdü. Anne ve babasının boşanmasından önce dünyaya gelen dört kardeşin ikincisiydi. Babası ikinci evliliğinden dört çocuk daha sahibi oldu. Böylece aile, İsrail toplumunun çevre bölgelerine uzanan geniş bir yapıya sahip oldu.

Ancak Eisenkot’un Faslı ve Doğulu kökenleri, 2026 sonbaharında kızışan seçim mücadelesinde açık bir siyasi istismar konusu hâline geldi. Netanyahu ve sağ blokla ilişkili İbranice yayın yapan medya organları, Eisenkot’a yönelik sert ve ırkçı bir kampanya yürüttü.

Bu tutumun en çarpıcı örneklerinden biri, sağcı Kanal 14’ün tanınmış sunucusu Yinon Magal’in canlı yayında Eisenkot’u “Faslı, Doğulu bir isim taşıyan maymun” diye nitelemesi oldu.

Siyasi gözlemcilere göre sağcı çevrelerin medya üzerinden yürüttüğü bu kampanya, geçici bir polemiğin ötesine geçiyor. Amaç, Eisenkot’u siyasi açıdan kalıplaştırarak sol blokla özdeşleştirmek, böylece Doğulu Yahudilerin geleneksel oy tabanının Likud Partisi çevresinde kalmasını sağlamak ve eski Genelkurmay Başkanının muhafazakâr seçmenlere ulaşmasını engellemek.

th
İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot (Reuters)

2026 sonbaharında siyasi deprem: Anketler Likud’un dengelerini değiştiriyor

Ekim 2026’da yayımlanan son kamuoyu araştırmaları, Eisenkot liderliğindeki yeni Yashar Partisinin önemli bir çıkış yakaladığını gösteriyor. Kanal 12 ve Kanal 13’ün anketleri dâhil çeşitli araştırmalarda partiye 22 ila 24 sandalye öngörülüyor. Bu sonuçlar, Yashar’ı bazı göstergelerde iktidardaki Likud Partisinin önüne taşıyor.

Eisenkot’un siyasi gücü yalnızca parlamentodaki sandalye sayısıyla sınırlı değil. Anketlerde başbakanlık için uygun görülen adaylar arasında da öne çıkıyor. Netanyahu ile ikili karşılaştırmalarda Eisenkot’un yüzde 38 ila 48 arasında destek aldığı, Netanyahu’nun desteğinin ise yüzde 35 ila 39 düzeyinde kaldığı belirtiliyor.

Bu tablo, özellikle 7 Ekim 2023’teki başarısızlıklara ilişkin sert açıklamalar yapan, bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulmasını ve siyasi sistemin reformdan geçirilmesini isteyen Eisenkot’un ardından geniş bir seçmen kesiminin dürüstlük ve ulusal sorumluluk anlayışını öne çıkaran bir liderlik arayışına girdiğine işaret ediyor.

Netanyahu’nun Yahudileri ile çevre bölgelerin alternatifi arasındaki sosyolojik ayrışma

Seçimlerin en derin sosyolojik boyutunu, Eisenkot’un Netanyahu’nun Yahudileri olarak tanımlanan seçmen kitlesinin kalelerine girme çabası oluşturuyor. Bu kesim, tarihsel olarak Likud Partisinin temel dayanağını ve seçimlerdeki en güçlü savunma hattını oluşturan geniş bir Doğulu ve Fas kökenli Yahudi seçmen kitlesinden meydana geliyor.

dfrgty
Tel Aviv yakınlarında, Başbakan Binyamin Netanyahu ile en güçlü rakibi Gadi Eisenkot’un fotoğraflarının bulunduğu seçim afişinin altından geçen araçlar (AP)

Geleneksel olarak bu seçmenler, Aşkenaz kökenli Netanyahu’yu muhafazakâr kimliğin koruyucusu ve atalarını dışlayan laik, solcu Tel Aviv elitinden tarihsel hesap sormanın bir aracı olarak görüyor.

Eisenkot ise bu kesime farklı bir Doğulu liderlik modeli sunuyor. Eski Genelkurmay Başkanı olmasının sağladığı güvenlik alanındaki itibarı ve istifa ettiği savaş kabinesindeki güçlü varlığı, çevre bölgelerden gelen mütevazı aile geçmişiyle birleştiriyor.

Eisenkot’un seçim kampanyası, Celile ve Necef bölgelerinde hayal kırıklığı yaşayan Doğulu seçmenleri açıkça hedef alıyor. Kampanya, bu seçmenlere sıkı güvenlik politikalarını savunan, ancak geleneksel ulusal değerleri de koruyan bir alternatif sunuyor. Bu yaklaşım, Likud’un en önemli seçmen kaynağını doğrudan tehdit ediyor.

Etnik ayrışma: Aşkenazlar ile Mizrahiler arasındaki mücadele ne anlama geliyor?

Seçim mücadelesinin boyutlarını anlamak için İsrail toplumundaki en derin sosyal ayrışmayı, Aşkenaz Yahudileri ile Mizrahi, yani Doğulu Yahudiler arasındaki yapısal bölünmeyi incelemek gerekiyor.

Aşkenazlar, kökenleri Batı ve Doğu Avrupa’ya uzanan Yahudilerden oluşuyor. İsrail’i kuran ve tarihsel olarak yönetim, ekonomi ve ordu üzerinde hâkimiyet kuran laik elitin önemli bölümünü oluşturuyorlar. Büyük çoğunlukları Tel Aviv gibi varlıklı kentlerde yaşıyor.

azs
Gadi Eisenkot (İsrail medyası)

Mizrahiler ise başta Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri olmak üzere bu bölgelerden İsrail’e göç eden Yahudileri kapsıyor. Bunların arasında kalabalık Fas kökenli topluluk da bulunuyor. Mizrahiler, 1950’lerde yaygın ayrımcılık ve dışlanmayla karşılaştı. Uzak çevre yerleşimlerine yerleştirilmeleri, kuşaklar boyunca aktarılan sınıfsal mağduriyet duygusunun oluşmasına yol açtı.

Bu kültürel ve ekonomik farklılıklar sonucunda İsrail’deki oy verme davranışı, kimlik eksenli bir siyasi saflaşmaya dönüştü. Aşkenaz seçmenler laik ve kültürel eğilimleri doğrultusunda muhalefetteki merkez ve sol partilere yönelirken Doğulu Yahudiler, muhafazakâr seçmen kitlesinin güçlü bir bölümünü oluşturuyor. Bu kesim, Avrupa kökenli kurucu elitlere karşı siyasi bir tepkinin de etkisiyle onlarca yıldır sağa, Likud’a ve Netanyahu’ya iktidar desteği sağlıyor.

Mayınlı alanlar ve Arap partileriyle ittifak çıkmazı

Güçlü kişiliğine ve anketlerdeki dikkat çekici yükselişine rağmen eski generalin başbakanlık hedefi, Netanyahu’ya yakın çevreler ile Şas gibi dinî ve aşırı sağcı partilerin şekillendirdiği karmaşık ittifak sistemiyle karşı karşıya.

Sağ blokun medya mekanizması, Eisenkot’un liderliğindeki muhalefetin yapısal zayıflığına odaklanıyor. Anketler, Eisenkot’un temsil ettiği bloğa yaklaşık 55 sandalye öngörüyor. Bu sayı, hükümet kurmak için gereken 61 sandalyelik çoğunluğun altında kalıyor. Dolayısıyla Eisenkot’un, Mansur Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi gibi Arap ağırlıklı partilerin desteğine veya bu partilerin sağlayacağı dış desteğe ihtiyaç duymadan iktidara gelmesi mümkün görünmüyor.

sdcfghy
İsrail ordusunun eski genelkurmay başkanları, soldan sağa Aviv Kochavi, Gadi Eisenkot, Gabi Aşkenazi ve Benny Gantz, Hadar Goldin’in cenaze töreninde (Arşiv – AP)

Kamuoyu araştırmalarında Yahudi seçmenlerin yaklaşık yüzde 70’inin Arap oylarına dayanan bir koalisyon hükümetine karşı çıktığı görülüyor.

Bu nedenle bugün asıl tartışma, “Faslı generalin” liderlik kapasitesinden çok, toplumsal ayrışmanın tuzağına düşmeden koalisyon kurma çıkmazını aşıp aşamayacağı üzerinde yoğunlaşıyor.


Trump: Kasım ayına kadar Cumhuriyetçileri desteklemek için 400 milyon dolardan fazla harcamış olacağım

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda konuşurken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda konuşurken (Reuters)
TT

Trump: Kasım ayına kadar Cumhuriyetçileri desteklemek için 400 milyon dolardan fazla harcamış olacağım

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda konuşurken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda konuşurken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerine kadar Cumhuriyetçi adayları desteklemek için 400 milyon dolardan fazla harcama yapılacağını belirtti.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “Reklamlara, seçmenlerle doğrudan ve dolaylı iletişime, yüz yüze ve çevrim içi seçim mitinglerine, miting alanlarına, seçmenleri oy kullanmaya teşvik eden programlara, seçimlerin dürüstlüğünü sağlamaya ve diğer faaliyetlere şimdiden 300 milyon dolardan fazla harcadım” ifadelerini kullandı.

Trump’ın açıklaması, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in salı günü yaptığı değerlendirmelerin ardından geldi. Bessent, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde etmesi durumunda bile Trump yönetiminin politikalarını durdurmak için fazla bir şey yapamayacaklarını söyledi.

Kasım ayında yapılması planlanan ara seçimlere iki hafta kala bir televizyon programına katılan Bessent, “Atılabilecek adımların son derece sınırlı olduğunu düşünüyorum” dedi.

Bessent, Demokratların Trump’ın dünyanın dört bir yanından ithal edilen ürünlere geniş kapsamlı gümrük vergileri uygulamasına karşı çıkmasına atıfta bulunarak, “Gümrük tarifeleri konusunda çok güçlü yetkilerimiz var” diye konuştu.

Kongre’de çoğunluk yarışı

Kongre’deki kontrolün geleceği, seçmenlerin 3 Kasım’da Temsilciler Meclisi ve Senato üyeleri ile eyalet valilerini belirlemek üzere sandık başına gitmesiyle netleşecek. Cumhuriyetçiler hâlihazırda hem Senato’da hem de Temsilciler Meclisi’nde az farkla çoğunluğu elinde bulunduruyor.

Ara seçimler, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş sırasında yaşam maliyetinin yükselmesine yönelik Trump’ın tutumunun kamuoyunda eleştirilmesi ve yakıt fiyatlarının artması nedeniyle başkanın kamuoyu desteğinin gerilediği bir dönemde yapılıyor.

Bessent ise Hazine Bakanlığı’nın İran’ı ekonomik açıdan tecrit etmeye yönelik çabalarının sonuç verdiğini savundu.


Tahran’dan Pakistanlı arabulucuya: Yedi şart yerine getirilmeden Washington’a güven yok

İran Parlamentosu’nun internet sitesinde yayımlanan, Kalibaf ile Asım Münir’in salı günü Tahran’daki görüşmesinden bir fotoğraf.
İran Parlamentosu’nun internet sitesinde yayımlanan, Kalibaf ile Asım Münir’in salı günü Tahran’daki görüşmesinden bir fotoğraf.
TT

Tahran’dan Pakistanlı arabulucuya: Yedi şart yerine getirilmeden Washington’a güven yok

İran Parlamentosu’nun internet sitesinde yayımlanan, Kalibaf ile Asım Münir’in salı günü Tahran’daki görüşmesinden bir fotoğraf.
İran Parlamentosu’nun internet sitesinde yayımlanan, Kalibaf ile Asım Münir’in salı günü Tahran’daki görüşmesinden bir fotoğraf.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, salı günü Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir’e, ABD’nin Tahran’ın güvenini ancak İran’ın New York’ta sunduğu yedi şartı yerine getirmesi halinde kazanabileceğini söyledi.

Kalibaf, akşam saatlerinde İran Meclisi’nde Münir ile yaptığı görüşmede, “Yeni bir söyleyecek sözümüz yok. ABD, yedi şartı yerine getirmeden İran’ın güvenini kazanamaz” dedi.

Üst düzey askeri ve diplomatik bir heyete başkanlık eden Münir, öğleden sonra İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile de bir araya geldi. İran medyasına göre görüşmede ikili ilişkiler, bölgesel gelişmeler ve “arabuluculuk girişimleri” ele alındı.

Kalibaf, İslamabad’daki müzakereler sırasında ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’e, İslam Devrimi öncesi ve sonrasında ABD’nin İran’a yönelik uzun süredir devam eden olumsuz uygulamalarının Tahran’ı ABD’ye karşı “güven eksikliğinin zirvesine” taşıdığını açıkça ilettiğini söyledi.

Kalibaf, Trump yönetiminin İslamabad Mutabakatı’nı ihlal etmesinin ve tekrarlanan tehditlerinin güvensizliği daha da derinleştirdiğini belirtti. Kalibaf, “Savaş yanlısı değiliz ancak vatanımızı ve ulusal onurumuzu savunmaya tamamen hazırız. Tehditler ve askeri hamleler, İslam Cumhuriyeti’nin stratejik kararlarını etkileyemez” ifadelerini kullandı.

ABD’nin yanlış hesapları ve İran’a karşı yürüttüğü savaşla “bataklığa saplandığını” söyleyen Kalibaf, Washington’ın “buradan çıkmak için gerekli adımları atması gerektiğini” ifade etti.

Kalibaf, Pakistan hükümetine ve halkına, “savaş ve müzakere sürecinde” İran’ın yanında durduğu için teşekkür etti.

Kalibaf’ın ofisi tarafından yayımlanan açıklamada, Münir’in Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Ulusal Meclis Başkanı Ayaz Sadık’ın selamlarını ilettiği ve iki ülke arasındaki iş birliğinin sürdürülmesi çağrısında bulunduğu belirtildi. Kalibaf’ın sınırdaki hareketlilikle ilgili sorusuna yanıt veren Münir ise sınır sorunlarının geçici ve teknik nitelikte olduğunu ve sınırın bugün itibarıyla açıldığını söyledi.

cdgh
İran Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan, Pezeşkiyan’ın Asım Münir başkanlığındaki Pakistan heyetini salı günü Tahran’da kabulünden bir fotoğraf.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ise Münir’i kabulünde, “İran’dan bir gram dahi zenginleştirilmiş nükleer madde çıkmayacağını” söyledi. Rızai, bu maddelerin İranlıların ülkede kullanmak üzere sahip olduğu büyük bir sermaye ve ulusal servet olduğunu belirtti.

Rızai, İran halkı ve yetkililerinin birlik içinde ve tek sesle, ABD güven tesis etmediği sürece müzakere yapılmayacağı konusunda uzlaştığını belirterek, güven inşasının ilk adımının İran’ın şartlarının yerine getirilmesi olduğunu söyledi.

Washington’da kararı kim veriyor?

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Tesnim Haber Ajansı, üst düzey bir İranlı güvenlik kaynağının, müzakerelerin önündeki başlıca engellerden birinin ABD yönetiminde nihai karar alma yetkisinin kimde olduğunun belirsizliği olduğunu söylediğini aktardı.

Kaynak, kararın Başkan Yardımcısı J. D. Vance’in mi, Özel Temsilci Steve Witkoff’un mu, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun mu yoksa Jared Kushner’ın mı elinde olduğunun net olmadığını belirtti.

Kaynak, ABD’de seçimler öncesinde yaşanan siyasi rekabet ve iç anlaşmazlıkların yanı sıra bu belirsizliğin arabuluculuk ve mesaj alışverişini önemli ölçüde karmaşıklaştırdığını ve çıkmazın sürmesine katkıda bulunduğunu ifade etti.

Farklı anlatımlar

İranlı yetkililerin Münir’in ziyaretinin amacı konusunda farklı açıklamalar yapması dikkat çekti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ziyaretin nedeninden haberdar olmadığını belirterek, “Kendisiyle görüşüp hangi konuları ele alacağımızı görmemiz gerekiyor” dedi.

Tesnim daha önce Pakistan’ın Tahran ile Washington arasındaki arabulucu rolünün ziyaretin gündem maddelerinden biri olduğunu bildirmişti. Ancak Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Hasan Kuşçavi, ziyaretin İran İçişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde gerçekleştiğini ve arabuluculuk ya da Hürmüz mücadelesine ilişkin yeni girişimlerden bağımsız olarak ikili ilişkiler, sınır iş birliğinin güçlendirilmesi ve komşuluk ilişkileriyle sınırlı olduğunu söyledi.

Kuşçavi, nükleer dosyanın diplomatik gündemde yer aldığını da reddederek, “Şu anda nükleer dosyayla ilgili herhangi bir müzakere bulunmuyor” dedi. İran diplomasisinin “ilk istişareler aşamasını geride bıraktığını” belirten Kuşçavi, nihai kararın karşı tarafta olduğunu söyledi.

Fars Haber Ajansı ise ismini açıklamadığı bir kaynağa dayandırdığı haberinde, ziyaretin pazar akşamına kadar neredeyse ihtimal dışı olduğunu, ancak ziyaret kararının pazartesi öğle saatlerinde ani şekilde kesinleştiğini bildirdi. Ajans, kararın petrol fiyatlarının varil başına 110 dolara yükseldiği sırada alındığına dikkat çekti.

Ajans ayrıca, daha önce diğer arabulucuların gerçekleştirdiği ziyaretlerin petrol fiyatlarının düşmesine zemin hazırladığını ancak müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadığını belirtti.

Pakistan’ın arabuluculuğu

Ziyaret öncesinde iki ülke yetkilileri arasında son günlerde telefon görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmelerde daha fazla tırmanmanın önlenmesi, boğazın yeniden açılması ve çatışmanın mümkün olan en kısa sürede sona erdirilmesi üzerinde duruldu.

Pakistan, Katar’ın da katılımıyla Washington ve Tahran arasında 18 Haziran’da imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptına arabuluculuk etmişti. Ancak anlaşma, İran’ın Hürmüz’de gemilere yönelik saldırılarını yeniden başlatması ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılar düzenlemesinin ardından temmuz ayında çökmüştü.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, pazartesi günü Doha’da düzenlenen Dünya Güvenlik Forumu’nda ülkesinin arabuluculuk çabalarından “hiçbir zaman vazgeçmediğini” söyledi.

Nakvi, “Gerilimin çok yüksek seviyelere ulaştığı anlar oldu ancak pes etmedik. Konuşmaya, dinlemeye ve güven inşa etmek için çalışmaya devam ettik” dedi.

Nakvi, Münir ile Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin mutabakatın imzalanmasının ardından İsviçre’deki Luzern Gölü Zirvesi sırasında “tek bir mola vermeden 16 saatten fazla” çalıştığını söyledi.

Nakvi, “Savaşları durdurmanın bize mal edilmesini istemiyoruz. Savaşların başlamadığı bir gelecek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

İran medyası, yetkililere dayandırdığı haberlerde Pakistan’ın hâlâ başlıca arabulucu olduğunu ve iki taraf arasındaki mesajların Pakistanlı yetkililer üzerinden, ardından Katar aracılığıyla iletildiğini bildirdi.

Münir’in Tahran’a son ziyareti 24 Ağustos’ta gerçekleşmişti. Ziyaret, içeriği açıklanmayan bir telefon görüşmesinin ardından ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirilmişti. Pakistan ordusu, söz konusu görevin çatışmaya “barışçıl, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm” bulmayı amaçladığını açıklamıştı.

Münir, o dönemde Kalibaf ile görüşmüş, Kalibaf Washington’ı mutabakat kapsamındaki taahhütlerini “defalarca” ihlal etmekle suçlamış ve “Tahran’ın baskılar karşısında tutumunu değiştirmeyeceğini” söylemişti. Münir ayrıca Rızai ile görüşmüş, Rızai de Tahran’ın “ABD’ye güvenmediğini” ifade etmişti.

Pakistanlı kaynaklar o dönemde Münir’in ziyaretinin Washington ile Tahran arasındaki “güven krizini” azaltmayı amaçladığını belirtmişti.

Hürmüz şartları

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü ülkesinin Hürmüz Boğazı’nı yedi gün içinde açma teklifinin “hâlâ masada olduğunu” söyledi. Arakçi, Washington’ın İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğazın altıncı gün açılacağını ve müzakerelerin yedinci gün yeniden başlayacağını belirtti.

İran, öneriyi eylül ayının ortasında sunmuş ve daha sonra ABD’den yanıt aldığını kabul etmişti. Ancak Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, geçen hafta Washington’ın yedi şartın tamamına yanıt vermemesi nedeniyle müzakerelerin tıkandığını söyledi.

Şartlar arasında, diğer taleplerin yanı sıra ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasını kaldırması, petrol ihracatına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgedeki tüm cephelerde çatışmaları durdurması bulunuyor.

Washington ise müzakerelerin başından bu yana nükleer dosyanın gündeme alınmasında ısrar ediyor. Vance, bu ayın başlarında savaşı sona erdirmek için Tahran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini “somut” biçimde azaltması gerektiğini söylemişti. Tahran ise ilk aşamanın Hürmüz Boğazı’nın açılmasına odaklanmasını istiyor.

Ziyaret, gemilere yönelik saldırıların arttığı bir dönemde gerçekleşti. Devrim Muhafızları salı günü, iki petrol tankerinin İran mayınlarına çarpmasının ardından boğazın güneyinde alev aldığını ve kullanılamaz hale geldiğini açıkladı. Devrim Muhafızları ayrıca bir ABD insansız hava aracını düşürdüğünü bildirdi. ABD ordusundan ise konuya ilişkin açıklama gelmedi.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu, pazar günü boğazda en az üç geminin kimliği belirsiz mermilerle saldırıya uğradığını bildirdi. ABD merkezli Savaş Çalışmaları Enstitüsü ise İran’ın gemiden gemiye petrol transferi gerçekleştiren gemileri hedef alıyor gibi göründüğünü belirtti.

ABD saldırılarının eylül başından bu yana durmuş olmasına rağmen Bekayi, savaşın yeniden başlaması ihtimali konusunda, “Bu ihtimalle gece gündüz yaşıyoruz ve şu anda konuştuğumuz anda bile bunu göz ardı edemeyiz” dedi.