Kabil hükümeti Taliban’ın şartları ile barış yapmak veya yenilgiyi kabullenmek arasında sıkıştı

Pakistan sınırındaki çatışmaları haber yapan Hint bir gazeteci öldürüldü.

Pakistan-Afganistan sınırındaki Spin Boldak kapısında dün devam eden çatışmalar nedeniyle vatandaşlar mahsur kaldı (EPA)
Pakistan-Afganistan sınırındaki Spin Boldak kapısında dün devam eden çatışmalar nedeniyle vatandaşlar mahsur kaldı (EPA)
TT

Kabil hükümeti Taliban’ın şartları ile barış yapmak veya yenilgiyi kabullenmek arasında sıkıştı

Pakistan-Afganistan sınırındaki Spin Boldak kapısında dün devam eden çatışmalar nedeniyle vatandaşlar mahsur kaldı (EPA)
Pakistan-Afganistan sınırındaki Spin Boldak kapısında dün devam eden çatışmalar nedeniyle vatandaşlar mahsur kaldı (EPA)

Afgan hükümet güçleri dün Afganistan’ın güneyindeki Kandahar’da, Pakistan’a açılan önemli bir sınır kapısını geri almak için saldırı başlattı. Ancak Taliban savaşçıları bu güçleri pusuya düşürerek çok sayıda askeri ve Reuters ile çalışan uluslararası ödüllü bir Hint foto muhabirini öldürdü. Taliban’ın ülkenin kuzeyindeki Cüzcan eyaletinin başkenti Şibirgan kenti yakınlarında, Raşid Dostum'un evinde savaşçılarına milislerin geri çekildiğini gösteren video görüntüleri dağıttı.  Bu da Taliban’ın en şiddetli rakiplerinden olan Dostum’un kalesinde daha fazla ilerleme kaydettiğini gösteriyor.
AFP, bölgedeki Amerikan kuvvetlerinin neredeyse tamamının geri çekilmesiyle Taliban’ın hamlelerine hız verdiğini aktardı. Bu durumun hükümeti ya isyancıların şartlarına göre barışa teslim olmaya ya da tam bir askeri yenilgiyle yüzleşmeye zorlamayı amaçladığı kaydedildi.
Taliban'ın askeri harekâtının ölçeği ve hızı, hükümet güçlerinin isyancıların ilerleyişini engelleyememesiyle birleştiğinde ABD'nin ağustos ayından tamamlanacak askeri geri çekilmesinden önce güç paylaşımına dair bir çerçeve oluşturması düşünülen aralıklı barış görüşmelerine dair tüm umutları yerle bir etti.
AFP’ye göre Taliban, güvenlik güçleriyle nerede ve ne zaman savaşacaklarını kendileri belirlerken yetkililer ise hareketi engellemekte güçlük çekiyor. Moralleri yükselen isyancılar eyalet başkentlerini kuşatmayı ve büyük sınır geçişlerine saldırmayı sürdürüyorlar.
Ancak uzmanlar Taliban sadece hafif silahlara sahipken Afgan ordusunun isyancıları püskürtebilecek hava kuvvetlerine ve ağır silahları olduğuna dikkat çekiyorlar. Taliban’ın bu nedenle  sıkı koruma tedbirleri alınan Kabil'e giremeyeceğini ifade ediyorlar. Bununla birlikte Taliban, başkentin kaynaklarını kesme ve finansal olarak sıkıntıya düşürme politikasını benimsiyor. Özellikle kırsal kesimde güvenlik güçlerinin moralini bozduktan sonra hükümeti devirme konusunda da daha yetenekli görünüyor.
Uluslararası Kriz Grubu'ndan araştırmacı İbrahim, AFP’ye verdiği demeçte, "Taliban'ın tüm hedeflerine ulaşamasa da halen siyasi yolu tercih ettiğine" inandığını söyledi. “Ancak siyasi yol mümkün olmadığında askeri seçeneği de devrede tutmak istiyorlar” ifadesini kullandı.
Afganistan'daki geri kalan operasyonları ABD'deki karargahından denetleyen ABD'li General Kenneth McKenzie, "Taliban'ın hedeflerinin askeri zafer elde etmek olmadığını kanıtlamasını bekliyoruz" dedi.
Birçok eyalet ve askeri üs, Taliban'ın, savaşma iradesini kaybetmiş gibi görünen zayıf donanımlı Afgan güçlerinin teslim olması için arabuluculuk yapmak üzere aşiret liderlerini göndermesinden sonra herhangi bir savaş olmadan düştü.
Afgan Hava Kuvvetleri eski komutanı Tümgeneral Atikullah Emirhel "Güvenlik güçlerinin Taliban karşısındaki zayıflığı şaşırtıcıydı. Çok az kişi  kısmen de olsa bu kadar hızlı bir çöküş bekliyordu” ifadesini kullandı.
Taliban ilerlemesine hızla devam ediyor. Ülkenin kuzeybatısındaki bir eyaletin başkentini ele geçirmek üzereler. Yakın bir zamanda güneydeki Kandahar’ın girişlerine varacaklar ve stratejik sınır limanlarının ve kuru mal depolarının kontrolünü ele geçirecekler. Taliban, benimsediği bu strateji ile hava kuvvetlerini ve hükümet güçlerindeki özel birimleri tüketmek ve Kabil'i çok ihtiyaç duyulan gelirden mahrum bırakmayı hedefliyor.

Çatışmalar sürüyor
Afgan ordusundan bir komutanı dün, Reuters gazetecisi Daniş Sıddıki'nin Pakistan sınırı yakınında Afgan güvenlik güçleri ile Taliban savaşçıları arasında çıkan çatışmayı haber yaparken öldürüldüğünü aktardı.
Söz konusu komutan Reuters'e verdiği demeçte, Afgan özel kuvvetlerinin Spin Boldak bölgesini geri almak için savaştığını, Sıddıki ve üst düzey bir Afgan subayının Taliban ile girilen silahlı çatışma sırasında öldürüldüğünü söyledi. Sıddıki, bu hafta güneydeki Kandahar eyaletindeki Afgan Özel Kuvvetleri’ne gazeteci olarak katılmıştı. Verilen mücadeleye ilişkin haber yapıyordu. Reuters Haber Ajansı Başkanı Michael Frydenberg ve Yazı İşleri Müdürü Alessandra Galoni tarafından yapılan açıklamada yaptığı açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Daha fazla bilgiye ulaşmaya çalışıyoruz. Bölgedeki yetkililerle birlikte çalışıyoruz. Daniş Sıddıki seçkin bir gazeteci, sadık bir koca, baba ve çok sevilen bir meslektaştı. Bu zor zamanda kalbimiz ailesiyle birlikte.”
Sıddıki, Cuma günü erken saatlerde Reuters'e, çatışmayı takip ederken şarapnel tarafından vurularak kolundan yara aldığını aktarmıştı. Tedavi gören Sıddıki, Taliban’ın Spin Boldak'taki çatışmalardan geri çekildiği sırada iyileşiyordu.
Afgan komutan, Taliban taarruza yeniden başladığı sırada Sıddık'ın esnafla röportaj yaptığını aktardı. Sıddıki, Arakanlıların maruz kaldığı mülteci krizini belgelemesi dolayısıyla, 2018'de Pulitzer Ödülü kazanan Reuters fotoğraf ekibindeydi. 2010'dan ölümüne kadar Reuters için foto muhabiri olarak çalıştı. Afganistan ve Irak'taki savaşları, Rohingya mülteci krizini, Hong Kong protestolarını ve Nepal'deki depremleri de kapsayan bir dizi çalışmaya katıldı.
Taliban savaşçıları çarşamba günü, Pakistan’a açılan en büyük ikinci sınır kapısının bulunduğu Spin Boldak sınır bölgesinin kontrolünü ele geçirdi.
Ülkenin kuzeyinde dün, Taliban’ın kendilerine karşı olan Maraşel Raşid Dostum'un kalesini ele geçirmeye çalıştığı bildirildi. Vali Yardımcısı’nın açıkladığına göre Mareşal Raşid Dostum'un kalesi olan Afganistan'ın kuzeyindeki Cüzcan eyaletinin başkenti Şibirgan kenti yakınlarında Afgan güçleri ile Taliban savaşçıları arasında çatışmalar yaşanıyor.
Kadir Malya AFP'ye verdiği demeçte şunları söyledi:
"Taliban önce komşu Sari Pul eyaleti yolundan Şibirgan'ın girişini ele geçirdi. Ancak kasabaya girmedi. Hükümet güçleri şimdi Taliban ile karşı karşıya. İki taraf da vur-kaç operasyonları yürütüyor ancak şehir kapılarının kontrolünü tam olarak ele geçiremiyorlar.”
Türkmenistan'a komşu olan Cüzcan eyaleti, başkenti ile aynı adı taşıyan ve kuzey Afganistan'ın en büyük eyaleti olan Mezar-ı Şerif'in yanında yer alıyor.
Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid, AFP'ye yaptığı açıklamada, Taliban’ın Şibirgan Kapısı'nı ele geçirdiğini ve şehre ulaştığını söyledi. Raşid Dostum’un milislerinin bölgeden kaçtığını kaydetti. Mücahid, ayrıca Taliban’ın, Dostum'un Şibirgan yakınlarındaki evinin bahçesinde savaşçılarına, “eski savaş ağası Dostum’un” milislerinin havaalanına doğru çekildiğini gösteren video görüntüleri dağıttığını aktardı.
Ancak sahadaki durum henüz doğrulanamadı. 67 yaşındaki Özbek lider Dostum, 2001 yılında 2 bin Taliban savaşçısının konteynerlerde boğularak öldürülmesi de dahil olmak üzere birçok savaş suçuyla itham edilmişti. Ancak AFP’ye göre Afgan siyaset sahnesinde büyük etkisi olan Dostum bu suçlamaları reddediyor.
Dostum, özellikle 1979 ve 1989 yılları arasında Sovyet varlığına karşı yürütülen çatışma sırasında zulmü ve öngörülemeyen hamleleri ile ün yaptı. 2014-2020 yılları arasında Afganistan Devlet Başkan Eşref Gani’nin yardımcısıydı. Temmuz 2020'de Afgan ordusunun en yüksek rütbesi olan mareşalliğe layık görüldü.

Afganistan-Pakistan gerilimi
Afganistan Başkan Yardımcısı’nın Pakistan ordusunu "belirli bölgelerde Taliban'a hava desteği sağlamakla" suçlamasının ardından Kabil hükümeti ile İslamabad arasındaki sözlü savaş da şiddetleniyor. Pakistan Dışişleri Bakanlığı, ülkesiningüçlerini ve halkını korumak için kendi topraklarında gerekli önlemleri aldığını belirten bir açıklama yayınlayarak Taliban’a destek verme iddialarını yalanladı. Açıklamada, "Afgan hükümetinin kendi egemen topraklarında harekete geçme hakkını kabul ediyoruz" denildi.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da cuma günü yaptığı açıklamada, Amerikalıların Afganistan'dan "aceleyle" ayrılmaları sebebiyle ülkedeki durumun bozulmasından sorumlu olduklarını belirtti. Lavrov, Rus bir haber ajansına yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Herkes ABD misyonunun başarısız olduğunu biliyor. ABD de dahil olmak üzere herkes bunu kabul ediyor. Son günlerde Afganistan'daki durumun hızla kötüleştiğine tanık olduk. ABD ve NATO birliklerinin hızla geri çekilmesinin ışığında ülke içinde ve çevresinde askeri ve siyasi belirsizlik durumu çarpıcı biçimde arttı."
Özbekistan'ın Taşkent şehrini ziyareti sırasında Orta Asya ülkeleriyle düzenlenen bölgesel bir konferansa katılan Lavrov, ayrıca "Mevcut koşullar göz önüne alındığında Afganistan’daki bu istikrarsızlığın komşu ülkelere yayılma tehlikesi var" uyarısında bulundu.

 


NATO ve Çin... Hızlı rakibe karşı koyan yavaş bir ittifak

Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
TT

NATO ve Çin... Hızlı rakibe karşı koyan yavaş bir ittifak

Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)

Antoine el-Hac

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) 1949 yılında kurulmasının temel amacı, Sovyetler Birliği’ne karşı kolektif savunmayı sağlamaktı. Bu çerçevede, ittifaka üye herhangi bir ülkeye yönelik saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılıyordu. Dönemin ABD Başkanı Harry Truman da savaş sonrası yorgun düşen Avrupa’da Amerikan varlığını kalıcı hale getirerek güvenliği sağlamak ve stratejik bir boşluk oluşmasını önlemek istiyordu.

Sovyetler Birliği’nin ve beraberindeki sosyalist bloğun dağılmasıyla Soğuk Savaş sona erdi. Bu gelişme NATO’yu yeni koşullara uyum sağlamaya zorladı. İttifak, Avrupa dışındaki bölgelerde de operasyonlar yürütmeye başladı. Bu kapsamda Balkanlar’da Bosna ve Kosova savaşlarında rol aldı, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Afganistan’da görev üstlendi. Ayrıca Afrika Boynuzu açıklarında korsanlıkla mücadeleye yönelik deniz operasyonları gerçekleştirdi; istihbarat paylaşımı ve terörle mücadele alanlarında iş birliğini artırdı.

NATO, görev alanını genişleterek üye olmayan ülkelerle de iş birliği geliştirdi. Tehdit tanımını siber güvenlik, hibrit savaş yöntemleri ve enerji güvenliği gibi başlıkları kapsayacak şekilde güncelledi. Son dönemde Çin’in oluşturduğu tehdit de bu çerçevede değerlendirilmeye başlandı.

Sonuç olarak NATO, Avrupa merkezli bir savunma ittifakı olmaktan çıkarak, ABD’nin öncülüğünde daha geniş ve küresel bir güvenlik rolü üstlendi. Bununla birlikte ittifak, günümüzde de Avrupa içindeki tehditlere karşı caydırıcılığını sürdürmeye devam ediyor.

Merkezi Brüksel’de bulunan NATO, son yıllarda stratejik nedenlerle ilgi alanını Hint-Pasifik bölgesine doğru genişletti. Bu yönelimin başlıca nedenleri arasında küresel güvenliğin giderek daha fazla birbirine bağlı hale gelmesi, siber tehditlerin artması, tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesinin önemi ve gelişmiş teknolojilerin coğrafi sınırların etkisini azaltması yer alıyor.

Çin’in yükselişi

Bu yönelimin bir diğer nedeni de Çin’in yükselişinin, küresel güç dengelerini etkileyen stratejik bir meydan okuma olarak görülmesidir. Bu nedenle kuruluşta 12 üyeden oluşan, bugün ise 32 üyeye ulaşan NATO ülkeleri, özellikle küresel ekonomi açısından kritik öneme sahip Hint-Pasifik bölgesindeki ticaret yollarını korumaya önem veriyor. Bu çerçevede Malezya ile Endonezya arasındaki Malakka Boğazı öne çıkıyor. Hint Okyanusu ile Güney Çin Denizi’ni birbirine bağlayan bu geçit, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 25’inin yıllık olarak geçtiği en önemli deniz yollarından biri olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda Çin, Japonya ve Güney Kore gibi büyük Asya ekonomilerine petrol ve enerji taşınmasında ana arter işlevi görüyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)

NATO üyesi ülkeler, çeşitli temel nedenlerden ötürü Çin konusunda ‘stratejik kaygı’ duyuyor. Bu kaygıların başında, Çin’in özellikle füze sistemleri, uzay teknolojileri ve siber kapasite gibi alanlarda ordusunu hızla geliştirmesi geliyor. Bu durumun, küresel güç dengesini değiştirdiği değerlendiriliyor.

İkinci önemli unsur ise Çin’in ekonomik yükselişi. Pekin yönetimi, Kuşak ve Yol Girişimi gibi projeler aracılığıyla Asya, Afrika ve Avrupa’da ekonomik ve siyasi etkisini genişletiyor. Bu süreç, NATO’nun etki alanına yakın ülkelerde Çin’e yönelik bağımlılık oluşturabileceği endişesini beraberinde getiriyor.

Endişeleri artıran bir diğer gelişme de Çin ile Rusya arasındaki yakınlaşma. Özellikle Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya başlattığı saldırının ardından bu ilişkinin derinleşmesi, Batı’ya karşı iki büyük gücün koordinasyon içinde hareket edebileceği değerlendirmelerine yol açıyor.

Öte yandan, yapay zekâ, iletişim ağları ve yarı iletkenler gibi alanlarda küresel ölçekte dolaylı bir rekabet sürüyor. NATO, teknolojik üstünlüğün güvenliğin temel unsurlarından biri olduğu görüşünü benimsiyor.

Bu çerçevede NATO, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile ortaklık ve iş birliği anlaşmaları imzaladı. Bu anlaşmalar; ortak askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve siyasi koordinasyonu kapsıyor. Ancak ittifakın Hint-Pasifik bölgesine üyelik genişlemesi planlamadığı, bunun yerine kalıcı askeri varlıktan ziyade esnek ortaklık modellerine odaklandığı ifade ediliyor.

Malakka Boğazı’nda seyreden Tayvan bandıralı bir yük gemisi (EPA)Malakka Boğazı’nda seyreden Tayvan bandıralı bir yük gemisi (EPA)

Sonuç olarak NATO’nun bu geniş coğrafyada artan angajmanı, ittifakın bölgesel bir yapıdan küresel ölçekte etkili bir güvenlik aktörüne dönüştüğünü gösteriyor. Bununla birlikte NATO, Avrupa dışına resmi olarak genişlemekten ziyade, mevcut ortaklıklarını sürdürmeyi ve güçlendirmeyi tercih ediyor.

Uzun soluklu bir tehdit

NATO’nun Çin’i, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi doğrudan bir düşman olarak değil, ‘uzun soluklu bir tehdit’ olarak gördüğü belirtiliyor. Bu yaklaşımın, Pekin’in küresel ölçekte nüfuzunu artırma çabalarının yakından izlenmesi gerekliliğine dayandığı ifade ediliyor.

Haziran 2021’de Brüksel’de düzenlenen NATO zirvesinde liderler, ‘Çin’in ilan ettiği hedefleri ve giderek daha iddialı hale gelen politikalarının, kurallara dayalı uluslararası düzen açısından sistematik zorluklar oluşturduğu ve ittifakın güvenliğiyle bağlantılı alanları etkilediği’ değerlendirmesinde uzlaştı. Liderler ayrıca, Pekin’in yükselişine karşı çok boyutlu ve kararlı bir ortak yanıt geliştirme taahhüdünde bulundu. Bu açıklamalara sert tepki veren Çin hükümeti ise ‘başkaları için sistematik bir tehdit oluşturduğu’ iddialarını reddederek, kendisine yönelik benzer adımlar karşısında sessiz kalmayacağını bildirdi.

Öte yandan birçok Batılı ülke, Çin’i, küresel tedarik zincirleri ve geleceğin kritik teknolojileri üzerinde uzun vadeli hâkimiyet kurmaya çalışmakla suçluyor. Pekin’in doğrudan yabancı yatırımlar yoluyla yenilikçi şirketler üzerinde kontrol sağlamayı hedeflediği, ayrıca devlet destekli siber faaliyetler aracılığıyla ticari veriler ve fikri mülkiyetin geniş çapta ele geçirildiği iddia ediliyor.

Bununla birlikte Batı’da giderek güçlenen görüş, Çin’in güçlü bir rakip olduğu yönünde. Mevcut durumda doğrudan askerî bir tehdit olarak görülmese de ülkenin zamanla daha demokratik bir yapıya evrileceği ya da liberal uluslararası düzene uyum sağlayacağı yönündeki beklentilerin büyük ölçüde ortadan kalktığı değerlendiriliyor. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre uzun vadede Batılı demokrasiler, geniş inovasyon kapasitesi, teknolojik ilerleme hızı, artan askerî gücü ve küresel ticaret ile yatırımlardaki etkisi nedeniyle Çin’i Rusya’dan daha büyük bir stratejik rakip olarak görüyor.

Tayvan açıklarında bir Çin fırkateyni (EPA)Tayvan açıklarında bir Çin fırkateyni (EPA)

Atlantik kısıtlamaları

NATO’nun Çin’e karşı geliştirmeye çalıştığı stratejiler, çeşitli engellerle karşı karşıya bulunuyor. Bu engellerin başında, ittifak içinde kararların oy birliğiyle alınması geliyor. Bu durum, her üye ülkeye fiili bir ‘veto hakkı’ tanırken, karar alma süreçlerinin yavaşlamasına ve çoğu zaman etkisi sınırlı uzlaşmalarla sonuçlanmasına yol açıyor. Nitekim son dönemde bazı NATO ülkelerinin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nda Amerikan güçlerine destek verilmesi yönündeki talebini, bu çatışmanın kendi çıkarlarını doğrudan ilgilendirmediği gerekçesiyle reddettiği görüldü.

Başka bir ifadeyle NATO, ulusların üzerinde bir yapı değil; her üye devlet kendi askerî güçleri üzerinde tam egemenliğini koruyor. Bu nedenle askerî operasyonlara katılım gönüllülük esasına dayanıyor. Bu durum, ortak planlama ve eşgüdümlü uygulamayı zorlaştırırken, askerî kapasitesi diğer tüm NATO ülkelerinin toplamından daha yüksek olan ABD’nin çoğu zaman en büyük yükü üstlenmesine neden oluyor. Özellikle Hürmüz Boğazı örneğinde olduğu gibi, ittifakın coğrafi sınırları dışındaki operasyonlarda bu durum daha belirgin hale geliyor.

Buna ilave olarak üye ülkeler arasında öncelik farklılıkları da bulunuyor. Doğu Avrupa ülkeleri, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra yeniden canlanabileceği endişesiyle Rusya’nın caydırılmasına odaklanırken; bazı diğer üyeler terörle mücadeleye veya Küresel Güney’de istikrarın sağlanmasına öncelik veriyor.

Almanya’da düzenlenen NATO tatbikatı sırasında Macaristan’a ait tanklar (AP)Almanya’da düzenlenen NATO tatbikatı sırasında Macaristan’a ait tanklar (AP)

Bu çerçevede, ittifakın temel dayanağı olan birlikteliğin korunması giderek zorlaşıyor. Oy birliği zorunluluğu, ulusal egemenlik hassasiyetleri, çıkar farklılıkları ve askerî harcamaların artırılması konusundaki anlaşmazlıklar bu zorluğu derinleştiriyor. Washington uzun süredir müttefiklerinden savunma bütçelerini yükseltmelerini talep ederken, başta Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri ABD’den bağımsız bir stratejik çizgi izlemeyi ve Avrupa savunma kapasitesini güçlendirmeyi müzakere ediyor.

Bu tablo karşısında, karar alma süreçleri görece yavaş ilerleyen NATO, hızlı hareket eden Çin gibi bir güçle nasıl rekabet edebilir?

Bu durumun, Washington’un NATO içindeki diğer üyelere yönelik mesafeli tutumunun ve zaman zaman ittifakın geleceğini sorgulayan açıklamalarının arkasındaki nedenlerden biri olup olmadığı da tartışılıyor.


Gizemli 51. Bölge yakınlarındaki deprem dalgası söylentileri alevlendirdi

Nevada'daki 51. Bölge yakınlarında 24 saat içinde en az 17 deprem kaydedilmesi, burada nükleer testler yapıldığına dair komplo teorilerini gündeme getirdi (AFP)
Nevada'daki 51. Bölge yakınlarında 24 saat içinde en az 17 deprem kaydedilmesi, burada nükleer testler yapıldığına dair komplo teorilerini gündeme getirdi (AFP)
TT

Gizemli 51. Bölge yakınlarındaki deprem dalgası söylentileri alevlendirdi

Nevada'daki 51. Bölge yakınlarında 24 saat içinde en az 17 deprem kaydedilmesi, burada nükleer testler yapıldığına dair komplo teorilerini gündeme getirdi (AFP)
Nevada'daki 51. Bölge yakınlarında 24 saat içinde en az 17 deprem kaydedilmesi, burada nükleer testler yapıldığına dair komplo teorilerini gündeme getirdi (AFP)

Isabel Keane Son dakika haberleri ve gündem muhabiri 

ABD'nin Nevada eyaletindeki son derece gizli 51. Bölge'nin çevresinde 24 saat içinde en az 17 deprem kaydedilmesi, gizli nükleer testlere dair asılsız komplo teorilerinin ortaya atılmasına neden oldu.

2.5 ila 4.4 büyüklüğündeki bu deprem dalgası, uzaylılar ve UFO'ları sakladığına dair komplo teorileriyle ünlü gizemli askeri üssün birkaç kilometre yakınında meydana geldi.

51. Bölge, ABD'nin 1951'den 1992'ye kadar nükleer silah denemeleri yaptığı Nevada Test Sahası'nın bitişiğinde yer alıyor.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) verilerine göre 4.4 büyüklüğündeki deprem çarşamba günü saat 15.00'ten (TSİ 18.00) hemen sonra yerin yaklaşık 4 kilometre altında meydana geldi ve onu bir düzineden fazla küçük deprem izledi.

100'den fazla kişi depremleri hissettiğini USGS'e bildirdi.

Jeofizikçi ve internet fenomeni Stefan Burns, X'te paylaştığı videoda 4.4 büyüklüğündeki sarsıntının "deprem için alışılmadık bir yerde" meydana geldiğini iddia ederek özellikle sığ bir deprem olmasına dikkat çekti.

Komplo teorisyenleri askeri üste uzaylıların tutulduğunu uzun süredir iddia ediyor ancak son zamanlarda, ABD hükümetinin bölgede yeniden testler yapmaya başlayıp başlamadığını herhangi bir kanıt olmaksızın sorgulamaya başladılar.

Burns videoda 4.4 büyüklüğündeki sarsıntının muhtemelen doğal bir deprem olduğunu ancak sismik verilerde "bazı belirsizlikler" bulunduğunu söyledi.

Olağandışı özelliklerin, bu aktiviteyi "gizli bir yeraltı nükleer testi olup olmadığı" bağlamında tartışmaya değer kıldığını ekledi.

The Independent cevap hakkı için USGS'le temasa geçti.
 

USGS internet sitesine göre 24 saat içinde bölgede 17 deprem kaydedildi (USGS)

USGS internet sitesine göre 24 saat içinde bölgede 17 deprem kaydedildi (USGS)

Burns'ün videosu, bazı komplo teorisyenlerini heyecanlandırmaya yetti ve bunlardan biri videoyu paylaşarak "HÜKÜMET BİR İŞLER KARIŞTIRIYOR" diye yazdı.

Bir başkası da "51. Bölge büyük olasılıkla uzaylı değil, nükleer test alanı. Bu sizi daha iyi mi daha kötü mü hissettirir, bilmiyorum" dedi.

Deprem dalgası, son yıllarda ölen veya kaybolan bir dizi ABD'li bilim insanı hakkında komplo teorilerinin dolaştığı bir dönemde geldi.

Yaklaşık 12 vakayı inceleyen internet hafiyeleri, bu kişilerin nükleer silahlar gibi hassas konular üzerinde yaptıkları çalışmalar nedeniyle hedef alındığına inanıyor.

16 Nisan'da bir muhabir ABD Başkanı Donald Trump'a, "gizli bilgilere, nükleer materyallere ve havacılık alanına erişimi olan 10 bilim insanının son birkaç ay içinde kaybolduğunu veya ölü bulunduğunu" söyleyerek bunlar arasında bir bağlantı olup olmadığına dair düşüncelerini sormuştu.

Trump, "Umarım rastlantıdır ancak önümüzdeki bir buçuk hafta içinde bunu öğreneceğiz" demişti.

FBI ve ABD Kongresi halihazırda vakalar arasındaki olası bağlantıları araştırıyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Küresel gıda krizi kapıda: “Haftada 10 milyar öğün tehlikede”

ABD, Hürmüz Boğazı'nı açmak için koalisyon kurma planları yaparken, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney olası bir saldırıya "uzun ve acı verici bir yanıt" verileceğini söyledi (Reuters)
ABD, Hürmüz Boğazı'nı açmak için koalisyon kurma planları yaparken, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney olası bir saldırıya "uzun ve acı verici bir yanıt" verileceğini söyledi (Reuters)
TT

Küresel gıda krizi kapıda: “Haftada 10 milyar öğün tehlikede”

ABD, Hürmüz Boğazı'nı açmak için koalisyon kurma planları yaparken, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney olası bir saldırıya "uzun ve acı verici bir yanıt" verileceğini söyledi (Reuters)
ABD, Hürmüz Boğazı'nı açmak için koalisyon kurma planları yaparken, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney olası bir saldırıya "uzun ve acı verici bir yanıt" verileceğini söyledi (Reuters)

ABD ve İran'ın anlaşmaya varamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki belirsizlik sürerken, küresel çapta gıda krizi tehlikesi de artıyor.

Gemi trafiğinin durma noktasında olduğu Hürmüz Boğazı'ndan gübre ve temel gıda bileşenlerinin tedarikinde ciddi sorunlar yaşanıyor.

Dünyanın en büyük gübre üreticilerinden Yara'nın CEO'su Svein Tore Holsether, tedarik sorunlarının çözülememesinin dünya çapında haftada 10 milyar öğüne mal olabileceğini, yoksul ülkelerin zorluk yaşayabileceğini belirtiyor.

Gübre kullanımındaki azalmanın yol açacağı mahsul verimindeki düşüşün gıda sektöründe "fiyat savaşı" yaratabileceğini vurgulayarak şöyle devam ediyor:

Mevcut durum nedeniyle dünyada yarım milyon ton azotlu gübre üretilemiyor. Peki bu gıda üretimi açısından ne anlama geliyor? Gübre eksikliği nedeniyle her hafta 10 milyar öğün yemek üretilemeyecek.

Gübre üretiminde kilit öneme sahip bir bileşen olan üre arzının yüzde 35'i Körfez ülkelerinden sağlanıyor. Holsether, firmanın halihazırda tedarik sıkıntısı yaşadığını belirterek savaş nedeniyle üre fiyatlarında yüzde 60 ila 70 artış olduğunu söylüyor.

Savaşın sürmesi halinde zengin ve yoksul ülkeler arasında yaşanabilecek fiyat savaşında "en büyük bedeli en savunmasız kesimlerin ödeyeceğini" vurguluyor.

ABD-İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşın ardından gübre fiyatları yüzde 80 arttı.

Tayland'dan Vietnam'a Asya'nın dört bir yanındaki çiftçiler de ekim mevsimi gelmesine rağmen gübreye erişimlerinin zorlaştığını söylüyor.

BBC'nin analizinde, Çin'in Hürmüz'deki krize alternatif sunabileceğine dikkat çekiliyor. Asya devi geçen yıl küresel gübre üretiminin yüzde 25'ini gerçekleştirmişti.

Ancak Pekin yönetimi, savaşın başlamasından kısa süre sonra çeşitli gübre türlerinin ihracatını yasaklamıştı. Martta alınan kararın ardından gübre ihracatının yüzde 50 ila 80'i kısıtlanmış durumda. Çin, amonyum sülfat ihracatına devam ediyor fakat bu gübre, pirinç gibi temel gıda ürünlerinin yetiştirilmesinde yetersiz kalan düşük kaliteli bir endüstriyel yan ürün.

Washington merkezli Uluslararası Gıda Politikası Araştırma Enstitüsü'nden Joseph Glauber, şunları söylüyor:

Çin'in ihracat kısıtlamasıyla Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının yarattığı bileşik etki, küresel gübre piyasasını ve gıda güvenliğini kaçınılmaz olarak sarsacaktır.

Independent Türkçe, BBC, Guardian