Sadr’ın seçimlerden çekilmesinin etkileri

Sadr yayınladığı mesajla seçimlerin boykot edilmesine destek verdi.Mevcut siyasi sistemde reform yapmanın mümkün olmadığını vurguladı.

Sadr hareketinin lideri Mukteda es-Sadr (Reuters)
Sadr hareketinin lideri Mukteda es-Sadr (Reuters)
TT

Sadr’ın seçimlerden çekilmesinin etkileri

Sadr hareketinin lideri Mukteda es-Sadr (Reuters)
Sadr hareketinin lideri Mukteda es-Sadr (Reuters)

Müeyyid El-Tarafi (Iraklı gazeteci)
Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr'ın önümüzdeki ekim ayında yapılacak parlamento seçimlerine katılmayacağını duyurması, Irak sokaklarının seçimlere katılmama yönünde büyük bir boykot kampanyasıyla karşı karşıya kalan hükümette. ve diğer siyasi bloklarda şok yaşanmasına neden oldu.
Sadr, bu kararı “ülkede reform için gerçek niyetlerin olmaması ve çoğu siyasi gücün Irak sokaklarını, seçimlere katılmaya değer tünelin sonunda ışık olduğuna ikna etmek için radikal reformlar yapmayı reddetmesine” cevap olarak aldığını ifade etti. Sadr, seçimlere yönelik geniş çaplı boykotu desteklediğini ve mevcut sistemde reform yapmanın zorluğuna ilişkin görüşlerini ifade ettiği bir mesaj yayınladı.
“Durumu kurtarmak için çağrılar”
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Sadr Hareketi’nin Irak toplumunun önemli bir aktörü olduğunu ve yaklaşan seçimlere katılmamalarının düşünülemeyeceğini vurgulayarak Sadr’ı  kararından dönmeye çağırdı. Irak Parlamento Başkanı Muhammed el-Halbusi de Sadr’ı  kararını geri almaya davet ettiği açıklamasında "Irak'ın bayrağını yükseltmek ve saflarını birleştirmek için gayretli ve sadık vatandaşlarına ihtiyacı var" ifadesini kullandı.
Sadece Irak kurum başkanları değil, Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hakim, Hukuk Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki, Halk Partisi lideri Ahmed el-Cuburi ve Irak'ın önde gelen siyasi aktörlerinin çoğu da Sadr'ı kararını geri almaya ve parlamento seçimlerine katılmaya davet ettiler.

“Sadr umutsuz"
Sadr Hareketi’nden İsam Hüseyin, liderinin seçimlerden çekildiğini açıklamasının ülkedeki siyasi eylemin gidişatını değiştirme olasılığına karşı duyduğu umutsuzluktan ve kitlelerin savaşının devam etmesinden kaynaklandığını söyledi. Siyasi blokların Sadr Hareketi’ni baltalamak için Nasıriye trajedisini istismar ettiklerini ve bunun kabul edilemeyeceğini vurguladı.  
Hüseyin,ayrıca Sadr Hareketi liderinin mevcut durumun siyasi bir çıkmaza girdiğini ve siyasi blokların Irak halkına yeni bir şey teklif edemediğini tespit ettiğini aktardı. Siyasi blokların ülkedeki yıkımın sorumluluğunu Sadr Hareketi’ne yüklemek için şeytanlaştırma stratejisi yürüttüğünü ifade eden Hüseyin, Sadr'ın vatandaşa hizmet eden siyasi eylemler istediğini ve mevcut yönteme karşı bir protesto ve kırgınlık göstergesi olarak bu kararı aldığını belirtti.

“Seçimlerin meşruiyetini etkilemez”
Kûfe Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü İyad el-Anbar, Sadr Hareketi liderinin seçimlere katılmama veya herhangi bir siyasi oluşumu desteklememe kararının, taktik ve stratejik olarak geri çekilmek için bir adım olduğunu, bunun seçimlerin meşruiyetini etkilemeyeceğini söyledi.
El-Anbar sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sadr taraftarlarının seçimlere katılmaktaki isteksizliği, seçimin meşruiyetini etkilemez. Çünkü seçimlerin meşru veya gayrimeşru olduğunu belirleyecek belirli bir katılım yüzdesi yok. Ne anayasada ne de seçim kanunlarında böyle bir madde yer alıyor. Ancak bu kararın devam etmesi halinde elbette ki siyasi sonuçları olacaktır.”
el-Anbar, Sadr’ın seçimlerden çekilme nedenlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede bunun arkasında İbn el-Hatib Hastanesi ve Nasıriye Hastanesi'nde yaşananlar, elektrik sorunu ve diğer sorunlar gibi krizler meydana geldiğinde Sadr Hareketi’nin sokakla yüzleşme olasılığının daha yüksek olması ihtimali olduğunu söyledi. El-Anbar değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Bu dönemdeki suçlamalar, hizmet bakanlıklarını yürüten Sadr Hareketi'ne yöneltiliyor. Sadr Hareketi bu kararla seçimlere katılmama hususundaki tutumunu belirterek kendisini temize çıkarmak ve sonraki adımları diğer siyasi partilere bırakmak istiyor. Sadr Hareketi mensupları seçimlere katılmak isteselerdi, bakanlıklar konusunda sokağa karşı sorumlu olurlardı ve sorumluluğu üstlenirlerdi. Dolayısıyla taktik ve stratejik olarak geri adım atmak, kitlesel bir yeniden konumlandırmadır. Geri çekilmenin geçici olacağı hipotezini göz ardı etmemek ve bunun sadece bir zaman kazanma girişimi olabileceğini kabul etmek gerekir.”
Sadr'ın seçimlere katılmayacağını ve hiçbir partiyi desteklemeyeceğini kamuoyu önünde açıklamasının ardından, önümüzdeki ekim ayında yapılması planlanan parlamento seçimlerini boykot etmek için Sadr yanlıları tarafından sosyal medyada bir kampanya başlatıldı. Sadr destekçileri, bir tür kitlesel seçim protestosunu simgelemek için elektronik seçim kartları yaktılar.

“Sonuçlara katlanmaktan kaçınmak”
Siyasi Düşünce Merkezi başkanı İhsan el-Şemmari, Sadr Hareketi’nin seçimlerden çekilmesinin siyasi bir krizle başlayan büyük yankıları olacağına ve bu kararın amacının yaklaşan seçimlerin sonuçlarına katlanmaktan kaçınmak olabileceğini ifade etti.
El-Şemmari, seçimlerin Sadr Hareketi olmadan gerçekleşmesi halinde siyasi bir krizin patlak verebileceğini vurguladı. Özellikle Sadr Hareketi’nin ve destekçilerinin büyük ağırlığının, yaklaşmakta olan seçimlere ve bir sonraki hükümete yansıyacak bir dizi etkisi olacağını belirten Şemmari, seçimlerden çekilmenin sebeplerinden birinin de Sadr Hareketi’nin eski Başbakan Adil Abdulmehdi’ye destek vermesi olduğuna ve bu desteğin sonuçlarına katlanmak zorunda kaldıklarına dikkat çekti.
El-Şemmari, son olayların ve bazı siyasi blokların, Sadr hareketinin tüm ilgili bakanlıklarda güçlü bir şekilde yer aldığı ve mevcut başarısızlığın büyük bir bölümünden sorumlu olduğu yönündeki suçlamalarının da seçimlerden çekilme kararı alınmasının önemli nedenlerinden biri olduğunu sözlerine ekledi.

“Seçimleri ertelemek mi?”
El-Şemmari, Mukteda es-Sadr'ın yaklaşan seçimlerin sonuçlarına, özellikle de etkili görünen seçimlere hile karıştırmak isteyen güçlere katlanmak istemediğini ve seçimin ertelenmesi beklentisiyle onlardan uzaklaşmak istediğini sözlerine ekledi. El-Şemmari açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Sadr Hareketi, kendi destekçilerini ve seçimlerin ekimde yapılmasına sıcak bakanları ikna edebilmek için uygun atmosferin oluşması için seçimin ertelenmesini bekliyor. Bu sebeple seçimleri boykot çağrılarını yükseltmeyi sürdürüyor. Böylece seçimlerin meşruiyetine gölge düşürmeye ve seçimleri ve seçimlere katılımları tartışma konusu haline getirmeye çalışıyor. Özellikle adayların geri çekilmesinin ciddiyetsiz olduğu ve geri çekilme kapısının artık kapandığı düşünüldüğünde Sadr'ın yeniden dönüşü için girişimlerin olması muhtemeldir. Sadr hareketinin seçimlerde varlığına tekrar şahit olabiliriz.”

“Boykot cephesine destek”
Gazeteci ve yazar Basem el-Şera, Sadr Hareket’inin kararının devam etmesi halinde bunun Irak seçimlerinin sınırlı meşruiyetine büyük bir darbe vuracağı ve sonuçlarına inanmayı veya kabul etmeyi zorlaştıracağı görüşünde.
Irak toplumunun geniş kesimlerinin, mevcut siyasi blokların çeşitli alanlarda günlük yaşamlarını iyileştirecek yeni bir şey sağlayamadığına inandıkları için seçimlere katılmayı reddettiklerini de sözlerine ekledi. Şera, silahlı grupların kontrolü ele alması sebebiyle sosyal hizmetlerde açık bir düşüş ve benzeri görülmemiş bir güvensizlik yaşanan orta ve güney Irak’ta, Şii çoğunluklu bölgelerde bu boykotun daha da büyüdüğünü vurguladı.
Şera, Sadr'ın silahlı gruplara sahip olan etkili Şii siyasi güçlerinin, Irak sokaklarının ve ekim destekçilerinin seçimlere geniş çapta katılımını sağlayacak ve böylece siyasi sürece olan güveni yeniden tesis edecek herhangi bir atılım gerçekleştiremeyeceklerine inandığına dikkat çekti. Siyaset sahnesinin şu an büyük bir durgunluğa şahit olduğunu belirten Şera, Sadr’ın tutumunun seçimlerin boykot edilmesine destek verenlerin ve seçimin adaletinden şüphe duyanların tavırlarını büyük ölçüde güçlendirdiğini aktardı.
Şera ayrıca Sadr’ın bu tutumunun ve geniş kitlelerin seçime yönelik boykotlarının herkes için geniş katılımı garanti eden ve silahlı grupları seçim sonuçları üzerindeki etkisini azaltan siyasi bir anlaşma sağlanması için seçimlerin nisan veya mayıs ayına kadar ertelenmesi kararı alınana kadar devam edeceğine inandığını söyledi.



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.